AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 33565/08
Korhan YILMAZ / Türkiye
Başkan,
Ledi Bianku,
Yargıçlar,
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 3 Ekim 2017 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 4 Temmuz 2008 tarihli yukarıda belirtilen başvuruyu göz önünde bulundurarak gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir.
OLAYLARBaşvuran Korhan Yılmaz, Türk vatandaşı olup 1964 doğumludur ve Tekirdağ’da ikamet etmektedir.Davanın kendine özgü koşulları, başvuran tarafından ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilmektedir.
A. Cerrahi müdahaleler
Başvurana, 20 Ocak 2004 tarihinde, özel bir kurum olan İstanbul Medipol Hastanesinde Doktor H.İ. tarafından bel fıtığı ameliyatı yapılmıştır.Başvuran, 23 Şubat 2004 tarihinde, intervertebral foramenin daralmasına bağlı bel fıtığı semptomlarının nüksetmesi nedeniyle aynı hastanede yeniden ameliyat edilmiştir.İyileşme göstermeyen başvuran, 18 Mayıs 2004 tarihinde yeni bir ameliyat geçirmiştir. Bu ameliyat sırasında, Doktor H.İ., L4 ve L5 ile L5 ve S1 omurlarının arasına dört kafes yerleştirmiştir. Belirtilmeyen bir tarihte, ameliyat yerindeki ağrılardan şikâyet eden başvuran, hastaneye geri dönmüştür. Yapılan muayeneler, L4 ve L5 omurlarının arasına yerleştirilen kafesin yerinden çıktığını ortaya koymuştur. Doktorlar, başvurana, söz konusu kafesin yerinden çıkmasının, kafeslerin omurgalarla birleşme sürecinin tamamlanmasını engelleyen bel bölgesindeki dengesizlikten kaynaklandığını ve bunun yeni bir ameliyatı gerektirdiğini belirtmişlerdir. Başvuran böylelikle, 4 Eylül 2004 tarihinde, söz konusu kafesin yeniden yerleştirilmesine yönelik dördüncü bir ameliyat geçirmiştir. Başvuran, ameliyatın ardından kontrol ziyaretleri sırasında, belinin sağ tarafında ve sağ bacağında ağrılardan şikâyet etmiş ve röntgen çekilmesini talep etmiştir. Röntgen filmi, kafesin yanlış yerleştirildiğini ve bu bölgedeki doku ve sinirlere zarar verdiğini ortaya koymuştur.Başvuran, 8 Eylül 2004 tarihinde hastaneden ayrılmıştır.Aynı gün düzenlenen epikriz raporunda, Doktor H.İ., 4 Eylül 2004 tarihli ameliyat sırasında, yanlış yerleştirilen kafesin çıkarılarak değiştirildiğini ve yeni kafesin periferik kemiklerle birleştirilmesine yönelik bir ameliyatın yapıldığını belirtmiştir. Doktor H.İ. ayrıca, ameliyat sonrası kontroller sırasında, vidaların yerinden çıktığının ve nöral dokular üzerinde herhangi bir baskının tespit edilmediğini ifade etmiştir. 10 Eylül 2004 tarihinde, yine ağrılarından şikâyet eden başvuran, İstanbul’da Euromed Tıbbi Görüntüleme Kliniğinde MR muayenesine tabi tutulmuştur. Bu muayene, söz konusu kafesin yine yanlış yerleştirildiğini ve yakınında bulunan sinirlere baskı uyguladığını ortaya koymuştur. Başvuran, 11 Ekim ve 12 Kasım 2004 tarihleri arasında, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Rehabilitasyon Servisinde tedavi edilmiştir. 10 ve 12 Kasım 2004 tarihlerinde gerçekleştirilen görüntüleme muayenelerinin sonuçlarından hareketle, doktorlar, kafeslerin yine yanlış yerleştirildiği ve sabit olmadığı sonucuna varmışlardır. Ardından, başvuranın ifadelerine göre 17 Şubat 2005 tarihinde ve dosyada bulunan belgelere göre 28 Mart 2005 tarihinde, ilgiliye, İstanbul Çapa Tıp Fakültesi Ortopedi Servisinde ("Çapa Hastanesi") görevli Doktor C.Ş. tarafından beşinci bir ameliyat yapılmıştır. Tıbbi ekip, Doktor H.İ. tarafından yerleştirilen kafesleri sabit hale getirmek için sekiz vida takmıştır. Başvuran, daha sonra 4 Mart tarihinde hastaneden taburcu olduğunu belirtmektedir. Tekirdağ Devlet Hastanesi Sağlık Kurulu, 1 Kasım 2005 tarihinde, başvuranda %40 oranında kalıcı işlev kaybı olduğunu tespit etmiş ve ilgilinin erken emekliliğe tabi tutulabileceği kanısına varmıştır. Aynı Kurul, 29 Haziran 2006 tarihinde, başvuranın spinal cerrahinin başarısızlığına (başarısız bel cerrahisi sendromu (failed back syndrome)) bağlı sekellerden muzdarip olduğunu ve bu nedenle, ilgilinin fiziksel bir iş yapmasının mümkün olmadığını belirtmiştir. Sosyal Güvenlik Kurumu, 29 Ağustos 2006 tarihinde, başvuranın bundan böyle engellilerle ilgili düzenleme kapsamına girmesine karar vermiştir. Başvuran, bu süre zarfında, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Travmatoloji Servisinde görevli Doktor U.T. tarafından muayene edilmiştir. 5 Nisan 2007 tarihli raporla, söz konusu doktor, kafeslerin halen yanlış yerleştirilmiş olduğunu ve ilgilinin yeni bir ameliyat olasılığı hakkında Çapa Hastanesinde görevli Doktor C.Ş. ile görüşmesi gerektiğini ifade etmiştir. Bununla birlikte, belirtilmeyen bir tarihte, meslektaşının görüşünü almasının ardından Doktor U.T., altıncı ameliyatın riskli olduğunu ve müdahale edilmemesinin daha iyi olacağını belirtmiştir.
B. Ceza soruşturmaları
1. 2005/10501 No.lu dosya
Başvuran, 22 Ekim 2004 tarihinde, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına Doktor H.İ. hakkında şikâyette bulunmuştur. Bunun üzerine, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, yetkisizlik kararı vermiş ve dosyayı Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir. Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığı, 8 Aralık 2005 tarihinde, başvuranın geçirdiği bel fıtığı ameliyatı sırasında hataların yapılıp yapılmadığını ve şayet hatalar yapıldıysa, doktorun kusur oranının ne olduğunu belirlemek için Adli Tıp Kurumu tarafından bilirkişi raporunun hazırlanmasına karar vermiştir. Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu, 27 Ağustos 2007 tarihinde, yalnızca başvuranın muzdarip olduğu idrarını tutamama durumuna ilişkin olarak, Doktor H.İ. tarafından gerçekleştirilen ameliyat ile başvuranın şikâyetleri arasında herhangi bir nedensellik bağının bulunmadığı sonucuna varmıştır. Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığı, 10 Ekim 2007 tarihinde, kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Üsküdar Ağır Ceza Mahkemesi, 9 Ocak 2008 tarihinde, kovuşturmaya yer olmadığı kararına karşı yapılan itirazı reddetmiştir. Başvuran, 21 Ocak 2008 tarihinde, Başsavcılığa ve Üsküdar Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı’na şikâyetini sunduğu sırada, Adalet Bakanlığı nezdinde kanun yararına temyiz başvurusunda da bulunmuştur. 16 Nisan ve 3 Haziran 2008 tarihli kararlarla, Adalet Bakanlığı, başvuranın bütün iddialarını reddetmiştir.
2. 2009/10114 No.lu dosya
Başvuran, belirtilmeyen bir tarihte, tazminat davası kapsamında elde edilen unsurlara dayanarak, Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde Doktor H.İ. ve Başhekim F.K. hakkında yeniden şikâyette bulunmuştur (aşağıda 30 ila 38. paragraf). 28 Eylül 2009 tarihli iddianameyle Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığı, doktorlar hakkında taksirle yaralama suçu nedeniyle Sulh Ceza Mahkemesinde dava açmıştır. Kadıköy 2. Sulh Ceza Mahkemesi, 29 Haziran 2011 tarihinde, kamu davasının zamanaşımı süresinin dolduğunu tespit etmiştir. Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 3 Aralık 2012 tarihinde, başvuran tarafından yapılan temyiz başvurusunu reddetmiştir.
C. Tazminat davası
Başvuran, 12 Eylül 2005 tarihinde, İstanbul Medipol Hastanesinin olayların meydana geldiği dönemde "Medi Zinde Sağlık Hizmetleri" Anonim Şirketine ("Şirket") ait olması sebebiyle, işveren olarak bu kurum ile Doktor H.İ. hakkında tazminat davası açmıştır. Başvuran, bütün maddi ve manevi zararlar için 57.000 Türk lirası (TRY) talep etmiştir. Belirtilmeyen bir tarihte, Kadıköy 5. Asliye Hukuk Mahkemesi ("AHM"), Adli Tıp Kurumu tarafından bilirkişi raporunun hazırlanmasına karar vermiştir. 11 Haziran 2008 tarihli raporla, Adli Tıp Kurumu, davalılara atfedilebilir herhangi bir hatanın bulunmadığı sonucuna varmıştır. AHM, dosyayı yeniden incelenmek üzere Adli Tıp Kurumu’na göndermiştir. Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu, 27 Kasım 2008 tarihinde, oyçokluğuyla, hataların üçüncü ve dördüncü ameliyat sırasında yapıldığı sonucuna varmış ve söz konusu komplikasyonların yalnızca beşinci ameliyatın ardından çok kısa bir nekahet süresinden kaynaklandığı ve bunların ortadan kalkabileceği kanaatine ulaşmıştır. Bununla birlikte, Genel Kurulun bazı üyelerinin muhalif görüşlerine göre, beşinci ameliyat, üçüncü ve dördüncü ameliyat sırasında yapılan çeşitli hatalar ve ihmallerin yol açtığı geri dönüşü olmayan dengesizliği düzeltmek amacıyla doğru bir şekilde yürütülmüş olsa bile, başvuran, gerçekte beşinci ameliyatın ardından engelli kalmıştır. Hukuki sorumluluk konusunda uzman bir hukukçu ve bir adli tabipten oluşan bilirkişi heyeti, 27 Haziran 2011 tarihinde, başvuran tarafından maruz kalınan maddi zararı 122.873,17 TRY olarak hesaplamıştır. Başvuran, 15 Eylül 2011 tarihinde, bulunduğu talebin miktarını yukarıda belirtilen bilirkişi tarafından ifade edilen meblağ seviyesinde düzeltmiştir. AHM, 30 Aralık 2011 tarihinde, davalıları başvurana maddi zarar bağlamında 122.873,17 TRY ödemeye mahkûm etmiştir. AHM, başvuran tarafından sunulan manevi zarar bağlamındaki talebi kısmen kabul etmiş ve başvurana bu bağlamda 35.000 TRY ödenmesine karar vermiştir. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 4 Şubat 2013 tarihinde, ilk derece mahkemesinin kararını onamış ve davalıların karar düzeltme talebini 21 Mayıs 2013 tarihinde reddetmiştir.
ŞİKÂYETLER
Başvuran, başvurunun sunulması sırasında, Sözleşme’nin 14. maddesine ve Sözleşme’ye Ek 12 No.lu Protokol’ün 1. maddesine dayanarak, devlet makamlarını, kendi ifadesine göre, Sözleşme’nin 6. maddesini ihlal edecek şekilde, suçlamaya konu edilen doktora karşı haklarını koruyamamakla suçlamıştır. Başvuran bu bağlamda, mercilerin tarafsız olmamalarından yakınmıştır. Diğer yandan, başvuran, Sözleşme’nin özel bir maddesini ileri sürmeksizin, 2005/10501 No.lu dosyada ceza davasının süresinden şikâyet etmiştir. Başvuran, başvurusunu yapmasının ardından sunduğu şikâyetlerinde, öncelikle, yine Sözleşme’nin özel bir hükmünü ileri sürmeksizin, 2009/10114 No.lu dosyayla ilgili unsurlar da dâhil olmak üzere, bir bütün olarak değerlendirilen ceza yargılamasının süresinden ve tazminat davasının süresinden şikâyet etmektedir. Başvuran, ikinci olarak, İstanbul Medipol Hastanesinde görevli Doktor H.İ. tarafından yapılan ve kendisinde kalıcı sakatlığa yol açan hatalar nedeniyle, Sözleşme’nin 8. maddesinden doğan fiziksel bütünlük hakkına riayet edilmemesi bakımından makamlar tarafından ivedi bir şekilde cevap verilmemesinden şikâyetçi olmaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Başvuran öncelikle, kendi ifadesine göre, devlet makamlarının tarafsız olmaması nedeniyle Doktor H.İ.’nin suçlanmamasından ve 2009/10114 No.lu dosya kapsamında ceza yargılamasının süresinden şikâyet etmektedir. Başvuran bu bağlamda, Sözleşme’nin 6 ve 14. maddeleri ile Sözleşme’ye Ek 12 No.lu Protokol’ün 1. maddesini ileri sürmektedir. Başvuran ardından, Sözleşme’nin 8. maddesi anlamında, fiziksel bütünlüğüne saygı gösterilmemesinden ve Sözleşme’nin özel bir hükmünü ileri sürmeksizin, bir bütün olarak değerlendirilen yerel yargılamaların süresinden şikâyetçi olmaktadır. Öncelikle, davaya ilişkin olay ve olguların hukuki nitelendirmesi konusunda takdir yetkisine sahip olan Mahkeme, gerek başvurunun yapılması sırasında gerekse daha sonra sunulan şikâyetlerin özünde, kişilerin ruhsal ve fiziksel bütünlüğüyle ilgili konuları kapsayan (bk., örnek olarak, Trocellier/Fransa (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 75725/01, AİHM 2006‑XIV) Sözleşme’nin 8. maddesinin usul yönü kapsamına girdiğini kaydetmektedir (bk., örnek olarak, Söderman/İsveç [BD], No. 5786/08, § 57, AİHM 2013). Bu bağlamda, Mahkeme aynı zamanda, Sözleşme’nin 2. maddesinde yer verilen yaşam hakkının kanunla korunmasına ilişkin ilkelerin, Sözleşme’nin 8. maddesinin kapsamına giren fiziksel bütünlüğe verilen ciddi zararlar için de geçerli olduğunu hatırlatmaktadır (ibidem). Akabinde, Mahkeme, başvurunun yapılmasının ardından meydana gelen gelişmeleri dikkate almaya yetkili olduğunu vurgulayarak, somut olayda, başvuruda bulunulmasının ardından sunulan şikâyetlere ilişkin olarak, başvuranın Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrasında öngörülen altı aylık süre kuralına riayet edip etmediğine ilişkin sorunun ortaya çıkabileceğini kaydetmektedir. Bununla birlikte, Mahkeme, aşağıda belirtilen nedenlerle başvuranın mağdur sıfatına sahip olmadığını tespit ederek, bu konu üzerinde durmaması gerektiği kanısına varmaktadır. Mahkeme, ceza davalarının yürütülmesinin ve sonuçlandırılmasının Sözleşme’nin 2. maddesinden doğan usuli gereklilikleri karşılamaması halinde bir sorunun ortaya çıkabileceğini kabul etmektedir. Her şey, ileri sürülen durumun niteliğine bağlıdır. Böylelikle, kamu sağlığı alanında, ölüme neden olan olayların, örnek olarak, sağlık personelleri tarafından yapılan "muhakeme hatası" veya belirli bir hastaya yönelik bir tedaviyle ilgili olarak sağlık personelleri arasındaki "koordinasyon eksikliği" bağlamında gerçekleşen ihmallerin ötesine geçmesi durumunda, cezai yönden bir cevabın verilmesi gerekebilmektedir (Powell/Birleşik Krallık (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 45305/99, AİHM 2000-V, Calvelli ve Ciglio/İtalya [BD], No. 32967/96, § 49, AİHM 2002-I, ve Asiye Genç/Türkiye, No. 24109/07, § 67 son cümlesi (in fine), 27 Ocak 2015). Ölümün, sağlık alanındaki kamu hizmetine ilişkin kronik bir aksaklık olduğunu gösteren bir durumdan kaynaklandığının kabul edilebilmesi halinde, şüphesiz aynı durum geçerli olmaktadır (ibidem, §§ 72 ve 73). Böylelikle belirlenen çerçevenin dışında, Mahkeme daha önce, ölüme kasten sebebiyet verilmediğinde, Türk hukukunda, başvuranlar tarafından izlenmesi gereken yolun, ilke olarak, söz konusu edilen sağlık hizmetinin özel sektöre ya da kamu sektörüne bağlı olmasına göre, hukuki ya da idari nitelikte olduğunu ifade etmiştir (Karakoca/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 46156/11, 21 Mayıs 2013, ve Bilsen Tamer ve diğerleri/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 60108/10, 26 Ağustos 2014). Somut olayda Mahkeme, başvuran tarafından ileri sürülen olayların, özellikle Doktor H.İ.ye atfedilen "tıbbi ihmallerden" kaynaklandığını ve söz konusu doktorun özel hukuka tabi bir çalışan olduğunu saptamaktadır. Sonuç olarak, somut olayda, maruz kalınan zararların tazmini bağlamında "uygun ve yeterli" bir meblağın makamlar tarafından ödenmesinin, bu yönde kabul edilen kararla birlikte, aynı zamanda söz konusu ihlalin açıkça veya en azından özünde kabul edilmesi koşuluyla (bu duruma ilişkin ilkelerle ilgili olarak bk., Scordino/İtalya (No. 1) [BD], No. 36813/97, §§ 178-192, AİHM 2006‑V, ve Turgut/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 64625/11, §§ 42 ila 45, 30 Ağustos 2016), Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiği iddiasından dolayı mağdur sıfatının kaybedilmesine yol açabilecek nitelikte olduğu dikkate alınarak, hukuk mahkemeleri önündeki tazminat yoluna, tek başına ya da ceza mahkemeleri önünde kullanılan başvuru yoluyla birlikte başvurulması gerekmekteydi (yukarıda anılan Calvelli ve Ciglio kararı, § 51 ve yukarıda anılan Karakoca kararı). Davaya ilişkin olayları yeniden ele alarak, Mahkeme, 12 Eylül 2005 tarihinde, başvuranın AHM önünde tazminat davası açtığını gözlemlemektedir. Başvuran, Doktor H.İ.’yi cerrahi müdahaleler sırasında yapılan tıbbi hatalar nedeniyle kendisinde kalıcı bir engelliliğe yol açmakla suçlamış ve maddi ve manevi zarar bağlamında toplam 57.000 TRY talep etmiştir. Mahkeme akabinde, maddi zararın gerçek miktarına ilişkin 27 Haziran 2011 tarihli rapordan haberdar edilmesinin (yukarıda 35. paragraf) ardından, başvuranın kendi talebine ilişkin başlangıçtaki miktarı düzeltebildiğini ve bilirkişiler tarafından belirlenen 122.873,17 TRY ve manevi zarar bağlamında 50.000 TRY tutarlarını talep edebildiğini saptamaktadır. Dolayısıyla, Mahkeme, AHM’nin başvuranın taleplerini kısmen kabul ettiğini kaydetmektedir. Mahkeme, hâkimlerin, Doktor H.İ.nin hatasını ve Tekirdağ Devlet Hastanesi Sağlık Kurulu ile Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından değerlendirildiği şekliyle, başvuranın kalıcı engellilik oranını göz önünde bulundurarak, doktorun ve işvereninin müştereken sorumlu oldukları kanaatine vardıklarını tespit etmektedir. AHM, böylelikle başvurana, gecikme faizleriyle birlikte, 27 Haziran 2011 tarihli raporda belirlenen rakamlara göre, maddi zararın tamamına ilişkin olarak 122.873,17 TRY (yukarıda 37. paragraf) ve manevi zararla ilgili olarak 35.000 TRY (ilgili dönemde toplam yaklaşık 64.702 avro) ödenmesine karar vermiştir. Yukarıda belirtilenleri dikkate alarak, AHM’nin, gerçekleştirilen ameliyatlar sırasında yapılan hatayı ortaya koyarak, başvuranı etkileyen fiziksel engelliliğin meydana gelmesinde doktorun kusur sorumluluğunun bulunduğunu açıkça kabul ettiği sonucuna varmak gerekmektedir. Mahkeme, dolayısıyla, iç hukuk düzeyinde, Sözleşme’nin 8. maddesinin esas yönünden ihlal edildiğinin açıkça kabul edildiği kanaatine varmaktadır. Bütün zararlar bağlamında ödenmesine karar verilen meblağa ilişkin olarak, Mahkeme, bu türden bir tazminatın benzer davalarda bizzat ödenmesine karar verdiği meblağlardan daha yüksek olması nedeniyle, yetersiz olarak nitelendirilemeyeceği kanısına varmaktadır (bk., örnek olarak, Codarcea/Romanya, No. 31675/04, § 114, 2 Haziran 2009). Bu bağlamda, Mahkemenin, söz konusu meblağın ilgiliye gerçekte ödenip ödenmediği ve şayet ödendiyse, bu ödemeyi yerine getirmek için idare tarafından kullanılan sürenin sunulan tazminatın uygunluğunu etkileyecek nitelikte olup olmadığı hususu üzerinde durması gerekmemektedir (bk., örnek olarak, Alp/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 3757/09, §§ 37-38, 9 Temmuz 2013), zira başvuran bu hususla ilgili herhangi bir iddia ileri sürmemiştir. Yukarıda belirtilenleri göz önüne alarak Mahkeme, somut olayda ileri sürülen zararın uygun şekilde tazmin edildiği ve başvuranın, Sözleşme’nin 34. maddesi anlamında, Sözleşme’nin 8. maddesinin usul yönünden ihlal edilmesi nedeniyle "mağdur" olduğunu ileri süremeyeceği kanaatine varmaktadır. Dolayısıyla, başvurunun bu kısmı, Sözleşme hükümleriyle kişi yönünden (ratione personae) bağdaşmamaktadır ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir. Son olarak başvuran ayrıca, Sözleşme’nin 6. maddesine dayanarak, davasının makul bir süre içinde görülmediğini iddia etmektedir. Bu bağlamda, Mahkeme, Turgut ve diğerleri/Türkiye ((kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 4860/09, §§ 58 ve 60, 26 Mart 2013) kararına atıfta bulunmakta ve bu davada izlenen yaklaşımdan uzaklaşmak için herhangi bir sebep görmemektedir. Mahkeme dolayısıyla, bu şikâyetin Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar vermektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 26 Ekim 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Hasan BakırcıLedi Bianku
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy