AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 59241/10
Mehmet Emin YILDIZ / Türkiye
Başkan
Julia Laffranque,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Paul Lemmens,
Ksenija Turković,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Abel Campos’un katılımıyla oluşturulan ve Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 26 Ağustos 2010 tarihinde yapılan yukarıdaki başvuruyu dikkate alarak, 1 Mart 2016 tarihinde gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir.
OLAYLAR
1. Başvuran Mehmet Emin Yıldız 1978 doğumlu bir Türk vatandaşıdır ve Siirt’te ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde, İzmir Barosuna kayıtlı avukatlar N. Paşa Bayraktar ve Mehmet Bayraktar tarafından temsil edilmektedir.
2. Dava konusu olaylar, başvuran tarafından ileri sürüldüğü şekliyle aşağıdaki şekilde özetlenebilir.
3. Antalya Cumhuriyet savcısı 24 Mart 2007 tarihinde, PKK-KONGRA/GEL[1] isimli yasa dışı örgüt hakkında yürütülen ceza soruşturması kapsamında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 119 § 1 maddesi uyarınca bir inşaat alanının aranmasını emretmiştir.
4. Başvuran 25 Mart 2007 tarihinde saat 3:00 civarında aramanın yapıldığı inşaat alanının yakınlarında iki diğer şüpheliyle birlikte PKK-KONGRA/GEL üyesi olduğu şüphesi üzerine yakalanmıştır. Başvuranın cep telefonuna ve iki adet hafıza kartına delil olarak el konmuştur. Başvuran tarafından imzalanan gözaltı tutanağına göre, başvuran gözaltına alınırken kaçmaya teşebbüs ettiği sırada düşmüş ve bunun sonucunda yüzünden yaralanmıştır.
5. Başvuran aynı gün Antalya Hastanesine götürülmüş ve burada saat 4:40’ta bir doktor tarafından muayene edilmiştir. Doktor raporunda başvuranın üst dudağının sol kısmında ve dudaklarının dış kenarında iki küçük deri aşınması olduğu ve başvuranın genel sağlık durumunun iyi olduğu belirtilmiştir.
6. Başvuran, tıbbi muayenenin ardından Antalya Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesine götürülmüştür. Dava dosyasındaki belgelerden, başvurana, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 135. maddesi kapsamındaki avukata erişim hakkını da içeren haklarının hatırlatıldığı anlaşılmaktadır. Ancak, Antalya Barolar Birliği grev nedeniyle re’sen avukat tayinini durdurduğunu başvurana bildirmiştir. Başvuran polis karakolunda ifade vermeyi reddetmiştir.
7. Antalya Sulh Ceza Mahkemesi aynı gün, Cumhuriyet savcısının; şantiyenin aranmasını ve başvuranın eşyalarına el konmasını emreden, kararını onamıştır.
8. Başvuranın beyanlarına göre, Antalya Emniyet Müdürlüğünün talebi üzerine Cumhuriyet savcısı 26 Mart 2007 tarihinde, başvuranın polis gözaltısında tutulma süresinin 27 Mart 2007 saat 14:00’e kadar uzatılmasına karar vermiştir. İlgili belge Mahkeme’ye ibraz edilmemiştir.
9. Dava dosyasından, başvuranın 26 Mart 2007 tarihinde saat 18:50’de bir doktor tarafından muayene edildiği anlaşılmaktadır. Muayenenin ardından düzenlenen raporda, başvuranın herhangi bir yeni yarasının olmadığı belirtilmiştir.
10. Başvuran 27 Mart 2007 tarihinde saat 13:40’ta tekrar tıbbi muayeneye tabi tutulmuştur. Muayeneyi gerçekleştiren doktor, başvuranın vücudunda herhangi bir kötü muamele emaresi bulunmadığını belirtmiştir.
11. Başvuran aynı gün, her ikisi de Antalya Barolar Birliğinin re’sen avukat tayinini durdurma kararını yineleyen; Antalya Cumhuriyet savcısı ve akabinde nöbetçi hâkim önüne getirilmiştir. Başvuran, her iki yetkili önünde verdiği ifadelerde örgütle herhangi bir bağlantısı olduğunu kabul etmemiştir. Nöbetçi hâkim başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.
12. Antalya Cumhuriyet savcısı 16 Nisan 2007 tarihinde yetkisizlik nedeniyle soruşturma dosyasını İzmir Cumhuriyet savcısına göndermiştir.
13. İzmir Ağır Ceza Mahkemesi 29 Nisan 2007 ve 24 Mayıs 2007 tarihlerinde verdiği kararlarda başvuranın tutukluluk halinin devamına hükmetmiştir.
14. İzmir Cumhuriyet savcısı 18 Haziran 2007 tarihinde, başvuranı ve diğer dört kişiyi yasa dışı örgüte üye olmak ve patlayıcı madde bulundurmakla suçladığı iddianamesini sunmuştur.
15. Başvuran aleyhine ceza yargılamaları 29 Haziran 2007 tarihinde İzmir Ağır Ceza Mahkemesi önünde başlatılmıştır.
16. İzmir Ağır Ceza Mahkemesi 25 Temmuz 2007, 22 Ağustos 2007 ve 20 Eylül 2007 tarihlerinde başvuranın tutukluluğunu re’sen incelemiş ve her incelemede başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
17. İzmir Ağır Ceza Mahkemesi 8 Ekim 2007 tarihinde ilk duruşmasını gerçekleştirmiştir. Başvuran söz konusu duruşmada, 25 Mart 2007 tarihinde düzenlenen tıbbi raporda kaydedilen yaralanmaların, gözaltına alındığı sırada bir polis memuru tarafından kolunun bükülmesi ve yakalanmak için yere yatırılması sırasında meydana geldiğini ileri sürmüştür.
18. İzmir Ağır Ceza Mahkemesi 5 Kasım 2007, 5 Aralık 2007 ve 4 Ocak 2008 tarihlerinde başvuranın tutukluluğunu re’sen incelemiş ve her incelemede başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
19. İzmir Ağır Ceza Mahkemesi 23 Ocak 2008 tarihinde ikinci bir duruşma gerçekleştirmiştir. Duruşma tutanağına göre, yargılamaların bu aşamasında başvuranın bir yasal temsilcisi mevcuttu.
20. Yargılamalar sırasında, Antalya Ağır Ceza Mahkemesi yargılamayı yürüten mahkemenin talebi üzerine 28 Ocak, 18 Mart ve 28 Mart 2008 tarihlerinde vekâleten tanık ifadelerini dinlemiştir. Dava dosyasındaki duruşma tutanaklarından, mahkemenin 18 Mart 2008 tarihli duruşmada, başvuranı gözaltına alan polis memuru C.T.’yi dinlediği anlaşılmaktadır. C.T. ifadesinde, başvuranın gözaltına alınmasına ilişkin anlatımını tekrarlamış ve başvuran ve kendisiyle birlikte gözaltına alınan diğer iki şüphelinin kaçmaya teşebbüs ettiğini ileri sürmüştür. Başvuranın avukatı söz konusu duruşmaya katılmamıştır; ancak, duruşma tutanağından, diğer iki müşterek sanığın müdafiinin hazır bulunduğu ve tanığa sorular yönelttiği anlaşılmaktadır.
21. İzmir Ağır Ceza Mahkemesi 26 Aralık 2008 tarihinde başvuranı iddianamede sıralanan suçlardan beraat ettirmiş; fakat yasa dışı örgüte yardım ve yataklık etmekten mahkûm ederek kendisine altı yıl üç ay hapis cezası vermiştir.
22. Yargıtay 18 Şubat 2010 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır. Mahkeme Yazı İşleri Müdürlüğü tarafından Yargıtay’ın resmi internet sitesinden elde edilen bilgilere göre, dava dosyası 2 Mart 2010 tarihinde ilk derece mahkemesinin kalemine gönderilmiştir.
ŞİKÂYETLER
23. Başvuran 25 Mart 2007 tarihinde gözaltına alındığı sırada, Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamındaki haklarını ihlal eden bir muameleye maruz kaldığını iddia etmektedir. Başvuran aynı başlık altında, polis gözaltısında iki gün tutulduğunu ileri sürmekte ve bu süre zarfında fiziksel ve psikolojik kötü muameleye maruz kaldığını iddia etmektedir. Başvuran ayrıca, gözaltına alınmasının ardından tıbbi muayenesini gerçekleştiren doktorların önyargılı olduklarından şikâyet etmektedir.
24. Başvuran Sözleşme’nin 5. maddesi kapsamında, gözaltına alınması ve akabinde tutuklanmasının hukuka aykırı olduğundan ve yetkililerin kendisini gözaltına alınma nedenleri hakkında bilgilendirmediklerinden şikâyet etmektedir. Başvuran ayrıca, tutukluluk süresinin aşırı uzun olduğunu iddia etmektedir. Başvuran son olarak, aynı başlık altında, mahkemenin hakkındaki tutuklama kararına karşı itirazını reddederken duruşma gerçekleştirmediğini ileri sürmektedir.
25. Başvuran, iddianamenin tebliğ edilmediğinden, özel yetkili ağır ceza mahkemelerinin bağımsız ve tarafsız olmadığından, Yargıtay önünde aleni bir duruşma yapılmadığından ve yerel mahkemeler ile Yargıtay önündeki yargılamaların genel olarak adil olmadığından şikâyet ederek Sözleşme’nin 6 § 1 maddesini ileri sürmektedir. Başvuran ayrıca bu başlık altında, itirazda bulunmak için Yargıtay’a erişiminin, nihai kararın tebliğ edilmemesi nedeniyle kısıtlandığından şikâyet etmektedir.
26. Başvuran Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddelerine dayanarak, polis gözaltısında bulunduğu süre zarfında avukat yardımından yararlandırılmadığını iddia etmektedir.
27. Başvuran ayrıca, Sözleşme’nin 6 § 3 (d) maddesiyle bağlantılı olarak 6 § 1 maddesi kapsamında, vekâleten ifadeleri alınan tanıkları çapraz sorgulama imkânının yerel mahkeme tarafından kendisine sunulmadığını iddia etmektedir.
28. Başvuran Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında, gözaltına alındığı yerin yakınlarında gerçekleştirilen aramanın ve akabinde eşyalarına el konulmasının hukuka aykırı olduğunu ileri sürmektedir.
29. Başvuran Sözleşme’nin 13. maddesi ve Sözleşme’ye Ek 7 No.lu Protokol’ün 2. maddesine dayanarak, ilk derece mahkemelerinin kararlarının daha yüksek bir mahkeme tarafından yeniden gözden geçirilmesini sağlamak üzere ulaşabileceği etkin bir hukuk yolunun bulunmadığını iddia etmektedir.
30. Başvuran son olarak, şikâyetlerini ortaya koymaksızın Sözleşme’nin 1, 14 ve 17. maddeleri ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddesini ileri sürmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında
31. Başvuran Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında, yakalanması ve polis gözaltısında tutulması sırasında kötü muameleye maruz kaldığından şikâyet etmektedir. Başvuran ayrıca, tıbbi muayenenin İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı, Aşağılayıcı Muamele veya Cezaların Etkili Biçimde Soruşturulması ve Belgelendirilmesi için El Kılavuzu’nda (“İstanbul Protokolü”) belirtilen standartlara uygun olmadığını iddia etmektedir. Sözleşme’nin 3. maddesi şu şekildedir:
“Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.”
32. Mahkeme, başvuranın gözaltına alındığı gün, üst dudağının sol kısmında ve dudaklarının dış kenarında iki küçük deri aşınması olduğunun ve genel sağlık durumunun iyi olduğunun belirtildiği bir tıbbi raporun düzenlendiğini belirtmektedir. Polis gözaltısından sonra düzenlenen tıbbi rapor, ilk raporda yer alan bulgulardan farklı bulgular içermemiştir.
33. Mahkeme ayrıca, başvuranın maruz kaldığını iddia ettiği kötü muamele türünün ayrıntılarını belirtmediğini gözlemlemektedir. Başvuran gözaltına alındığı sırada bir polis memuru tarafından kolunun büküldüğünü ve yakalanmak üzere yere yatırıldığını belirtmenin haricinde yerel mahkemeler önünde de iddia olunan kötü muameleyi tarif etmemiştir. Başvuran ayrıca, doktorların önyargılı olduklarına ilişkin şikâyetini yerel makamlar önünde ileri sürmemiştir. Bu bakımdan Mahkeme, yukarıda belirtilen tıbbi raporlarda belirtildiği şekliyle bu tür yüzeysel yaralanmaların, gözaltına alma sırasında kullanılan güçle orantılı olduğunun değerlendirilebileceği kanaatindedir.
34. Mahkeme yukarıdaki hususların ışığında, başvuran tarafından ibraz edilen belgelerin, Sözleşme’nin 3. maddesinin esasa ilişkin kısmı bakımından kötü muamelenin varlığını ispatlamak için yeterli olmadığını değerlendirmektedir. Usul yönüne ilişkin olarak Mahkeme, başvuranın kötü muamele iddialarının herhangi bir ayrıntısını vermemesi nedeniyle, makamlara tahkikatlar için güvenilir bir başlangıç noktası vermediğini belirtmektedir (Bk. Yıldırım/Türkiye (k.k.), no. 33396/02, 30 Ağustos 2007). Dolayısıyla söz konusu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4 maddeleri uyarınca kabul edilemez olduğunun beyan edilmesi gerekmektedir.
B. Sözleşme’nin 5. maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında
35. Başvuran; Sözleşme’nin 5. maddesi kapsamında, gözaltına alınmasının ve akabinde tutuklu yargılanmasının hukuka uygun olmadığı , yetkililerin, gözaltına alınmasının nedenleri konusunda kendisini bilgilendirmedikleri ve tutukluluk süresinin uzunluğu hakkında şikâyette bulunmaktadır. Başvuran ayrıca, yerel mahkemelerin tutukluluğunu gözden geçirme biçiminin Sözleşme’ye aykırı olduğunu iddia etmektedir. Başvuran bu bakımdan, mahkemelerin kararlarını bir duruşma gerçekleştirmeksizin sadece dava dosya temelinde verdiğini ileri sürmektedir.
36. Mahkeme, başvuranın gözaltı süresinin 27 Mart 2007 tarihinde bittiğini ve İzmir Ağır Ceza Mahkemesi kararını verdiğinde, yani 26 Aralık 2008 tarihinde tutukluluk halinin sona erdiğini, ancak başvurunun 26 Ağustos 2010 tarihinde yapıldığını gözlemlemektedir. Dolayısıyla başvurunun bu kısmı süre sınırı içerisinde yapılmamıştır ve Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddeleri uyarınca reddedilmelidir.
C. Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında
1. Mahkemeye erişime ilişkin şikâyet bakımından
37. Başvuran Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamında, Yargıtay’ın nihai kararının taraflara tebliğ edilmemesinin, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 308. maddesi uyarınca, nihai karara karşı itirazda bulunmak ve Mahkeme’ye başvuruda bulunmak için mahkemeye etkin erişim hakkını engellediğinden şikâyet etmektedir.
38. Mahkeme ilk olarak, başvuranın Mahkemeye altı aylık süre sınırı içerisinde başvuruda bulunabildiğini belirtmektedir.
39. Başvuranın olağanüstü bir hukuk yolu olan düzeltme yolu için Yargıtay’a erişimine ilişkin şikâyetine gelince Mahkeme, itirazda bulunmanın ceza mahkemeleri tarafından yargılanan kişiler için doğrudan erişilebilir bir iç hukuk yolu olmadığını hatırlatmaktadır. Dolayısıyla itirazda bulunma Sözleşme’nin amaçları doğrultusunda etkili bir hukuk yolu teşkil etmemekte (Bk. Akçiçek/Türkiye (k.k.) no. 40965/10, 18 Ekim 2011) ve mevcut davada 6. maddenin uygulanabilirliği konusunda şüphe uyandırmaktadır.
40. Ancak, 6. maddenin mevcut yargılamalara uygulanabilir olduğu varsayıldığında dahi Mahkeme, Yavuz ve Diğerleri/Türkiye ((k.k.), no. 48064/99, 1 Şubat 2005) kararında, nihai kararın ilk derece mahkemesinin yazı işleri müdürlüğüne iletildiği tarihin, başvuranların en geç nihai kararın içeriğini kesin olarak öğrenebildikleri tarih olması dolayısıyla, altı aylık başvuru süresi hesaplanırken başlangıç noktası olarak alınması gerektiğine hükmetmiştir. Mahkeme, başvuranın, Yargıtay kararı kendisine tevdi edildikten sonra itirazda bulunamadığına yönelik hiçbir emare görmemektedir.
41. Yukarıda belirtilen hususlar ışığında, mahkemeye erişime ilişkin şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4 maddeleri uyarınca kabul edilemez olduğunun beyan edilmesi gerekmektedir.
2. Başvuranın Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamındaki şikâyetlerinin geri kalanı bakımından
42. Başvuran Sözleşme’nin 6 § 1 maddesini ileri sürerek, Türk ceza sisteminde iddianamelerin sanığa tebliğ edilmemesinin, silahların eşitliği ilkesine ve çelişmeli yargılama hakkına aykırı olduğunu iddia etmektedir.
Mahkeme ilk olarak, Türk hukuku uyarınca, Cumhuriyet savcıları tarafından düzenlenen iddianamelerin mahkemeler tarafından kabul edildikten sonra sanıklara tebliğ edildiğini ve bir iddianamenin mahkeme tarafından kabul edilmesinin başvuranın masumiyet karinesi hakkı üzerinde herhangi bir etkisi bulunmadığını belirtmektedir. Mahkeme bu bakımdan, söz konusu şikâyetin Mahkeme tarafından önceden incelendiğini ve açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez ilan edildiğini hatırlatmaktadır (Bk. Ökten/Türkiye (k.k.), no. 22347/07, §§ 51–53, 3 Kasım 2011).
43. Başvuran, özel yetkili ağır ceza mahkemelerinin Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi anlamında bağımsız ve tarafsız olmadığını ileri sürmektedir.
Mahkeme, ağır ceza mahkemelerinin oluşumu, bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin benzer şikâyetlerin Mahkeme’nin Uğur ve Diğerleri/Türkiye ((k.k.), no. 49651/06, 6840/08 ve 8076/08, 21 Eylül 2010) davasındaki kararında, açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez ilan edildiğini belirtmektedir.
44. Başvuran ayrıca, Sözleşme’nin 6 ve 7. maddeleri kapsamında, mahkûmiyetinin adil olmadığını ve kendisine verilen cezanın aşırı olduğunu iddia etmektedir. Mahkeme, başvuranın bu başlık altındaki şikâyetlerinin esasen yargılamaların aleyhte sonuçlanmasına ilişkin olması ve dolayısıyla dördüncü derece mahiyette olması nedeniyle Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi açısından değerlendirilmesi gerektiği kanaatindedir. Dolayısıyla söz konusu şikâyetlerin açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4 maddeleri uyarınca kabul edilemez olduğunun beyan edilmesi gerekmektedir.
45. Başvuran son olarak, Sözleşme’nin 6 § 1 ve 13. maddeleri kapsamında, Yargıtay önünde aleni bir duruşma yapılmadığından ve Yargıtay’ın itirazına ilişkin etkin bir inceleme yapmadığından şikâyet etmektedir.
Mahkeme, önceden pek çok sefer, ilk derece mahkemesi önünde aleni bir duruşma gerçekleştirilmiş olması koşuluyla, ikinci veya üçüncü derece mahkemeleri önünde “aleni duruşmalar” yapılmamasının, söz konusu yargılamaların kendine özgü koşulları ile haklı kılınabileceğine karar verdiğini hatırlatmaktadır. Dolayısıyla, sadece kanunun yorumlanmasını ilgilendiren ve olayların ispatlanmasına ilişkin olmayan yargılamalar, temyiz başvurusunda bulunan kişiye temyiz mahkemesi veya Yargıtay tarafından dinlenme fırsatı sunulmasa dahi, Sözleşme’nin 6. maddesinin koşullarına uygun olabilir (Bk. Han/Türkiye, no. 50997/99, 13 Eylül 2005). Dolayısıyla, söz konusu şikâyetler açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4. maddeleri uyarınca kabul edilemez ilan edilmelidir.
D. Sözleşme’nin 6 § 3 (c) maddesiyle bağlantılı olarak 6 § 1 maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında
46. Başvuran ne polis gözaltısında, ne de Cumhuriyet savcısı ve nöbetçi hâkim önünde avukat yardımından yararlanabildiğinden şikâyet etmektedir. Başvuran, ilgili kısımları aşağıdaki gibi olan Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddelerine dayanmaktadır.
“1. Herkes davasının, ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası hakkında karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. ...
3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:
...
(c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, re’sen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek ...”
47. Mahkeme, dava dosyası temelinde söz konusu şikâyetlerin kabul edilebilirliği konusunda karar veremeyeceğini ve dolayısıyla Mahkeme İçtüzüğünün 54 § 2 (b) maddesi uyarınca başvurunun bu kısmının davalı Hükümete iletilmesi gerektiğini değerlendirmektedir.
E. Sözleşme’nin 6 § 3 (d) maddesiyle bağlantılı olarak 6 § 1 maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında
48. Başvuran kendisi aleyhine başka bir mahkeme, yani Antalya Ağır Ceza Mahkemesi önünde ifade veren tanıkları çapraz sorgulama imkânı bulamadığını iddia etmiştir. Başvuran, ilgili kısımları aşağıdaki gibi olan Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (d) maddelerine dayanmıştır.
“1. Herkes davasının, ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası hakkında karar verecek olan, ... bir mahkeme tarafından, ... görülmesini isteme hakkına sahiptir...
...
3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:
...
(d) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını istemek...”
49. Mahkeme, dava dosyası temelinde söz konusu şikâyetlerin kabul edilebilirliği konusunda karar veremeyeceğini ve dolayısıyla Mahkeme İçtüzüğünün 54 § 2 (b) maddesi uyarınca başvurunun bu kısmının davalı Hükümete iletilmesi gerektiğini değerlendirmektedir.
F. Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında
50. Başvuran Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında, özellikle 25 Mart 2007 tarihli aramanın Cumhuriyet savcısının yazılı emri üzerine ve öncesinde bir mahkeme kararı bulunmaksızın gerçekleştirildiğini ileri sürerek, söz konusu aramanın ve akabinde eşyalarına el konulmasının hukuka aykırı olduğundan şikâyet etmektedir.
51. Mahkeme, başvuranın Antalya Sulh Ceza Mahkemesi’nin arama ve el koyma işleminin hukuka uygun olduğu yönündeki 25 Mart 2007 tarihli kararına itirazda bulunmadığını ve bunun gerekçesinin başvuran tarafından açıklanmadığını belirtmektedir. Dolayısıyla Mahkeme, başvurunun bu kısmının iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddeleri uyarınca kabul edilemez ilan edilmesi gerektiğine karar vermiştir.
G. Sözleşme’nin diğer maddelerinin ihlallerinin meydana geldiği iddiası hakkında
52. Mahkeme, başvuranın Sözleşme’nin 1, 13, 14 ve 17. maddeleri ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 2. maddeleri kapsamındaki şikâyetlerini ortaya koymadığını gözlemlemektedir. Dolayısıyla, başvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4 maddeleri uyarınca reddedilmelidir.
53. Başvuranın Sözleşme’ye Ek 7 No.lu Protokol’ün 2. maddesi kapsamındaki şikâyetine ilişkin olarak Mahkeme, Türkiye’nin 7 No.lu Protokol’ü onaylamadığını belirtmektedir; dolayısıyla, başvurunun bu kısmı Sözleşme hükümleriyle kişi bakımından bağdaşmamaktadır ve Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4 maddeleri uyarınca kabul edilemez ilan edilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvuranın polis gözaltısında bulunduğu süre zarfında avukat yardımına ulaşamadığına ve başvuranın iddia tanıklarını çapraz sorgulama imkânına sahip olmadığına ilişkin şikâyetlere dair incelemeyi birleştirmeye karar vermiştir.
Başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğunu beyan etmiştir.
İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş ve 24 Mart 2016 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Abel CamposJulia Laffranque
Yazı işleri Müdür YardımcısıBaşkan
[1]. Kürdistan İşçi Partisi/Kürdistan Halk Kongresi.
Full & Egal Universal Law Academy