-D.14/06 YİM 119/2003
Yüksek İdare Mahkemesinde
Anayasanın 152. Maddesi Hakkında.
Yargıç Necmettin Bostancı Huzurunda.
Davacı: Mehmet S.Uğraşın, 9 Bornova Sokak, Gönyeli, Lefkoşa
- ile -
Da-valı:1- KKTC Kamu Hizmeti Komisyonu Başkanlığı vasıtasıyla
KKTC, Lefkoşa
2- KKTC Bakanlar Kurulu vasıtasıyla KKTC, Lefkoşa
3- KKTC Sayıştay Başkanı vasıtasıyla KKTC, Lefkoşa
- A r a s ı n d a.
Davacı/Müstedi bizzat hazır
Davalı/Müstedaaleyh namına: Başsavcı Yardımcı Muavini Müjgân
Irkad.
------------------------
-K A R A R
Davacı, 5.9.2003 tarihinde Davalılar aleyhine ikâme ettiği ve 20 Eylül 2006 tarihinde verilen Mahkeme emri uyarınca tadil ettiği davada aşağıdaki şekilde talepte bulunmuştur:
" 1- Sayıştay Başkanının, 7 Kasım 2002 tarih ve
S.O-.10.000/10086 (P.86) sayılı, Sayıştay Denetçisi
Mehmet S. Uğraşın'ın yaş haddinden önce mecburi
emekliye sevkini KKTC Başbakanından talep eden
kararının,
Bakanlar Kurulunun, 4 Haziran 2003 tarih ve 1133/2003
sayılı, Sayıştay Denetç-isi Mehmet S.Uğraşın'ın, tüm
kamu görevlileri için yasa ile belirlenmiş yaş
haddinden önce, mecburi emekliye sevkini Kamu Hizmeti
Komisyonu'na öneren kararının,
Kamu Hizmeti Komisyonu'nun, 23 Haziran 2003 tarih ve P.4880 sayılı, Sayıştay denetçi-si Mehmet S.Uğraşın'ı, tüm kamu görevlileri için yasa ile belirlenmiş mecburi emekliye ayrılma yaşından önce ve kendi iradesi hilâfına, mecburi emekliye sevkeden kararının iptali ve/veya tamamen geçersiz, etkisiz, hükümsüz olduğu ve/veya hiçbir hukuki değe-ri haiz olmadığı ve/veya mutlak butlanla ve/veya yoklukla sakat olduğu hususunda bir karar ve/veya hüküm."
Daha sonra Başsavcılığın müracaatı üzerine Sayıştay Başkanlığı davadan ihraç edilmiştir.
Davacı/Müstedi 29.9.2006 tarihinde çift taraflı olarak d-osyaladığı işbu istida ile "Dava dinlenip nihai bir kararla sonuçlanıncaya dek, dava konusu yapılmış olan Bakanlar Kurulunun mecburi emekliye sevk önerisi ve Kamu Hizmeti Komisyonunun mecburi emekliye sevk kararı hakkında yürütmenin durdurulması kararı ver-ilmesini" talep etmiştir.
Davalı/ Müstedaaleyhler istidaya itirazname sunmuşlardır.
İstidanın duruşması yapılmış, duruşma amaçları bakımından Davacı/Müstedi bizzat şahadet vermiş, başka herhangi bir tanık dinletmemiştir. Davalı Müstedaaleyhler ise (2)- tanık dinletmişlerdir. Ayrıca taraflar toplam 10 adet emare sunmuşlardır.
İstidanın dayandığı olguları çok özet olarak, aşağıdaki gibi özetleyebiliriz:
Davacı/Müstedi Sayıştay Denetçisi bir kamu görevlisi idi. Bakanlar Kurulunun önerisi üzerine, Kamu Hi-zmeti Komisyonu tarafından 23/6/2003 tarihli kararla mecburi emekliliğe sevkedildi. Bunun üzerine Davacı/Müstedi işbu davayı ikâme etti. Davacı/Müstedi mecburi emekliliğe sevkini müteakip, emekli ikramiyesini almış ve halen de emekli maaşını almaktadır.
-
Davacı/Müstedinin bu meseledeki esas iddiası, Bakanlar Kurulunun mecburi emekliye sevk öneri kararının, Bakanlar Kurulunda görüşülmediği, böyle bir kararın mevcut olmadığı Kamu Hizmeti Komisyonuna gönderilen kararın düzmece olduğu, toplantıda teferruatlı -tutanak tutulmadığını, bu nedenle olayda İdare Hukuku anlamında "yok"luğun mevcut olduğudur.
Davalı taraf, bu iddianın tamamen aksini iddia etmekte ve bu amaçla, Bakanlar Kurulu toplantılarında kararların nasıl alındığı, önergelerin nasıl düzenlendiği, Ba-kanlar Kurulu üyelerine nasıl iletildiği, öneri ve kararların nasıl kaydedildiği, nasıl arşivlendiği hususlarında tanık dinletmiştir.
Bu karar amaçları bakımından verilen şahadetin teferruatına inmeyi uygun görmüyorum. Ancak kararın seyri içerisinde ge-rektiği zaman ve gerektiği oranda şahadete temas edeceğim.
Yokluk idari kararlardaki sakatlıklardan bir tanesidir ve açıktan açığa kanuna aykırılık yetki gasbı, şeklinde karşımıza çıkmakla beraber bazı hallerde idari kararın mevzu, esas, sebep ve maksat -unsurlarındaki sakatlıklar, yine bazı hallerde şekil yönünden olan sakatlıklar da yokluk sonucunu doğurmaktadır.
Mahkemeler, ara emirlerinde çok ender olarak bazı haller müstesna davanın esasına inmez. Bu nedenle bu safhada bu meselede "yokluk" vardır vey-a yoktur demem davanın esasına inmek olur.
Bir kamu görevlisinin mecburi emekliye sevki, yasaya göre Bakanlar Kurulunun önermesi ve Kamu Hizmeti Komisyonunun, mecburi emekliye sevk kararı vermesi ile gerçekleşir.
Davacı Müstedinin iddialarına yukarıda t-emas ettim.
Davacı/Müstediye göre karar altında imza mevcut değildir, imzanın mevcut olmaması karar alınmadığını göstermektedir, karar tamamen düzmecedir.
Davalı/Müstedaaleyhler davaya konu kararın imzasız olduğunu kabul etmektedirler. Davalı/Müstedaaley-hlerin sunduğu şahadete göre, Bakanlar Kurulu toplantısı ile ilgili gündem önceden saptanır, önergeler önceden hazırlanır, toplantı esnasında gündem dışı önergeler de görüşülebilir, toplantıda alınan kararlar draft (taslak) olarak hazırlanır, bu arada topl-antıya katılan bakanlara gönderilir, onlar da karar üzerinde gerekli gördükleri düzeltmeleri yaparlar. Karar nihai şeklini aldıktan sonra karar defterine işlenir, karar numaraları ard ardadır. Karar defterinde Davacı/Müstedi ile ilgili karar mevcuttur. Bu -karar araya sıkıştırılmış değildir, öyle olması söz konusu olamaz.
36/86 sayılı Bakanlar Kurulu Genel Sekreterliği Kuruluş, Görev ve Çalışma Esasları Yasası ve 26/77 sayılı Emeklilik Yasasının 9(1) maddesinde Bakanlar Kurulu kararlarının imzalı olacağı h-ususunda bir kural olmadığı gibi imzalı olmayacağı hususunda da bir kural yoktur. Bu meyanda, kararın herhangi bir şekle bağlı olacağı hususunda kural mevcut değildir. Bu noktalar davanın esası içerisinde karara bağlanacaktır. Keza kararın imzasız olması,- kararda bir sakatlık meydana getirir mi, getirirse bu sakatlık yokluk derecesinde bir sakatlık mı? bu da davanın esasında karara bağlanacaktır. Ayrıca Bakanlar Kurulu toplantılarında tutanakların teferruatlı mı yoksa özet olarak mı tutulacağı, kararların -oy birliği ile mi yoksa ekseriyetle mi alınacağı hususunda da davanın esasında bulgu yapılacak ve varılacak bulguların, bir sakatlık doğurması halinde bunun idare hukuku açısından ne tür bir sakatlık doğurduğu da karara bağlanacaktır.
Ba-kanlar Kurulu tarafından alınmış olan Davacı/Müstedinin mecburi emekliye sevk öneri kararının gerekçe içermemesinin etkisi ne olacaktır, gerekçesiz olması kararın seyrini etkiler mi, etkilerse ne tür sakatlık doğurur, bunlar davanın esasında karara bağlana-caktır.
Bu durumda ara emri verebilmek mümkün mü?
Bir idari kararın icrasının durdurulması talebini içeren bir müracaat üzerine icranın durdurulabilmesi kararının verilebilmesi için ilk nazarda açıktan açığa kanuna aykırı bir durumun olması gerekir.
Yuk-arıda belirtilenlerden görüleceği gibi bu meselede yokluk iddiası yapılmıştır. Huzurumdaki meselede ilk nazarda yokluk sonucunu doğuracak bir kanunsuzluk görülmemektedir. Çünkü 26/77 sayılı Emeklilik Yasasının 9(1)maddesi uyarınca bir kamu görevlisinin mec-buri emekliliğe sevki, Bakanlar Kurulunun önerisi ve Kamu Hizmeti Komisyonunun mecburi emekliye sevk kararı vermesi ile gerçekleşir. Buna göre yapılan işlem yasaya uygun olarak yetkili makam tarafından yapılmıştır. Kaldı ki icrası gerçekleşmiş bir idari ka-rarın icrasını durdurmak, özellikle idare hukuku açısından makul bir yöntem değildir. Tek Yargıç olarak oturum yaptığım YİM 39/06
(D.12/06) sayılı davada bu noktayı inceledim. Her ne kadar söz konusu davadaki istidada işlenen konu, tehiri icra emrinin etk-isi üzerinde idi ise de, kararda sair şeyler yanında şu görüşe de yer verdim: "İdari karar, bir kere icra edildikten sonra, statükonun korunması amacıyla verilecek bir ara emri, geriye rücu sonucunu doğuracaktır. Bir meselede, eğer şartları varsa, statükoy-u korumak amacıyla verilecek ara emri karar icra edilmeden önce verilmelidir." Karar icra edilmiş ve Davacının statüsü değişmiştir. Böyle bir durumda geriye rücu sonucunu doğuracak bir karar verilmesi kamu hizmetinin devamlılığına ve ihtiyaçlarına uymaz. -Dolayısıyla Davacı/Müstedinin istidasının reddi gerekir.
Yukarıdaki görüşlerimin hatalı olabileceği ihtimaline binaen, konuyu ara emri ile ilgili mevzuat çerçevesinde de incelemeyi uygun gördüm.
Bilindiği gibi ara emri verilebilmesi için aranan şartlar- 9/76 sayılı Mahkemeler Yasasının 41'inci maddesinde belirtilmektedir. Konu maddenin ilgili kısmı aynen şöyledir:
"41.(1) Hukuk davalarında yetkisini kullanan her Mahkeme,
yürürlükteki Hukuk Muhakemeleri Usul Tüzüğüne
uymak ko-şuluyla, tazminat veya başka bir tedbir istenmemiş veya birlikte verilmemiş olmasına bakılmaksızın, adil veya uygun gördüğü tüm hallerde geçici, sürekli, men edici veya emredici bir men'i müdahale emri verebilir veya bir yed'i emin tâyin edebilir.
Ancak-, geçici men'i müdahale emrinin verilebilmesi için, karara bağlanması gereken konunun ciddi olması, davacının iddiasında haklı olduğuna dair belirtilerin bulunması ve men'i müdahale emri verilmezse ileride telâfisi mümkün olmayacak bir zararın doğacağı v-eya eski duruma dönüşün çok zorlaşacağı hususlarında Mahkemenin kanaat getirmesi gerekir."
Buna göre ara emri verilebilmesi için karara bağlanması gereken konunun ciddi olması Davacı/Müstedinin davasında haklı olduğuna dair belirtiler bulunması ve -ara emri verilmezse Davacı/Müstedinin ileride telâfisi imkânsız zarar ziyana düçar olacak olması ve geriye dönüşün zor olması gerekir.
Davacı/MÜstedinin davasında idari kararın yoklukla veya mutlak butlanla sakat olduğu hususunda iddiası vardır. Yukarıd-a bu istidada açıktan açığa kanuna aykırı bir durumun ilk nazarda görülmediğini belirttim. Ayrıca Bakanlar Kurulunun öneri kararının imzasız olması toplantıda teferruatlı tutanak tutulmamasının etkisinin ne olacağı, bunların bir sakatlık doğurup doğurmaya-cağının davanın esasında karara bağlanacağını da belirttim. Tüm bu hususların varlığı ortada işitilmeye değer, karara bağlanması gereken ciddi bir konunun olduğunu gösterir.
Davacı/Müstedinin davasında haklı olduğunu gösteren belirtiler var mı?
Davacı/-Müstedi bu noktaya açıklık getirmek bağlamında, yemin varakasında açık ifade bulunmamakla beraber yemin varakasının 14'ncü maddesinde "mecburi emekliye sevk işlemi nedeniyle Yüksek İdare Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesindeki davalarım yıllarca askıda beklemi-ştir ve halâ beklemektedir. Mecburi emekliye sevk işlemi dava hakkımın, çalışma hakkımın, çalışma özgürlüğümün ve kamu görevine girme hakkımın özünü ihlâl etmiştir." İfadelerine yer vermiş şahadetinde de bu konuda, kararın temel haklarına tecavüz ettiğini,- haklı olduğuna dair belirtilerin açık olduğunu, tutanak olmadığını, kararın olmadığını, kararın temel haklarını ortadan kaldırdığını söylemiştir.
Görüldüğü gibi Davacı/Müstedi, kararın temel haklarına tecavüz ettiği, ortadan kaldırdığı iddialarını karar-ın yokluğuna veya sakatlığına bağlamaktadır. Yukarıda da belirttiğim gibi, ortada bir sakatlığın olup olmadığı davanın esasında karara bağlanacaktır. Davacı/Müstedinin bu safhada ortaya koyması gereken, ilk nazarda kendisinin davada haklı olabileceğini gös-teren belirtilerdir. Bu safhada bu anlamda bir belirtinin Mahkeme huzuruna konduğunu göremiyorum.
Talep edilen emrin verilmemesi halinde Davacı/Müstedi ileride telâfisi imkânsız zarar ziyana düçar olacak mı veya geriye dönüş çok zor olacak mı?
Bu kon-uda Davacı/Müstedi yemin varakasında 1/4/2004 tarihinde boşalan Sayıştay üyeliği ile ilgili münhale müracaat edemediğini, Sayıştay Başkanının da yaş haddinden emekliye ayrılacağını, bu münhale de müracaat edemeyeceğini iddia etmiş şahadetinde de bu iddiala-rını yinelemiştir.
Unutmamak gerekir ki, idarenin ve kamu hizmetinin devamlılığı esastır. İdari işlem veya karar açıktan açığa kanuna aykırı olmadığı sürece hizmetin devamlılığını engelleyebilecek geçici de olsa bazı emirler vermek iyi bir yöntem teşkil -etmeyecektir. Ara emri kurallarını da bu düşünce ışığında değerlendirip tatbik etmek gerekir. Tabii ki her meselenin kendine has olgularını da göz ardı etmemek gerekir.
Davacı/Müstedinin bahsettiği münhallere müracaat edemeyeceği bir gerçektir. Yine bu d-avada başarılı olması halinde bu bağlamda, münhaller doldurulacağı için eski duruma dönüş de imkânsız hale gelebilir. Ancak böyle bir durumda Davacı/Müstedinin idare tarafından tazmini söz konusu olabilecektir. Başka bir ifade ile davasında ileride haklı ç-ıkması halinde mağduriyeti tazminatla giderilebilecektir. Bu nedenle bu safhada ileride telâfisi imkânsız zarardan söz etmek olası değildir.
Yukarıda belirtilenlerden de anlaşılacağı üzere, ara emri verilebilmesi ile ilgili mevzuat ışığında da Davacı/Mü-stedinin istidasının reddi gerekir.
Netice olarak istida red ve iptal edilir.
İstida masrafları Davalı/Müstedaaleyhler aleyhine olmamak kaydıyla dava sonunu takip edecektir.
Necmettin Bostancı
Y-argıç
19 Aralık, 2006
9
Full & Egal Universal Law Academy