AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 65182/10
Recep YILDIZ / Türkiye
Başkan
Julia Laffranque,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Valeriu Griţco,
Ksenija Turković,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla 24 Ocak 2017 tarihinde Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 22 Ekim 2010 tarihinde gerçekleştirilen yukarıda belirtilen başvuruyu dikkate alarak gerçekleştirdiği müzakerenin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Recep Yıldız 1978 doğumlu olup Rize’de ikamet etmekte olan bir Türk vatandaşıdır. Mahkeme önünde Ankara Barosuna kayıtlı Avukat U. Ateş tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın koşulları
2. Başvuranın bildirdiği şekliyle ve başvuran tarafından ibraz edilen belgelerden de anlaşılacağı üzere davanın olayları aşağıdaki gibi özetlenebilir.
1. Ceza yargılamaları
3. 14 Temmuz 2005 tarihinde uyuşturucu ticareti faaliyetleri operasyonu ile ilgili olarak emniyet tarafından gerçekleştirilen bir soruşturmayla bağlantılı olarak; Küçükçekmece’de (İstanbul’un bir semti) büyük miktarlarda eroin bulunmuş olup birkaç şüpheli yakalanmıştır.
4. Bu operasyona katılmayan bir polis memuru amirine, başvuran dâhil olmak üzere bazı polis memurlarına, şüphelilerden birinin soruşturmadan çıkarılması karşılığında para teklif edildiğini söylemiştir. Ayrıca birimdeki bazı polis memurlarının, olayı görmezden gelmeleri karşılığında başvuranlardan 1.000’er avro aldıklarını iddia etmiştir. Polis amiri bu amaçla bir rapor hazırlamış ve rüşvet iddialarına ilişkin olarak bir disiplin soruşturması başlatmıştır.
5. Bu iddialara ilişkin soruşturma sonucunda ortaya çıkan bulgular temelinde, disiplin soruşturmasından sorumlu tahkikatçılar, Cumhuriyet savcısına şikâyette bulunmuş ve başvuran dâhil olmak üzere söz konusu polis memurları hakkında ceza soruşturması başlatılmasını talep etmişlerdir.
6. Böylelikle başvurana 23 Mart 2006 tarihinde rüşvet suçu isnat edilmiştir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi önünde ceza yargılaması başlatılmıştır.
7. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi tanıkları dinledikten ve elindeki delilleri değerlendirdikten sonra, başvuran ve diğer sanıklar hakkındaki suçlamaların söylentiye dayalı olmaktan öteye geçemediğine ve dava dosyasında sanıkların suçunu ispatlayan herhangi bir husus olmadığına karar vermiştir. Bu nedenle başvuranı ve diğer sanıkları 29 Eylül 2006 tarihinde rüşvet suçundan beraat ettirmiştir.
2. Disiplin işlemleri
8. Disiplin soruşturması sonucunda ortaya çıkan bulgular temelinde 8 Haziran 2007 tarihinde, başvuran hakkında iki ceza uygulanmıştır. Bu cezalar sırasıyla 16 aylığına ve 24 aylığına kademe ilerlemesinin durdurulmasıdır. Kararın ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
“Sanık polis memurları hakkındaki suçlamaların ispatlanmamış olduğuna, ceza yargılaması sonucunda beraat etmelerine ve rüşvet suçunun yasal unsurlarının oluşmamasına rağmen; Devlet Memurları Kanunu’nun 131. maddesi uyarınca, bir devlet memuruna karşı ceza davası açılması, disiplin işlemlerinin ertelenmesine neden olmaz. Disiplin işlemleri ceza davası ile paralel olarak yürütülebilir. Ayrıca kişinin ceza sorumluluğundan aklanması, disiplin cezalarının uygulanmasını engellemez. Yukarıdakiler ışığında, söz konusu raporun amir polis memuru ve dört üst düzey polis memuru tarafından imzalandığı, Ş.G.’nin iddiaların bazı yönlerinin doğruluğunu teyit ettiği ifadeleri, polis memuru N.İ.’nin de Ş.G.’nin ifadelerini onayladığı dikkate alındığında...; disiplin kurulu başvuranın davranışının söz konusu disiplin suçunu oluşturduğu kanısındadır. Söz konusu davranışın cezai olarak tanımlanamamasına rağmen, bu davranış halen uygunsuz olup; bir polis memurunun özellikleriyle bağlantılı olan saygı ve güvenin azalmasına neden olacak niteliktedir... Bu nedenle başvuranın tutumu, "bir polis memurunun resmi göreviyle bağlantılı saygı ve güveni zayıflatacak bir eylemdir", ... ayrıca [başvuranın söz konusu eylemde yer aldığına dair] kuvvetli şüpheler bulunmasına rağmen, başvuranın şüphelilerden birini soruşturma dışı bırakması nedeniyle "hizmet kusuru" teşkil etmektedir..."
9. Başvuran 4 Ağustos 2007 tarihinde Kastamonu İdare Mahkemesi önünde İçişleri Bakanlığı aleyhine dava açmış ve kendisi hakkında uygulanan disiplin cezalarına itiraz etmiştir.
10. Yerel mahkeme 30 Kasım 2007 tarihinde her iki disiplin cezasını da iptal etmiştir. Şikâyet konusu disiplin eyleminin ortaya çıkmasına neden olan soruşturma bulgularının söylentiye dayalı olmaktan öteye geçemediğine ve bu nedenle iddiaların dayanaksız olduğuna karar vermiştir.
11. İstanbul Valiliği Kastamonu İdare Mahkemesi’nin kararına karşı Yüksek İdare Mahkemesi önünde itirazda bulunmuştur. İtiraz reddedilmiş, 30 Kasım 2007 tarihli karar onanmış ve 21 Mart 2013 tarihinde kesinleşmiştir.
12. Bu sırada 15 Aralık 2005 tarihinde başvuran performans değerlendirme işlemine tabi tutulmuştur. Değerlendirme işlemi başvuranın hiyerarşik olarak bir üstünde yer alan amiri tarafından yapılarak, üst düzey bir emniyet amiri tarafından imzalanmıştır. Değerlendirme sonucunda 100 üzerinden 56 ile yetersiz bir puan almış ve bu amaçla 3 Mart 2006 tarihinde kendisine uyarı cezası verilmiştir. Uyarı cezasında kısaca, başvuranın değerlendirme puanının yetersiz olduğu ve puanını yükseltmemesi durumunda, Devlet Memurları Sicil Yönetmeliği’nin ilgili hükümlerine tabi tutulabileceği ifade edilmiştir.
13. Başvuran 27 Mart 2006 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğü’ne şikâyette bulunmuş ve yetersiz değerlendirme puanına itiraz ederek, değerlendirme koşullarının netleştirilmesini talep etmiştir.
14. Başvuran 10 Mayıs 2006 tarihinde, şikâyetinin, performans değerlendirmesine ilişkin belgeler temelinde incelendiğini ve değerlendirme işleminin hukuka ve uygulanabilir usule uygun olduğunu belirten bir mektup almıştır.
15. Başvuran 14 Temmuz 2006 tarihinde, İstanbul İdare Mahkemesi önünde idari dava açarak, mahkemenin 3 Mart 2006 tarihli değerlendirme kararını durdurmasını ve iptal etmesini talep etmiştir. Başvuran amirlerinin yalnızca, 14 Temmuz 2005 tarihinde gerçekleştirilen narkotik operasyonuyla bağlantılı olarak kendisi hakkındaki rüşvet iddialarını dikkate aldıklarını ve aynı iddialara ilişkin ceza yargılamalarının halen derdest olması nedeniyle masumiyet karinesi hakkına saygı göstermediklerini ileri sürmüştür. Bu hususta performans değerlendirmesinin önyargılı olduğunu ifade etmiştir. Ayrıca değerlendirme puanının yetersiz olması nedeniyle, uzak bir şehre gönderildiğini ve bu nedenle İstanbul Marmara Üniversitesindeki yüksek lisans çalışmalarına devam etmesinin engellendiğini belirtmiştir.
16. Başvuran yargılamalar sırasında, İstanbul İdare Mahkemesine, rüşvet suçundan beraat ettiği 29 Eylül 2006 tarihli kararı sunmuştur.
17. Yerel mahkeme yargılamalar sırasında, İçişleri Bakanlığından, başvuranın performans değerlendirmesine ilişkin dosyayı ve son beş yılın değerlendirme kayıtlarını göndermesini talep etmiştir. Başvuranın 2003 ve 2004 yıllarına ait değerlendirme puanı 95 olup, çok yüksek bir puandır. Başvuranın ücretsiz izin kullanması nedeniyle 2000 ve 2002 yıllarında değerlendirme yapılmamıştır. Son olarak ise 2001 yılına ait değerlendirme puanı orta derecede bir puan olup 74’tür.
18. Yerel mahkeme 31 Ekim 2007 tarihinde başvuranın talebini reddetmiş ve performans değerlendirmesinin hukuka uygun olarak yapıldığına ve keyfilik içermediğine karar vermiştir. Kararın ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
“Performans değerlendirme işlemleri bir devlet memurunun yetkinliğinin, becerilerinin, ortaya koyduğu çalışmaların ve mesleki tutumunun değerlendirilmesi için yıllık olarak gerçekleştirilir. Bir değerlendirme raporu, somut delillerle desteklenmesi gerekmeyen, bir değerlendiricinin öznel izlenimlerine dayanan görüşleri içerir. Ancak bu hususta, bir değerlendirme raporunun, devlet memurunun üreticiliği, yetkinliği ve çalışma disiplini bakımından olumsuz veriler içermesi durumunda bu hususların haklı gerekçelere dayandırılması gerekir... Öte yandan, Devletin bütün eylemleri adli denetime tabidir... Keyfiliğe karşı bir güvence olarak, değerlendirme raporları sonuçlara ilişkin gerekçeler içermelidir... Dava dosyasının incelenmesiyle, başvuranın rüşvet iddialarıyla ilgili bir disiplin soruşturmasına dahil edildiği anlaşılmaktadır. Disiplin soruşturmasının ardından, başvuran sırasıyla 16 ve 24 aylığına kademe ilerlemesinin durdurulması cezası almıştır. Başvuranın disiplin cezası alması nedeniyle, değerlendirme raporunda tavassuta düşkün olduğu belirtilmiştir.
Bu nedenle mahkeme, başvurana atfedilen disiplin kusurunun, disiplin soruşturması sırasında ispatlandığını ve başvuranın tavassuta düşkün olmasına dayanan yetersiz değerlendirme puanının hukuka aykırı olmadığını sabit bulmuştur.”
19. Başvuran Danıştay önünde bu karara itiraz etmiştir. İstanbul İdare Mahkemesi önünde dile getirdiği iddialarını yinelemiştir. Ayrıca İdare Mahkemesinin, 14 Temmuz 2005 tarihinde gerçekleştirilen narkotik operasyonuyla ilgili olarak aynı disiplin işlemlerine tabi tutulan bir meslektaşı hakkındaki oldukça benzer değerlendirme raporunun hukuka aykırı olduğunu tespit ettiğini belirtmiştir. Başvuranın meslektaşıyla ilgili olan diğer dava bağlamında, Kastamonu İdare Mahkemesi ilk derece mahkemesi şeklinde hareket ederek 25 Nisan 2008 tarihinde aşağıdaki kararı vermiştir:
“Performans değerlendirme sistemi, bir devlet memurunun terfi alması, rütbesinin düşürülmesi, maaşının artırılması veya farklı bir şehre veya göreve transfer edilmesinin yasal temelini teşkil etmektedir... Değerlendirme işleminin yasal sonucunun önemi ve değerlendirme raporunun yasal niteliği dikkate alındığında; değerlendirme raporunda belirtilen gerekçeler, varılan sonuçları net bir şekilde açıklamalı ve aynı zamanda somut bilgi ve belgelerle bu sonuçları desteklemelidir.
...
Mevcut davanın koşulları kapsamında, mahkeme davacının 2006 yılından önceki yıllara ait değerlendirme raporlarını dikkate almış ve önceki beş yıla ait değerlendirme puanlarının tutarlı bir şekilde çok yüksek olduğunu kaydetmiştir. Ancak 2006 yılında davacıya verilen "orta" değerlendirme puanı, herhangi bir gerekçe veya belgeyle desteklenmemiş olup; başvuranın notunun çok iyiden ortaya neden düştüğüne dair herhangi bir açıklama içermemiştir. Yukarıdakiler temelinde mahkeme, değerlendirme raporunu kanuna uygun olmadığı gerekçesiyle iptal eder.”
20. Danıştay 27 Nisan 2009 tarihinde, dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle başvuranın itirazını reddetmiş ve şikâyet konusu kararının hukuka ve uygulanabilir usule uygun olduğunu tespit etmiştir. Beş yargıçtan biri muhalefet şerhini açıklamıştır. Yargıç özellikle aşağıdakini ifade etmiştir:
“Başvuranın aldığı disiplin cezası tek başına, değerlendirme raporunda değerlendirmeye tabi tutulan bütün hususlar bakımından başvurana düşük bir puan verilmesi için yeterli değildir. Bu nedenle değerlendirmenin kanuna tamamen uygun olduğu hususundaki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.”
21. Başvuran 31 Ekim 2007 tarihinde karar düzeltme talebiyle itirazda bulunmuştur. Danıştay, başvurana 17 Mayıs 2010 tarihinde tebliğ edilen 27 Ocak 2010 tarihli kararıyla, bu itirazı reddetmiştir.
B. İlgili iç hukuk kuralları
22. Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü’nün 2. maddesinin ilgili kısmı aşağıdaki gibidir:
"Emniyet Teşkilatı memurlarına verilecek disiplin cezaları şunlardır:
...
D) Uzun süreli durdurma, memurun, bulunduğu kademede ilerlemesinin 12, 16, 20 ya da 24 ay durdurulmasıdır. "
23. Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü’nün 8. maddesinin bir polis memurunun meslekten çıkarılmasını gerektiren hallerle ilgili kısmı aşağıdaki gibidir:
“Meslekten çıkarma cezasını gerektiren eylem, işlem, tutum ve davranışlar şunlardır:
6. Hırsızlık, gasp, dolandırıcılık, irtikap, rüşvet, zimmet, ihtilas, ırza geçme, ırza tasaddi, sahtecilik, banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması, kalpazanlık, kasten adam öldürme, veya bu suçları işlemeye teşebbüs etmek, emniyeti, suiistimal, yalan yere tanıklık, yalan yere yemin, suç tasnii, iftira..."
24. Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü’nün kademe ilerlemesinin uzun süreli olarak durdurulması cezası verilen eylemleri açıklayan 7. maddesinin ilgili kısmı aşağıdaki gibidir:
“B) 16 ay süreli durdurma;
1 – Hizmet içinde resmi sıfatının gerektirdiği saygınlığı ve güven duygusunu sarsacak eylem ve davranışlarda bulunmak,
...
D) 24 ay süreli durdurma;
...
2 – Bir şüpheli hakkında gerekli tedbirleri almayarak görevini savsaklamak...”
25. Eski Devlet Memurları Sicil Yönetmeliği’nin 17. maddesinin ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
"Memurların Genel Durum ve Davranışlarının Değerlendirilmesi
Sicil amirleri sicil raporunu doldurdukları her memuru;
a) Dış görünüşü (Kılık, kıyafet),
b) Zeka derecesi ve kavrayış kabiliyeti,
c) Azim ve sebatkârlık, dürüstlük, sır saklamada güvenirlilik ve beşeri münasebetlerdeki başarısı,
d) Alkol, kumar, vb. alışkanlıkları memuriyetle bağdaşmayacak ölçüde sürdürme gibi halleri,
e) Güvenilir olmama, şahsi menfaatlerini aşırı ölçüde düşünme,yalan söyleme, dedikodu yapma, kıskançlık, kin tutma gibi kötü huy ve davranışları...
ile değerlendirir."
26. Eski Devlet Memurları Sicil Yönetmeliği’nin 24. maddesinin ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
“İki defa üst üste olumsuz sicil alan memurlar başka bir sicil amirinin emrine atanırlar, burada da olumsuz sicil almaları halinde memuriyetle ilişkileri kesilerek haklarında T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümleri uygulanır...”
ŞİKÂYETLER
27. Başvuran Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, olumsuz değerlendirme raporuna ilişkin idari işlemlerin adil olmadığı ve değerlendirmesinin, aslında işlemediği bir suçtan dolayı suçlu olduğu varsayımına dayandığı konusunda şikâyette bulunmuştur. Başvuran ayrıca idare mahkemelerinin kararlarının tutarlı olmadığını; zira iddiaların delillerle desteklenmediği gerekçesiyle disiplin cezalarını iptal eden aynı idare mahkemelerinin, başvurana göre aynı disiplin soruşturmasına ve gerçekten rüşvet aldığı varsayımına dayanan olumsuz değerlendirme raporunu onayladıklarını iddia etmiştir. Başvuran son olarak, idare mahkemesinin aynı soruşturma işlemlerine tabi tutulan ancak olumsuz değerlendirme raporunu başarıyla iptal ettiren bir başka polis memurunun davasında çelişen bir karar verdiği konusunda şikâyetçi olmuştur.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Sözleşme’nin 6 § 2 maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında
28. Başvuran 2005 yılına ait değerlendirme raporunun - ve bu raporu inceleyen idare mahkemelerinin - masumiyet karinesi hakkını görmezden geldiğini belirtmiştir. Sözleşme’nin 6 § 2 maddesi şunu öngörmektedir:
“Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır.”
1. Genel ilkeler
29. Mahkeme 6. maddenin 2. fıkrasının, “suçu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılma hakkını” güvence altına aldığını yineler. Ceza davaları kapsamında usuli bir güvence olarak değerlendirilen masumiyet karinesi, diğerleri arasında, ispat yükü, maddi ve hukuki karineler, kendi aleyhine tanıklık etmeme, yargılama öncesi şeffaflık ve dava mahkemesinin veya diğer kamu görevlilerinin bir sanığın suçluluğuna ilişkin zamansız açıklamaları bakımından şartlar getirir (bk. Allen / Birleşik Krallık [BD], no. 25424/09, § 93, AİHM 2013 ve içtihat özetine ilişkin olarak burada anılan davalar).
30. Öte yandan, 6. maddenin 2. fıkrası ile güvence altına alınan hakkın pratik ve etkili olmasını sağlama ihtiyacı göz önünde tutulduğunda, masumiyet karinesinin aynı zamanda başka bir yönü de bulunmaktadır. Bu ikinci yönde, maddenin genel amacı, bir suçtan beraat eden bireyleri veya ceza yargılaması düşen kişileri, itham edildikleri suçtan aslında suçlu olduklarını düşünen kamu görevlileri ve makamlarına karşı korumaktır. Beraat veya başka türden yargılamalardaki düşme kararına saygı gösterilmesinin sağlanması hakkı korunmadan, 6. maddenin 2. fıkrasının adil yargılanma güvenceleri teorik ve hayali olacaktır (aynı kararda, § 94). Ceza yargılamalarının beraatla sonuçlanması durumunda, kişinin cezaya mahkum edilmemesi, masumiyet karinesi ilkesine uygun olarak, niteliği önemli olmaksızın diğer yargılamaların 6. maddenin 2. fıkrası kapsamına girecek şekilde ceza yargılamasıyla bağlantılı olması koşuluyla bu yargılamalar kapsamında korunacaktır (aynı kararda, §§ 99‑102 ve § 104; ayrıca bk. Y. / Norveç, no. 56568/00, § 39, AİHM 2003‑II (alıntılar); Ringvold / Norveç, no. 34964/97, § 41, AİHM 2003‑II; ve Moullet / Fransa (no. 2) (k.k.), no. 27521/04, AİHM 2007‑X).
31. 6. maddenin 2. fıkrasının ikinci yönünün sonraki yargılamalarda uygulanabilir olması amacıyla, Mahkeme başvuranın biten yargılamalar ve sonraki yargılamalar arasında bir bağlantı olduğunu ispatlaması gerektiğini belirtmektedir. Örneğin, sonraki yargılamanın önceki ceza yargılamasındaki kararının incelenmesini gerektirmesi halinde ve özellikle, sonraki yargılamanın mahkemeyi; ceza kararını incelemesi, ceza dosyasındaki delilleri değerlendirmesi veya gözden geçirmesi, başvurucunun suç isnadına yol açan olayların bazılarına veya hepsine katılımının değerlendirmesi veya başvurucunun olası suçunun var olan belirtileri hakkında yorum yapması konularında yükümlü kıldığı hallerde, böyle bir bağlantının mevcut olması muhtemeldir (bk. Alkaşı / Türkiye, no. 21107/07, § 25, 18 Ekim 2016, ve yukarıda anılan Allen, § 104).
2. Bu ilkelerin mevcut davaya uygulanması
32. Mahkeme yukarıdaki ilkeler ışığında, Sözleşme’nin 6. maddesinin 2. fıkrasının başvuranın değerlendirme raporuyla ilgili idari yargılamalar bakımından uygulanabilirliğini dikkate alacaktır.
33. Mahkeme ilk olarak, başvuranın idari yargılamalar sırasında ortaya konulan "tavassuta düşkün olduğuna" ilişkin şikâyet konusu beyanın (bk. yukarıdaki 18. paragraf), başvuranın mesleki davranışlarıyla sınırlı olduğunu ve rüşvet suçlamalarıyla ilgili olarak başvuran hakkında açılan ceza yargılamalarının sonucuna atıf yapılmamış, bu sonuç hakkında yorumda bulunulmamış veya bu sonucun sorgulanmamış olduğunu gözlemlemektedir. Nitekim, dava dosyasının içeriğinden veya ceza yargılamasının sonucundan bahsedilmemiştir. Değerlendirmeyi yapan kişiler ve İstanbul İdare Mahkemesi (kararı incelerken) başvuranın tutumunu disiplin yönetmelikleri ışığında değerlendirmiştir. Disiplin yönetmeliklerine göre başvuranın eylemleri ve ihmalleri "hizmet kusuru" ve "emniyetin itibarına uygun olmayan davranışlar" kapsamına girmektedir. Disiplin soruşturmasının ve kademe ilerlemesinin durdurulmasına ilişkin yaptırımların bir başka idare mahkemesi önünde derdest olması; değerlendirme sürecinin İstanbul İdare Mahkemesi tarafından incelenmesi bakımından geçerli değildir. Başvuranın Sözleşme’nin 6. maddesinin 2. fıkrası kapsamındaki şikâyetiyle ilgili olduğu kadarıyla, aynı değerlendirme Mahkeme tarafından yapılan inceleme bakımından da geçerlidir.
34. Başvuranın "tavassuta düşkün olduğuna" ilişkin olarak; Mahkeme şikâyet konusu ifadenin, olumsuz bir anlam taşıdığını ve akıllara, başvuranın suçlandığı ancak sonrasında suçlu bulunmadığı rüşvet eylemini getirdiğini kaydetmektedir. Ancak, değerlendirme sürecinin mahiyeti ve bağlamı dikkate alındığında; söz konusu ifade başvuranın amirleri tarafından başvurana ceza sorumluluğu yönelten bir ifadeden ziyade, başvuranın kişiliği ile ilgili bir değer yargısı içermektedir. Bu nedenle Mahkeme, değerlendirme işlemleri bağlamında tek başına bu ifadenin ceza yargılamaları ve idari yargılamalar arasında bir bağlantı oluşturmadığına karar vermiş olup; Sözleşme’nin 6. maddesinin 2. fıkrası kapsamındaki güvencelerin idari yargılamalar bakımından geçerli olmasını doğru bulmamaktadır. Yukarıdakiler ışığında, başvuranın Sözleşme’nin 6. maddesinin 2. fıkrası kapsamındaki şikâyetinin Sözleşme kapsamına girmediği ve 35 § 3. maddesi anlamında Sözleşme hükümleriyle konu bakımından bağdaşmadığı gerekçesiyle reddedilmesi gerektiği görülmektedir.
B. Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında
35. Başvuran Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, değerlendirmeyi yapan kişilerin ve bu kararı inceleyen idare mahkemelerinin önyargılı ve yaklaşımlarında tutarsız oldukları konusunda şikâyette bulunmuştur. Aynı idare mahkemelerinin, kendisi hakkındaki disiplin cezalarını iptal etmesine rağmen, başvuranın sonradan iptal edilen disiplin cezalarına tabi tutulduğuna dayanan değerlendirme raporunu onayladığını belirtmiştir. Başvuran ayrıca aynı idare mahkemelerinin aynı disiplin işlemleri kapsamında suçlanan bir polis memurunun değerlendirme raporunu iptal ettikleri konusunda şikâyette bulunmuştur.
36. Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ilgili kısmı aşağıdaki gibidir:
“Herkes davasının... medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili... bir mahkeme tarafından... görülmesini isteme hakkına sahiptir... ”
37. Mahkeme, bir görevi yürütmeye devam etme hakkının söz konusu olduğu disiplin işlemlerinin, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi anlamında medeni haklar üzerinde "ihtilaflara" yol açtığını hatırlatır (bk. Biagioli v. San Marino (k.k.), 64735/14, 13 Eylül 2016 ve burada anılan davalar).
38. Mahkeme bu bağlamda, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin usuli güvencelerinin, yalnızca mesleklerini yapmaya devam etme haklarına müdahale eden yaptırımlardan kaçınan kişiler bakımından değil, bu kategori kapsamına giren bütün davacılar bakımından geçerli olduğunu yineler (bk. A. / Finlandiya (k.k.), no. 44998/98, 8 Ocak 2004).
39. Başvuran mevcut davada, emniyette görev yapmaya devam etme hakkını etkilemeyen yetersiz bir değerlendirme puanı almıştır. Ayrıca değerlendirme işlemlerinin muhtemel bir sonucu olarak emniyetten ihraç edilme eylemi, bir devlet memurunun art arda üç kez olumsuz puan alması durumunda gerçekleştirilebilir (bk. yukarıdaki 26. paragraf). Ancak bu davada durum bu şekilde değildir. Değerlendirme yalnızca, başvuranın performansıyla ilgili olup; tek başına belirli bir hakkın veya yükümlülüğün tespiti açısından belirleyici değildir. Sonuç olarak değerlendirme işlemleri, başvuranın Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi anlamında medeni hak ve yükümlülüklerini belirlememiştir. Mahkeme bu koşullar kapsamında, 6. maddenin söz konusu değerlendirme işlemeleri bakımından uygulanabilir olmadığı kanısındadır. Bu nedenle başvurunun bu kısmı Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4. maddesi uyarınca Sözleşme hükümleriyle konu bakımından bağdaşmadığı gerekçesiyle reddedilmelidir.
İşbu gerekçelerle Mahkeme oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş ve 16 Şubat 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithJulia Laffranque
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy