AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 27743/07
Hakkı YILDIZ ve Hamiyet YILDIZ / Türkiye
27 Ağustos 2019 tarihinde,
Başkan
Julia Laffranque
Hâkimler
Ivana Jelić,
Arnfinn Bårdsen
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“İkinci Bölüm”), komite olarak toplanarak, 22 Haziran 2007 tarihinde yapılan yukarıda belirtilen başvuruyu, davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ve başvuranlar tarafından bu görüşlere verilen cevaplar dikkate alınarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuranlar Hakkı Yıldız ve Hamiyet Yıldız, Türk vatandaşları olup sırasıyla 1954 ve 1961 doğumludurlar. Başvuranlar, İstanbul’da ikamet etmektedirler. Başvuranlar, Mahkeme önünde İstanbul Barosuna bağlı Avukat F. Aydınkaya tarafından temsil edilmişlerdir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru, 3 Ekim 2016 tarihinde Hükümete bildirilmiştir.
A. Davanın Koşulları
4. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
5. Başvuranlar, oğulları Abdullah Halit Yıldız adına mevcut başvuruyu yapmışlardır. 1992 doğumlu olan Abdullah Halit Yıldız, olay tarihinde küçüktür. Abdullah Halit Yıldız, 2010 yılında reşit olmuştur.
1. Davanın ortaya çıkışı
6. Başvuranların oğlu Abdullah Halit Yıldız, 27 Haziran 2004 tarihinde, bisikletten düşmesi sonucu yaralanmıştır. Abdullah Halit Yıldız, hemen Baltalimanı Kemik Hastanesi (“hastane”), götürülmüş ve bu hastanede kolunda kırık olması nedeniyle, ameliyat edilmiştir.
7. Sağlık personeli, 29 Haziran 2004 tarihinde, Abdullah Halit Yıldız’ın ameliyatının ardından, çocuğun ameliyat edilen kolun ağrılarından şikâyet ettiğini tespit ederek, kalçasından antaljik bir ilaç enjekte etmiştir. Yapılan bu enjeksiyonun ardından, başvuranların oğlu bacakta hassasiyet kaybından şikâyet etmiş ve tamamen bacağını kullanamaz hale gelmiştir.
2. Sağlık Personeli Hakkında Başlatılan Soruşturmalar
8. Başvuranlar, 20 Aralık 2004 tarihinde, sağlık personeli aleyhine organ kullanım kaybına neden olduklarından bahisle görevi kötüye kullanma suçundan Sarıyer Cumhuriyet Savcısı (“Savcı”) nezdinde suç duyurusunda bulunmuşlardır.
9. Savcı, İstanbul Valiliğinden (“Valilik”), kamu görevlisi olan sağlık personelinin soruşturulmasına izin verilmesi talebinde bulunmuştur. Bu talebin reddedilmesi üzerine, İstanbul Bölge İdare Mahkemesi (“Bölge İdare Mahkemesi”), Valiliğin ret kararını kaldırmış ve soruşturmaların başlatılması için Savcıya dosyayı geri göndermiştir.
10. Savcı, 14 Aralık 2005 tarihinde, İstanbul Adli Tıp Kurumundan (“Adli Tıp Kurumu”), başvuranların oğlunun bacağının kullanım kaybının nedeninin belirlenmesini ve bu bağlamda söz konusu personelin bir ihmalinin veya bir kusurunun bulunup bulunmadığının tespit edilmesini talep etmiştir.
11. Adli Tıp Kurumu, 27 Mart 2006 tarihinde, çocuğun bacağının kullanım kaybının kaynağındaki olayın, yapılan bir enjeksiyon nedeniyle nöropati olduğunu ve söz konusu tıbbı işlemi yapan sağlık personelinin kimliğinin tespit edilmesi gerektiğini belirtmiştir.
12. Savcı, araştırmalarda bulunmuş ve Hemşire S.Ü.’nün olay tarihinde nöbette olduğunu tespit etmiştir. Savcı, Valilikten ilgili hakkında soruşturma açılmasına izin verilmesi talebinde bulunmuştur.
13. Valilik, 11 Eylül 2006 tarihinde, Savcının talebini reddetmiştir.
14. Bu karar, 13 Ekim 2006 tarihinde başvuranlara tebliğ edilmiştir. Başvuranların karara Bölge İdare Mahkemesi önünde itiraz etmemeleri nedeniyle, kesinleşmiştir.
15. Ardından, sorumlu personelin kimliği tespit edildikten sonra yeniden başvurulan Adli Tıp Kurumu 13 Aralık 2006 tarihli bir raporla, başvuranların oğullarının muzdarip olduğu patolojinin, bir enjeksiyondan sonra oluşabilecek bir yaralanma türü olduğunu, bir komplikasyonun söz konusu olduğunu, söz konusu tıbbi işlemin meslek kurallarına uygun olarak uzman bir kişi tarafından yapıldığını belirtmiştir.
16. Savcı, 23 Ocak 2006 tarihinde, yukarıda belirtilen raporun tespitlerine dayanmış ve söz konusu bütün personel hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir.
17. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 9 Mart 2007 tarihinde, başvuranlar tarafından yapılan itirazı reddetmiş ve kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı onaylamıştır.
3. İdare Mahkemeleri Önündeki Tazminat Davası
18. Başvuranlar, 20 Aralık 2004 tarihinde, Sağlık Bakanlığı nezdinde idari başvuruda bulunmuşlardır. Başvuranlar, her türlü zarar için 360.000 Türk lirası (TRY) talep etmişlerdir. İdare cevap vermeyerek, talebi zımnen reddetmiştir.
19. Başvuranlar, 10 Nisan 2005 tarihinde, kamu görevlisinin eylemlerinden dolayı idarenin sorumluluğundan ötürü t idare mahkemeleri önünde tam yargı davası açmışlar ve uğradıklarını iddia ettikleri maddi ve manevi zarara karşılık 258000 Türk lirası (TRY) talep etmişlerdir..
20. İstanbul İdare Mahkemesi (“İdare Mahkemesi”), 18 Temmuz 2007 tarihinde, Adli Tıp Kurumu nezdinde bilirkişi atanmasına karar vermiştir.
21. Adli Tıp Kurumu, 13 Mayıs 2009 tarihinde, bilirkişilerin bir kırığa bağlı ağrı durumunda, antaljik bir ilacın enjeksiyonla uygulanmasının meslek kurallarına uygun bir işlem olduğunu, bacaktaki hassasiyet kaybının, somut olayda, bir enjeksiyondan kaynaklanan nöropati olduğunu, dosyada enjeksiyonun yapıldığı yer seçiminin hatalı olduğunu gösteren hiçbir bilginin bulunmadığını ve meydana gelen patolojinin bir komplikasyon olduğunu belirttiği bir rapor sunmuştur. Bilirkişiler, görevlerinin icrasında sağlık personeline atfedilebilecek bir kusur bulunmadığı sonucuna varmışlardır.
Başvuranlar, bu raporun tespitlerine itiraz etmemişlerdir.
22. İdare Mahkemesi, 28 Ocak 2009 tarihinde, olayın meydana gelmesinde idareye atfedilebilecek sorumluluğun bulunmadığı sonucuna vararak, başvuranların davasını reddetmiştir.
23. Danıştay, 27 Mart 2014 tarihinde, davanın reddedilmesiyle ilgili olarak, İdare Mahkemesinin kararını onamış ve temsilci masraflarına ilişkin kısmı bozmuştur. Danıştay, dava dosyasını yukarıda belirtilen mahkemeye geri göndermiştir.
24. İdare Mahkemesi, 31 Mart 2015 tarihinde, yalnızca temsilci masrafları hakkında yeniden karar vermiştir.
4. Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru
25. Başvuranlar, 3 Haziran 2015 tarihinde, idare mahkemeleri tarafından makul süre gerekliliğine riayet edilmemesi nedeniyle, tazminat talebi için Anayasa Mahkemesine başvurmuşlardır. Başvuranların oğullarının ismi Abdullah Halit Yıldız, Anayasa Mahkemesine başvurulduğu tarihten önce yetişkin olmasına rağmen, söz konusu mahkeme önünde başvuranların isimlerinin arasında yer almamaktadır.
26. Hâlihazırda, dava Anayasa Mahkemesi önünde halen derdesttir.
B. İlgili İç Hukuk Kuralları
27. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru koşulları, Hasan Uzun/Türkiye (kk.), No. 10755/13, §§ 25-27, 30 Nisan 2013) kararında bulunmaktadır.
ŞİKÂYETLER
28. Başvuranlar, Sözleşme’nin 8. maddesini ileri sürerek, oğullarının sakatlığının Baltalimanı Hastanesinin sağlık personelinin kusur ve ihmallerinden dolayı olduğu gerekçesiyle, oğullarının özel ve aile hayatı hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedirler.
29. Başvuranlar ayrıca, Sözleşme’nin 6 ve 13. maddelerini ileri sürerek, iç hukuk yollarının etkin olmamasından ve kendi nazarlarında sorumlu oldukları kanaatine vardıkları sağlık personelinin cezasız kalmasından şikâyet etmektedirler.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
30. Başvuranlar, oğullarının muzdarip olduğu eksiklik için yetkilileri sorumlu tutmaktadır. Başvuran, iddialarını desteklemek için, Sözleşme’nin 8. maddesini ileri sürmektedir. Başvuranlar ayrıca, Sözleşme’nin 6. maddesi alanında, Savcının etkin bir soruşturma yürütmediğini iddia etmektedir. Başvuranlar sonuç olarak, Sözleşme’nin 13. maddesi anlamında, Sözleşme’nin 8. maddesi tarafından güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmeye imkân sağlayacak iç hukuk yollarının bulunmamasından şikâyet etmektedirler.
31. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediğini iddia etmektedir. Hükümet bir yandan, başvuranların bu şikâyeti Anayasa Mahkemesinin incelemesine sunmadığını ve diğer yandan somut olayın ilgili tarihinde yetişkin olan oğullarının kendi adına bu mahkemeye başvurmadığını ileri sürmektedir.
32. Başvuranlar, bu konuda görüş sunmamışlardır.
33. Mahkeme, davanın olaylarının Sözleşme’nin 8. maddesi alanında bir inceleme gerektirdiğini ve somut olayda olduğu gibi, tıbbi ihmaller ile ilgili iddialar söz konusu olduğunda, Türk hukukunda, başvuranlar tarafından izlenmesi gereken yolun, kural olarak, hukuki veya idari olması gerektiğini hatırlatmaktadır (Karakoca/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 46156/11, 21 Mayıs 2013 ve Tamer ve diğerleri/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 60108/10, 26 Ağustos 2014).
34. Mahkeme ayrıca, Devletlerin, kendi iç hukuk düzeninde durumu düzeltme imkânı bulmadan önce uluslararası bir organ önünde eylemlerine ilişkin hesap vermek zorunda olmadıklarını hatırlatmaktadır. İç hukuk yollarının tüketilmesi yükümlülüğü, başvuranların iddia ettikleri ihlallerin telafi edilmesine imkân verecek mevcut ve yeterli hukuk yollarını olağan şekilde kullanmalarını gerektirmektedir (Vučković ve diğerleri/Sırbistan (ilk itiraz) [BD], No. 17153/11 ve 29 diğer başvuru No., §§ 70-71, 25 Mart 2014, Mocanu ve diğerleri/Romanya [BD], No. 10865/09 ve 2 diğer başvuru No., §§ 221222, AİHM 2014 (özetler), ve Gherghina/Romanya [BD] (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 42219/07, §§ 84-85, 9 Temmuz 2015).
35. Mahkeme bu bağlamda, daha önce Anayasa Mahkemesi önündeki bireysel başvuru yolunun tüketilmesi gereken bir yol olduğuna (yukarıda belirtilen Hasan Uzun, §§ 68 ve 70) ve 23 Eylül 2012 tarihinden sonra kesinleşmiş kararlar ile ilgili olarak, Sözleşme tarafından tanınan haklarının ihlal edildiğini ileri süren her başvuranın şikâyetlerini daha önce Anayasa Mahkemesine sunması gerektiğine karar vermiştir.
36. Mahkeme, başvuranların bu başvuru yolunu kullanmamış oldukları ve dolayısıyla iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle, birçok başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir (diğer birçok karar arasında bk. Özkan/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No.28745/11, 1 Ekim 2013, Leyla Zana/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No.58756/09, 1 Ekim 2013, Schmick/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No25963/14, 7 Nisan 2015, X/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No.. 61042/14, 19 Mayıs 2015, Duran/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No.79599/13, 19 Mayıs 2015 ve Berker ve diğerleri/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No.54769/13, 20 Ekim 2015).
37. Mahkeme somut olayda, başvuranların idari mahkemeler önünde ceza ve tazminat yolunu kullandıklarını kaydetmektedir.
38. Mahkeme bu bağlamda, sağlık personeli hakkında yürütülen ceza soruşturması çerçevesinde sunulan iki sağlık raporunun, hastane çalışanlarına atfedilebilecek her türlü kusur veya ihmali reddettiğini gözlemlemektedir (yukarıda 11 ve 15. paragraf). İdari dava dosyasına eklenen 13 Mayıs 2009 tarihli bilirkişi raporu tespitleri de, ilk iki raporun tespitleriyle uyuşmaktadır (yukarıda 21. paragraf).
39. Mahkeme, bu konuda başvuranların gerek Savcı gerekse İdare Hâkimi önünde yukarıda belirtilen bilirkişi raporları hakkında hiçbir itirazda bulunmadıklarını tespit etmektedir. Mahkeme, ilgililerin iddialarını desteklemek ve yerel mahkemeler önünde iddialarını kuvvetlendirmek için uzman görüşü aldırmaya çalışmadıklarını kaydetmektedir. Mahkeme, İdare Hâkiminin ilgililerin bütün tazminat taleplerini reddederken 13 Mayıs 2009 tarihli rapora dayandığını tespit etmektedir. Başvurunun bu kısmı, 27 Mart 2014 tarihinde Danıştay tarafından onanmıştır (yukarıda 23. paragraf).
40. Öte yandan, Hükümet tarafından dosyaya eklenen belgelere göre, 3 Haziran 2015 tarihinde, başvuranlar sadece idare mahkemeleri tarafından makul süre gerekliliğinin tanınmadığını ileri sürmek amacıyla -Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır(yukarıda 25. paragraf) ve sonuç olarak başvuranlar tarafından ileri sürülen şikâyet Mahkemeye sunulmamıştır. İlgililerin oğulları ayrıca, 2010 yılında yetişkin olmasına rağmen kendisi bireysel başvuruda bulunmamıştır.
41. Dolayısıyla, başvuranlar ve oğulları, , oğullarının fiziksel bütünlüğüne müdahale edildiğine yönelik şikayetleri ile özel ve aile hayatlarının Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında ihlal edildiğine ilişkin şikâyetlerini kabul edilebilir bir şekilde Anayasa Mahkemesinin incelemesine sundukları şeklinde değerlendirilemeyecektir.
42. Yukarıda belirtilenleri dikkate alarak, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle, başvurunun Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, Oy Birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 19 Eylül 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Julia Laffranque
Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy