AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDDA KARAR
Başvuru No: 24870/06
İsmail YİĞİT / TÜRKİYE
Başkan,
Paul Lemmens,
Hâkimler,
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 10 Nisan 2018 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(İkinci Bölüm),
19 Haziran 2006 tarihinde yapılan yukarıdaki başvuruyu göz önüne alarak,
4 Mayıs 2010 tarihli kararı göz önüne alarak,
Davalı Hükümet tarafından ibraz edilen görüşleri ve bu görüşlere cevaben başvuran tarafından ibraz edilen görüşleri dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran İsmail Yiğit, 1966 doğumlu bir Türk vatandaşı olup Sinop’ta ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde İstanbul Barosuna bağlı Avukat N. Kılıç Koç tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
3. Davanın konusu, taraflarca ifade edildiği şekliyle aşağıdaki gibi özetlenebilir:
4. Başvuran 17 Ekim 1993 tarihinde yakalanmış ve gözaltına alınmıştır.
5. Başvuran 26 Ekim 1993 tarihinde tutuklanmıştır.
6. Cumhuriyet savcısı, başvuranı terör örgütü üyeliğiyle ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasasını zor kullanarak ortadan kaldırmaya ve feshetmeye teşebbüs etmekle suçlayan bir iddianameyi 31 Aralık 1993 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesine sunmuştur.
7. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, 17 Aralık 2003 tarihinde başvuranı suçlu bulmuş ve başvuranı müebbet hapis cezasına mahkûm etmiştir.
8. Yargıtay, 1 Nisan 2005 tarihinde birinci derece mahkemesinin kararını bozmuştur. Dava böylece birinci derece mahkemesine geri gönderilmiştir.
9. 5190 sayılı Kanun ile Devlet Güvenlik Mahkemelerin kaldırılmasının ardından, başvuran aleyhinde açılan ceza yargılamalarına İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi önünde devam olunmuştur.
10. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 21 Aralık 2005 tarihinde başvuranın tutuksuz yargılanmak üzere tahliyesine karar vermiştir.
11. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 18 Haziran 2010 tarihinde başvuranı tekrar mahkûm etmiş ve başvurana müebbet hapis cezası vermiştir.
12. Yargıtay, 26 Eylül 2012 tarihinde, 18 Haziran 2010 tarihli kararı onamıştır.
B. İlgili iç hukuk
13. İlgili iç hukuka ve uygulamaya ilişkin açıklamalar A.Ş./Türkiye ((k.k.), no. 58271/10, §§ 34-35, 13 Eylül 2016) Şefik Demir/Türkiye ((k.k.), no. 51770/07, §§ 29-33, 16 Ekim 2012) davalarında mevcuttur.
ŞİKÂYETLER
14. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi kapsamında, yargılama öncesi tutukluluk süresinin aşırı derecede uzun olduğundan şikâyetçi olmuştur.
15. Başvuran, aynı zamanda, Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi kapsamında dile getirdiği şikâyetlerine ilişkin olarak iç hukukta Sözleşme’nin 5 § 5 maddesi anlamında herhangi bir tazminat hakkının bulunmadığını iddia etmiştir.
16. Son olarak başvuran, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesine dayanarak makul bir süre içinde yargılanmadığı hususunda şikâyetçi olmuştur.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Başvuranın Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi kapsamındaki şikâyeti hakkında
17. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi kapsamında yargılama öncesi tutukluluk süresinin aşırı derecede uzun olduğundan şikâyetçi olmuştur.
18. Hükümet, Mahkemeden, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle söz konusu şikâyeti reddetmesini talep etmiştir. Bu bakımdan Hükümet, başvuranın Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (“CMK”) 141. maddesi uyarınca tazminat talep etmesi gerektiğini belirtmiştir.
19. Başvuranlar bu iddiaya itiraz etmiştir.
20. Mahkeme, tutukluluğun uzunluğuna ilişkin CMK’nın 141. maddesi ile öngörülen iç hukuk yolunun Şefik Demir/Türkiye ((k.k.), no. 51770/07, §§ 17‑35, 16 Ekim 2012) davasında incelendiğini ve haklarındaki mahkûmiyet kararı kesinleşen başvuranlar tarafından tüketilmesi gerektiğine karar verildiğini gözlemlemektedir.
21. Somut olayda Mahkeme, başvuranın tutukluluğunun 21 Aralık 2005 tarihinde sona erdiğini ve İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin mahkûmiyet kararının 26 Eylül 2012 tarihinde kesinleştiğini kaydetmektedir (bk. yukarıda 12. paragraf). Bu tarihten itibaren başvuran, CMK’nın 141. maddesi uyarınca tazminat talep etme hakkına sahip olmasına rağmen (bk. yukarıda anılan Şefik Demir, § 35), bu kanun yoluna başvurmamıştır.
22. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilip tüketilmediğine ilişkin değerlendirmenin, normal şartlarda, Mahkemeye başvurunun yapıldığı tarih esas alınarak gerçekleştirildiğini hatırlatmaktadır. Ancak, Mahkemenin birçok kararında belirttiği üzere bu kural, her davanın kendine özgü koşullarıyla haklı kılınabilecek istisnalara tabidir (bk. İçyer/Türkiye (k.k.), no. 18888/02, § 72, AİHM 2006-I). Mahkeme geçmişte, ceza yargılamalarındaki nihai karardan sonra uygulanabilir olan, tutukluluğun uzunluğuna ilişkin yukarıda belirtilen hukuk yoluna ilişkin davalarda bu kuraldan ayrılmıştır (bk. diğer kararlar arasında, Tutal ve Diğerleri/Türkiye (k.k.), no. 11929/12, 28 Ocak 2014). Mahkeme, söz konusu istisnanın somut davada da uygulanması gerektiği kanaatindedir.
23. Sonuç olarak, Mahkeme, Hükümetin itirazını dikkate alarak, iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle, bu şikâyetin Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği kanaatine varmıştır.
B. Başvuranın Sözleşme’nin 5 § 5 maddesi kapsamındaki şikâyetleri hakkında
24. Başvuran, aynı zamanda, Sözleşme’nin 5. maddesi uyarınca dile getirdiği şikâyetlerine ilişkin olarak iç hukukta Sözleşme’nin 5 § 5 maddesi anlamında herhangi bir tazminat hakkının bulunmadığını iddia etmiştir.
25. Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1, 2, 3 veya 4. fıkralarına aykırı bir şekilde özgürlüğünden yoksun bırakılan bir kişiye tazminat talebinde bulunma imkânının sağlanması halinde, 5. maddenin 5. fıkrasına uyulmuş olunacağını hatırlatmaktadır (bk. Wassink/Hollanda, 27 Eylül 1990, § 38, Seri A no. 185–A). Mahkeme, yukarıda da bahsedildiği gibi (bk. 17-23. paragraflar) başvuranın Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi kapsamındaki haklarının ihlal edildiği varsayılsa bile Sözleşme’nin 5 § 5 maddesi anlamında etkin bir hukuk yolu sağlayan CMK’nın 141. maddesi uyarınca başvuranın tazminat talep etme hakkının olduğunu gözlemlemektedir.
26. Dolayısıyla, Mahkeme, başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
B. Başvuranın Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamındaki şikâyeti hakkında
27. Başvuran, hakkındaki yargılamaların uzunluğunun, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinde düzenlenen “makul süre” koşuluyla bağdaşmadığı konusunda şikâyette bulunmuştur.
28. Hükümet, 6384 sayılı Kanun uyarınca, yargılamaların uzunluğuna ve kararların icra edilmemesine ilişkin başvuruların ele alınması amacıyla yeni bir Tazminat Komisyonunun kurulduğunu belirtmiştir. Hükümet aynı zamanda iç hukuk yollarının tüketilmesi için başvuranın Tazminat Komisyonuna başvurması gerektiğini belirtmiştir.
29. Mahkeme, Hükümet tarafından da ortaya konulduğu üzere, Ümmühan Kaplan / Türkiye (no. 24240/07, 20 Mart 2012) başvurusunda pilot karar usulünün uygulanmasını müteakip Türkiye’de bir iç hukuk yolunun oluşturulduğunu gözlemlemiştir. Daha sonra, Mahkeme, yukarıda anılan Turgut ve Diğerleri ((k.k.), no. 4860/09, 26 Mart 2013) davasındaki kararında, başvuranın bu yeni hukuk yolunun yürürlüğe girmesi ile iç hukuk yollarını tüketmemiş olduğu gerekçesiyle, yeni bir başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Mahkeme bu kararı verirken özellikle, bu yeni hukuk yolunun muhtemel surette (a priori) erişilebilir olduğunu ve yargılamanın uzunluğuna ilişkin şikâyetler için makul bir tazmin imkânı sunabildiğini değerlendirmiştir.
30. Mahkeme, Ümmühan Kaplan (yukarıda anılan, § 77) davasındaki kararında, yeni hukuk yolunun uygulanmasından önce Hükümete tebliğ edilmiş olan bu tür başvuruları, normal usul uyarınca inceleyebileceğini vurguladığını belirtmiştir.
31. Ancak, Mahkeme, Hükümetin başvuranın 6384 sayılı Kanun ile tesis edilmiş olan yeni iç hukuk yoluna başvurmamış olmalarına ilişkin ilk itirazını göz önünde bulundurarak, yukarıda anılan Turgut ve Diğerleri davasında varmış olduğu sonucu yinelemektedir.
32. Dolayısıyla Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle, başvurunun bu kısmının Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4. maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup, 17 Mayıs 2018 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Hasan BakırcıPaul Lemmens
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy