AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No: 697/10
Oktay YILDIRIM / Türkiye
Başkan
Paul Lemmens,
Yargıçlar
Robert Spano,
Jon Fridrik Kjølbro
ve İkinci Bölüm Yazı İşleri Müdürü Yardımcısı Abel Campos’un katılımıyla, 23 Haziran 2015 tarihinde, Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), yukarıda belirtilen 23 Aralık 2009 tarihinde sunulan başvuruyu dikkate alarak gerçekleştirdiği müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olup, 1971 doğumludur ve İstanbul’da ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde İstanbul Barosu’na bağlı Avukat Y. Çavuşovalı tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
2. Davanın kendine özgü koşulları, başvuran tarafından ifade edildiği şekliyle aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. 2007 yılında, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı, Ergenekon isimli suç örgütü üyesi oldukları iddia edilen kişiler hakkında Hükümeti cebir ve şiddet kullanarak devirmeyi amaçladıkları iddiasıyla soruşturma başlatmıştır. Savcılığa göre, sanıklar, toplumda tanınmış kişilere yönelik suikast, yüksek mahkeme veya kutsal mekanlar gibi hassas ve önemli yerlere bombalı saldırılar düzenlemek gibi provokasyon eylemleri planlamış ve gerçekleştirmişlerdir. Sanıklar, bu yolla toplum genelinde bir korku ve panik atmosferi yaratmayı amaçlamış ve bu sayede bir güvensizlik ortamı oluşturarak, askeri darbe yolunu açmayı hedeflemişlerdir (Ergenekon davasıyla ilgili daha ayrıntılı bilgi almak ve bu davaya ilişkin eylem planları için bk. Tekin/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 3501/09, §§ 3-17, 18 Kasım 2014).
4.12 Haziran 2007 tarihinde, polis tarafından başvuranın evinde arama gerçekleştirilmiştir. Aynı gün ilgili yakalanarak gözaltına alınmıştır.
5.Başvuran 16 Haziran 2007 tarihinde, İstanbul Cumhuriyet savcısı (“savcı”) tarafından dinlendikten sonra İstanbul Ağır Ceza Mahkemesindeki (“Ağır Ceza Mahkemesi”) nöbetçi hâkim huzuruna çıkarılmıştır. Ağır Ceza Mahkemesi nöbetçi hâkimi, suçun işlendiğine dair kuvvetli şüphelerin bulunduğunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesinin 3. fıkrası tarafından öngörülen katalog bir suç olduğunu dikkate alarak, ilgilinin tutuklanmasına karar vermiştir.
6.Başvuran, tutukluluğunun ilk on iki ayını Tekirdağ Ceza İnfaz Kurumunda geçirmiştir.
7.Savcı, 14 Temmuz 2008 tarihli iddianameyle ağır ceza mahkemesi önünde başvuran aleyhine ceza davası açmıştır. Savcı, başvuranı özellikle yasadışı örgüte üye olmak ve bu örgüte silah sağlamak ve de halkı hükümete karşı silahlı isyana teşvik etmekten suçlamıştır.
8.Başvuran tahliye edilmek amacıyla birçok kez ağır ceza mahkemesine başvurmuştur. Ağır Ceza Mahkemesi söz konusu başvuruları; atılı suçların niteliği, mevcut delil durumu, kaçma riski, delillerin karartılması ve suçun işlendiğine dair kuvvetli şüphelerin bulunması nedeniyle reddetmiştir.
9.Ağır Ceza Mahkemesi 5 Ağustos 2013 tarihinde, başvuranı Ergenekon örgütüne üye olmak ve izinsiz patlayıcı madde ve silah bulundurmak suçundan otuz yıl altı ay hapis cezasına mahkûm etmiştir.
10.Başvuran 10 Mart 2014 tarihinde, tutukluluğunun kanunda öngörülen azami süreyi aşması nedeniyle Ağır Ceza Mahkemesi tarafından serbest bırakılmıştır.
11.Başvurana hakkında açılan davası Yargıtay önünde halen derdesttir.
B. İlgili İç Hukuk ve Uygulaması
1. Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru
12. 23 Eylül 2012 tarihinde yürürlüğe giren anayasal değişikliklerin ardından, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru Türk hukuk sistemine girmiştir.
13. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruyu düzenleyen 6216 sayılı Kanunun somut olayla ilgili hükümleri ve Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün somut olayla ilgili bölümleri, Mahkeme’nin Uzun/Türkiye ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 10755/13, §§ 25-27, 30 Nisan 2013) kararında yer almaktadır.
2. Anayasa Mahkemesinin Tutukluluk Süresi İle İlgili İçtihadı
14.Anayasa Mahkemesinin, özgürlük hakkı ile ilgili davalar çerçevesinde verdiği karar ve hükümler Mahkeme’nin Koçintar/Türkiye ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 77429/12, §§ 15-26, 1 Temmuz 2014) kararında yer almaktadır.
3. Ceza Muhakemesi Kanunu Hükümleri
15.Tutukluluk, Ceza Muhakemesi Kanununun (“CMK”) 100. ve devamı maddelerinde ele alınmaktadır. 100. maddeye göre kişi, hakkında suç işlediğine dair kuvvetli şüphelerin varlığını gösteren olguların bulunması ve tutukluluğun bu maddede sıralanan gerekçelerden biri ile haklı gösterilmesi durumunda tutuklanabilmektedir. Şüphelinin kaçma veya kaçma şüphesi uyandıran somut olguların bulunması, kaçma veya kaçma riski bulunması ya da şüpheli kişinin delilleri yok etme, gizleme veya tanıkları etkileme riski bulunduğunda tutukluluk hali haklı kabul edilmektedir. Aynı zamanda şüphelinin özellikle Devletin güvenliğine ve anayasal düzene karşı bazı suçları işlediğine dair kuvvetli şüphelerin bulunması, tutukluluk durumunu haklı göstermek için yeterlidir.
16. CMK’nın 101. maddesine göre, tutuklama kararı, soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısının talebi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma evresinde ise Cumhuriyet savcısının talebi üzerine veya resen yetkili mahkeme tarafından verilmektedir. Tutuklama ya da tutukluluğun devamı ile ilgili kararlar itiraza tabi olup, bu kararlarda hukuki ve fiili gerekçelerin bulunması gerekmektedir.
ŞİKÂYETLER
17.Başvuran, Sözleşme’nin 3. maddesini ileri sürerek, on iki ay tutuklu kaldığı Tekirdağ Ceza İnfaz Kurumundaki tutukluluk koşullarından şikâyet etmektedir. Başvuran, Ceza İnfaz Kurumundaki klima ya da havalandırması olmayan, böceklerin istilasına uğramış bir koğuştaki mahkûmlarla birlikte tutuklu kaldığını iddia etmektedir.
18.Başvuran, Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrasına atıfta bulunarak, maruz kaldığı tutukluluk süresinden, tutukluluk halinin devamı için Ağır Ceza Mahkemesi tarafından ileri sürülen gerekçelerin yetersizliğinden şikâyetçi olmaktadır.
19.Başvuran, Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrasını ileri sürerek, yetkililerin evinde gerçekleştirdiği arama sırasında hukuka aykırı uygulamalarından şikâyetçidir.
20.Başvuran, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasına dayanarak, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından her otuz günde bir yapılan tutukluluğun resen incelenmesi sırasında silahların eşitliği ilkesine aykırı hareket edilmesinden şikâyet etmektedir. Başvuran bu bağlamda, Ağır Ceza Mahkemesinin, Cumhuriyet savcısının görüşünü almasına karşın kendi görüşlerini sunma imkânı tanımamasından şikâyet etmektedir.
21.Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasına dayanarak, İstanbul’un merkezindeki bir duruşma salonu yerine Silivri’de bulunan bir salonun seçilmesini, duruşmanın yayınlanması ilkesine aykırı olduğunu düşünmesi sebebiyle duruşma salonu seçiminden şikâyet etmektedir.
22.Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesine dayanarak, soruşturma dosyasının 14 Temmuz 2008 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesine sunulduğu tarihe kadar erişimine kısıtlama tedbiri getirilmesinden şikâyet etmektedir.
23.Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddenin 3. fıkrasını ileri sürerek, savunmasını hazırlamak için gerekli kolaylıklara sahip olmadığından şikâyet etmektedir. Başvuran, avukatları aranmasına ilişkin Ceza İnfaz Kurumu yönetiminin uygulamasından da şikâyet etmektedir. Başvuran ayrıca duruşma salonunda avukatlara ayrılan bilgisayar sayısının yeterli olmadığını iddia etmektedir.
24.Başvuran Sözleşme’nin 8. maddesini ileri sürerek evinde arama yapılmasına karar verilmesinin hukuka uygun olmadığını iddia etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Başvuranın Tutukluluk Koşullarına İlişkin Şikâyeti Hakkında
25. Başvuran on iki ay boyunca Tekirdağ Ceza İnfaz Kurumunda geçirdiği tutukluluk koşullarından şikâyet etmektedir. Başvuran bu bağlamda, Sözleşme’nin 3. maddesini ileri sürmektedir.
“Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.”
26. Mahkeme dosya içeriğinden, başvuranın ulusal makamlar önünde böyle bir şikâyette bulunmadığını tespit etmektedir.
27.Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle başvuranın Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamındaki şikâyetinin mevcut dava koşullarında, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrası uyarınca kabul edilemez olduğu sonucuna ulaşmıştır.
B. Başvuranın Tutukluluk Süresine İlişkin Şikâyeti Hakkında
28.Başvuran, tutuklu kaldığı sürenin ve ulusal mahkemelerin bu tutukluluğu haklı göstermek için ileri sürdükleri gerekçelerin Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrasına aykırı olduğu iddia etmektedir. Söz konusu madde aşağıdaki gibidir:
“İşbu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullar uyarınca yakalanan veya tutulan herkesin (...) makul bir süre içinde yargılanma ya da yargılama süresince serbest bırakılma hakkına sahiptir. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminat şartına bağlanabilir.”
29.Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilip tüketilmediğinin kural olarak Mahkeme’ye başvuru yapıldığı tarihe göre değerlendirildiğini hatırlatmaktadır. Ancak Mahkeme’nin birçok kez belirttiği gibi; bu kuralın her davanın kendine özgü koşullarıyla gerekçelendirilebilecek istisnaları bulunmaktadır (Baumann/Fransa, No. 33592/96, § 47, AİHM 2001-V (özetler)). Böylelikle Mahkeme, özellikle uzun yargılama süresi konusunda bazı üye Devletler aleyhine yapılan başvurularda bu genel ilkenin uygulamasından vazgeçmiştir. (Fakhretdinov ve diğerleri/Rusya (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 26716/09, 67576/09 ve 7698/10, 23 Eylül 2010 ve Taron/Almanya (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 53126/07, 29 Mayıs 2012). Mahkeme, Türkiye aleyhine mülkiyet hakkıyla ilgili sorunlar konusunda açılan bazı davalarda da aynı şekilde hareket etmiştir (İçyer/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No.18888/02, §§ 73-87, AİHM 2006-I, Altunay/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 42936/07, 17 Nisan 2012 ve Arıoğlu ve diğerleri/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No.11166/05, 6 Kasım 2012).
30.Mahkeme somut davada, başvuranın tutukluluğunun, 12 Haziran 2007 tarihinde gözaltına alınmasıyla birlikte başladığını ve 5 Ağustos 2013 tarihinde mahkûm edilmesiyle birlikte son bulduğunu kaydetmektedir.
31.Mahkeme, Koçintar/Türkiye ((kabul edilebilirlik hakkında karar) No. 77429/12, § 44, 1 Temmuz 2014) kararında, Anayasa Mahkemesine bireysel başvurunun, başvuranın Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrası bağlamındaki şikâyetine uygun bir telafi imkânı sunmaya elverişli olmadığı ve makul başarı beklentileri sunmadığı kanaatine varmasını sağlayacak herhangi bir unsurun elinde bulunmadığına karar verdiğini hatırlatmaktadır.
32.Mahkeme, somut olayda bu içtihadından farklı hareket etmek için herhangi bir neden görmemektedir.
33.Sonuç olarak, İç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle başvuranın, Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrası bağlamındaki şikâyetinin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca kabul edilemez olduğuna karar verilmelidir.
C. Tutukluluğun Resen İncelenmesiyle ilgili Şikâyet Hakkında
34.Başvuran Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasını ileri sürerek tutukluluğunun resen incelenmesi işleminin silahların eşitliği ilkesini ihlal ettiğini iddia etmektedir. Söz konusu hüküm şu şekildedir.
“Yakalama veya tutulma yoluyla özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, tutulma işleminin yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar verilmesi ve eğer tutulma yasaya aykırı ise, serbest bırakılması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir.”
35.Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasının, tutukluluğun yasallığına dair itiraz başvurusunun ardından bir mahkeme nezdinde yürütülen, bir yandan tahliye talepleriyle ilgili davalarda diğer yandan da tutukluluğun devamıyla ilgili kararlara karşı yapılan itiraz başvurularına ilişkin davalara uygulandığını hatırlatmaktadır. (Altınok/Türkiye, No. 31610/08, § 39, 29 Kasım 2011). Dolaysıyla davada tutuklamanın uzatılmasına ilişkin ve ex officio (resen) ilkesiyle kabul edilen kararlar hakkında 5. maddenin 4. fıkrası bakımından Mahkeme’nin bir yargıya varma yükümlülüğü yoktur. (Knebl/Çek Cumhuriyeti, No. 20157/05, § 76, 28 Ekim 2010).
36. Sonuç olarak, bu şikâyet, Sözleşme hükümleriyle konu bakımından (ratione materiae) uyumsuzdur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. madde uyarınca reddedilmelidir.
D. Dosyaya Erişimin Kısıtlanmasına İlişkin Şikâyet Hakkında
37.Başvuran Sözleşme’nin 6. maddesini ileri sürerek, yetkili makamlar tarafından iddianamenin sunulduğu tarihe kadar soruşturma dosyasının erişimine kısıtlama tedbiri getirilmesinden şikâyet etmektedir.
38.Mahkeme, bu şikâyeti Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası çerçevesinde incelenmesinin uygun olacağını kaydetmektedir.
39.Mahkeme soruşturma dosyasının erişimine getirilen kısıtlama tedbirinin, başvurunun yapıldığı tarihten altı ay önce yani 14 Temmuz 2008 tarihinde iddianamenin Ağır Ceza Mahkemesine sunulmasıyla birlikte son bulduğunu kaydetmektedir.
40.Dolaysısıyla bu şikâyet altı aylık süre kuralına riayet edilmediği gerekçesiyle Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
E. Sözleşme’nin 6. Maddesinin 1 ve 3. Fıkraları Kapsamındaki Şikâyetler Hakkında
41.Başvuran, duruşmaların şehir merkezine çok uzak bir Ceza İnfaz Kurumunun yerleşkesinde yapılması, gazeteciler ve sanık yakınları dışında hiç kimsenin bu duruşmaya katılmasına izin verilmemesinden şikâyet etmektedir. Başvuran bu durumun, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasında öngörülen davanın kamuya açık görülmesi ilkesini ihlal ettiğini iddia etmektedir. Başvuran öte yandan savunmasını hazırlamak için gerekli kolaylıklardan yararlanamadığını iddia etmektedir. Başvuran Ceza İnfaz Kurumu yönetiminin, duruşmaya katılmadan önce, yerleşkeye girişte avukatların aranmasına yönelik uygulamasından da şikâyet etmektedir. Başvuran ayrıca, avukatların duruşma salonunda yeteri kadar bilgisayara sahip olmadıklarını iddia etmektedir. Başvuran bu bağlamda Sözleşme’nin 6. maddesinin 1 ve 3. fıkralarını ileri sürmektedir. Bu maddenin ilgili bölümleri şu şekildedir.
“1. Herkes, (...) cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, (...) bir mahkeme tarafından, (...) davasının hakkaniyete uygun olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir
(...)
3. Her sanık en azından aşağıdaki haklara sahiptir:
(...)
b)Savunmasını hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olmak;
(...)”
42.Mahkeme, başvurana karşı açılan ceza davasının Yargıtay önünde halen derdest olduğunu kaydetmektedir. Dolaysıyla Mahkeme’nin davayı kapsamlı bir şekilde incelemesi mümkün değildir.
43.Sonuç olarak başvuran, iç hukuktaki yargılamada gelinen noktada ceza yargılamasının adil olmadığından şikâyet edemez. Bununla birlikte başvuran, hakkındaki ceza davası sonuçlandıktan sonra iddia ettiği ihlallerden dolayı halen mağdur olduğunu düşündüğü takdirde, yeniden Mahkeme’ye başvurabilir. Dolayısıyla başvurunun bu kısmının incelenmesi için henüz erkendir (bk. diğer kararlar arasında, Baltacı/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar.), No. 495/02, 14 Haziran 2005 ve Doğan, (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 28484/10, §§95-97, 10 Nisan 2012).
44.Bu durumda, Sözleşme’nin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca, başvurunun bu kısmının da reddedilmesi gerekmektedir.
F. Başvuranın Evinde Gerçekleştirilen Aramaya İlişkin Şikâyet Hakkında
45.Başvuran Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. ve 8. fıkralarını ileri sürerek yetkililerin, ona göre usulsüz olarak evinde gerçekleştirdiği aramadan şikâyet etmektedir. Başvuran ayrıca, evinde arama yapılmasına yönelik verilen kararın hukuk kurallarına aykırı olduğunu iddia etmektedir.
Mahkeme söz konusu şikâyetleri sadece Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde incelenmesinin uygun olacağı kanaatindedir. Bu madde şu şekildedir:
“1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
(...)”
46.Dosyadaki unsurlara göre Mahkeme, başvuranın ulusal mahkemeler önünde bu şikâyeti dile getirmediğini gözlemlemektedir. Mahkeme, başvuranın etkili hiçbir hukuk yoluna sahip olmadığı varsayıldığında bile, altı aylık sürenin bu durumda şikâyete konu edilen olay ya da önlemlerin vuku bulduğu veya ilgilinin bilgilendiği ya da etkilerin veya zararların farkına vardığı tarihte başladığını hatırlatmaktadır. (Varnava ve diğerleri/Türkiye [BD], No. 16064/90, 16065/90, 16066/90, 16068/90, 16069/90, 16070/90, 16071/90, 16072/90 ve 16073/90, § 157, AİHM 2009).
47.Mahkeme somut davada, başvuranın şikâyet ettiği aramanın yapıldığı tarihin 12 Haziran 2007 olduğunu tespit etmektedir. Dolayısıyla altı aylık süre bu tarihten itibaren başlamaktadır. Sonuç olarak bu şikâyet geç sunulmuştur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, Oybirliğiyle
Başvurunun kabul edilemez olduğuna;
karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup 16 Temmuz 2015 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Abel CamposPaul Lemmens Yazı İşleri Müdürü Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy