İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 45558/21
Bilal YILDIRIM ve diğerleri / Türkiye
Başkan,
Arnfinn Bårdsen,
Hâkimler,
Saadet Yüksel,
Jovan Ilievski,
Péter Paczolay,
Anja Seibert-Fohr,
Stéphane Pisani,
Juha Lavapuro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 6 Mayıs 2025 tarihinde, Daire halinde toplanarak,
Yukarıda belirtilen 1 Eylül 2021 tarihli başvuruyu,
Davalı Hükümet tarafından sunulan görüşleri ve başvuranlar tarafından cevaben sunulan görüşleri dikkate alarak,
Gerçekleştirdiği müzakerelerin ardından, aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran tarafların listesi, ekte yer almaktadır.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”), söz konusu dönemde görevlisi olan, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi eski Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilmiştir.
3. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
4. Başvuranların yakını olan Özcan Yıldırım’ın zorunlu askerlik hizmetini yerine getirmek amacıyla katıldığı askerlik yoklaması, 2017 yılında yapılmıştır.
5. Özcan Yıldırım, askerlik şubesine kaydını yaptırmıştır. İlgili, askerlik eğitimine başlamadan önce, 14 Eylül 2017 tarihinde, psikolojik bir muayeneyi de kapsayan genel sağlık muayenesine tabi tutulmuştur.
6. İlgili, bilgi formunda, herhangi bir özel sorununun bulunmadığını belirtmiştir.
7. Askeri birliğine katılmadan önce düzenlenen tıbbi rapora göre, askerin bu bağlamda herhangi bir engel durumu bulunmamaktaydı.
8. Öte yandan, ilgilinin askerlik hizmetini yerine getirmesini engelleyecek nitelikte herhangi bir psikolojik rahatsızlık veya özel bir sorunu belirlenmemiştir.
9. Böylelikle hekimler, ilgilinin askerlik hizmetini yapmaya elverişli olduğunu belirtmişlerdir.
10. Özcan Yıldırım, doktorların bulgularını içeren belgeyi imzalayarak bu bulgulara itiraz etme hakkını kullanmak istemediğini belirtmiştir.
11. Özcan Yıldırım, 18 Eylül 2017 tarihinde İzmir Narlıdere’de askeri eğitimine başlamıştır.
12. İlgili, aynı gün, yani 18 Eylül 2017 tarihinde bir doktor tarafından muayene edilmiş ve sağlık muayenesinin normal olduğu belirtilmiştir.
13. İlgili, kışladaki psikolojik danışmanla da görüşmüştür. Bu görüşmede uyuşturucu kullandığını, sivil hayatta ciddi bir trafik kazası geçirdiğini, bunalımda olduğunu, uyum sağlamakta zorluklar yaşadığını ve kimseyle herhangi bir ilişkisinin olmadığını ifade etmiştir.
14. Söz konusu psikolojik danışman, ilgilinin askerlik hizmetini yerine getirebilecek durumda olmadığına kanaat getirmiştir.
15. İlgili, 27 Eylül 2017 tarihinde, Urla Devlet Hastanesine sevk edilmiştir. Yapılan sağlık muayenelerin ardından bir rapor düzenlenmiştir. Bu raporda, ilgilinin uyuşturucu kullandığı, yoksunluk krizleri yaşadığı, kendine zarar verme ve intihar düşüncelerine sahip olduğu ve uyku bozuklukları yaşadığı belirtilmiştir. Doktorlar, ilgilinin uyum ve anksiyete bozuklukları olduğu teşhisi koymuşlardır. Doktorlar, ilgilinin bağımlılık arındırma servisi bulunan, üçüncü basamak bir sağlık kurumunun psikiyatri servisine nakledilmesi gerektiği kanısına varmışlardır.
16. Özcan Yıldırım, 2 Ekim 2017 tarihinde, kışlanın psikolojik danışmanı ile görüşmüştür. Psikolojik danışman, düzenlediği raporda, askerin düzenli olarak izlenmesini ve sağlık kontrollerinin yapılmasını tavsiye etmiştir.
17. Aynı gün tarihli bir iç belgede, askerin jiletle kendine zarar verdiğini, uyuşturucu bağımlısı olduğun, ailesinin maddi sıkıntılar yaşadığını, bu durumun kendisini bunalıma soktuğunu ve annesini de özlediğini belirttiği anlaşılmaktadır.
18. İlgili, 5 Ekim 2017 tarihinde, İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi psikiyatri kliniğine sevk edilmiş ve bu klinik ilgiliyi Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesine yönlendirmiştir. Psikiyatr, nakil reçetesi üzerine intihar riski olduğunu belirtmiştir.
19. 6 Ekim 2017 tarihinde askeri eğitimini tamamlayan Özcan Yıldırım’a birkaç günlük izin verilmiştir.
20. İlgili, 9 Ekim 2017 tarihinde, Mardin’deki Nusaybin Devlet Hastanesine gitmiştir. Psikiyatrist, ilgilinin uyum bozukluğu yaşadığına kanaat getirmiştir. Aynı gün düzenlenen tıbbi raporla, askerlik hizmeti on gün süreyle askıya alınmıştır.
21. Özcan Yıldırım, 27 Ekim 2017 tarihinde Edirne Keşan’da Kara Kuvvetlerine bağlı Topçu Alayındaki yeni askeri birliğine katılmıştır.
22. İlgili, sağlık muayenesine tabi tutulmuştur. İlgilinin uyum bozuklukları yaşadığı, iletişime pek açık olmadığı, uyuşturucu bağımlısı olduğu ve askerlik yükümlülüğüyle ilgili intihar düşünceleri olduğu tespit edilmiştir.
23. Kışlanın psikolojik danışmanı da Özcan Yıldırım ile görüşmüştür. İlgili, diğer hususların yanı sıra, ciddi intihar eğilimi olduğunu danışmana belirtmiştir.
24. Görüşmenin ardından danışman, ilgilinin askerlik hizmetini yerine getirmek için elverişli olmadığına, ivedilikle psikolojik destek sağlanması ve derhal hastaneye sevk edilmesi gerektiğine kanaat getirmiştir.
25. Aynı gün, yani 27 Ekim 2017 tarihinde, öğle saatlerinde, askeri yetkililer Özcan Yıldırım ve kardeşi Hakim Yıldırım ile görüşmüşler ve askerin psikolojik geçmişi hakkında bilgi edinmişlerdir.
26. Bu görüşmenin ardından yetkililer, erin sıkı gözetim altına alınmasına karar vermiştir. Bu bağlamda, Özcan Yıldırım’a tüm faaliyetleri boyunca eşlik etmek üzere ikisi gündüz, ikisi gece vardiyasında olmak üzere dört subay görevlendirilmiştir.
27. Yine aynı tarihte, dosyada belirtilmeyen bir saatte, askeri birlik komutanı, kışla doktoru ve kışla psikolojik danışmanı, Özcan Yıldırım’ın askerlik hizmetine devam etmeye uygun olmadığına karar vermişlerdir. Bunun üzerine, Edirne Devlet Hastanesine sevk kararı çıkarılmıştır.
28. 30 Ekim 2017 tarihinde, ilgili asker Edirne Devlet Hastanesi Psikiyatri Kliniğinde sağlık muayenesinden geçirilmiştir. Muayene sonucunda düzenlenen sağlık raporunda söz konusu kişinin zihinsel yetersizliği olduğu ve askerliğe elverişli olmadığı belirtilmiştir.
29. Özcan Yıldırım, 31 Ekim - 1 Kasım 2017 tarihleri arasında, dâhiliye, nöroloji, göğüs hastalıkları, dermatoloji, kulak burun boğaz ve göz hastalıkları olmak üzere çeşitli tıp alanlarında muayene edilmiştir. Ayrıca bazı tahliller de yapılmıştır.
30. İlgili, 1 Kasım 2017 tarihinde kışlaya geri dönmüştür.
31. Aynı gün saat 21:00 sularında, görevli personel yatakhanede gece sayımı yapmış ve Özcan Yıldırım’ın yatağında olduğunu tespit etmiştir. Saat 22:40 sularında yapılan ikinci kontrolde, askerin yatağında olmadığı tespit edilmiştir.
32. Arama çalışmaları sabah saat 3:30’a kadar sürmüş, ancak asker bulunamamıştır.
33. Ertesi sabah, yani 2 Kasım 2017 tarihinde saat 10:50 civarında, Özcan Yıldırım’ın cansız bedeni kışla karşısındaki ormanlık alanda bir ağaca asılı halde bulunmuştur.
34. Müteveffanın ailesi, Keşan Emniyet Müdürlüğü, Jandarma Komutanlığı ve Keşan İlçe Komutanlığı derhal bilgilendirilmiştir.
35. Keşan Cumhuriyet savcısı da olaydan haberdar edilmiştir.
Ceza Soruşturması36. Resen adli soruşturma başlatılmıştır.
37. Cumhuriyet savcısı, personel amirlerinin ve olay yerini gören tanıkların ifadelerinin alınmasını istemiştir. Cumhuriyet savcısı ayrıca, Çavuş M.T.nin dinlenmesini, güvenlik kamera sisteminden elde edilebilecek kayıtların olup olmadığının araştırılmasını ve askerin kişisel dosyasının ve hastane kayıtlarının temin edilmesini talep etmiştir.
38. Saat 11.40 sularında, Edirne Jandarma Komutanlığına bağlı Kriminal Adli Bilişim Timi olay yerine gelmiştir.
39. Saat 12.00 civarında, Cumhuriyet savcısı ilk araştırmaları denetlemek ve delillerin korunması için gerekli olabilecek tedbirleri almak üzere olay yerine gelmiştir.
40. Özcan Yıldırım’ın bir ağaç dalına ayakkabı bağcıklarıyla kendini astığı, ağaca tırmanırken ağaç kabuklarının zarar gördüğü ve ağaca tırmanırken kabuk parçalarının giysilerine takıldığı tespit edilmiştir.
41. Ayrıca, müteveffanın kollarının serbestçe hareket edebildiği ve vücudunun her iki yanında sallandığı gözlemlenmiştir.
42. Mağdurun ağzının gömleğinden koparılmış siyah bir kumaş parçası ile tıkalı olduğu fark edilmiştir.
43. Müteveffanın dolabı kontrol edilmiş ve içinde diğer şeylerin yanı sıra bir veda notu ile iki kutu ilaç bulunmuş: Antipsikotik ve antidepresan.
44. Notta şöyle yazıyordu: “M.T. beni intihara teşvik etti.”
45. Olay yerinin taslağı ve fotoğrafları çekilmiş ve askerin kendini asarak hayatına son verdiği ağacın ölçüleri alınmıştır.
46. Müteveffanın cesedi Keşan Devlet Hastanesine kaldırılmıştır.
47. Cumhuriyet savcısı kendi gözetiminde, cesedin dış muayenesini yaptırmıştır.
48. Bir tutanak düzenlenmiştir. Tutanakta, ölüm nedeninin asılma sonucu oluşan iskemik lezyonlar olduğu belirtilmiştir.
49. Yapılan inceleme sonucunda, düğüm yapmak için beş adet bağcık kullanıldığı ve bunun “atipik” ve tam bir asılma türü olduğu ortaya koyulmuştur.
50. Müteveffanın cesedi otopsi için İstanbul Adli Tıp Kurumuna nakledilmiştir.
51. Cumhuriyet savcısının gözetiminde cesede klasik otopsi yapılmıştır.
52. Cumhuriyet savcısı, adli tıp uzmanından cesedi inceleyerek ölüm nedenini belirlemesini ve ölüm koşullarıyla ilgili gözlemlerini kendisine bildirmesini istemiştir.
53. Adli tıp uzmanı, Özcan Yıldırım’ın asılma sonucu öldüğü sonucuna varmıştır.
54. Öte yandan, Adli Tıp Kurumu Biyoloji Bölümü, olay yerinde bulunan siyah kumaşın analizinde Özcan Yıldırım’dan başka herhangi birisine ait bir DNA tespit edilemediğini belirtmiştir.
55. Yürütülen soruşturma kapsamında birçok kişi dinlenmiştir.
56. Askerler ifadelerinde, Özcan Yıldırım’ın kışlaya geldiği andan itibaren anormal davranışlar sergilediğini, rahatsızlığıyla ilgili işlemlerin başlatıldığı, faaliyetlerinde kendisine eşlik etmek üzere dört subayın görevlendirildiğini, hastaneye sevkinin planlandığını ve Çavuş M.T. ve diğer askerler ilgiliye hastaneye kadar eşlik etmeleri ve oradaki işlemleri takip etmekle görevlendirildiklerini belirtmişlerdir.
57. Bazı askerler, arkadaşlarının, sürekli olarak annesini özlediğini toplum içinde yaşamaktan nefret ettiğini ve önce askerliğe elverişsiz olduğuna karar verileceğini sonra da hapse atılacağını düşündüğünü söylediğini belirtmişlerdir.
58. Özcan Yıldırım’ın kardeşi de dinlenmiştir. Diğerlerinin yanı sıra şunları ifade etmiştir:
“Sivil hayatta kardeşim Nusaybin’de annemle birlikte yaşıyordu. Onu İzmir Narlıdere’deki askeri eğitim birliğine ben götürdüm. Psikolojik sorunları vardı. 23-24 günlük askeri eğitimden sonra Edirne Keşan’daki esas birliğine katıldı. Psikolojik sorunları nedeniyle bugün, 2 Kasım 2017’de askerliğe elverişli olmadığına dair rapor verilecekti.
Dün saat 23:40’ta askerden firar ettiği haberini aldım. Bu sabah saat 08:00’de Keşan’a geldim ve arama çalışmalarına katıldım. Saat 11:00 gibi kardeşimin kendini astığını öğrendim. Kardeşim dün akşam saat 19:00 ile 20:00 arasında annemle telefonda görüşmüştü. Bu görüşme sırasında, kardeşim “Senin yedi oğlun var. Artık biri olmayacak; sadece altı oğlun kalacak” demiş.
İntihar etme niyetinden bana hiç bahsetmemişti. Cesedi teşhis ettiğimde bacaklarındaki darp izlerini fark ettim. Bu yaralar üç yıl önce geçirdiği trafik kazasıyla ilgili değildi, bu da bende şüphe uyandırdı. Kardeşimin okuma ve yazma becerileri zayıftı. İlkokul üçüncü sınıfta okulu bırakmıştı.”
59. Başvuranların avukatı 5 Eylül 2018 tarihinde soruşturmaya katılarak bir dizi soruşturma tedbirinin uygulanmasını talep etmiştir.
60. 15 Şubat 2019 tarihli soruşturma raporuna göre, olay yerinde veya kışlada herhangi bir güvenlik kamerası bulunmamaktaydı.
61. Keşan Cumhuriyet savcısı, Nusaybin Cumhuriyet Savcılığından Özcan Yıldırım’ın yakınlarının ifadelerinin almasını talep etmiştir.
62. Bilal Yıldırım ve Sinem Öztürk, kardeşlerinin sorunlarını sadece ebeveynleriyle paylaştığını, psikolojik rahatsızlıkları olduğundan haberlerinin olmadığını ve intihar nedenini anlamadıklarını belirtmişlerdir. Ayrıca, kardeşlerinin zorunlu askerlik hizmeti sırasında ihmalkârlık kurbanı olduğuna inandıklarını da ifade etmişlerdir.
63. Hamdiye Yıldırım ve Şeyhmus Yıldırım, ifadelerinde oğullarının askerlik eğitimini tamamladıktan sonra eve döndüğünü belirtmişler. Oğullarının askerlik hizmetine devam etmeyi reddettiğini, eşyalarının çalındığını, alay konusu olduğunu ve askerlikten muaf tutulmak için deli numarası yapmakla suçlandığını söylediğini belirtmişlerdir. Ayrıca dövüldüğünü ve öldürüleceğini düşünerek hayatından endişe ettiğini kendilerine itiraf ettiğini ifade etmişlerdir.
64. Ebeveynler, oğullarının ölümünden önce onunla telefon ile görüştüklerini ve oğullarının kendilerine özellikle şunu söylediğini eklemişlerdir: “Anne, beni öldürecekler. Yedi oğlun var, beni bir daha göremeyeceksin ve sadece altı oğlun kalacak.”
65. Hakkı Yıldırım, kardeşini Keşan’a kadar götürdüğünü beyan etmiştir. Hakkı Yıldırım, kardeşinin askerlik yapmak istemediğini, kendisine dövüldüğünü, korktuğunu ve öldürüleceğini düşündüğünü söylediğini belirtmiştir. Kardeşinin durumunu yetkililere bildirdiğini ve kışla komutanının kendisine “Onu gözetlemek için beş subay görevlendireceğim, kardeşin hiçbir yere gidemez” diyerek kendisini rahatlattığını belirtmiştir. Kardeşinin ölüm haberini aldığını, hemen olay yerine gittiğini ve kardeşini bir ağaca asılı halde gördüğümü beyan etmiştir.
66. Keşan Cumhuriyet savcısı 17 Haziran 2020 tarihinde, Özcan Yıldırım’ın ölümünden üçüncü bir kişinin sorumluluğunu ortaya koyacak bir unsur bulunmadığını göz önünde bulundurarak kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Savcı, ilgili şahsın bilinen psikolojik rahatsızlıkları olduğunu ve kendini asarak intihar ettiğini kaydetmiştir. Ayrıca, intihara teşvik suçunun unsurlarının mevcut olmadığını da belirtmiştir.
67. Cumhuriyet savcısı, bu eylemin gerçekleştirilmesinde üçüncü bir şahsa atfedilebilecek bir kusur, ihmal, tahrik veya suç ortaklığının bulunmadığına kanaat getirmiştir.
68. Başvuranların avukatına, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın tam bir nüshası tebliğ edilmiştir.
69. İlgili taraflar, avukatları aracılığıyla bu karara itiraz etmişlerdir.
70. Başvuranlar, başvurularında, yakınlarının ölümünün koşullarını aydınlatabilecek kapsamlı bir soruşturma yapılmadığını, soruşturma tedbirlerine ilişkin taleplerinin savcılık tarafından tam olarak yerine getirilmediğini, yakınlarının el yazısıyla bıraktığı nota ilişkin hiçbir soruşturma yapılmadığını ve M.T. ve diğer askerlerin, ilgilinin ölümüne yol açan koşullar üzerindeki iddia edilen etkisinin yeterince incelenmediğini ileri sürmüşlerdir.
71. Edirne Sulh Ceza Mahkemesi 23 Temmuz 2020 tarihinde, başvuranların itirazını reddetmiştir. Söz konusu mahkeme ceza soruşturmasının, özellikle tanık ifadeleri ve adli tıp kurumunun bilirkişi raporlarının, Özcan Yıldırım’ın intihar ettiğini ortaya koyduğunu ve ölümüyle ilgili olarak üçüncü bir kişiyi sorumlu tutacak hiçbir delil bulunmadığını değerlendirmiştir.
İdari Soruşturma
72. Kara Kuvvetleri Komutanlığı mutat uygulamaya uygun olarak, olayın aydınlatılması ve bu türden bir olayın tekrar yaşanmaması için gerekli tüm sonuçların çıkarılması amacıyla idari soruşturma yapılmasına karar vermiştir.
73. Diğer askerlerin yanı sıra, Çavuş M.T.nin de ifadesi alınmıştır. Çavuş, diğer hususların yanı sıra, şu açıklamalarda bulunmuştur:
“Soru: Özcan Yıldırım’ın intiharına yol açan olaylar hakkında ayrıntılı bilgi verebilir misiniz?
Cevap: Er Özcan Yıldırım, 27 Ekim 2017 tarihinde, saat 14.30’da ağabeyi Hakkı Yıldırım ile birlikte kışlaya geldi. Tespit edilen psikolojik rahatsızlıklar nedeniyle, kışlanın psikolojik danışmanı tarafından psikiyatrik değerlendirmeye tabi tutuldu. Ardından, askeri birliğine katılım için sağlık muayenesinden geçti.
Kapsamlı bir psikiyatrik değerlendirme için 30, 31 Ekim ve 1 Kasım 2017 tarihlerinde hastaneye götürüldü. Askerliğe elverişsiz olduğuna dair bir raporun düzenlenmesi amacıyla tıbbi tanı süreci başlatıldı.
Hastanede birlikte geçirdiğimiz tüm süre boyunca, bana sürekli annesini görüp göremeyeceğini, tutuklanıp tutuklanmayacağını soruyordu. Ona böyle bir şeyin olmayacağını ve annesini tekrar göreceğini belirterek onu rahatlattım. Kardeşiyle konuşmak istedi, ben de bunun onu sakinleştirebileceğini düşünerek kendi telefonumdan kardeşini aradım.
1 Kasım 2017 tarihinde, nöbetçi olan Üstçavuş S.E. saat 23.00 sularında Özcan Yıldırım’ın firar ettiğini bildirmek içn beni aradı ve kardeşinin telefon numarasının bende olup olmadığını sordu. Evet dedim ve numarayı kendisine ilettim.
Daha sonra, Asteğmen E.U. ile birlikte, Keşan otobüs terminallerinde ve şehir merkezinde askeri bulmaya çalıştık. Saat 00.25’te kışlaya geri döndük ve kışla içerisinde de arama yaptık ancak herhangi bir sonuca ulaşamadık. Saat 01.05’te evime gitmek üzere kışladan ayrıldım.
Soru: [Özcan Yıldırım’ın] tutumunda veya davranışlarında herhangi bir anormallik tespit ettiniz mi?
Cevap: Hayır, bu türden herhangi bir anormallik tespit etmedim.”
74. İdari Soruşturma Komisyonu. 6 Kasım 2017 tarihinde, Özcan Yıldırım’ın ölümüne ilişkin iç rapor düzenlemiştir. Söz konusu Komisyon, psikolojik sorunları bulunan Özcan Yıldırım’ın kendini asarak intihar ettiği değerlendirmesinde bulunmuştur. Komisyon, askerin takibi ve desteklenmesi konusunda askeri idare tarafından bazı eksikliklerin tespit edildiği sonucuna varmıştır.
Anayasa Mahkemesinin Kararı
75. Başvuranlar, avukatları aracılığıyla 23 Ekim 2020 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır. Başvuranlar bir yandan, yakınlarının askeri yetkililerin sorumluluğu altındayken hayatını kaybetmesinden diğer yandan ise ceza soruşturmasının yetersizliğinden şikâyet etmişlerdir. Başvuranlar yetkili makamlar tarafından yürütülen soruşturmanın, kendilerine göre Özcan Yıldırım’ın ölümünün kesin koşullarının aydınlatılması ve sorumluların tespit edilmesini sağlamadığı için etkili sayılamayacağını ileri sürmüşlerdir.
76. Anayasa Mahkemesi, kararını 11 Mart 2021 tarihinde vermiştir. Bu kararın ilgili bölümü, diğerlerinin yanı sıra, şu şekildedir:
“Başvuru, Ölüm olayının üçüncü bir kişinin eylemiyle gerçekleştiği iddiasının etkili soruşturulmadığı ve yaşamı koruma yükümlülüğünün yerine getirilmediği iddiası yönünden yaşam hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Soruşturmanın Etkisiz Olduğu İddiası Hakkında
Başvuru, Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru inceleme yetkisine girdiği ölçüde ve sunulan belgeler çerçevesinde değerlendirildiğinde Anayasa’nın 17. maddesinde öngörülen devletin yükümlülükleri kapsamında bir ihlalin olmadığının açık olduğu anlaşılmıştır. (Benzer yönde bk. Rıza Doğan, B. No: 2015/5099, 19/9/2018, §§ 49-59.)
Yaşamı Koruma Yükümlülüğünün Yerine Getirilmediği İddiası Hakkında
6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur.
Başvurunun hukuk sisteminde mevcut idari ve yargısal yollar tüketilmeksizin yapıldığı anlaşılmaktadır. (Benzer yönde bk. [ibidem], §§ 60-69.)
Açıklanan gerekçelerle, diğer kabul edilebilirlik şartları incelenmeksizin, Ölüm olayının üçüncü bir kişinin eylemiyle gerçekleştiği iddiasının etkili soruşturulmadığı iddiası yönünden yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olması, yaşamı koruma yükümlülüğünün yerine getirilmediği iddiası yönünden yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna, adli yardım talebi kabul edilen başvurucuların yargılama giderlerini ödemekten tamamen muaf tutulmasına kesin olarak karar verildi.”
77. Anayasa Mahkemesinin kararı, başvuranların avukatına 16 Mart 2021 tarihinde bildirilmiştir.
TAZMİNAT DAVASI
78. Başvuranlar, 2 Eylül 2021 tarihinde, avukatları aracılığıyla Edirne İdare Mahkemesi önünde tazminat davası açmışlardır.
79. İlgililer, davaları bağlamında, yakınlarının zorunlu askerlik hizmetini yerine getirdiği sırada hayatını kaybettiğini ve dolayısıyla, hizmet kusuru nedeniyle idareninin tam sorumluluğu bulunduğunu ileri sürmüşlerdir.
80. İdare Mahkemesi, 13 Ekim 2021 tarihinde, İçişleri Bakanlığına bağlı Jandarma Genel Komutanlığına 2 Nisan 2021 tarihinde bir başvuruda bulunulduğunu ve bu başvuruya yanıt alınmadan tazminat davası açıldığını tespit etmiştir.
81. İdare Mahkemesi ayrıca, ön tazminat talebine ilişkin başvurunun Jandarma Genel Komutanlığına değil, Milli Savunma Bakanlığına bağlı Kara Kuvvetleri Komutanlığına yapılması gerektiğini gözlemlemiştir.
82. İdare Mahkemesi, Milli Savunma Bakanlığına önceden başvurulmadan doğrudan tazminat davası açılmasının, idari yetki alanına bir müdahale teşkil ettiği kanaatine varmış ve sonuç olarak, başvurunun 2577 sayılı Kanun’un 15. maddesi uyarınca yetkili makama gönderilmesi gerektiğine karar vermiştir.
83. İdare Mahkemesi, söz konusu kararın tebliğ edilme tarihinden itibaren otuz gün içinde Bölge İdare Mahkemesine itiraz edilebileceğini belirtmiştir.
84. Edirne İdare Mahkemesinin kararı, 24 Ekim 2021 tarihinde başvuranların avukatına tebliğ edilmiştir.
85. Tarafların itiraz etmemesi nedeniyle bu karar kesinleşmiştir.
86. Dosyada yer alan unsurlara göre, başvuranlar Milli Savunma Bakanlığına herhangi bir tazminat talebinde bulunmamış ve bakanlığa karşı tazminat davası açmamışlardır.
Mali Yardımlar
87. Özcan Yıldırım’ın yakınları, 21 Kasım 2017 tarihinde, Kara Kuvvetlerinden 7.020 Türk lirası (yani olayların meydana geldiği dönemde geçerli olan döviz kuruna göre yaklaşık 1.516 avro) tutarında maddi destek almışlardır.
88. Silahlı kuvvetlerin bir uzantısı olan ve başlıca amaçlardan biri, askerlik hizmeti sırasında hayatını kaybeden askerlerin ailelerini desteklemek olan Mehmetçik Vakfı, 6 Şubat 2018 tarihinde, müteveffanın ailesine maddi destek bağlamında 54.000 Türk lirası (yani olayların meydana geldiği dönemdeki döviz kuruna göre yaklaşık 11.538 avro) ödemiştir.
İLGİLİ HUKUKİ ÇERÇEVE VE İÇ HUKUK UYGULAMASI
89. 211 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun 17. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“Amir; maiyetine hürmet ve itimat hisleri verir. Maiyetin ahlaki, ruhi ve bedeni hallerini daima nezaret ve himayesi altında bulundurur (...)”
90. Türk Ceza Kanunu’nun 84. maddesi, intiharın gerçekleşmesi halinde, bir kişiyi kendini öldürmeye zorlayan, kışkırtan ya da yardım eden veya bu tür bir fiilin işlenmesini herhangi bir şekilde kolaylaştıran kişinin cezalandırılmasını öngörmektedir.
91. Anayasa’nın 72. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“Vatan hizmeti, her Türkün hakkı ve ödevidir. Bu hizmetin Silahlı Kuvvetlerde veya kamu kesiminde ne şekilde yerine getirileceği veya getirilmiş sayılacağı kanunla düzenlenir.”
92. Yürürlükteki yasal hükümler, yalnızca silahlı kuvvetler bünyesinde askerlik hizmetinin yerine getirilmesini düzenlemektedir. Kanun, alternatif bir sivil hizmet öngörmemektedir.
93. 1111 sayılı Askerlik Kanunu’nun hizmet yükümlülüğü, askere çağrı ve sağlık muayenelerine ilişkin ilgili maddeler şunları öngörmektedir:
“Madde 1
Türkiye Cumhuriyeti tebaası olan her erkek, (...) askerlik yapmaya mecburdur.
Madde 5
(...) Bu Kanunun tespit ettiği esaslar dışında veya muvazzaflık hizmetini yapmadıkça hiç bir fert askerlik çağından çıkarılamaz.
Madde 10
§ 2. (21 Mayıs 1992 tarihinde 3802 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle değiştirilmiştir): (...) askere alınacakların tamamı, (...) temel askerlik eğitimine tabi tutulur.
(...)
§ 8. : “Türk Silahlı Kuvvetleri Sağlık Yeteneği Yönetmeliğine göre bedeni kabiliyeti askerliğe elverişli olmayanlar askerlik hizmetinden muaf tutulurlar.
Madde 14
Yükümlülerin sağlık muayeneleri Türk Silahlı Kuvvetleri sağlık yeteneğine ilişkin yönetmelikte belirtilen usul ve esaslara göre yapılır. Bu muayeneler, askerlik şubesinin bulunduğu yerde öncelikle varsa kayıtlı olduğu aile hekimi tarafından, yoksa en yakın resmi sivil sağlık kuruluşunda tek tabip tarafından yapılır. . Aile hekimlerince veya resmi sağlık kuruluşunca hakkında karar verilmeyenler Sağlık Bakanlığınca belirlenen en yakın yetkili sağlık kurullarına sevk edilir.
94. Anayasa’nın 125. maddesinin 1 ve 7. fıkraları aşağıdaki gibidir:
“İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.
(...)
İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.”
95. Bu ilkenin doğal sonucu, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 11 ila 13. maddelerinde tanımlanmaktadır. Nitekim bu hükümler uyarınca, idarenin bir eyleminden doğan zarar nedeniyle mağdur olduğu kanaatinde olan herkes, iddia edilen eylem tarihinden itibaren bir yıllık bir süre içinde idareye başvurarak tazminat talebinde bulunabilmektedir. Talebin kısmen veya tamamen reddi halinde veyahut talep hakkında altmış günlük bir süre içinde cevap verilmediği takdirde, mağdur idare mahkemesinde dava açabilmektedir.
ŞİKÂYETLER
96. Başvuranlar, Özcan Yıldırım’ın askerlik hizmetini yerine getirmeye elverişli olmadığını ve yetkili makamların, Sözleşme’nin 2. maddesinin gerekliliklerini ihlal ederek, ilgiliyi kendi eylemlerine karşı korumak için uygun tedbirleri almadıklarını ileri sürmektedirler.
97. Başvuranlar, yakınlarının ölümüne ilişkin koşulları belirlemek için yürütülen soruşturma bağlamında Sözleşme’nin 2. maddesi tarafından öngörülen usuli gerekliliklerin yerine getirilmediğini iddia etmektedirler.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
98. Başvuranlar, davanın koşullarının Sözleşme’nin 2. maddesinin ihlaline neden olduğunu ileri sürmektedirler.
99. Hükümet, başvuranların iddiasını kabul etmemektedir.
100. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmektedir. Hükümet, Özcan Yıldırım’ın kendini asarak intihar ettiğinin ve intiharında üçüncü bir kişinin yer almadığının açıkça tespit edildiğini değerlendirerek, idarenin sorumlu tutulabilmesi için somut olayda tek uygun hukuk yolunun tazminat davası olduğu kanaatindedir. Bu nedenle, Hükümete göre, başvuranlar Mahkemeye başvurmadan önce bu türden bir davayı idare mahkemeleri önünde açmaları gerekirdi.
101. Her hâlükârda, Hükümet, başvuranların yakının intiharında yetkili makamların tüm sorumluluğunu reddetmektedir. Hükümet bu bağlamda, askeri makamları intiharı önlemek için daha fazlasını yapamamakla suçlamanın, dosyada yer alan unsurlar ve Sözleşme’nin 2. maddesinden doğan yükümlülükler göz önünde bulundurulduğunda, askeri makamlara aşırı bir yük yüklemek anlamına geleceği kanaatine varmaktadır.
102. Hükümet, olayların hemen ardından bir soruşturmanın açıldığını ve ölüme ilişkin koşulları aydınlatabilecek tüm soruşturma tedbirlerinin titizlikle alınıp uygulandığını eklemektedir. Hükümet, soruşturmanın etkililiğinin herhangi bir eleştiriye açık olmadığını ileri sürmektedir.
103. Başvuranlar ise, kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz ederek iç hukuk yollarını tamamen tükettikleri kanaatindedirler.
104. Başvuranlar, davanın koşullarının Sözleşme’nin 2. maddesini hem esas hem de usul yönünden ihlal ettiği yönündeki iddialarını yinelemektedirler.
Mağdur Sıfatı Hakkında
105. Mahkeme öncelikle, Kara Kuvvetleri ve Mehmetçik Vakfı tarafından başvuranlara mali yardımlar yapıldığını gözlemlemektedir.
106. Mahkeme daha sonra, bu mali yardımların, yakınlarının askerlik hizmetini yerine getirirken hayatını kaybetmesinin ardından başvuranlara maddi destek sağlamayı amaçladığını kaydetmektedir.
107. Son olarak Mahkeme, bu yardımların bir tazminat ya da yetkili makamlarca Sözleşme hükümlerinin ihlalinin tanınması anlamına gelmediğini belirtmektedir (Güzelaydın/Türkiye, no. 26470/10, § 63, 20 Eylül 2016 ve Al/Türkiye, no. 4904/20, § 60, 4 Temmuz 2023).
108. Bu nedenle, söz konusu yardımlar, başvuranları Sözleşme’nin 34. maddesi anlamında mağdur sıfatından yoksun bırakamaz.
İç Hukuk Yollarının Tüketilmesi Hakkında
109. Sözleşme’nin 2. maddesinin esas yönüne ilişkin olan şikâyetlerle ilgili olarak, Mahkeme, öncelikle, Avrupa Konseyini oluşturan demokratik toplumların temel değerlerinden birini düzenleyen Sözleşme’nin en önemli maddeleri arasında yer alan 2. maddesinin birinci cümlesinin, Devlete yalnızca “kasıtlı olarak” ölüme sebebiyet vermekten kaçınma yükümlülüğü değil, aynı zamanda kendi yetki alanı kapsamında bulunan kişilerin hayatlarını korumaya yönelik gerekli tedbirleri alma yükümlülüğünü de getirdiğini hatırlatmak ister (Fernandes de Oliveira/Portekiz [BD], no. 78103/14, § 104, 31 Ocak 2019, Nicolae Virgiliu Tănase/Romanya [BD], no. 41720/13, § 134, 25 Haziran 2019 ve Haugen/Norveç, no. 59476/21, § 132, 15 Ekim 2024).
110. Mahkeme aynı zamanda, Sözleşme’nin 2. maddesinin, iyi tanımlanmış bazı durumlarda, yetkili makamlara, bir bireyi başkalarından veya bazı özel koşullarda kendisine karşı korumak için önleyici pratik tedbirler alma yönünde pozitif bir yükümlülük getirebileceğini hatırlatmaktadır (Renolde/Fransa, no. 5608/05, § 80, AİHM 2008 (alıntılar), Tanrıbilir/Türkiye, no. 21422/93, § 70, 16 Kasım 2000 ve Keenan/Birleşik Krallık, no. 27229/95, §§ 89‑93, AİHM 2001‑III).
111. Askeri sağlık kuruluşlarının, askerlere ilişkin sağlık politikaları bağlamındaki eylem ve ihmallerinin belirli durumlarda, Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamındaki sorumluluklarını gerektirebileceğinden, ilgili sağlık kurumları tarafından askerlerin korunmasını sağlamaya yönelik düzenleyici tedbirlerin alınması da (yukarıda anılan Álvarez Ramón) bu bağlamda yer almaktadır (Kılınç ve diğerleri/Türkiye, no. 40145/98, §§ 40-43, 7 Haziran 2005 ve Powell/Birleşik Krallık (k.k.), no. 45305/99, AİHM 2000 V).
112. Yetkililer her durumda, askere alınan kişilerde intihar riskinin bulunup bulunmadığını kontrol etmelidir. Bu bağlamda Mahkeme, askerliğe elverişlilik için tıbbi muayenenin ve askere alınanların fiziksel ve psikolojik olarak elverişli olup olmadıklarının askeri sağlık birlikleri tarafından izlenmesine ilişkin düzenleyici çerçevenin etkili bir şekilde uygulanmasının önemini vurgulamaktadır.
113. Bununla birlikte Mahkeme, mevcut davada davalı Devlet tarafından tüm gerekliliklerin yerine getirilip getirilmediği konusunda karar veremez. Mahkeme Ayrıca, askeri yetkili makamların, başvuranların yakınının intihar etme riski olduğunu bilip bilmediklerine veya bilmeleri gerekip gerekmediğine ve eğer öyleyse, bu riski önlemek için kendilerinden makul olarak beklenebilecek her şeyi yapıp yapmadıklarına da karar veremez. Nitekim mevcut davanın koşullarında Mahkeme, başvuranların Hükümet tarafından belirtilen yasal yollara başvurma zorunluluğundan muaf tutulmasına yol açacak belirleyici bir unsur bulunmadığını tespit etmiştir.
117. Hükümetin de belirttiği gibi, başvuranların yürürlükteki usul kurallarına uygun olarak idare mahkemeleri önünde tazminat davası açmaları gerekirdi. Ancak Anayasa Mahkemesi gibi (yukarıdaki 76. paragraf) Mahkeme de bu usul gerekliliğine uyulmadığını tespit etmektedir.
114. Mahkeme ayrıca başvuranların, Hükümetin bu noktadaki görüşlerine yanıt vermediklerini ve dolayısıyla yürürlükteki kurallara uygun olarak konuyu idari mahkemeler önünde dava açamamalarını haklı çıkaracak herhangi bir argüman sunmadıklarını da gözlemlemektedir.
115. Böyle bir başvuru, bir yandan, başvuranların yakınlarının yaşam hakkının korunması ile ilgili olarak askeri idareye atfedilebilecek bir hizmet kusurunun işlenip işlenmediğinin ve özellikle de Özcan Yıldırım’ın askere alınmadan önce ve sonra psikolojik olarak uygunluğunun askeri tıp birliği tarafından belirlenmesi ve izlenmesi konusunda mevcut düzenleyici çerçevenin uygulanmasının yetersiz olup olmadığının incelenmesi ve diğer yandan gerektiğinde, uğranılan zararın tazmin edilmesini mümkün kılabilirdi.
116. Mahkeme, mevcut davadakine benzer koşullar altında ve Sözleşme’nin esas yönüne ilişkin şikâyetlerle bakımından, başvuranların izlemesi gereken yolun, Türk hukuk sisteminin özellikleri göz önüne alındığında, ilke olarak idari yargılama kapsamına girdiği kanaatindedir.
121. Bu hukuk yolu, ilke olarak, Sözleşme’nin 2. maddesi uyarınca Devletin etkili bir yargı sistemi sağlama yükümlülüğünü yerine getirmektedir. Sonuç olarak, başvuranlar yetkili idare mahkemeleri önünde bu yolu kullanmakla yükümlüdürler.
122. Bu nedenle Mahkeme, başvurunun idari yargılamanın konusu olduğuna dair Hükümetin ön itirazını kabul etmekte ve sonuç olarak, başvurunun bu kısmının Sözleşme’nin 35 maddesinin 1 ve 4 fıkraları uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğunu belirtmektedir.
123. Ancak, mevcut davada, Sözleşme’nin 2. maddesinin usul yönüne ilişkin şikâyetler bakımından farklı bir durum vardır.
117. Nitekim zorunlu askerlik hizmeti alanında, ihtilaf konusu olaylar, sıklıkla, faillerin bir yandan, olayların gerçek seyrini bildiği ve diğer yandan, mağdurlar tarafından haklarında ileri sürülen iddiaları doğrulayabilecek veya ortadan kaldırabilecek bilgilere erişim sağlayan tek kişiler olarak kabul edildikleri, yetkili makamların münhasır denetimi altında bulunan bir bölgede meydana gelmektedir; ayrıca Mahkemenin bu konuya ilişkin içtihadı, belirli durumlarda, asgari etkinlik kriterlerini karşılayan, cezai nitelikte, resmi bir soruşturmanın yürütülmesi yükümlülüğünün titizlikle uygulanmasını gerektirmektedir (genel ilkeler için bk. Mustafa Tunç ve Fecire Tunç/Türkiye [BD], no. 24014/05, §§ 169--182, 14 Nisan 2015).
118. Dolayısıyla ölümün bir kazadan veya başka bir kasti olmayan olaydan meydana geldiği hemen ve açıkça tespit edilmediğinde ve olaylar dikkate alındığında cinayet teorisinin en azından savunulabilir olduğu durumlarda, Sözleşme, ölümün meydana geldiği koşulları aydınlatmak için asgari etkinlik kriterlerini karşılayan bir soruşturmanın yürütülmesini gerektirmektedir (ibidem § 133). Mevcut davada da olduğu gibi soruşturmanın sonunda intihar teorisinin kabul edilmesinin, bu konu üzerinde herhangi bir etkisi yoktur, zira soruşturma yapma yükümlülüğü tam olarak mevcut olan iddiaları çürütmeyi veya doğrulamayı amaçlamaktadır.
119. Bu tür bir soruşturmanın temel amacı, yaşam hakkını koruyan ulusal hukuk hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını sağlamak ve devlet görevlilerinin veya yetkililerinin davranışları söz konusu olduğunda, sorumlulukları altında meydana gelen ölümlerden sorumlu tutulmalarını sağlamaktır (bk. Mastromatteo/İtalya [BD], no. 37703/97, § 89, AİHM 2002 VIII).
126. Bu tür bir soruşturmanın temel amacı, yaşam hakkını koruyan iç hukuk hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını sağlamak ve Devlet görevlilerinin veya yetkililerinin davranışlarının sorgulanabileceği durumlarda sorumlulukları altında meydana gelen ölümlerden sorumlu tutulmalarını sağlamaktır.
120. Somut olayda Özcan Yıldırım’ın ölümüne ilişkin koşullar başlangıçta yeterince açık bir şekilde belirlenmemiştir. Çeşitli teoriler düşünülebilirdi ve bunların hiçbiri ilk aşamada açıkça inandırıcı olmaktan uzak değildi. Bu nedenle Mahkeme, mevcut davada Devletin, olayı çevreleyen koşulların ve olası sorumluların tespit edilmesini sağlayan bağımsız bir soruşturma yürütme yükümlülüğü bulunduğu kanaatindedir.
121. Sonuç olarak, iç hukukun idari mahkemelerde tazminat davası açılmasını öngörmüş olması, yargı makamlarını ceza soruşturması yürütme yükümlülüğünden muaf tutmamaktadır.
122. Nitekim yetkili makamlar tazminat davasının sonucunda başvuranlara tazminat ödemiş olsalar dahi, bu durum tek başına, hiçbir şekilde yetkilileri usul yükümlülüğünden muaf tutamaz (yukarıda anılan Mustafa Tunç ve Fecire Tunç § 133 ve Erkan/Türkiye (karar), no. 41792/10, §§ 54-62, 28 Ocak 2014).
123. Ayrıca, somut olayda, Sözleşme’nin 2. maddesinin usul yönüne ilişkin şikâyetler bakımından, Cumhuriyet savcısı tarafından verilen takipsizlik kararına karşı itiraz ettikleri için başvuranların, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası anlamında iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralını yerine getirmek amacıyla idari mahkemeler önünde tazminat davası açmak zorunda değillerdi. Bu sebeple Mahkeme, Hükümet tarafından bu bağlamda ileri sürülen ilk itirazı reddetmektedir.
Esas Hakkında124. Başvuranlar, yakınlarının ölümüyle ilgili olarak yürütülen cezai soruşturmanın etkili olmadığını ve kesin koşulların açıklığa kavuşturulmasına ve olası sorumluların tespit edilmesine imkân tanımadığını ileri sürmektedirler. Başvuranlar, yetkililer tarafından yürütülen ve Özcan Yıldırım’ın kendi iradesiyle canına kıydığı ve ölümünden kimsenin cezai olarak sorumlu olmadığı kanaatine varılan soruşturmanın sonucuna itiraz etmektedirler.
125. Hükümet, ceza soruşturmasının sonucunda yetkili makamlar tarafından kabul edilen tezin sorgulanmasına yol açacak hiçbir unsur bulunmadığı kanaatindedir. Bu bağlamda Hükümet, olayın hemen ardından bir soruşturma açıldığını ve Özcan Yıldırım’ın ölümüne ilişkin koşulları aydınlatabilecek her türlü soruşturma işlemlerinin kapsamlı bir şekilde gerçekleştirildiğini belirtmektedir. Böylece, ölüm koşulları kesin olarak belirlenmiş ve soruşturma, başvuranların yakınlarının intihar etmesinde üçüncü kişilerin herhangi bir kusuru, ihmali, kışkırtması veya suç ortaklığı bulunmadığı sonucuna varmayı mümkün kılmıştır. Hükümet son olarak başvuranların avukatları aracılığıyla soruşturmaya katılma fırsatına sahip olduklarını ileri sürmektedir.
126. Sözleşme’nin 2. maddesi anlamında soruşturmanın etkililiğine ilişkin genel ilkeler için Mahkeme bu konudaki içtihatlarına atıfta bulunmaktadır (özellikle bk. yukarıda atıfta bulunulan Mustafa Tunç ve Fecire Tunç, §§ 169-182).
127. Soruşturmalar kapsamlı, tarafsız ve dikkatli bir şekilde yürütülmelidir (McCann ve diğerleri/Birleşik Krallık, 27 Eylül 1995, §§ 161-163, A Serisi no. 324).
128. Bu bağlamda, ivedilik ve makul özen gerekliliği zımni olarak mevcuttur (Hanan/Almanya [BD], no. 4871/16, § 207, 16 Şubat 2021).
129. Ayrıca, soruşturma, mağdurun ailesinin meşru menfaatlerini korumak için mağdurun ailesi için gerekli olduğu ölçüde erişilebilir olmalıdır (Armani Da Silva/Birleşik Krallık [BD], no. 5878/08, § 235, 30 Mart 2016 ve yukarıda anılan Al-Skeini ve diğerleri/Birleşik Krallık [BD], no. 55721/07, § 167, AİHM 2011).
130. Somut olayda, Mahkeme öncelikle, başvuranların yakınlarının cansız bedeninin 2 Kasım 2017 tarihinde bulunduğunu, aynı gün ilk soruşturma tedbirlerinin alındığını ve Cumhuriyet savcısının 17 Haziran 2020 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar vererek soruşturmaları sonlandırdığını tespit etmektedir. Bu kararın bir kopyası, avukatları aracılığıyla sulh hâkimliği nezdinde itirazda bulunan başvuranlara iletilmiştir. Sulh hâkimliği 23 Temmuz 2020 tarihinde, soruşturma kapsamında herhangi bir eksiklik tespit edilmediğine kanaat getirerek başvuranların itirazını reddetmiştir.
131. Mahkeme, bu sürenin ilk bakışta nispeten uzun görünebileceğini, ancak bunun söz konusu soruşturmaların gerekli özenle yürütülmediği anlamına gelmediğini düşünmektedir. Ayrıca, başvuranlar ceza soruşturmasının yürütülmesinde herhangi bir yavaşlıktan şikâyet etmemişlerdir.
132. Mahkeme ayrıca, yetkili makamların söz konusu olay ve olgulara dair kanıtları toplamak ve korumak için uygun önlemleri aldığını belirtmektedir.
140. Dolayısıyla Mahkeme, birçok tanığın dinlendiğini ve Özcan Yıldırım’ın arkadaşlarının ifadelerinden savcının olayların meydana geldiği dönemde Özcan Yıldırım’ın psikolojik durumu ve olayla ilgili koşullar hakkında bilgi toplamasına olanak sağladığını tespit etmektedir.
141. Ayrıca, yetkili makamların önemli tanıkları sorgulamayı ihmal ettiklerine veya sorgulamaları uygun olmayan bir şekilde gerçekleştirdiklerine dair hiçbir kanıt bulunmamaktadır. Mahkeme, ifadeler arasında herhangi bir çelişki de görmemekte ve ifadelerin birbiriyle tutarlı olduğunu tespit etmektedir.
133. Mahkeme ayriyeten Özcan Yıldırım’ın ailesinin ifadelerinin de alındığını gözlemlemektedir.
134. Mahkeme, askerin ölümünün ardından, Cumhuriyet savcısının gözetiminde Adli Tıp Kurumunda klasik bir otopsi yapıldığını tespit etmektedir. Otopsi sonucunda, yaralarla ilgili bir rapor düzenlenmiş ve ölüm nedenine ilişkin klinik bulgular objektif bir şekilde değerlendirilmiştir.
135. Ayrıca, Mahkeme, başvuranların soruşturma kapsamında elde edilen bilgilere, yargılamaya etkin bir şekilde katılmalarını sağlayacak yeterlilikte erişebildiklerini düşünmektedir. Nitekim Hakkı Yıldırım, olayın meydana geldiği kışlaya giderek kardeşinin ölümüne ilişkin koşulları sorgulayabilmiştir; başvuranlara ayrıca soruşturma dosyası iletilmiş ve başvuranlar bir dizi soruşturma tedbirinin tamamlanmasını talep edebilmişlerdir; son olarak başvuranlar, konuşturmaya yer olmadığına dair kararın tam kopyasını almışlardır. Dolayısıyla, başvuranlar, dosyanın unsurları hakkında bilgi sahibi olduktan sonra avukatlarının yardımıyla kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz etmişlerdir. Böylece başvuranlar, haklarını etkili bir şekilde kullanabilmişlerdir.
136. Bu noktada Mahkeme, Sözleşme’nin 2. maddesinin, soruşturma sırasında mağdurun yakınları tarafından talep edilebilecek her türlü soruşturma tedbirini yerine getirme yükümlülüğünü yetkililere yüklemediğini hatırlatmaktadır (Ramsahai ve diğerleri/Hollanda [BD], no. 52391/99, § 348, AİHM 2007-II ve Velcea ve Mazăre/Romanya, no. 64301/01, § 113, 1 Aralık 2009).
146. Mahkeme ayrıca, soruşturmanın yeterince etkili olup olmadığının, ilgili tüm olgular ışığında ve soruşturma çalışmasının uygulamalı gerçekleri dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (Dobriyeva ve diğerleri/Rusya, no. 18407/10, § 72, 19 Aralık 2013, Centre de ressources juridiques au nom de Valentin Câmpeanu/Romanya [BD], no. 47848/08, § 147, AİHM 2014).
147. Mahkeme son olarak, asgari etkililik kriterini karşılayan incelemenin niteliği ve derecesinin davanın koşullarına bağlı olduğunu hatırlatmaktadır. Ortaya çıkabilecek durumların çeşitliliğini basit bir soruşturma işlemleri listesine veya diğer basitleştirilmiş kriterlere indirgemek mümkün değildir (Tanrıkulu/Türkiye [BD], no. 23763/94, §§ 101-110, AİHM 1999-IV ve Velikova/Bulgaristan, no. 41488/98, § 80, AİHM 2000-VI).
137. Mahkeme, soruşturma sırasında toplanan tüm delillerin Özcan Yıldırım’ın psikolojik sorunları nedeniyle kendini asarak intihar ettiğini ve başvuranların yakınlarının askerlik hizmeti sırasında taciz edildiği, baskı ve hatta kötü muamele gördüğüne dair iddialarının hiçbir dayanağı olmadığını tespit etmiştir.
138. Bu nedenle Mahkeme, dosyadaki unsurlar göz önünde bulundurulduğunda, soruşturma makamlarının olayları açıklığa kavuşturma niyetinden şüphe duymayı gerektirecek hiçbir neden bulunmadığı kanaatindedir. Mahkeme, savcılığın, başvuranlar tarafından kendilerine yapıldığı iddia edilen açıklamalara dayanarak önerilen ihtimali araştırmadığı gerekçesiyle ciddi bir şekilde eleştiremeyeceği kanaatindedir.
150. Ayrıca Mahkeme, yetkili makamların somut davranışlarının soruşturmanın yürütülmesinde herhangi bir bağımsızlık ve tarafsızlık eksikliğine işaret etmediğini düşünmektedir.
139. Nitekim yetkili makamların, ölüme ilişkin koşulların aydınlatılmasını istemediğine veya olası şüpheliler hakkında dava açılmasını engellemeye meyilli olduğuna dair hiçbir belirti bulunmamaktadır.
140. Buna ek olarak Mahkeme, gerçeklerin ortaya çıkarılması için gerekli soruşturma tedbirlerinin alındığını ve dava dosyasından, yetkililer tarafından yürütülen soruşturmada, ölümün nedenini ve olası sorumlulukları tespit etme kabiliyetini zayıflatacak bir eksiklik olduğuna dair bir sonucuna varılamayacağı kanaatine varmaktadır.
141. Başvuranlar tarafından talep edilen ve yerine getirilmeyen soruşturma tedbirleri taleplerinin, ulusal yargı makamları tarafından yürütülen soruşturmanın etkinliğini sorgulamaya yol açacak nitelikte olmadığı anlaşılmaktadır.
142. Mahkeme, özellikle, olayların yeniden canlandırılmasının yapılmamasının, mevcut davada ulusal makamların davanın temel gerçeklerini tespit etmesini ciddi şekilde engellediğine ikna olmamıştır. Mahkeme, Çavuş M.T.nin sorumluluğunu sorgulamak için yeterli delil olduğuna da ikna olmamıştır.
143. Mahkeme, davanın koşulları altında yürütülen ceza soruşturmasının etkinliğini ve güvenilirliğini tehlikeye atabilecek herhangi bir eksiklik tespit etmemiştir.
144. Bu nedenle, yetkililer tarafından benimsenen tezi sorgulayacak herhangi bir unsur bulunmadığından, Mahkeme, ulusal yetkili makamların vardığı sonuçlardan ayrılmak için ikna edici ve yeterli bir gerekçe görmemektedir.
145. Dolayısıyla yukarıda belirtilenler doğrultusunda ve kendisine sunulan deliller ışığında Mahkeme, başvuranların yakınlarının ölümüyle ilgili olarak yürütülen soruşturmanın yeterli olduğu ve başvuranların, özellikle avukatları aracılığıyla, menfaatlerini korumak ve haklarını kullanmak için yeterli derecede davaya müdahil oldukları kanaatine varmaktadır.
146. Başka bir ifadeyle, Anayasa Mahkemesi gibi Mahkeme de (yukarıdaki 76. paragraf), Sözleşme’nin 2. maddesi anlamında soruşturmanın etkinliği konusunda şüphe uyandıracak bir neden görmemektedir.
159. Sonuç olarak, başvuranların Sözleşme’nin 2. maddesinin usul yönüne dayandırılan şikâyetler, açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy çokluğuyla,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup 27 Mayıs 2025 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Arnfinn Bårdsen
Yazı İşleri Müdürü Başkan
EK
Başvuranlar Listesi:
No.
Ad SOYAD
Doğum Tarihi
Uyruğu
İkamet Yeri
1.
Bilal YILDIRIM
(müteveffanın kardeşi)
1980
Türk
İstanbul
2.
Hakkı YILDIRIM
(müteveffanın kardeşi)
1989
Türk
İstanbul
3.
Kahraman YILDIRIM
(müteveffanın kardeşi)
1982
Türk
İstanbul
4.
Şeyhmus YILDIRIM
(müteveffanın babası)
1960
Türk
İstanbul
5.
Hamdiye YILDIRIM
(müteveffanın annesi)
1964
Türk
İstanbul