AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 1882/12
İrfan YÜCESOY / Türkiye
Başkan,
Valeriu Griţco,
Hâkimler,
Egidijus Kūris,
Darian Pavli,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 28 Mayıs 2019 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 13 Aralık 2011 tarihinde sunulan yukarıda belirtilen başvuruyu dikkate alarak gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran İrfan Yücesoy, 1971 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, İstanbul’da ikamet etmektedir. Başvuran, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde, İstanbul Barosuna kayıtlı Avukat M. Filorinali tarafından temsil edilmiştir.
2. Davaya ilişkin olay ve olgular, başvuran tarafından ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Her ikisi de Gümrük Müdür Yardımcısı olan başvuran ve meslektaşlarından biri H.Y., 26 Ocak 2011 tarihinde, İstanbul’da Atatürk Havalimanı (“Havalimanı”) Gümrük Müdürlüğü’nde niteliksiz personel alımı konusunda Gümrük Bakanı nezdinde yolsuzluk nedeniyle şikâyette bulunmuştur.
4. Bakan, 27 Ocak 2011 tarihinde Havalimanına gitmiştir. Bakan, Havalimanında başvuranın iddialarının gerçeğe uygun olduğunu tespit etmiş ve yasaya aykırı iş sözleşmelerine son verilmesi yönünde emirler vermiştir. Bu ziyaret sırasında, işlerine geri dönemeyen yüze yakın personel, Havalimanı Gümrük Müdürlüğü Binasının giriş kapısının önünde Bakanı protesto etmiştir.
5. Aynı gün, başvuran ve H.Y., Havalimanı Gümrük Müdürlüğü Bürosuna gitmiştir. Bu bürodan çıkarken, ilgililer, kendilerini tanıyan ve işten çıkarılmalarından sorumlu olmakla suçlayan on sivil kişi tarafından saldırıya uğramış ve darp edilmişlerdir.
6. Başvurana göre, kendisi ve H.Y., saldırganlarından kaçmışlar ve bina girişinin önündeki gösterici grubun arkasında yer alan polis memurlarına sığınmışlardır.
7. 27 Ocak 2011 tarihinde saat 18.15’te düzenlenen tutanaktan, başvuran ve H.Y.nin önce polis aracına konuldukları; ardından başvuranın saldırganları arasından ikisinin olay yerinde yakalandığı ve aynı zamanda polis aracına bindirildiği anlaşılmaktadır. İlgililerin hepsi, araçta oldukları süre boyunca, polis aracının içinde bazı davranışlarda bulunmuşlardır ve bu durum araçta bazı hasarlara yol açmıştır. Tutanakta, yakalanan kişilerin ifadelerinin alınması amacıyla, Cumhuriyet Savcısı’nın talimatı üzerine karakola götürüldükleri kaydedilmiştir.
8. Başvuran ve H.Y., susma haklarından yararlanarak, polislerin önünde ifade vermeyi reddetmişler ve Cumhuriyet Savcısı’nın huzuruna çıkarılmayı talep etmişlerdir. Bu açıklama üzerine, ilgililer, kamu malına zarar verme nedeniyle saat 18.15’te gözaltına alınmışlardır.
9. Tıbbi rapordan, başvuranın 27 Ocak 2011 tarihinde bir doktor tarafından stetoskop ile dinlendiği ve ilgilinin sağ gözünde kanamalı bir lezyonun, sağ yanağında bir kızarıklık ve ödemin, sağ kaşında bir ödemin ve kafatasında bir ödemin bulunduğu anlaşılmaktadır. Söz konusu raporda, başvuranın genital bölgesine darbe almasından şikâyetçi olduğu bildirilmiştir. Doktor, oftalmolojik ve ürolojik tıbbi muayenelerin yapılmasını tavsiye etmiştir.
10. Başvuran, 28 Ocak 2011 tarihinde, Cumhuriyet Savcılığı tarafından dinlenmiştir. Başvuran, kamu malına zarar vermekle suçlanmış, suçlamaları reddetmiş ve göstericiler tarafından darp edildiğini ve göstericilerin polis aracına zarar verdiklerini iddia etmiştir. Başvuran, Cumhuriyet Savcısı’nın huzurunda, gözaltındayken ya da polisler tarafından maruz kaldığı herhangi bir kötü muameleden şikâyet etmemiştir. Başvuran, aynı gün serbest bırakılmıştır.
11. Başvuran, 2 Şubat 2011 tarihinde, kötü muamele ve yasaya aykırı yakalanma nedeniyle Havalimanı Gümrük Müdürlüğünün polisleri hakkında Bakırköy Cumhuriyet Savcılığına yazılı bir şikâyet sunmuştur.
12. Başvuran, aynı gün Cumhuriyet Savcılığı tarafından dinlenmiştir. Başvuran, kendisi ve H.Y.nin on gösterici tarafından Havalimanının önünde saldırıya uğradığını ve bu göstericilerin kendilerini darp ederek ağır yaraladıklarını iddia etmiştir. Başvuran, her ikisinin de kaçtıklarını ve toplantıyı izlemekle görevli polislere sığındıklarını belirtmiştir. Başvuran ve H.Y., polislerden saldırganlarını yakalamalarını talep etmiştir. Polis memurlarından biri, kendilerine, amirinden herhangi bir talimat almadan hiçbir şey yapamayacağı yönünde cevap vermiştir. Söz konusu polis amiri geldiğinde, başvuran ve H.Y. kendilerine yapılan saldırıyı anlatmıştır. Polis amiri, memura, ilgililerin şikâyetlerinin alınması için karakola götürülmeleri yönünde talimat vermiştir. Polis aracında, başvuran ve H.Y., arkada oturmuştur. Şoförün yanında oturan memur, başvurana hakaret etmiş, ilgiliyi boynundan yakalayarak karnına yumruk atmıştır. Başvuran, 150-200 göstericinin polis aracına saldırdığını iddia etmiştir. Söz konusu göstericiler, aracın kapısını kırmışlar ve başvuran ile H.Y.yi dövmeye başlamışlardır. Başvuran, kendisini darp eden ve özel gümrükleme şirketleri için çalışan kişiler hakkında şikâyette bulunmuştur.
13. Cumhuriyet Savcısı, şikâyet üzerine, 8 Şubat 2011 tarihinde, polis memurlarını suçlayarak, resen bir soruşturma başlatmıştır. Cumhuriyet Savcısı, iki polisin adları ve sicil numaraları ile güvenlik kamerası kayıtlarını talep etmiştir. Cumhuriyet Savcısı aynı zamanda, Adli Tıp Başkanlığından, başvurana ilişkin tıbbi raporlar hakkında görüş sunulmasını talep etmiştir. Söz konusu Savcı, ikinci iddianameyle, başvurana saldıran kişiler hakkında soruşturma yapmıştır.
14. Başvuran, 1 Mart 2011 tarihinde, Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı nezdinde Memur Suçları Soruşturma Bürosu tarafından dinlenmiştir. Başvuran, polis memurunun kendisini boynundan tuttuğunu, kendisine hakaret ettiğini ve karnına yumruk attığını yeniden iddia etmiştir.
15. H.Y., aynı gün bu büro tarafından da dinlenmiştir. H.Y., Gümrük Müdürlüğü kapısının önünde özel şirketlerin çalışanları tarafından maruz kaldıkları saldırıyı ve polis memurunun başvurana karşı yaptığı davranışı doğrulamış; bununla birlikte, polis tarafından başvuranın karnına vurulduğu iddiasından bahsetmemiştir.
16. Adli Tıp Başkanlığı, 28 Mart 2011 tarihinde, farklı tıbbi birimler tarafından düzenlenen raporları inceledikten sonra Cumhuriyet Savcılığına bir rapor sunmuştur. Bu raporda, başvuranın yaralanmalarının hafif nitelikte olduğu ve basit bir müdahaleyle tedavi edilebileceği sonucuna varılmıştır.
17. İstanbul Cumhuriyet Savcılığı, polis amiri M.T.yi, sanık polis memuru A.Y.yi ve bir diğer tanığı dinledikten sonra ve güvenlik kamerası kayıtlarına ilişkin bir raporu inceledikten sonra, 26 Nisan 2011 tarihinde, polis memuruna karşı yöneltilen suçlamalara ilişkin başvuranın ifadelerinden başka bir delilin bulunmaması nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Cumhuriyet Savcısı, H.Y.nin göstericilere hakaret etmeye devam etmesi nedeniyle, başvuranın göstericiler tarafından saldırıya uğradığını belirtmiştir. Polis amiri, ilgililerin şikâyetlerini kaydetmek ve ilgililerin varlığının göstericiler tarafından bir provokasyon olarak algılanmasını önlemek için karakola götürülmelerini talep etmiştir. Cumhuriyet Savcısı, bu ifadenin başvuranın söz konusu olaylara ilişkin anlatımıyla aynı yönde olduğunu ve başvuranın şikâyeti üzerine, ceza soruşturmasının ilgiliye saldırmakla suçlanan dört kişi hakkında devam ettiğini kaydetmiştir.
18. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, başvuran tarafından dile getirilen itiraz üzerine, 26 Temmuz 2011 tarihinde, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı onaylamıştır.
ŞİKÂYETLER
19. Başvuran, Sözleşme’nin 3. maddesine dayanarak, polisler tarafından kötü muamelelere maruz kalmasından şikâyet etmektedir. Başvuran, iki gün boyunca yemeden içmeden ve yaralanmasına rağmen doktora gösterilmeden gözaltında tutulmuştur. Başvuran aynı zamanda, gözaltında bulunmasının Sözleşme’nin 5. maddesini ihlal ettiğini ileri sürmektedir. Başvuran, koşulları açıklanmaksızın, gözaltına alınmasına itiraz etme imkânına sahip olmadığını iddia etmektedir.
Son olarak, başvuran, kendisinin gözaltına alınmasına rağmen, saldırganlarından dördünün serbest bırakıldığını ifade etmektedir. Başvuran, bu bağlamda, bir ayrımcılığa maruz kaldığını belirterek, Sözleşme’nin 14. maddesini ileri sürmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Sözleşme’nin 3. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası Hakkında
20. Başvuran, bir polis memuru tarafından darp edilmesinden ve hakarete uğramasından şikâyetçi olmaktadır. Başvuran bu bağlamda Sözleşme’nin 3. maddesini ileri sürmektedir; söz konusu madde aşağıdaki gibidir:
“Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz. ”
21. Mahkeme, özellikle Bouyid/Belçika ([BD], No. 23380/09, bk., esas yönüyle ilgili olarak §§ 81-90, ve usul yönüyle ilgili olarak §§ 114‑123, AİHM 2015) kararında belirtildiği şekliyle genel ilkelere atıfta bulunmaktadır.
22. Bu ilkelerden, kötü muamelenin, Sözleşme’nin 3. maddesinin kapsamına girmesi için, asgari ağırlık düzeyine ulaşması gerektiği anlaşılmaktadır. Bu asgari eşiğin değerlendirilmesi; davaya ilişkin verilerin tamamına, özellikle muamelenin süresine ve fiziksel veya zihinsel etkilerine, bazen de mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi unsurlara bağlıdır. Bir muamelenin mağduru küçük düşürme veya aşağılama amacı taşımaması durumunda Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiği tespitine kesin olarak varılmaması nedeniyle, dikkate alınması gereken diğer faktörler arasında, muamelenin uygulanma amacı ve bu muameleye neden olan niyet veya gerekçe bulunmaktadır.
23. Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı kötü muamele iddialarının, uygun delil unsurlarıyla desteklenmesi gerekmektedir. Mahkeme, iddia edilen olayların tespit edilmesi için, “makul her türlü şüphenin ötesinde” delil kriterinden yararlanmaktadır; bununla birlikte, bu türden bir delil, yeterince ağır, somut ve uyumlu birtakım ipuçlarından veya aksi kanıtlanmamış karinelerden çıkarılabilmektedir (yukarıda anılan Bouyid kararı, § 82).
24. Somut olayda, Mahkeme, tarafların görüşlerinin, yaralanmaların nedenine ilişkin olarak birbirinden farklı olduğunu gözlemlemektedir. Hükümet, başvurana ilişkin tıbbi raporun doğruluğunu ve bu raporda belirtilen yaralanmaların varlığını sorgulamasa bile, bu yaralanmaların başvuran ve H.Y. ile Havalimanının diğer çalışanları arasında yaşanan arbededen kaynaklandığını ileri sürmektedir.
25. Başvuranın gözaltına alındığı gün olan 27 Ocak 2011 tarihinde düzenlenen tıbbi raporda, ilgilinin başında ödemin ve diğer yaraların bulunduğundan bahsedildiği açıktır. Bununla birlikte Mahkeme, belirtilen yaralanmaların, başvuranın ifadelerine göre, polis memuru A.Y. tarafından karnına ve boynuna aldığı darbeye karşılık gelmediğini kaydetmektedir.
26. Öte yandan, Mahkeme, 28 Ocak 2011 tarihinde Cumhuriyet Savcılığının huzuruna çıkarılan başvuranın polis memuru tarafından kendisine uygulanan herhangi bir kötü muameleden şikâyetçi olmadığını, ancak diğer çalışanlar tarafından darp edildiğini iddia ettiğini gözlemlemektedir (yukarıda 10. paragraf).
27. Mahkeme, ceza yargılamasına ilişkin olarak, başvuranın şikâyetinin ardından, Cumhuriyet Savcısı’nın bir ceza soruşturması açtığını kaydetmektedir. Bu soruşturma kapsamında, Cumhuriyet Savcısı, ilgilinin ve tanık H.Y.nin olaylara ilişkin anlatımını dinlemiş, sanık polislerin ifadelerini dinlemiş ve söz konusu olay yerine ilişkin güvenlik kameralarıyla kaydedilen video görüntülerini talep etmiş ve Adli Tıp Başkanlığından başvuranın yaralanmaları hakkında tıbbi görüş talep etmiştir (yukarıda 12-15. paragraflar).
28. Cumhuriyet Savcısı aynı zamanda, verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda, ceza soruşturmasının başvuran tarafından ileri sürülen dört kişi hakkında açıldığını tespit etmiştir.
29. Başvuran, Ağır Ceza Mahkemesi önünde kovuşturmaya yer olmadığına dair bu karara itiraz edebilmiş ve söz konusu mahkeme de itiraz edilen kararı onaylamıştır.
30. Cumhuriyet Savcısı tarafından yapılan açıklamalar ışığında, Mahkeme, başvuranın A.Y. tarafından darp ve yaralanmaya maruz kaldığı yönündeki iddiasını doğrulayacak bir durumda bulunmadığı kanısına varmaktadır; her halükârda, Mahkemenin elinde bulunan unsurlar, kendisinin bu türden bir sonuca varmasını sağlayacak nitelikte herhangi bir belirti sunmamaktadır.
31. Mahkeme, adli makamların, kötü muamele iddiaları karşısında ivedilikle hareket ederek, uygun bir cevap verdikleri kanaatine varmaktadır. Mahkeme, ulusal adli makamların şüphelilerin, tanıkların ve başvuranların ifadelerinin güvenilirlik derecesini ve davanın özellikleri bakımından tıbbi raporların önemini değerlendirmek için en iyi konumda bulunduklarını hatırlatmaktadır (Aksin ve diğerleri/Türkiye, No. 4447/05, §§ 38 ve 40, 1 Ekim 2013, ve Özen ve diğerleri/Türkiye No. 29272/08, § 67, 23 Şubat 2016). Bu makamların vardıkları tespitlerin sorgulanmasına ya da soruşturmanın yeterince ayrıntılı yürütülmediğinin belirtilmesine imkân veren herhangi bir unsur bulunmamaktadır.
32. Sonuç olarak, bu şikâyet, açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
B. Diğer İddialar Hakkında
33. Başvuran ayrıca, Sözleşme’nin 5. maddesine dayanarak, gözaltına alınmasının yasaya aykırı olmasından şikâyet etmektedir.
34. Mahkeme, başvuranın gözaltı süresinin 28 Ocak 2011 tarihinde sona erdiğini ve ilgilinin başvurusunu, gözaltı süresinin sona erdiği tarihten altı aydan fazla bir süre sonra 13 Aralık 2011 tarihinde Mahkemeye sunduğunu gözlemlemektedir. Mahkeme dahası, davanın incelenmesinin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrasıyla düzenlenen altı aylık süreyi durdurabilecek veya askıya alabilecek özel bir koşulun bulunduğunun tespit edilmesine imkân vermediğini kaydetmektedir.
35. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiği yönündeki şikâyet süresinden sonra sunulmuş olup, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
36. Başvuran ayrıca, Sözleşme’nin 14. maddesini ileri sürerek, şikâyetini desteklemeksizin, gözaltına alındığı gün ayrımcı bir muameleye tabi tutulduğunu ifade etmektedir.
37. Elinde bulunan unsurların tamamını dikkate alarak ve ileri sürülen iddiayı incelemeye yetkili olması nedeniyle, Mahkeme, Sözleşme tarafından güvence altına alınan hak ve özgürlüklerin ihlaline ilişkin herhangi bir belirti tespit etmemektedir.
38. Sonuç olarak, başvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksundur ve bu kısmın aynı zamanda, Sözleşme’nin 35. maddesinin 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna
karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilerek, 20 Haziran 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Valeriu Griţco
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy