AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 13722/22
YAZICI ve diğerleri/Türkiye
18 Kasım 2025 tarihinde,
Başkan
Jovan Ilievski,
Hâkimler
Oddný Mjöll Arnardóttir,
Stéphane Pisani
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), Komite halinde toplanarak,
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde bulunan, İstanbul Barosuna bağlı Avukat Y. Yeşilyurt tarafından temsil edilen üç Türk vatandaşı olan ilgililerin (“başvuranlar”)-ekte yer alan tabloda bulunan başvuranlar ve ilgili ayrıntılar listesidir- 4 Mart 2022 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvuruyu (No.13722/22),
Bir mahkemeye erişim hakkına ilişkin şikâyet hakkında başvurunun Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi eski Başkanı olan, kendi görevlisi Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesine ve başvurunun geriye kalan kısmının kabul edilemez olduğuna ilişkin kararı dikkate alarak,
Tarafların görüşlerini dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Başvuru, Anayasa Mahkemesinin, bireysel başvuru hakkının kötüye kullanılması nedeniyle, başvuranların babasının vefatından sonra babalarının avukatı tarafından yapılan başvuruyu reddetmesiyle ilgilidir.
2. Başvuranların babası olan miras bırakan (“de cujus”) 3 Mayıs 2021 tarihinde vefat etmiştir. Bu tarihte, mülkiyet hakkına ilişkin bir dava idare mahkemeleri önünde halen derdesttir. Söz konusu dava kapsamında verilen kesin karar, 3 Ağustos 2021 tarihinde miras bırakanın (“de cujus”) avukatına tebliğ edilmiştir. Bu avukat, 2002 yılında verilen yetki gereğince, sıradan mahkemeler önündeki yargılama boyunca ilgiliyi temsil etmiştir.
3. Avukat, 12 Ağustos 2021 tarihinde, miras bırakanın (“de cujus”) adına Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuruda bulunmuştur.
4. Anayasa Mahkemesi, 1 Kasım 2021 tarihinde, Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında 6216 sayılı Kanun’un 51. maddesine, Anayasa Mahkemesi İç Tüzüğü’nün 83. maddesine ve bu konuda uygulamasına dayanarak, bireysel başvuru hakkının kötüye kullanılması nedeniyle, başvuruyu reddetmiştir (bk. bu hükümlerin içeriği için aşağıdaki paragraf). Anayasa Mahkemesi, bu bağlamda bireysel başvuru hakkının kötüye kullanılmasına ilişkin içtihatlarından birçok ilgili örnek belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi, Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 43 ve 513. maddelerine göre, müvekkilin vefatı halinde, vekâlet sözleşmesinde veya davanın niteliğinde aksi belirtilmedikçe, avukatın görevinin sona erdiğini hatırlatmıştır. Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvuranın 3 Mayıs 2021 tarihinde, yani 12 Ağustos 2021 tarihinde başvurunun sunulmasından önce vefat ettiğini ve başvuru formunda bu konuda herhangi bir bilgi bulunmadığını kaydetmiştir. Böylelikle, vefat eden bir kişi adına, bu konuda yetki sahibi olmadığı halde başvuruda bulunarak, avukat bireysel başvuru hakkını kötüye kullanmıştır. Sonuç olarak avukat Anayasa Mahkemesine yanıltıcı nitelikte bir başvuruda bulunması nedeniyle, 2.000 Türk lirası (bu tarihte yürürlükte olan döviz kuru üzerinden yaklaşık 180 avro) para cezasına çarptırılmıştır.
5. Başvuranlar, 9 ve 15 Kasım 2021 tarihlerinde, vefat eden babalarının avukatına, mevcut başvuruyu Mahkemeye sunmak için yetki vermişlerdir.
6. Başvuranlar, Anayasa Mahkemesinin mirasçı olarak haklarını dikkate almaksızın bireysel başvuruyu reddetmesinden şikâyet etmektedirler. Başvuranlar, Sözleşme’nin 6. ve 13. maddeleri anlamında, mahkemeye erişim haklarının ve etkili bir başvuru yolu haklarının ihlal edilmesinden şikâyet etmektedirler.
7. Başvuranlar, bu bağlamda babalarının avukatının yaptığı başvurunun iç hukuka ve özellikle aşağıda belirtilen Borçlar Kanunu’nun 513. maddesine uygun olduğu kanaatine varmaktadırlar.
“Sözleşmeden veya işin niteliğinden aksi anlaşılmadıkça sözleşme, vekilin veya vekâlet verenin ölümü, ehliyetini kaybetmesi ya da iflası ile kendiliğinden sona ermiş olur. Bu hüküm, taraflardan birinin tüzel kişi olması durumunda, bu tüzel kişiliğin sona ermesinde de uygulanır.
Vekâletin sona ermesi vekâlet verenin menfaatlerini tehlikeye düşürüyorsa, vekâlet veren veya mirasçısı ya da temsilcisi, işleri kendi başına görebilecek duruma gelinceye kadar, vekil veya mirasçısı ya da temsilcisi, vekâleti ifaya devam etmekle yükümlüdür.”
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
8. Mahkeme, başvuranların şikâyetini, Sözleşme’nin 6. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkı açısından inceleyecektir.
9. Mahkeme, başvurunun aşağıda belirtilen gerekçelerle kabul edilemez olması nedeniyle, Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediğine ilişkin yaptığı itiraz hakkında karar vermenin gerekli olmadığı kanaatine varmaktadır.
10. Mahkemeye erişim hakkı ve özellikle üst mahkemelere erişim hakkına ilişkin Mahkeme içtihatlarından doğan ilgili ilkeler, Zubac/Hırvatistan ([BD], no. 40160/12, §§ 76-86, 5 Nisan 2018) davasında özetlenmektedir. Mahkemeye erişim hakkı mutlak değildir, ancak sınırlamalara tabi olabilmektedir. Bu sınırlamalar, söz konusu hakkın özünü ihlal edecek şekilde veya ölçüde bireyin erişimini kısıtlamamalıdır. Ayrıca, bir sınırlama, meşru bir amaca hizmet etmiyorsa ve kullanılan araçlarla hedeflenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi bulunmuyorsa, 6. maddenin 1. fıkrası ile bağdaşmayacaktır (ibidem, § 78 ve Waite ve Kennedy/Almanya [BD], no. 26083/94, § 59, AİHM 1999‑I).
11. Mevcut davada, Anayasa Mahkemesi, başvuranların babasının avukatı tarafından yapılan başvuruyu, bireysel başvuru hakkının kötüye kullanılması gerekçesiyle reddetmiş ve avukata para cezası vermiştir. Bu nedenle, Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında 6216 sayılı Kanun’un 51. maddesi ile İç Tüzüğü’nün 83. maddesine dayanmıştır. Bu maddeler, özellikle, başvuruyu yapan kişi, başvuruyu uydurma olaylara dayandırarak kasıtlı olarak Anayasa Mahkemesini aldatmaya çalışmış ise, kötüye kullanılan bir başvuruyu kabul edilemez olduğuna karar verme ve para cezası verme yetkisi tanımaktadır.
12. Mahkeme, karşılaştırma amacıyla, Gross/İsviçre ([BD], no. 67810/10, § 28, AİHM 2014), davasına atıfta bulunmakta ve bu davada, bireysel başvuru hakkının kötüye kullanılması nedeniyle Mahkeme önünde yapılan başvurunun reddedilmesi hakkında Mahkeme tarafından belirlenen genel ilkeleri özetlemektedir. Mahkeme özellikle, eksik ve dolayısıyla yanıltıcı bilgilerin, bilhassa davanın özüyle ilgile olması ve başvuranın ilgili bilgileri neden açıklamadığını yeterince dile getirmemesi halinde, bireysel başvuru hakkının kötüye kullanılması olarak değerlendirilebileceğini hatırlatmaktadır (ibidem, daha güncel olarak Sigalova/Türkiye (k.k.) [Komite], no. 20079/15, § 9, 25 Şubat 2025).
13. Mahkeme, Anayasa Mahkemesinin uyguladığı ve mahkemeye erişimi kısıtlayan kuralın, söz konusu mahkemeye kötüye kullanımın önlenmesi yoluyla adaletin doğru bir şekilde yönetilmesini sağlamak amacıyla uygulandığını ve kararın kendisinin keyfi nitelikte olmadığı sürece, bu kuralın Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasına aykırı olmadığını değerlendirmektedir (bk. bu kararlar arasında Grüner /Almanya(k.k.) no. 38130/12, § 18, 17 Ekim 2017 ve Şat ve Horuş/Türkiye (k.k.) [Komite], no. 30504/10 ve 33134/10, § 37, 16 Haziran 2020).
14. Anayasa Mahkemesinin bu kuralı uygulamasının, adaletin doğru yönetimi hedefiyle orantılı olup olmadığı ve özellikle öngörülebilir olup olmadığı konusuyla ilgili olarak (Zelenika/Hırvatistan (k.k.), no. 39801/23, § 45, 21 Mayıs 2024 ve Arrozpide Sarasola ve diğerleri/İspanya, no. 65101/16 ve diğer 2 başvuru, § 106, 23 Ekim 2018), Mahkeme Anayasa Mahkemesinin anayasal başvuruların kabul edilebilirlik kriterlerine ilişkin yorumunu sorgulama yetkisinin kendisine ait olmadığını, bu yetkinin yalnızca Anayasa Mahkemesine ait olduğunu hatırlatmaktadır. Mahkemenin görevi, bu yorumun etkilerinin Sözleşme ile uyumlu olup olmadığını incelemektir ancak anayasal başvuruların kabul edilebilirlik koşullarının sıradan başvuruların kabul edilebilirlik koşullarından daha katı olabileceği anlaşılmaktadır (bk. diğer kararlar arasında Radio-télévision croate/Hırvatistan, no. 52132/19 ve diğer 19 başvuru, § 164, 2 Mart 2023).
15. Hâlbuki, Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru hakkının kötüye kullanılması hakkında yerleşik içtihadının uygulaması göz önüne alındığında, avukat, vefat eden müvekkilinin adına yapılan başvurunun Yüksek Mahkeme tarafından kötüye kullanım olarak nitelendirilebileceğini kolaylıkla öngörebilmektedir. Bu bağlamda, tutarlı bir ulusal yargı uygulaması ve bu durumun sürekli olarak uygulanması, normal olarak öngörülebilirlik kriterini karşılamaktadır (yukarıda anılan Zubac, §§ 87 ve 88).
16. Sonuç olarak, Anayasa Mahkemesinin kararının keyfi nitelikte olup olmadığıyla ilgili olarak, Mahkeme, müteveffanın avukatının, Anayasa Mahkemesinin kararının tebliğ edilmesiyle ilgilinin vefatını öğrendiğini iddia ettiğini belirtmektedir. İlgili, avukatların müvekkillerinin hayatta olup olmadıklarını incelemek için nüfus kayıtlarına başvuramayacaklarını iddia etmektedir. Başvuranlarla ilgili olarak, Anayasa Mahkemesinin ihtilaf konusu başvuruyu reddederek mirasçı olarak haklarını dikkate almadığı kanaatine varmaktadırlar.
17. Mahkeme, avukatın Anayasa Mahkemesine gönderdiği başvuru formunun, başvuranların babasının Mahkemeye itirazda bulunmak istediği yönündeki yanlış beyan üzerine dayandığını, hâlbuki babalarının üç aydan fazla bir süre önce 3 Mayıs 2021 tarihinde vefat ettiğini kaydetmektedir.
18. Avukat, Anayasa Mahkemesi kararının tebliğ edildiği esnada ilgilinin vefatını öğrendiğini iddia etse de, müvekkilinin durumundaki olası gelişmeleri araştırmak için gerekli özeni göstermediğinin açık olduğu tespit edilmektedir. Özellikle, 3 Ağustos 2021 tarihinde idare mahkemelerinin kesin kararını aldıktan sonra, başvuranların babası adına kendi inisiyatifiyle Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunmuş, ancak ilgilinin menfaatlerini davanın başından beri temsil etmesine rağmen, kararın içeriği hakkında ilgiliyi önceden bilgilendirmeyi veya söz konusu başvurunun uygunluğuna ilişkin ilgiliyle görüşmeyi gerekli görmemiştir. Avukat, Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunduktan sonra da ilgiliye bilgi vermeye çalışmamıştır. Hâlbuki, bu tür adımlar, avukatın müvekkilinin üç aydan fazla bir süre önce vefat ettiğini öğrenmesini sağlayacaktır.
19. Mahkeme, avukatın ihmalkârlığını haklı gösterecek herhangi bir açıklama yapmadığını ve özellikle müvekkiliyle iletişime geçmede herhangi bir zorluk yaşadığını belirtmediğini kaydetmektedir. Hâlbuki bir avukat olarak, kendisine yüklenen özel özen yükümlülüklerini ve bu yükümlülüklerin ihlal edilmesinin hukuki sonuçlarını çok iyi bilmektedir. (benzer bir yaklaşım için Avotiņš/Letonya [BD], no.17502/07, § 124, 23 Mayıs 2016 ve yukarıda anılan Grüner kararı, § 20). Mahkeme, iç hukukta öngörülen usul kurallarının adaletin doğru bir şekilde yönetilmesini sağlamak amacıyla konulduğuna ve başvuranların bu kuralların davalarında uygulanmasını bekleyebileceklerine defalarca karar vermiştir (Migliore ve diğerleri/İtalya (k.k.), no. 58511/13 ve diğerleri, § 31, 12 Kasım 2013).
20. Başvuranların, Borçlar Kanunu’nun 513. maddesinden (vekâletin sona ermesi vekâlet verenin menfaatlerini tehlikeye düşürüyorsa, vekâlet veren veya mirasçısı ya da temsilcisi, işleri kendi başına görebilecek duruma gelinceye kadar, vekil veya mirasçısı ya da temsilcisi, vekâleti ifaya devam etmekle yükümlü olmasından) hareketle ileri sürdükleri argümanla ilgili olarak, Hükümet, bu istisnanın davanın koşullarında geçerli olmadığını iddia etmektedir; Bu istisna, vekâlet verenin, kabul edilebilir bir şekilde başvuruda bulunduktan sonra, yargılama esnasında vefat etmesi durumlarında geçerlidir. Mahkeme, başvuranların Hükümetin argümanına itiraz etmediklerini ve bu noktada herhangi bir açıklama yapmadıklarını belirtmektedir. Ayrıca, Anayasa Mahkemesinin Borçlar Kanunu’nun 513. maddesini yorumlaması ve mevcut davayı bu hükümde öngörülen istisnanın kapsamına dâhil etmemesi, keyfi veya açıkça mantıksız görünmemektedir.
21. Mahkeme ayrıca, başvuranların avukata verilen para cezasına ilişkin herhangi bir şikâyette bulunmadıklarını da kaydetmektedir. Mahkeme ayrıca, bu konuyu daha fazla incelemek durumunda olmadığı kanaatine varmaktadır.
22. Mahkeme, başvuranların Anayasa Mahkemesinin, önceden uyarıda bulunmaksızın miras bırakanın (de cujus) bireysel başvurusunu reddederek mirasçı olarak haklarını göz ardı ettiğini iddia ettiklerini gözlemlemektedir. Mahkeme bu bağlamda, mevcut davayı, daha sonra vefat eden bir başvuran tarafından Anayasa Mahkemesine kabul edilebilir bir şekilde bireysel başvuru yapılmış olan davalardan ayırmanın uygun olduğu kanaatine varmaktadır. Böyle bir durumda, mirasçıları, miras bırakanın (de cujus) yaptığı başvuruyu takip edebilmektedirler (bk. örneğin, Anayasa Mahkemesi tarafından 17 Ocak 2023 tarihinde verilen Elberan Vural ve diğerleri kararı (başvuru no. 2018/30235)) ve Mahkemenin benzer bir yaklaşımı için bk. Ergezen/Türkiye, no. 73359/10, §§ 28-30, 8 Nisan 2014). Nitekim, somut olayda başvuranların babası anayasal başvuru yapılmadan önce vefat etmiş olduğundan, avukatı ilgilinin adına Anayasa Mahkemesine kabul edilebilir bir şekilde bireysel başvuruda bulunamamaktadır. Dolayısıyla, başvuranların babası tarafından kabul edilebilir bir şekilde anayasal başvuru yapılmamıştır (bk. diğer kararlar arasında Abdurrahman Uray kararı) Anayasa Mahkemesi tarafından 4 Kasım 2014 tarihinde verilen karar (başvuru no. 2013/6140)) ve Mahkemenin benzer bir yaklaşımı için bk. Aizpurua Ortiz ve diğerleri/İspanya, no. 42430/05, § 30, 2 Şubat 2010). Dolayısıyla, adaletin doğru yönetimi ilkesi uyarınca Anayasa Mahkemesinin mevcut davada önceden uyarıda bulunma yükümlülüğü olduğu değerlendirilemez; başvuranlar, babalarının mirasçıları olarak, kabul edilebilir bir şekilde yapılmamış bir anayasal bir başvuruyu takip edememektedirler (dava esnasında kötüye kullanım olarak nitelendirilen bir başvuru kapsamında benzer bir yaklaşım için, bk. yukarıda anılan Grüner kararı, § 20).
23. Son olarak, Mahkeme, yargılanabilir kişilerin gerekli özeni göstererek hareket etmekle yükümlü olduklarını hatırlatmaktadır (Kamenova/Bulgaristan, no. 62784/09, §§ 52-55, 12 Temmuz 2018). Mahkeme, başvuranların babalarının vefatı esnasında idare mahkemeleri önünde derdest olan davadan haberdar olup olmadıkları konusunu belirtmediklerini kaydetmektedir. Dolayısıyla, başvuranlar ya söz konusu davanın varlığından haberdar olmuş ve babalarının vefatını avukata bildirmemişler, ya da bu davadan haberdar olmayıp müteveffanın güncel işleri hakkında bilgi almaya çalışmamışlardır. Başvuranlar ayrıca, bir eylemde bulunmamaları ve özen eksiklikleri nedeniyle, Mahkeme önünde şikâyet ettikleri durumun ortaya çıkmasına büyük ölçüde katkıda bulunmuşlardır. Bu durum, başvuranların herhangi bir zarara maruz kalmamak için önlenebilmektedir (yukarıda anılan Avotiņš kararıyla karşılaştırma, §§ 123 ve 124).
24. Mahkeme, Anayasa Mahkemesinin başvuranların miras bırakanının (de cujus) yaptığı anayasal başvurusunun kabul edilemez olduğuna karar vererek, ilgililerin bir mahkemeye erişim haklarının orantısız bir şekilde kısıtladığını kanıtlayan başka hiçbir unsur görmemektedir. Sonuç olarak, başvuru açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
Bu Gerekçelerle, Mahkeme, Oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 11 Aralık 2025 tarihinde bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Jovan Ilievski
Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
EK
Başvuranlar Listesi
Başvuru No. 13722/22
No.
Ad Soyad
Doğum Yılı
Uyruk
İkâmet Yeri
1.
Abdulkerim YAZICI
1985
Türk
İstanbul
2.
Nazmiye ERSOY
1974
Türk
Bursa
3.
Yüksel YAZICI
1977
Türk
Bursa