AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 21806/08
İsmail YILMAZ/Türkiye
Başkan,
Ksenija Turković,
Yargıçlar,
Jon Fridrik Kjølbro
Georges Ravarani
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 14 Mart 2017 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
28 Nisan 2008 tarihli yukarıdaki başvuruyu göz önüne alarak,
Davalı Hükümet tarafından sunulan görüşleri ve bu görüşlere karşılık olarak başvuran tarafından sunulan görüşleri göz önünde bulundurarak,
Gerçekleştirilen müzakereler sonucunda, aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran, İsmail Yılmaz, Türk vatandaşı olup, 1972 doğumludur ve İstanbul’da ikamet etmektedir. Mahkeme önünde, İstanbul Barosuna kayıtlı Avukat A. Tatlıpınar tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti ("Hükümet") kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Davaya konu olaylar, taraflarca ibraz edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
4. Başvuran, yasadışı bir örgüt olan Marksist-Leninist Komünist Parti (MLKP) üyesi olduğu şüphesiyle, 5 Eylül 2000 tarihinde yakalanmıştır.
5. 9 Eylül 2000 tarihinde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi hâkimi başvuranın tutuklu olarak yargılanmasına karar vermiştir.
6. 12 Eylül 2000 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet savcısı, başvuranı eski Ceza Kanunu’nun 146 § 1 maddesi uyarınca anayasal düzeni bozmaya teşebbüsle suçlayan bir iddianame düzenlemiştir.
7. Sonrasında, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi nezdinde başvuran aleyhinde ceza yargılamaları başlatılmıştır.
8. Devlet Güvenlik Mahkemelerinin 30 Haziran 2004 tarihinde kaldırılması üzerine, başvuran aleyhindeki daha İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine nakledilmiştir.
9. Her bir duruşmanın sonunda, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi başvuranın tutukluluk halini resen veya başvuranın talebi üzerine değerlendirmiştir. Her bir inceleme neticesinde, Ağır Ceza Mahkemesi, atılı suçun niteliğini, başvuranın suçu işlediğine dair kuvvetli bir şüphenin varlığını ve delil durumunu göz önünde bulundurarak, başvuranın tutukluluğunun devamına hükmetmiştir.
10. Sonrasında, 21 Ekim 2009 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi başvuranı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm etmiştir. Mahkeme ayrıca başvuranın tutukluluk halinin devamına hükmetmiştir
11. İlk derece mahkemesinin kararı Yargıtay tarafından 16 Şubat 2011 tarihinde onanarak kesinleşmiştir
ŞİKÂYETLER
12. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi kapsamında tutukluluk süresinin uzunluğundan şikâyetçi olmuştur.
13. Başvuran ayrıca, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesine dayanarak, hakkındaki ceza yargılamalarının makul bir sürede tamamlanmamış olduğunu ileri sürmüştür.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Başvuranın Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi kapsamındaki şikâyeti bakımından
14. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 3 maddesine dayanarak, tutuklu olarak yargılandığı sürenin makul olmayan bir uzunlukta olduğunu ileri sürmüştür.
15. Hükümet, kanuna aykırı tutukluluk şikâyetleriyle ilgili olarak Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 141. maddesi kapsamında tazminat talep etme imkânının mevcut olduğunu belirterek, başvuranın iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürerek, söz konusu iddiasını reddetmiştir.
16. Başvuran, Hükümetin itirazıyla ilgili herhangi bir yorumda bulunmamıştır.
17. Mahkeme, tutukluluk süresinin uzunluğuyla ilgili olarak CMK’nın 141. maddesi kapsamında öngörülen iç hukuk yolunun, Şefik Demir/Türkiye ((k.k.), no. 51770/07, §§ 17-35, 16 Ekim 2012) kararında incelendiğini belirtmektedir. Mahkeme, söz konusu kararda, CMK’nın 141. maddesinde öngörülen iç hukuk yolunun, hakkında verilen mahkûmiyet kararları kesinleşen başvuranlar tarafından tüketilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
18. Mahkeme, somut davada, başvuran hakkında verilen mahkûmiyet kararlarının 16 Şubat 2011 tarihinde kesinleştiğine dikkat çekmektedir. Mahkeme, başvuranın, söz konusu tarihten itibaren, CMK’nın 141. maddesi uyarınca tazminat talebinde bulunma hakkına sahip olduğu halde bu hakkından faydalanmadığını belirtmektedir (bk. yukarıda anılan Demir, § 35).
19. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilip tüketilmediğine ilişkin değerlendirmenin, normal şartlarda, Mahkemeye başvurunun yapıldığı tarih esas alınarak gerçekleştirildiğini hatırlatmaktadır. Ancak, Mahkemenin birçok kararında belirttiği üzere, bu kural, her davanın kendine özgü koşullarıyla haklı kılınabilecek istisnalara tabidir (bk. İçyer/Türkiye (k.k.), no. 18888/02, § 72, AİHM 2006‑I). Mahkeme, tutukluluk süresinin uzunluğuyla ilgili olarak yukarıda bahsedilen ve ceza davası kapsamında verilen nihai kararın ardından uygulanabilen hukuk yoluna ilişkin davalarda söz konusu kuraldan ayrılmıştır (ayrıca bk. diğer kararlar arasında, Tutal ve Diğerleri/Türkiye (k.k.), no. 11929/12, 28 Ocak 2014). Mahkeme, söz konusu istisnanın somut davada da uygulanması gerektiği kanaatindedir.
20. Sonuç olarak, Mahkeme, Hükümetin itirazını dikkate alarak, başvuranın söz konusu şikâyetinin, Sözleşme’nin 35. §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle reddedilmesi gerektiği kanaatine varmıştır.
B. Başvuranın Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamındaki şikâyeti bakımından
21. Başvuran, hakkındaki ceza yargılamalarının uzunluğunun, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinde öngörülen makul süre koşuluyla bağlaşmadığını ileri sürmüştür.
22. Hükümet, 6384 sayılı Kanun uyarınca, yargılamaların uzunluğuna ve kararların icra edilmemesine ilişkin başvuruların incelenmesi amacıyla yeni bir Tazminat Komisyonunun kurulduğunu belirtmiştir. Hükümet bu bağlamda, başvuranın Tazminat Komisyonuna başvurmadığını ve dolayısıyla iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmüştür. Bu gerekçe Mahkeme tarafından daha önce Turgut ve Diğerleri ((k.k.), no. 4860/09, 26 Mart 2013) kararında da kabul edilmiştir.
23. Başvuran bu görüşe karşı çıkmıştır.
24. Mahkeme, Ümmühan Kaplan/Türkiye (no. 24240/07, 20 Mart 2012) davasında pilot karar usulünün uygulanmasının ardından, Türkiye’de yeni bir iç hukuk yolunun oluşturulduğunu gözlemlemektedir. Söz konusu pilot karar sonrasında Mahkeme, yukarıda anılan Turgut ve Diğerleri davasında verdiği kararda, başvuranların iç hukuk yollarını, yani yeni hukuk yolunu, tüketmedikleri gerekçesiyle başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Mahkeme, bu kararı verirken, özellikle, söz konusu yeni hukuk yolunun, uzun yargılamaya şikâyetler bakımından erişilebilir ve makul bir çözüm sunacak nitelikte olduğu değerlendirmiştir.
25. Mahkeme, Ümmühan Kaplan (yukarıda anılmıştır, § 77) kararında, Hükümete hâlihazırda tebliğ edilmiş olan bu tür başvuruları normal usul uyarınca incelemeye devam edebileceğini vurgulamış olduğuna dikkat çekmektedir.
26. Ancak Mahkeme, Hükümetin başvuranın 6384 sayılı Kanun ile tesis edilmiş olan yeni iç hukuk yoluna başvurmamış olduğuna ilişkin ilk itirazı bağlamında, yukarıda anılan Turgut ve Diğerleri davasında varmış olduğu sonucu yinelemeyi uygun görmektedir. Dolayısıyla Mahkeme, başvuranı iç hukuk yollarını tüketme yükümlülüğünden muaf tutabilecek herhangi bir istisnai koşulun bulunmadığını değerlendirmektedir.
27. Sonuç olarak Mahkeme, söz konusu şikâyetin, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği kanaatine varmıştır.
Bu gerekçelerle Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvuruyu kabul edilemez olarak nitelendirmiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş ve 6 Nisan 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Hasan BakırcıKsenijaTurković
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy