-
D.27/80 Y.İ.M 270/80
Yüksek İdare Mahkemesi Olarak Oturum Yapan
Yüksek Mahkeme Huzurunda.
Mahkeme Heyeti: Ülfet Emin, Başkan, N. Ergin Salâhi, Niyazi F. Korkut.
Müstedilerin YİM 270/80 sayılı Başvuruda İhbarlı İsti-dası hakkında.
Müstedi:1. Mustafa M. Hasip, Ortaköy.
2. Mehmet D. Subashı, Ortaköy.
- ile -
Müstedaaleyh: Kıbrıs Türk Federe Devleti Sanayi ve Ticaret Bakanlığı
vasıtasıyle Kıbrıs Türk Federe Devleti, Lefkoş-a.
A R A S I N D A.
Müstediler namına: Kıvanç M. Riza.
Müstedaaleyh namına: Zaim M. Necatigil ve Akın Sait.
Yasa Maddesi: Anayasanın 108. ve 118. maddeleri.
İstemin Özeti: Müstedi, KTFD Sanayi ve -Ticaret Bakanı Taşkent
Atasayan, Müsteşarı Ünal Akif ve Ticaret Dairesi Müdürü Bayram
İzzet'in, Yüksek İdare Mahkemesinin esas başvuruda verdiği karara/
emre uyuncaya kadar on iki ayı aşmayan bir süre için
hapsedilmeleri isteminde b-ulundu.
OLAY: YİM, Ticaret ve Sanayi Bakanlığının yaptığı ihmalin yapılmaması
gerektiğine ve yapılması ihmal olunan işlemin yapılması gerekti-
ğine karar vermiş ve verilen karara uyulması için Müstedaaleyhin
ilgili Yönetmeliğin 3A maddesi-nin son fıkrasına uyarak onaylanmış
lisans beyannamesinin bir nüshasını çıkış gümrüğüne ve aslı ile
bir suretini de çıkış işleminde kullanılmak üzere müracaat sahi-
bine derhal verilmesi gerektiğine karar verdi. Karar gerekli şerh
dü-şülerek ilgililere tebliğ edildi. Başsavcı idare aleyhine veri-
len kararın Anayasanın 108. maddesinde öngörülen bir karar ve emir
olmadığı iddiasında bulundu.
SONUÇ: Mahkemenin verdiği bir kararın uygulanabilmesi için idareden
sorumlu kiş-inin, kişi olarak bir işlem yapması gerekir. Devlet
işlerini idare vasıtasıyle, idare de işlerini kamu görevlileri ve
siyasi kişi olan Bakan vasıtasıyle yapmaktadır. Bu nedenle bu
kişilerin Mahkeme kararlarına karşı sorumlu olmaları g-erekir. Aksi
halde yargı organının idare veya devlet aleyhine verilen kararla-
rını yerine getirecek olan ilgili kamu görevlilerinin veya siyasi
kişilerin Mahkeme kararlarını yerine getirmemekten sorumlu tutul-
maları gerekir. Yargının - verdiği kararların değeri kalmaz ve
Anayasanın öngördüğü yargı denetimi de ortadan kalkar. Duruşma
esnasında başsavcı 42A emrinin uygulanamayacağını ileri sürmüş ve
gerekçe olarak da, bunun Cumhuriyet Anayasasından çok önce yürür-
- lüğe girdiğini ileri sürmüştür. 1962 Yüksek Anayasa Mahkemesi
Tüzüğü, KTFD Anayasasının geçici 1. maddesi gereğince yürürlük-
ve bu tüzüğün 18. maddesi Cumhuriyet dahilinde yürürlükte bulunan
Hukuk Muhakemeleri Usulü Tüzüğü .........-... lâzım gelen değişik-
likler yapılarak tatbik olunur demektedir. Bu durumda YİM'in
verdiği karara idarenin ilgili kişileri tarafından uyulması
gerekmektedir. Anayasanın 108. maddesine ilâveten bu konuda Mahke-
meler Yasasın-da da hüküm bulunmaktadır. Bu maddede azami hapislik
cezasının 12 ayı aşamayacağı açıklıkla ortaya konmakla birlikte
mahkemeye bu konuda takdir hakkı vermekte ve "emre uyuncaya kadar
hapis cezası" vermek yetkisini de açıklıkla vermektedir.
-
Neticede Yüksek İdare Mahkemesinin verdiği kararın Anayasanın
108. maddesinde öngörülen bir karar olduğuna karar verilir.
Atıfta Bulunulan Yargısal İçtihatlar:
Mustafa Hasip ve Mehmet D. Subashı ile Sanayi ve Ticaret
Bakanlığı arasındaki- 279/80 (D.23/80) sayılı YİM kararı.
Atıfta Bulunulan Bilimsel İçtihatlar:
l- Prof Şeref Gözübüyük, İdari Yargı, 3. baskı, s.218-219.
2- T.C. Danıştay Kararları, Karar Esas No.l974/2123, Karar No
1974/2768.
A R A K A R A R -
Ülfet Emin, Başkan: Müstedi 29 Mayıs 1980 tarihinde YİM 270/80 sayılı başvuruda dosyaladığı bir istida ile K.T.F.D. Sanayi ve Ticaret Bakanı Taşkent Atasayan, K.T.F.D. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Müsteşarı -Ünal Akif ve K.T.F.D. Ticaret Dairesi Müdürü Bayram İzzet'in Yüksek Mahkemenin Yüksek İdare Mahkemesi olarak esas başvuruda 28/5/1980 tarihinde verdiği karara ve/veya emre uyuncaya kadar ve her halde on iki ayı aşmayan bir süre için hapsedilmeleri istemind-e bulundu.
Müstedaaleyhler bu İstidaya 2 Haziran 1980'de itirazname dosyaladılar. İstidanın duruşması bugün yapılmıştır. İstidanın duruşmasına başlandığında müstedaaleyhleri temsilen Başsavcı itiraznamede belirttiği gibi, bir ön itirazda bulundu. Baş-savcı Anayasanın 118(4) maddesi uyarınca herhangi bir idari davada verilen bir kararın nitelik bakımından bir beyan olduğunu ve İdarenin bu karara uymaması hiç bir zaman idari organın, Anayasanın 108. maddesi uyarınca hapse gönderilmesini intaç etmediğini -ileri sürdü. Anayasanın 118. maddesinin (4). fıkrasında yer alan karar sözcüğünün gerçek anlamının beyan olduğunu iddia etti. Aynı ön itirazda Anayasanın 118. maddesi altında açılan herhangi bir davada davalı olarak ilgili organ vasıtası ile Devlet gösteri-lmekte olduğunu, idari davalar herhangi bir kişi aleyhine yürütülmemekte ve alınan kararların Devlet aleyhine alınmakta olduğunu belirtti. Bu nedenle Anayasanın 108. maddesi mahkeme emrine uymayan herhangi bir kişiyi hapsetmek yetkisi verirken hiç bir zama-n idari davalarda Devletin veya Devleti temsil eden kişilerin hapsedilmelerine olanak tanımayı amaçlamadığını iddia etti.
Anayasanın 118. maddesi "Yüksek Mahkemeye, Yüksek İdare Mahkemesi olarak, yürütsel veya yönetsel bir yetki kullanan herhangi bir- organ, makam veya kişinin bir kararının, işleminin veya ihmalinin, bu Anayasanın veya herhangi bir yasanın veya bunlara uygun olarak çıkarılan mevzuatın kurallarına aykırı olduğu veya bunların söz konusu organ veya makam veya kişiye verilen yetkiyi aşmak -veya kötüye kullanmak suretiyle yapıldığı şikâyeti ile kendisine yapılan başvurma hakkında, kesin karar vermek munhasır yargı yetkisine sahiptir demektedir. Aynı maddenin (4). fıkrası uyarınca böyle bir başvuru üzerine mahkeme -
söz konusu karar veya işle-m veya ihmali, tamamen veya kısmen onaylayabilir; veya
(b)söz konusu karar veya işlemin, tamamen veya kısmen, hükümsüz
ve etkisiz olduğuna ve herhangi bir sonuç doğuramayacağına
karar verebilir; veya
söz konusu ihmalin, tamamen veya kı-smen, yapılmaması gerek-
tiğine ve yapılması ihmal olunan eylem veya işlemin
yapılması gerektiğine karar verebilir.
İstida konusu karar 28 Mayıs 1980'de Yüksek İdare Mahkemesi olarak oturum yapan Yüksek Mahkeme tarafından verilmiş bir karar-dır ve bu karar Anayasanın 118. maddesinin (4). fıkrasının (c) bendi uyarınca verilmiş bir karardır. Söz konusu kararda müstedaaleyhin yani Ticaret ve Sanayi Bakanlığının yaptığı ihmalin yapılmaması gerektiğine ve yapılması ihmal olunan işlemin yapılması g-erektiğine karar verilmiş bulunmaktadır. Aynı kararda mahkeme verilen karara uyulması için müstedaaleyhin ilgili Yönetmeliğin 3A maddesinin son fıkrasına uyarak onaylanmış lisans beyannamesinin bir nüshasını çıkış gümrüğüne ve aslı ile bir suretini de çıkı-ş işleminde kullanılmak üzere müracaat sahibine derhal vermesi gerektiği belirtildi. Söz konusu karar Ticaret ve Sanayi Bakanına, Ticaret ve Sanayi Bakanlığının Müsteşarına ve Ticaret Dairesi Müdürüne şahsen tebliğ edilmiştir ve Hukuk Muhakemeleri Usulü Tü-züğünün 42A Emrinin l. Nizamına uyularak Mukayyit tarafından gerekli şerh yazılmıştır. Şerh de "bu Emirde ismi geçen siz, bu Emirde talep edilen süre sona ermeden itaat etmekte kusur ederseniz tutuklanabilir ve mallarınıza da el konabilir" mealindedir.
Baş-savcı idare aleyhine verilen bir kararın Anayasanın 108. maddesinde öngörülen bir karar ve emir olmadığı ve olamayacağı iddiasında bulunmaktadır. Anayasanın 108. maddesine göre Yüksek Mahkeme veya herhangi bir mahkeme bir karar veya emrine uymayan herhangi- bir kişiyi söz konusu karar veya emre uyuncaya kadar ve herhalde on iki ayı aşmayan bir süre için hapsetmek yetkisine sahiptir.
Dikkat edilecek olursa Anayasanın 108. maddesi emirden bahsetmekle beraber emirden hemen önce karardan da bahsetmektedir.- Yüksek İdare Mahkemesine yetki veren Anayasanın 118. maddesi de karardan bahsetmektedir. Mahkemenin verdiği karara uyulması gerektiği hususunda Anayasanın 118. maddesinin (5). fıkrası açık hükümler koymaktadır. Anayasanın 118. maddesinin (5). fıkrası "bu -maddenin (4). fıkrası gereğince verilen herhangi bir karar Devlet içerisindeki bütün mahkemeleri ve bütün organları veya makamları bağlar. Karar, ilgili organ veya makam veya kişi tarafından uygulanır ve ona göre hareket edilir" demektedir.
Mahkemeni-n verdiği bir kararın uygulanabilmesi için İdarenin sorumlu kişisinin, kişi olarak bir işlem yapması gerekir. Devlet işlerini idare vasıtasıyle, İdare de işlerini kamu görevlileri ve siyasi kişi olan Bakan vasıtası ile yapmaktadır ve bu nedenle İdare veya -Devlet aleyhine verilen kararları yerine getirecek olan ilgili kamu görevlileri veya siyasi kişilerin Mahkemenin kararlarını yerine getirmemekten sorumlu tutulmaları gerekir. Aksi takdirde yargı organlarının Devlet veya İdare aleyhine verdiği kararların he-rhangi bir değeri kalmaz ve Anayasanın öngördüğü yargı denetimi de ortadan kalkar. Anayasanın 108. maddesi açıklıkla Yüksek Mahkemenin (Yüksek Mahkeme denildiğinde Yüksek İdare Mahkemesini de içermektedir) verdiği kararlara uymayan kişinin on iki ay hapse -veya karara uyuncaya kadar hapse gönderilmesini öngörmektedir. Kanaatımızca 108. maddenin hükümleri gayet açıktır ve Yüksek Mahkemenin, Yüksek İdare Mahkemesi olarak verdiği olumlu kararlara yani idarenin bir işlem yapması gerektiği hususundaki kararlara İ-darenin ilgili kişileri tarafından uyulması gerekmektedir. Duruşma esnasında Başsavcı Türkiye'de uygulanan sistem uyarınca İdare aleyhine verilen kararlarda yatırım olmadığını ve bizde de Anayasanın 118. maddesinin (6). fıkrası göz önünde tutulduğunda idar-enin Mahkemenin verdiği kararlara uymadığı hallerde mütezarrır olan kişinin sadece tazminat almaya hakkı olduğunu ileri sürmüştür. Bu görüşle hemfikir değiliz. Nitekim Başsavcının iktibas ettiği Sayın Prof. Şeref Gözübüyük'ün kitabında bu hususta açıklık m-evcuttur. İktibasa geçmezden önce T.C. Anayasası ile K.T.F.D. Anayasası arasında Yüksek İdare Mahkemesinin yetkileri bakımından bir farklılık mevcuttur. T.C. Anayasasında veya herhangi bir yasasında Yüksek İdare Mahkemesine yani Danıştay'a İdarenin ihmalin-den dolayı ihmal edilmemesi gerektiği hususunda veya yapılan ihmalde ihmal olunan işlemin yapılması gerektiği hususunda karar verme yetkisi veren herhangi bir hüküm mevcut değildir. Buna rağmen yargı organlarının özellikle Danıştay kararlarının yerine geti-rilmesi bakımından Prof. Şeref Gözübüyük, İdari Yargı, 3. Baskı, s.218'de şunları söylemiştir:
"Danıştay kararlarının yerine getirilmesini sağlamak amacı
ile konan ve Danıştay Kanununun 95'inci maddesinin son fıkrasında
yer alan 'Dan-ıştay ilâmlarının icaplarına göre eylem veya işlem
tesis etmiyen idare aleyhine, Danıştayda maddi veya manevi tazmi-
nat davası açılabilir' hükmü, uygulamada bazı yanlış anlamalara
sebep olmaktadır: Eğer idare, şu veya bu nedenle yargı- kararla-
rını yerine getirmek istemezse, idare tazminat ödemeye mahkûm
edilir ve idare böylece Danıştay kararını yerine getirme zorunlu-
luğundan kurtulur. Hemen belirtelim ki, böyle bir görüşe
katılmaya veya bir 'hukuki d-eğer atfetmeye imkân' yoktur. Aslın-
da, Danıştay kararlarının yerine getirilmemesi diye bir sorun
olmamak gerekir. Ancak böyle bir ifade ile, Danıştay kararlarının
zamanında yerine getirilmemesi yahut idarenin Danıştay kararını
-yerine getirmekte gecikmesi veya ihmal göstermesi anlatılmak
istenir. Bazı hallerde, istisnai de olsa, idarenin bütün iyi
niyetine rağmen, Danıştay kararını yerine getirmek mümkün olmıya-
bilir. Maddi ve hukuki imkânsızlıklar- olabilir. Danıştay
Kanununun 95'inci maddesinin son fıkrasında yer alan bu hükümle,
idarenin Danıştay kararını yerine getirmekte gecikmesi veya
yanlış yerine getirmesi yahut imkânsızlık haliyle karşılaşması
gibi durumlarda-, idarenin tazminata mahkûm edileceği belirtilmek-
tedir. Hemen ilâve edelim ki, bu maddeye göre, tazminat ödemek,
Danıştay kararının yerine getirilmesine engel değildir. Tabii
imkânsızlık hali bunun dışındadır. Bu gibi hallerde de ya - yasama
organı işe müdahale ederek durumu düzeltir veya imkânsızlık hali
dikkate alınarak maruz kalınan zarar idarece giderilir."
s. 219'da şöyle denmektedir:
- "Danıştay kararlarının kasıtlı olarak yerine getirilmemesi,
ilgili kamu görevlisinin hem cezai, hem de mali yönden sorum-
luluğunu gerektirir. Hiç bir kamu görevlisinin, Danıştay karar-
larını yerine getirmemek suretiyle, ka-mu bütçelerinden tazminat
ödetmeye yetkisi yoktur. Bu gibi hallerde, mali denetim organla-
rının işe karışarak, idarenin maruz bırakıldığı zararın sorumlu
kişi veya kişilere rücu ettirilmesini sağlaması gerekir."
- Bu hususta T.C. Danıştayının bir kararı da mevcuttur. Karar Esas No.1974/2123, Karar No. 1974/2768'dir. Kararda şunlar söylenmektedir:
"Anılan maddenin son bendinde ise Danıştay ilâmlarının icap-
larına göre eylem veya işlem tesis etme-yen idare aleyhine maddi
ve manevi tazminat davası açılabileceği saptanmakla idareye
dilerse Danıştay kararını uygulamak dilerse tazminat ödemek
tarzlarından birini seçmek gibi bir hak tanınamamıştır."
Duruşma esnasında Başsavc-ı 42A emrinin uygulanamayacağını ileri sürmüştür. Buna neden olarak da 42A emrinin Cumhuriyet Anayasası yürürlüğe girmesinden çok önce geçirilmiş bir emir olduğunu ve bu Emrin sadece hukuk davalarına şamil olabileceğini ileri sürmüştür. Esas Hukuk Muhakeme-leri Usulü Tüzüğü 1938'de yapılmış bulunmaktadır. 1962 Yüksek Anayasa Mahkemesi Tüzüğü ve K.T.F.D. Anayasasının Geçici l. maddesi uyarınca bu tüzük halen yürürlüktedir. Anayasa Mahkemesi Tüzüğünün 18. maddesi "Cumhuriyet dahilinde yürürlükte bulunan Hukuk -Usulü Muhakemeleri Tüzüğü, şerait müsait olduğu hallerde, Mahkeme huzurundaki bütün muamelelerde, lâzım gelen değişiklikler yapılarak, tatbik olunur" demektedir. Kanımızca Hukuk Muhakemeleri Usulü Tüzüğünün 42A maddesinin hükümlerinin Yüksek Mahkemeye, Yük-sek İdare Mahkemesi olarak, uygulanmamasına herhangi bir sebep yoktur. Duruşmada Başsavcı Mahkemeler Yasasının 52. maddesinden bahsetmiştir. Mahkemeler Yasasının 52. maddesi kanaatımızca konu olan durumları ilgilendirmemektedir. Konu olan durumlar Mahkemel-er Yasasının 50. maddesine girmektedir. Mahkemeler Yasasının 50. maddesi Anayasanın 108. maddesine benzer bir madde içermektedir. Bu maddeye göre "her mahkeme Hukuk Muhakemeleri Usulü Tüzüğüne uymak koşuluyla bir işlemin yapılmasına veya yapılmamasına iliş-kin bir emrine riayeti, para cezası veya hapislik veya müsadere yolu ile zorlamak yetkisine sahiptir. Mahkeme, ek olarak lehine emir verilmiş kişiye uygun gördüğü bir miktarın tazminat olarak ödenmesine hükmedebilir." Görülüyor ki Anayasanın 108. maddesine- ilâveten Mahkemeler Yasasında da hüküm bulunmaktadır. Bilindiği gibi Anayasada yer alan hükümler en üstün hükümlerdir. Anayasanın hükmü Mahkemeler Yasasının hükmünden daha üstündür. Çelişki halinde olmamakla beraber, Anayasanın 108. maddesi bu gibi haller-de azami hapis cezasının on iki ayı aşamayacağını açıklıkla ortaya koymakta ve aynı zamanda ilgili Mahkemeye kesin olarak belli bir cezayı saptamakla mecbur olmadığını göstermekte ve mahkemeye "emre uyuncaya kadar hapis cezası" vermek yetkisini de açıklıkl-a vermektedir. Hukuk Muhakemeleri Usulü Tüzüğünün 42A Emri de Anayasanın 108. maddesinin uygulanması için takip edilecek olan prosedürü koymaktadır. Ona da bu davada uyulduğu görülmektedir.
Belirttiklerimizin ışığında Başsavcının yapmış olduğu ön iti-razlar reddolunur ve Yüksek Mahkemenin Yüksek İdare Mahkemesi olarak 28 Mayıs 1980 tarihinde verdiği kararın Anayasanın 108. maddesinde öngörülen bir karar olduğuna karar verilir.
(Ülfet Emin)(N. Ergin Salâhi)(Niyazi F. Korkut)
Başkan Yargıç - Yargıç
3 Haziran 1980
Full & Egal Universal Law Academy