AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 21184/14
Kemal YİĞİT / Türkiye
Başkan,
Pauliine Koskelo,
Hâkimler,
Lorraine Schembri Orland,
Davor Derenčinović,
ve Bölüm Yazı İşleri Başkan Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla 28 Mart 2023 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
1982 doğumlu ve Rize’de ikamet eden, Mahkeme önünde İzmir Barosuna kayıtlı Avukat E. Aslan temsil edilen bir Türk vatandaşı olan Kemal Yiğit (“başvuran”) tarafından 28 Haziran 2011 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Mahkemeye yapılan başvuruyu (21184/14);
Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”), Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında yer alan ceza yargılamalarının adil olmadığı iddiasına ilişkin şikâyetlerin tebliğ edilmesine ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna dair kararı;
Tarafların beyanlarını dikkate alarak;
Gerçekleştirilen müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Başvuru, yerel mahkemelerin, başvuranın mahkûmiyetine dayanak teşkil eden ana delillerin sağlanması ve incelenmesi hususunda silahların eşitliği ilkesine uymamaları nedeniyle başvuran aleyhindeki ceza yargılamasının adil olmadığı iddiasıyla ilgilidir.
2. Başvuran, 31 Mart 2006 tarihinde, bir çiçek saksısına zaman ayarlı bomba yerleştirmek ve bunu İzmir’de bir sokağa bırakmakla suçlanmış ve daha sonra suçlu bulunmuştur. Başvuranın mahkûmiyeti, 20 Nisan 2006 tarihli kriminal polis laboratuvarı raporuna dayandırılmış ve bu raporda, cihazda kullanılan koli bandının üzerinde iki parmak izi bulunduğu ve her ikisinin de başvurana ait olduğu sonucuna varılmıştır. Başvuran, kriminal polis laboratuvarının 31 Mart 2006 tarihli koli bandında sadece bir parmak izi bulunduğunu belirten uzman raporuna atıfta bulunarak, bu bulguya itiraz etmiştir. Söz konusu rapora ekli parmak izi fotoğrafının, defalarca talep etmesine rağmen yerel mahkemelere verilmediğinden veya mahkemeler tarafından incelenmediğinden şikâyetçi olmuştur. Bu rapor, yetkililerin bombalama olayını “faili meçhul” olarak sınıflandırmasına yol açmıştır.
3. Polisin 4 Nisan 2006 tarihli bir başka raporunda, koli bandının üzerinde iki parmak izi bulunduğu ve bu parmak izlerinin ne saksıyı sokakta bulan ve içinde bomba olduğunu fark etmeden önce evlerine götüren şikâyette bulunan şahıslara (C.E. ve M.E.) ne de parmak izleri polis veri tabanında bulunan başka bir kişiye ait olduğu belirtilmiştir.
4. Başvuran, polisin koli bandına parmak izlerini yerleştirdiğini iddia etmiş ve polisin, cihazda kullanılan koli bandındaki parmak izlerinin kendisine ait olduğunu ancak tutuklandıktan sonra tespit ettiğini, oysa yetkililerin 2002’deki ilgisiz bir olaydan dolayı tutuklanması nedeniyle parmak izlerini zaten kayıtlarında bulundurduklarını belirtmiştir. Parmak izlerinin, tutuklandığı sırada polis tarafından gözleri bağlandığında ve parmakları belirli bir nesneye bastırıldığında alındığını iddia etmişti.
5. 4 Haziran 2009 tarihinde İzmir Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranı, diğer hususların yanı sıra, Ceza Kanunu’nun 302. maddesine aykırı olarak devletin hâkimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını ayırmaya ilişkin eylemlerde bulunmaktan suçlu bulmuş ve müebbet hapis cezasına çarptırmıştır. Mahkeme heyetinin bir üyesi, başvuran aleyhindeki ana delilin güvenilirliği konusunda şüpheler olduğunu savunarak karara muhalif olmuştur.
6. Yargıtay, 8 Aralık 2010 tarihinde, başvurana ilişkin mahkûmiyet kararını onamıştır.
7. 16 Aralık 2010 tarihinde, başvuranın avukatı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’ndan, söz konusu kararın Yargıtay tarafından yeniden ele alınmasını ve bozulmasını sağlamak amacıyla bu mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı itirazda bulunmasını talep ederek Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 308. maddesinde öngörülen olağanüstü bir hukuk yoluna başvurmuştur.
8. Bu talep 4 Şubat 2011 tarihinde reddedilmiştir.
9. Başvuran 28 Haziran 2011 tarihinde Mahkemeye başvurusunu sunmuştur.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
10. Hükümet, başvuranın Sözleşme’nin 35. maddesinde öngörülen altı aylık süre kuralına uymadığını ileri sürmüştür. Başvuran, davasına ilişkin nihai iç hukuk kararından (Yargıtay’ın 8 Aralık 2010 tarihli kararı) 16 Aralık 2010 tarihinde haberdar olmuş olup, olağanüstü hukuk yoluna başvurma talebinde bulunurken avukatı tarafından yapılan yazılı beyanlarda da bu durum teyit edilmiştir. Ancak başvuran, başvurusunu 28 Haziran 2011 tarihinde, yani yukarıda belirtilen altı aylık sürenin dolmasından sonra Mahkemeye sunmuştur. Buna göre Hükümet, Mahkemeyi başvuruyu bu gerekçeyle kabul edilemez ilan etmeye davet etmiştir.
11. Başvuran, bu hususta yorum yapmamıştır.
12. Altı aylık süre sınırına ilişkin genel ilkeler Sabri Güneş/Türkiye ([BD], no. 27396/06, §§ 39-42, 29 Haziran 2012) kararında bulunabilir.
13. Ek olarak, Mahkeme, Sözleşme’nin 35 § 1 maddesinin gerekliliklerini karşılamayan hukuk yollarına başvurulmasının, “nihai karar” tarihinin belirlenmesi veya altı ay kuralının işletilmesi için başlangıç noktasının hesaplanması amacıyla Mahkeme tarafından dikkate alınmayacağını yinelemektedir (bk. Savickis ve Diğerleri/Letonya [BD], no. 49270/11, § 131, son cümle, 9 Haziran 2022). Mahkeme ayrıca Akçiçek v. Türkiye ((k.k.), no. 40965/10, 18 Ekim 2011), Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 308. maddesinde öngörülen olağanüstü hukuk yolunun - başvuranın mevcut davada başvurmak istediği - Sözleşme’nin 35 § 1 maddesi anlamında tüketilmesi gereken iç hukuk yollarından biri olarak kabul edilemeyeceğine karar vermiştir.
14. Yargıtay’ın başvuranın mahkûmiyetini onadığı 8 Aralık 2010 tarihli kararının mevcut davada nihai karar olduğu sonucuna varılmaktadır. Başvuranın avukatının, en geç 16 Aralık 2010 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına Yargıtay’ın ihtilaflı kararının iptali talebiyle yazılı başvuruda bulunduğu sırada bu karardan yeterince haberdar olduğu anlaşılmaktadır.
15. Yukarıda belirtilenler ışığında Mahkeme, Sözleşme’nin 35. maddesinde öngörülen altı aylık sürenin 17 Aralık 2010 tarihinde işlemeye başladığına ve 16 Haziran 2011 Perşembe günü gece yarısı sona erdiğine karar vermiştir. Başvuru 28 Haziran 2011 tarihinde, yani söz konusu sürenin sona ermesinden sonra yapılmıştır.
16. Sonuç olarak, başvurunun, Sözleşme’nin 35 § 1 maddesinde öngörülen altı aylık süre sınırına uyulmaması nedeniyle Sözleşme’nin 35 § 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup 20 Nisan 2023 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Pauliine Koskelo
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan