AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 26608/07 ve 328/08
Mustafa YEŞİL ve diğerleri / Türkiye
ve Veli DAYANIKLI/ Türkiye
(bk. ekteki liste)
4 Eylül 2018 tarihinde,
Başkan
Robert Spano,
Yargıçlar
Julia Laffranque,
Ledi Bianku,
Işıl Karakaş,
Valeriu Griţco,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“İkinci Bölüm”), Daire olarak toplanarak, 21 Haziran 2007 ve 18 Aralık 2007 tarihlerinde yapılan yukarıda belirtilen başvuruları ve davalı Hükümet ile başvuranlar tarafından cevaben sunulan görüşleri dikkate alarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir.
OLAY
1. Başvuran tarafların isim listesi ekte bulunmaktadır. Başvuranlar, Mahkeme önünde, sırasıyla İstanbul ve Adana Barosu’na bağlı olan Avukatlar M.Ç. Bağatur ve İ. Şahindal tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
2. Başvuru, 26 Mayıs 2015 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
3. Başvuranlar, Akdeniz bölgesinde dağlık alan olarak sınıflandırılan ve son derece turistik cazibe merkezleri ile bilinen Türkiye’nin en büyük yaylalarından biri olan Tekir Yaylası denilen Pozantı bölgesinde bulunan taşınmazlara sahiptiler.
4. Kadastro tespitinin ardından, 29 Ocak 1999 tarihinde, başvuran Veli Dayanıklı’nın haricinde, başvuranların tapu senetleri zilyetlik yoluyla mülk edinmeye dayanılarak, tapu siciline kaydedilmiştir. Başvuran Veli Dayanıklı, 17 Ağustos 1999 tarihinde, tapu kaydına dayanılarak, üçüncü şahıslara kadastro işlemi yapılmadan önce, taşınmazını satın almıştır. Başvuranlar, Pozantı Belediyesi’nin izniyle yazlık rezidanslar inşa etmişler ve emlak vergilerini ödemişlerdir.
5. Hazine, farklı tarihlerde, Mera Alanlarına İlişkin 4342 Sayılı Kanunu’na dayanarak, tapu senetlerinin iptali için Pozantı Asliye Hukuk Mahkemesi (“bundan sonra “Asliye Hukuk Mahkemesi” olarak anılacaktır) önünde davalar açmış ve taşınmazların kaydının, mera kavramıyla birlikte özel kadastro kaydında kamu arazisi olarak geçmesi talebinde bulunmuştur.
6. Asliye Hukuk Mahkemesi, yeni yapıların, bu şekilde herkes tarafından bilinen turistik bir yer haline gelmesine rağmen, söz konusu bölgede mera olarak sınıflandırılan alandan çıkarılamayacağı kanaatine varmış ve meraların hiçbir şekilde zilyetlik yoluyla mülk edinme konusu olamayacağının altını çizmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesi, taşınmazların kaydının Hazine adına mera alanı olarak özel tapu siciline kaydedilmesine karar vermiştir.
7. Başvuranlar hakkında verilen ilk derece mahkemeleri kararları sırasıyla 19 Temmuz 2006 (Mustafa Yeşil ve diğerleri) ve 19 Ekim 2006 (Veli Dayanıklı) tarihlerinde Yargıtay tarafından onanmıştır (bk. ek).
8. Başvuranlar Mustafa Yeşil, Sultan Teke, Ahmet Teke, Eşe Teke ve Veli Dayanıklı tarafından belirtilen Yargıtay kararının düzeltilmesi talepleri, esası incelenmeksizin (ekte belirtilen tarihler) karar düzeltme taleplerinin, karar düzeltme başvurusu konusunda Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440/III-I maddesinde öngörülen eşiğin altında olan ihtilaf konusu taşınmazların değeri nedeniyle, kabul edilebilirlik kriterlerinin yerine getirilmediği gerekçesiyle reddedilmiştir.
Başvuranlar Hüseyin Teke ve Ömer Elmas tarafından yapılan karar düzeltme talepleri, esas ile ilgili olarak inceleme yapıldıktan sonra reddedilmiştir.
9. İlgili kişilerin tapu senetlerinin iptal edildiği ancak idare tarafından belirlenen bir bedel karşılığında mera alanlarının yeniden satın almasına imkân sağlayan 5685 Sayılı Kanun’dan yararlanmak amacıyla, başvuranların taleplerini sundukları dosyadan anlaşılmaktadır. Ekim 2010 ile Ekim 2011 yıllarını kapsayan farklı tarihlerde, başvuranlar aşağıdaki tutarları ödedikten sonra, tapu senetlerini elde etmişlerdir: Mustafa Yeşil: 5.298 TRY (2.649 avro (EUR))[1], Eşe Teke: 6.353 TRY (3.176 avro), Ömer Elmas: 32.373 TRY (16.186 avro), Sultan Teke: 6.585 TRY (3.292 avro), Ahmet Teke: 5.776 TRY (2.888 avro), Hüseyin Teke: 10.479 TRY (5.239 avro) ve Veli Dayanıklı: 5.665 TRY (2.832 avro).
B. İç Hukuk
10. Mera Alanlarına İlişkin 4342 Sayılı Kanun’un 4. maddesinde (“bundan sonra 4342 Sayılı Kanun olarak anılacaktır), somut olayda ilgili kısımlar şu şekilde belirtilmektedir.
“ (...) Mera, yaylak ve kışlaklar; özel mülkiyete geçirilemez, amacı dışında kullanılamaz, zaman aşımı uygulanamaz,
(...)”
11. Bu yönetmelik uyarınca, mera, yaylak ve kışlak olarak sınıflandırılan taşınmazlar kadastro tespitinin ardından, özel tapu siciline kaydedilmiştir.
12. 3 Haziran 2007 tarihinde yürürlüğe giren 5685 Sayılı Kanun, 4342 Sayılı Kanuna değişiklik getirmiştir. Kanun’un geçici 3. maddesine göre, mera, yaylak ve kışlaklarda bulunan ve Hazinenin mülkiyeti haline gelen taşınmazlar, eski mal sahiplerine bazı koşullar altında veya söz konusu tarihten itibaren yasal faizlerle birlikte, tapu senedinin iptal tarihindeki bedele tekabül eden, belediyeler tarafından belirlenen bedel karşılığında mirasçılarına yeniden satılabilmektedir.
13. Karar düzeltme başvurusu, Yargıtay kararının tebliğ edilmesinin ardından on beş gün içerisinde yapılmalıdır. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun Ek 4. maddesine göre, başvuruda asgari eşiği oluşturan değerler, Vergi Usulü Hakkında 213 Sayılı Kanun’un bis 298. maddesinde düzenlenen kriterlere göre, Maliye Bakanlığı tarafından yılın başında belirlenmekte ve yayımlanmaktadır.
14. Yılın başında yayımlanan Türk hukuk yargılaması çerçevesinde, karar düzeltme başvurusu konusunda asgari eşik tutarı, 2006 yılı için 6.580 TRY ve 2007 yılı için 7.090 TRY olarak belirlenmiştir. İhtilaf konusunun değeri bu tutarların altındaki hiçbir talep, Yargıtay tarafından esas ile ilgili olarak incelenemez.
ŞİKÂYETLER
15. Başvuranlar, Sözleşme’ye Ek 1.No.lu Protokolün 1. maddesini ileri sürerek, hiçbir tazminat sağlanmaksızın mülkiyet haklarını kaybetmelerinin, mülkiyetlerine saygı haklarını ihlal ettiğini iddia etmektedirler. Ayrıca, başvuranlar kendi taşınmazlarını yeniden satın almaya yükümlü kılan 5685 Sayılı Kanun’a getirilen değişikliğin, tapu senetlerinin iptal edilmesinin kendi çıkarları doğrultusunda, meydana getirdiği hukuka aykırılığı ve adaletsizliği gösterdiği kanaatine varmaktadırlar. Bundan başka, başvuranlar kendi taşınmazlarını yeniden satın almak için para ödemeye mecbur bırakacak söz konusu değişikliğin, bu anlamda şikâyetlerine bir çözüm olarak değerlendirilemeyeceği kanaatindedirler.
Ayrıca başvuranlar, Sözleşme’nin 6. maddesini ileri sürerek, tapu senetlerinin iptaline ilişkin yargılamanın hakkaniyete uygun olmadığından şikâyet etmektedirler.
HUKUKÎ DEĞERLENDİRME
A. Başvuruların Birleştirilmesi
16. Mahkeme, başvuruların müşterek olgusal ve yasal çerçeveye sahip olmaları nedeniyle, İç Tüzüğün 42. maddesi uyarınca, birleştirilmelerinin uygun olduklarına karar vermiştir.
B. Sözleşme’ye Ek 1. No.lu Protokolün 1. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası Hakkında
17. Başvuranlar, Sözleşme’ye Ek 1. No.lu Protokolün 1. maddesinin ihlal edilmesinden şikâyet etmektedirler. Ayrıca, başvuranlar, tapu senetlerinin iptaline ilişkin yargılamanın hakkaniyete uygun olmadığı kanaatine vararak, Sözleşme’nin 6. maddesini de ileri sürmektedirler.
18. Hükümet, üç çeşit kabul edilemezlik itirazını ileri sürmektedir. Öncelikle, Hükümet Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 1007. maddesine (HUMK) dayanarak, tazminat talebinde bulunmayan başvuranların iç hukuk yollarını tüketmeyi ihmal ettiklerini belirtmektedir.
Ardından, Hükümet başvuranların 5685 Sayılı Kanun değişikliğinden yararlanarak, emlak vergisinin yarısını ödeyerek taşınmazlarını yeniden satın aldıklarını savunmaktadır. Hükümet için, başvuranlar mülkiyetlerinin iade edilmesini ve bu değişikliğin, mera alanında bulunan taşınmaz mallar ile ilgili olarak, yerel düzeyde hukuki ihtilaflara son verilmesi amacı taşıdığını kabul etmişlerdir.
Sonuç olarak, Hükümet başvuruların “kesin” yerel karar tarihinden itibaren altı aylık süre içerisinde yapılmadığını değerlendirmektedir. Hükümet, başvuranların karar düzeltme taleplerinin kabul edilebilirlik koşullarına riayet etmemeleri nedeniyle, haklarında verilen kesin son kararların, sırasıyla 19 Temmuz ve 19 Ekim 2006 tarihlerinde verilen Yargıtay kararları olduğunu belirtmektedir (bk. Ek).
19. Mahkeme, başvuruları aşağıda belirtilen Sözleşme’ye Ek 1. No.lu Protokolün 1. maddesi bağlamında tek bir açıdan inceleyecektir.
“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”
20. Mahkeme, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, iç hukuk yolları tüketildikten sonra ve kesin yerel karar tarihinden itibaren altı ay içerisinde ancak kendisine başvurulabileceğini hatırlatmaktadır. Ayrıca, Mahkeme iç hukuk yollarının tüketilmesi ve altı aylık süre hakkında Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen kuralların yakından bağlantılı olduklarını hatırlatmaktadır. Böylelikle, bu hükmün gerekliliklerini yerine getirmeyen bir başvuru yolunun kullanılması, “kesin karar” tarihinin belirlenmesi veya altı aylık sürenin başlangıç noktasının hesaplanması amacıyla Mahkeme tarafından dikkate alınmayacaktır. Sonuç olarak, başvuran taraf başlangıçtan itibaren başarısızlıkla sonuçlanan bir başvuru yolu tüketmesi halinde, bu başvuru sonucunda verilen karar altı aylık sürenin hesaplanması için dikkate alınamaz (Jeronovičs/Letonya [BD], No. 44898/10, § 75 in fine (kısacası), AİHM 2016). Sonuç olarak, Mahkeme, sunulacak şikâyetin öncelikle uygun ulusal mahkemeler önünde iç hukuk tarafından öngörülen şekil ve süre içerisinde ileri sürülmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (Ooo Khabarovskaya Toplivnaya Kompaniya/Rusya (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 10114/06, § 44, 19 Eylül 2017).
21. Ayrıca, Mahkeme karar düzeltme başvurusunun, Türk iç hukukunda, kanun tarafından öngörülen formalitelere riayet çerçevesinde, Yargıtay önünde yargılanabilir kişilerce yapıldığı göz önünde bulundurarak, Sözleşme’nin 35. maddesi anlamında, altı aylık süreyi durduran uygun bir başvuru yolu olduğunu hatırlatmaktadır (Lm Basın Limited Şirketi ve Mehmet Çağçağ (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 75450/10, § 18, 27 Haziran 2017).
22. Somut olayda, Mahkeme bir hukuk yargılaması çerçevesinde yapılan karar düzeltme talebinin, ihtilafın değerinin 2006 yılını kapsayan dönem için 6.580 TRY ve 2007 yılı için 7.090 TRY olan başvurunun asgari eşiğinden yüksek olması nedeniyle, yargılanabilir kişilere açık olduğunu gözlemlemektedir. Ayrıca, Mahkeme kanun tarafından düzenlenen kriterlere göre, Maliye Bakanlığı tarafından belirlenen bu eşiğin, söz konusu dönemin başında yayımlandığını kaydetmektedir. Dolayısıyla, karar düzeltme başvurusunun esasına gelince, inceleme yapılması için bir kabul edilebilirlik koşulu söz konusudur (yukarıda 14. paragraf).
23. Böylelikle, Mahkeme başvurunun sınır eşiğinin altında bulunan ihtilaflı tutara itiraz etmek amacıyla, karar düzeltme başvurusunda bulunarak, başvuranlar Mustafa Yeşil, Eşe Teke, Sultan Teke, Ahmet Teke ve Veli Dayanıklı olay tarihinde başarısızlıkla sonuçlanan ve uygun olmayan bir hukuk yoluna başvurdukları ve dolayısıyla bu hukuk yolunun Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, bir başvuru olarak değerlendirilemeyeceği kanaatine varmaktadır. Dolayısıyla, bu tür bir başvuru, söz konusu hüküm tarafından öngörülen altı aylık süreyi erteleyemez (yukarıda belirtilen Lm Basın Limited Şirketi ve Mehmet Çağçağ, § 20). Somut olayda, kanun (HUMK) söz konusu başvuranların ihtilafları için karar düzeltme başvurusunu öngörmemiştir.
24. Dolayısıyla, Mahkeme 19 Temmuz 2006 tarihinde başvuranlar Mustafa Yeşil, Eşe Teke, Sultan Teke, Ahmet Teke ve 19 Ekim 2006 tarihinde Veli Dayanıklı (bk. Ek) hakkında verilen Yargıtay kararlarının, mevcut davalarda “kesin” yerel kararlar olduğu kanaatine varmaktadır. Mahkeme’ye başvuru tarihleri dikkate alınarak, başvuranların kesin yerel karar tarihlerinden itibaren hesaplanan altı aylık sürenin ötesinde başvurduklarının tespit edilmesi gerekir. Dolayısıyla, başvuranların şikâyetleri gecikmeli olarak yapılmış ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmeleri gerekir.
25. Başvuranlar Ömer Elmas ve Hüseyin Teke’nin şikâyetiyle ilgili olarak, Mahkeme bu şikâyetin gecikmeli olarak yapılmadığını ancak aşağıdaki nedenlerden kabul edilemez olduğunu kaydetmektedir.
26. Somut olayda, başvuranlar başvurularını yaptıklarında, mera alanında bulunan taşınmazların tapu senetlerinin iptalinin telafi edilmesi için başvurulan 5685 Sayılı değişikliğin hakkaniyete uygun olmadığı kanaatine vararak şikâyet etmişlerdir. Başvuranların şikâyetlerine rağmen ve Mahkeme tarafından bu şikâyetin incelenmesinden önce, taşınmazlarını kendi istekleriyle yeniden satın almışlardır (yukarıda 9. paragraf). Bu nedenle, başvuranlar taşınmaz mallarının kaybıyla ilgili olarak, yerel düzeyde bir anlaşma imzalamışlardır.
27. Dolayısıyla, başvuranlar Ömer Elmas ve Hüseyin Teke idare tarafından önerilen tutarı ödedikten sonra tapu senetlerini geri kazanmışlardır.
28. Mahkeme’nin nazarında, yukarıda belirtilen alım-satım mevzuatı, Sözleşme’ye Ek 1. No.lu Protokolün 1. maddesi açısından, başvuranlarca belirtilen taleplerin yerine getirilmesinin pratik etkisi bulunmaktadır.
29. Ayrıca, Mahkeme, başvuranların kendi önünde ileri sürmedikleri ödenen tutarların, söz konusu taşınmazların yerini dikkate alarak, hiçbir şekilde aşırı olmadıklarını gözlemlemektedir.
30. Yukarıda belirtilenler ışığında, başvuranların idare ile imzaladıkları alım-satım mevzuatının, genel menfaatin korunması ile Sözleşme’ye Ek 1. No.lu Protokolün 1. maddesinde güvence altına alınan hakları arasında adil denge kurulduğu şeklinde değerlendirilmeyeceğini göstermeye yönelik bütün argümanların bulunmaması nedeniyle, Mahkeme dosyanın incelemesinde bu hükmün ihlal edildiğine dair bir tespit olmadığı kanaatine varmaktadır.
Dolayısıyla, başvurular Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları anlamında, açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, Oy birliğiyle,
Başvuruların birleştirilmesine karar vermiştir;
Başvuruların kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; 27 Eylül 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Stanley NaismithRobert Spano
Bölüm Yazı İşleri Müdürü Başkan
EK
No
Başvuru No
Başvuranın Doğum Tarihi ve İkâmet Yeri
Temsilci
Not
26608/07
Başvuru Tarihi: 21 Haziran 2007
Mustafa YEŞİL
15/08/1955
Adana
Eşe TEKE
15/04/1944
Adana
Ömer ELMAS
01/02/1936
Adana
Sultan TEKE
06/04/1937
Adana
Ahmet TEKE
16/04/1945
Adana
Hüseyin TEKE
01/01/1950
Adana
Mehmet Çağrı BAĞATUR
- 19 Temmuz 2006 tarihli Yargıtay kararı
- 21 Aralık 2006 tarihinde karar düzeltme talebinin reddi
328/08
Başvuru Tarihi: 18 Aralık 2007
Veli DAYANIKLI
01/01/1964
Adana
İlhan ŞAHİNDAL
- 19 Ekim 2006 tarihli Yargıtay kararı
- 19 Nisan 2007 tarihinde karar düzeltme talebinin reddi
[1]. Euro tutarlarında, 3 Ocak 2011 tarihli resmi kura yani 1 TRY için 2.06 avro tutarına dayanılmaktadır.
Full & Egal Universal Law Academy