AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KAYITTAN DÜŞME KARARI
Başvuru no. 59242/08
Recep YILMAZ / Türkiye
Başkan
Valeriu Griţco,
Hâkimler
Arnfinn Bårdsen,
Peeter Roosma,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 11 Şubat 2020 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
27 Kasım 2008 tarihinde yapılan yukarıda anılan başvuruları göz önüne alarak,
Başvurunun kayıttan düşürülmesi talebiyle davalı Hükümet tarafından 28 Ağustos 2019 tarihinde gönderilen deklarasyonu ve başvuranın bu deklarasyona cevabını göz önüne alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR VE USUL
1. Başvuran Recep Yılmaz 1955 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, Ankara’da ikamet etmektedir. Mahkeme önünde Ankara Barosuna bağlı Avukat B. Bir tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında oluşumunda askerlerin olduğu iddiasıyla Genelkurmay Başkanlığı Mahkemesinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı hakkında şikâyette bulunmuştur. Aynı şekilde, başvuran kendisin bir sivil olmasına rağmen sadece askeri personelden oluşan bir askeri mahkeme tarafından yargılandığını iddia etmiştir. Başvuran ayrıca ihtilattan men işlemi nedeniyle adaletsiz olduğu iddia edilen ceza yargılamalarından, gözaltındayken yaptığı adli yardım talebinin reddedilmesinden ve daha sonra yargılamayı yürüten mahkemenin kendisinin bu dönemde verdiği ifadelerini delil olarak kabul etmesinden şikayetçi olmuştur. Başvuran ayrıca, savcıya ifade vermeden önce kendisine temel haklarının bildirilmediğini iddia etmiştir.
4. Başvuru, Hükümete tebliğ edilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRMEGenelkurmay Mahkemesinin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin olarak Sözleşme’nin 6 § 1. maddesi kapsamında yapılan şikâyet
5. Hükümet, dostane çözüm görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından Mahkeme’ye, 28 Ağustos 2019 tarihli bir yazıyla, söz konusu şikâyetler kapsamında ileri sürülen hususların çözüme kavuşturulması amacıyla bir deklarasyon metni düzenlemeyi önerdiğini bildirmiştir.
6. Söz konusu deklarasyon, aşağıdaki gibidir:
“AİHM önünde devam eden davayı çözüme kavuşturmak amacıyla Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin, başvuran RECEP YILMAZ’a, yansıtılabilecek tüm vergiler hariç olmak üzere, avukat ücretleri de dahil olmak üzere tüm masraf ve giderlerin yanı sıra tüm maddi ve manevi zararları karşılığında 500 EUR (beş yüz avro) ödemeyi teklif ettiğini beyan ederim.
Bu meblağ ödeme tarihinde geçerli olan oran üzerinden davalı devletin para birimine dönüştürülecek ve Mahkeme’nin kayıttan düşürme kararının tebliğini takiben itibaren üç ay içinde ödenecektir. Söz konusu meblağın belirtilen üç ay içerisinde ödenmemesi durumunda, Hükümet, bahsi geçen sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz ödemeyi taahhüt etmektedir. Bu ödeme, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde derdest olan davayı nihai çözüme kavuşturacaktır. Hükümet, Mahkemeyi başvurunun incelenmesine devam etmesi için bir sebep kalmadığı gerekçesiyle davayı Sözleşmenin 37. maddesi uyarınca kayıttan düşürmeye davet etmiştir
Hükümet, söz konusu zamanda başvuranı yargılayan ve mahkûm eden askeri mahkemenin, Sözleşme’nin 6. maddesi anlamı dahilinde, bağımsız ve tarafsız olarak düşünülemeyeceğini kabul etmektedir (Gürkan/Türkiye, no. 10987/10, 3 Temmuz 2012).
Hükümet, ayrıca, İbrahim Gürkan/Türkiye davasında tespit edilen ihlalin konusunun, 30 Temmuz 2010 tarihinde yürürlüğe giren 6000 sayılı Kanunla 353 sayılı Kanunda yapılan değişiklikle çözüldüğünü de belirtmiştir. Bununla beraber, Hükümet, 6771 sayılı Kanunla askeri mahkemelerin kaldırıldığını belirtmektedir.
7. 15 Ekim 2019 tarihli yazıyla, başvuranın temsilcisi, şikayetlerin ciddiliği göze alındığında başvuranın Hükümet tarafından sunulan miktarı çok düşük bulduğu için tek taraflı deklarasyon şartlarından memnun olmadığını dile getirmiştir.
8. Mahkeme, Sözleşme’nin 37. maddesinde, koşulların söz konusu maddenin 1. fıkrasının (a), (b) veya (c) bentlerinde belirtilen sonuçlardan birine yol açması durumunda, Mahkemenin yargılamaların herhangi bir aşamasında başvuruyu kayıttan düşürebileceğinin öngörüldüğünü hatırlatmaktadır. Sözleşme’nin 37 § 1 (c) maddesi, özellikle, aşağıdaki durumda, Mahkemenin davayı kayıttan düşürmesine imkân vermektedir:
“Mahkemenin saptadığı herhangi bir başka gerekçeden ötürü, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden bulunmadığı takdirde”.
9. Mahkeme, ayrıca, belirli koşullarda, başvuran davasının incelenmeye devam edilmesini arzu etse dahi, davalı Hükümet tarafından sunulan tek taraflı bir deklarasyona istinaden, başvuruyu 37 § 1 (c) maddesi uyarınca kayıttan düşürebileceğini hatırlatmaktadır.
10. Bu amaçla Mahkeme, özellikle Tahsin Acar kararı olmak üzere kendi içtihadından doğan ilkeler ışığında deklarasyonu incelemiştir (Tahsin Acar/Türkiye (ilk itirazlar) [BD], no. 26307/95, §§ 75-77, AİHM 2003-VI, WAZA Sp z.o.o./Polonya (k.k.), no. 11602/02, 26 Haziran 2007 ve Sulwińska/Polonya (k.k.), no. 28953/03, 18 Eylül 2007).
11. Mahkeme Gürkan / Türkiye davasında (no. 10987/10, 3 Temmuz 2012) mahkeme heyetinde subayların bulunması nedeniyle askeri mahkemelerin tarafsızlığı ve bağımsızlığı hususunda yerleşik içtihadını ortaya koymuştur. Mahkeme, söz konusu kararda subayın askerliğinin devam ettiğine, hakkında askeri disiplin kurallarına tabi olduklarına, söz konusu subayların hiyerarşide daha yüksek konumdaki üstleri tarafından hakim olarak atandıklarına ve diğer iki askeri hakim ile aynı Sözleşmeden doğan güvencelere sahip olmadıkları kanaatine varmıştır. Mahkeme, ayrıca başvuranın yargılamasını yürüten ve başvuran hakkında mahkûmiyet kararı veren Askeri Ceza Mahkemesinin, Sözleşme’nin 6. maddesi anlamında bağımsız ve tarafsız olarak değerlendirilemeyeceğine hükmetmiştir. Ayrıca, Mahkeme, Sözleşmenin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiği yönündeki tespitin, başvuranlar tarafından yaşanan manevi zarar için yeterli adil tazmin teşkil ettiği kanaatinde olmuştur.
12. Mahkeme, ayrıca, Hükümetin, tek taraflı deklarasyonunda, askeri mahkemelerin bağımsızlığı ve tarafsızlığı nedeniyle Sözleşme’nin 6 §§ 1 maddesinin ihlal edildiğini kabul ettiğini gözlemlemektedir. Bu noktada, 6771 sayılı Kanun ile askeri mahkemelerin kaldırıldığını belirtmek de önemlidir.
13. Mahkeme, ayrıca, 31 Temmuz 2018 tarihine kadar, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311 § 1 (f) maddesinin, başvuranlara, sadece Mahkeme’nin Sözleşme veya Protokollerinin ihlal edildiği tespitinde bulunan kararına dayanarak, ceza yargılamalarının yenilenmesi imkanını içeren bir hukuk yolu sağladığını kaydetmektedir. Ancak, 31 Temmuz 2018 tarihinde 7145 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra, başvuranlar, Mahkemenin artık dostane çözüm veya tek taraflı deklarasyon temelinde davayı kayıttan düşürmeye karar vermesinin ardından ceza yargılamalarının yenilenmesine yönelik bir başvuruda bulunmaya hak kazanmıştır. Bunun sebebi, bu iki durumun, artık, ceza yargılamalarının yenilenme gerekçeleri olarak, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311 § 1 (f) maddesinde ayrıntılı olarak listelenmesidir. Dolayısıyla, Mahkeme, iç hukukun, dostane çözüme veya tek taraflı deklarasyona dayanarak bir başvuruyu kayıttan düşüren bir kararın veya hükmün ardından, başvuranların yargılamaların yenilenmesini talep edebileceği bir hukuk yolu öngörmesinden dolayı memnundur (kıyaslayınız, Igranov ve Diğerleri/ Rusya, no. 42399/13 ve diğer 8 başvuru, § 26, 20 Mart 2018, daha fazla atıf ile birlikte ve karşılaştırınız Sroka/Polonya (k.k), no. 42801/07, 6 Mart 2012). 42399/13 ve diğer 8 başvuru, § 26, 20 Mart 2018, daha fazla referans ile birlikte ve karşılaştırınız Sroka/Polonya (k.k), no. 42801/07, 6 Mart 2012).
14. Bu bağlamda, Mahkeme, ayrıca, Mahkemenin içtihadına ve uygulamasına göre, iç hukuk yargılamalarının yenilenmesinin, başvuranın bu yönde bir talebinin olması durumunda, Sözleşme’nin 6. maddesinin ihlal edildiği iddiasına yönelik olarak etkili bir çözüm sağlamak için en uygun yol olduğunu belirtmektedir. Dolayısıyla, yukarıda belirtilen hukuk yolunun, başvuranın Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki şikayetlerine ilişkin olarak telafi kabiliyetini haiz olduğu düşünülmektedir. Mahkemenin Sözleşme ve Protokolleri tarafından güvence altına alınan hakların ve özgürlüklerin korunmasındaki tali rolü dikkate alındığında, Mahkeme, öncelikli olarak ulusal makamların Sözleşmenin herhangi bir ihlalini düzeltmesi gerektiğini kaydetmektedir.
15. Mahkeme, teklif edilen ve benzer davalarda hükmedilen miktarlarla tutarlı olan tazminat miktarının yanı sıra Hükümet deklarasyonu içerisinde yer alan ikrarların mahiyeti göz önünde bulundurulduğunda, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir gerekçe bulunmadığı kanaatine varmıştır (37 § 1 (c) maddesi). Bu karar, başvuranın zararının telafisi için mevcut olan herhangi bir başka başvuru yolunu kullanma imkânına halel getirmemektedir (bk. Jeronovičs/Letonya [BD], no. 44898/10, § 116‑118, 5 Temmuz 2016).
16. Ayrıca, yukarıdaki mülahazalar ışığında ve bilhassa konuyla ilgili açık ve kapsamlı içtihatlar dikkate alındığında, Mahkeme, Sözleşme ve Protokolleri ile tanımlanan insan haklarına saygının, başvurunun incelenmesine devam edilmesini gerekli kılmadığı kanısındadır (37 § 1 maddesinin son cümlesi).
17. Mahkeme son olarak, Hükümetin tek taraflı deklarasyon metninde belirtilen şartlara uymaması hâlinde, başvurunun Sözleşme’nin 37 § 2 maddesi uyarınca tekrar kayda alınabileceğini vurgulamaktadır (Josipović/Sırbistan (k.k.), no. 18369/07, 4 Mart 2008).
18. Yukarıdaki hususlar ışığında, başvurunun bu kısmının kayıttan düşürülmesi uygun bulunmuştur.Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki diğer şikâyetler
19. Başvuran, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesine dayanarak, yalnızca askeri personelden oluşan bir mahkemede sivil olarak yargılanmış olmaktan şikayetçi olmuştur. Başvuran ayrıca, ihtilattan men işleminden ve 28 Mart 2003 ve 27 Haziran 2003 tarihleri arasında gözaltında tutulurken 353 sayılı Kanundan doğan adli yardım talebinin ret ile sonuçlanmasından şikayetçi olmuştur. Başvuran son olarak, savcıya ifade vermeden önce kendisine temel haklarının hatırlatılmadığı iddiasıyla şikayetçi olmuştur.
20. Mahkeme, 7145 sayılı Kanun’un 31 Temmuz 2018 tarihinde yürürlüğe girmesinden sonra başvuranın ceza yargılamaların yenilenmesi için başvuruda bulunma hakkı olduğunu (bk. yukarıdaki 16. paragraf), söz konusu davanın yeniden incelenmesinin mümkün olduğunu ve bu hukuk yolunun başvuranın Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesi uyarınca öne sürdüğü şikâyetleri telafi etmeyi haiz olduğunu yinelemektedir.
21. Yukarıda belirtilenlerin ışığında ve Mahkeme’nin içtihadı uyarınca, Mahkeme yukarıdaki şikayetlerin kabuledilebilirliğini veya esasını incelemeye gerek olmadığına karar vermiştir (bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Mustafa Karatepe / Türkiye, no. 65942/01, § 21, 29 Kasım 2007).
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında davalı Hükümetin sunduğu deklarasyon metninde yer alan koşulların ve yine aynı metin içerisinde sunulan taahhütlerin yerine getirilmesi amacıyla öngörülen yöntemlerin dikkate alınmasına,
Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesi kapsamındaki şikâyete ilişkin olarak başvurunun, Sözleşme’nin 37 § 1 (c) maddesi uyarınca kayıttan düşürülmesine;
Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında yapılan diğer şikayetlerin kabul edilebilirliği veya esasına ilişkin ayrı bir inceleme yapılmasına gerek olmadığına karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş ve 19 Mart 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıValeriu Griţco
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy