-D.6/87 YİM 38/86
Yüksek İdare Mahkemesi Olarak Oturum Yapan
Yüksek Mahkemede
Yargıç Niyazi F. Korkut Huzurunda
Anayasanın 152. maddesi hakkında
Müstedi: Niyazi Ramadan,- Londra
- ile -
Müstedaaleyh: 1. Saptama, Değerlendirme ve Tazmin Komisyonları vas.
KKTC Bakanlar Kurulu, Lefkoşa
2. Kuzey Kıbrıs'ta Yabancıdan Kalan Taşınmaz Malların
Kontr-ol ve Yöneticisi vasıtası ile Ekonomi ve Maliye
Bakanlığı, Lefkoşa
3. Tapu ve Kadastro Müdürlüğü Lefkoşa Kaza Tapu
Dairesi vasıtası ile ve Eşdeğere Kaynak olacak
- malların Kontrol ve Yöneticisi sıfatı ile İçişleri ve
İskan Bakanlığı, Lefkoşa
A r a s ı n d a.
Müstedi namına: H. Cahit Yı-lmazoğlu
Müstedaaleyhler namına: Mehmet A. Şefik
İlgili şahıs namına: Ali Rıza Görgün
Yasa Maddesi: 7/80 sayılı Yabancıdan satın Alınan Taşınmaz Malların Kaydı Yasası.
İstemin Özeti: Müstedi dosyalamış olduğu başvuru ile Müstedaaleyhlerin Lefkoşa'da re-feransları verilen arsanın kesin tasarruf belgesini Şerife Savoğlu'na veren idari tasarrufun hükümsüz olduğuna ve herhangi bir sonuç doğurmayacağına ve Müstedaaleyhler tarafından yapılmaması gerekli bir ihmal olduğuna ilişkin karar verilmesi istemi.
OLAY-: Taksitle satış senedi uyarınca Rum emlaki alan Müstedi, 1972'de malın tüm taksitlerini ödeyerek satın alma opsiyonunu kullanmak istediğini satıcılara bildirdi. Satıcılar Rum İçişleri Bakanlığının gerekli onayı vermemeleri nedeni ile malı Müstediye devred-emediler. Müstedi 7/80 sayılı Yasa tahtında Lefkoşa Kaza Mahkemesinde dava açtı. Dava neticelenmeden arsada bazı inşaat faaliyetleri gören Müstedi, araştırma yaptığında arsanın Müstedaaleyhler tarafından ilgili şahsa verildiğini öğrendi ve işbu başvuruyu d-osyaladı.
Müstedaaleyhler Müstedinin 7/80 sayılı Yasa altında ispat yükümlü- lüğünü yerine getirmedikçe herhangi bir hak talebinde bulunmayacağını ve yine 7/80 sayılı Yasa altında başarılı olmadan, bu başvuruda başarılı olsa bile elde edeceği herhangi- bir menfaati bulunmadığı ile ilgili ön itirazda bulundular.
SONUÇ: Başvuru konusu taşınmaz malın Müstedi adına devrine ilişkin isteminde haklı olup olmadığı hususu Alt Mahkeme tarafından karara bağlanacak bir husustur. İleri sürülen ikinci itirazın aksin-e Müstedinin bu başvuruda başarılı olmadan 7/80 sayılı Yasa altındaki istidasını yürütmesi olası değildir. Konu taşınmaz mal ilgili şahsa verildiğine göre 7/80 sayılı Yasa altında Müstediye devredilebilecek bir mal yoktur.
Ön itirazlar reddolunur.
-Atıfta Bulunulan Yargısal İçtihatlar:
1- YİM 49/77 sayılı Yüksek İdare Mahkemesi Kararı
Atıfta Bulunulan Bilimsel İçtihatlar:
1- Ord. Prof. Sıddık Sami Onar, İdare Hukukunun Umumi Esasları
Cild 3, sayfa 1981
____________________
K A -R A R
Müstedi dosyalamış olduğu işbu başvuru ile müstedaaleyh 1'e bağlı Saptama, Değerlendirme ve Tazmin Komisyonu ve/veya Müstedaaleyh No.2'ye ve/veya bu müstedaaleyhlere bağlı Kuzey Kıbrısta yabancıdan kalan Taşınmaz Malların Kontrol ve Yöneticisinin v-e/veya Müstedaaleyh No.3' bağlı Tapu ve Kadastro Müdürlüğünün aldığı bir karar ile Lefkoşa'da XXI 29.E.2 harita/plan C833 koçan, C blok ve 748 parsel no.'lu arsanın kesin tasarruf belgesini Lefkoşalı Şerife Savoğlu'na veren idari tasarruflarının: (I) hüküm-süz olduğuna ve herhangi bir sonuç doğuramayacağına, ve (ii) Müstedaaleyhler tarafından yapılmaması gerekli bir ihmal olduğuna ilişkin bir karar verilmesini istedi.
Müstedi başvurusunda, sair şeyler yanında, başvuru konusu taşınmaz malın Samuel H. Pampak-ian'ın büyük ölçüde hissedarı bulunduğu Land Promoters Agency Ltd. ve/veya Samuel H. Pampakian'a ait olduğunu ve konu malın zilyetliğinin Barış Harekatından sonra K.K.T.C.'ne geçtiğini; konu şirket ve/veya S.H. Pampakian ile müstedi arasında 3.5.1956 tarih-inde aktedilen bir taksitle satış senedi uyarınca satıcıların başvuru konusu taşınmaz malı KL400 karşılığında, mülkiyeti muhafaza kaydı ile, satmayı taahhüt ettiklerini, bu sözleşme uyarınca müstedinin taksitler ödeninceye dek kiracı olarak ve taksitler il-e işlemiş faizleri ödendikten sonra satıcılara satın alma opsiyonunu kullanarak istediğini yazılı olarak bildirdiği tarihten itibaren malın mülkiyetini iktisaba ehli olacağını, son taksit ile faizlerini 18.8.1971 tarihinde ödeyip 7.11.1972 tarihinde satın -alma opsiyonunu kullanmak istediğini yazılı olarak satıcılara bildirdiğini; satıcıların Rum İçişleri Bakanından gerekli onayı alamamaları nedeni ile mülki- yeti müstediye devredemediklerini, satıcılar aleyhine 29.12.1972 tarihinde dava açarak bir ara emri -aldığını, ancak Barış Harekatı nedeni ile bu davanın netice- lendirilemediğini; 12.5.1976 tarihinde K.T.F.D. Bakanlar Kurulu'na bir yazı göndererek konu malın kendisine koçan edilmesini istediğini, verilen yanıt ile isteminin yerine getirilmesine yasal ola-nak bulunmadığının kendisine bildirildi- ğini; 7/80 sayılı yasadan sonra da Lefkoşa Kaza Mahkemesinde 6.5.1980 tari- hinde 28/80 sayılı istidayı dosyalayarak başvuru konusu malın kendi adına kaydı için emir verilmesini istediğini ve bu istidanın henüz askı-da bulunduğunu, 28.2.1986 tarihinde konu arsada bazı inşaat faaliyetlerini görerek yapılan araştır- mada arsanın ilgili şahsa verildiğini öğrenip bu başvuruyu dosyaladığını ileri sürdü.
Müstedaaleyhler ise dosyaladıkları itiraznamede öncelikle iki ön iti-razda bulundular.
Birinci ön itiraz müstedinin başvuru konusu arsa ile ilgili olarak 7/80 sayılı yasa altında isbat yükümlülüğünü yerine getirmedikçe herhangi bir hak talebinde bulunamayacağına ilişkindir.
İkinci ön itirazları ise müstedinin 7/80 sayıl-ı yasa altında başarılı olmadan, bu başvuru altında başarılı olsa bile, elde edeceği herhangi bir menfaatı bulun- madığına ilişkindir.
Müstedaaleyhler itiraznamelerinde ayrıca müstedinin yabancıdan satın aldığını ileri sürdüğü taşınmaz malın ilgili şahsa- kesin tasarruf belgesi ile verilen mal olmadığını, müstedinin bu başvuruda ileri sürdüklerinin ancak 7/80 sayılı yasa altında yapılan istidada ileri sürülebileceğini ve bu nedenle başvurunun red- dedilmesi gerektiğini savundular.
İlgili şahıs tarafında-n dosyalanan itiraznamede sair şeyler yanında, müstedinin ileri sürdüğü aktin ihlali halinde konunun Yüksek İdare Mahkemesi dışında bir hukuk meselesi olduğu ve onun da 1974'ten önce zaman aşımına uğradığı, akitle mal satın almanın mülkiyet hakkı vermediği-, ilgili akit uyarınca Rum İçişlerinin zamanında gerekli izni vermemesinin konu akti ifası imkansız duruma soktuğu, müstedinin ilgili şahsa kesin tasarruf verilmesini yakınma konusu yapabilecek meşru bir menfaatı olmadığı, müstedinin varolabilecek herhangi- bir hakkını ancak özel hukuk sahasında arayabileceği, Rum Mahkemesinin kararları ile emirlerinin K.K.T.C.'deki mallar için geçerli olma- dığı, 1974'ten önce ihlal edilen aktin yükümlülüklerinin K.K.T.C. tarafından yerine getirilmesine olanak bulunmadığı v-e ilgili şahsa verilen ile müstedinin satın aldığını iddia ettiği malın farklı olduğu ileri sürüldü.
Başvurunun duruşmasında müstedaaleyhler ile ilgili şahıs öncelikle ön itirazların dinlenmesine ilişkin bir istemde bulundular ve Mahkeme de ön itiraz- la-rın öncelikle ele alınmasına karar verdi.
Müstedaaleyhler adına konuşan savcı özetle müstedinin ancak 7/80 sayılı yasa altında başarılı olması halinde doğrudan doğruya etkilenmesinin söz konusu olabileceğini ve şimdiki durumda müstedinin meşru bir menfaa-tı bulunmadığını, dava görülürken varolmayan bir menfaat için dava açılamayacağını, doğmayan ve ileride doğacak bir menfaat için başvuruda bulunulamayacağını ve malın aidiyetine ilişkin bulguyu da ancak yetkili alt mahkemenin yapabileceğini ileri sürdü.
-İlgili şahıs avukatı da hitabında savlarını benimseyip ilaveten konu mal üzerinde müstedinin mevcut tahakkuk etmiş bir hakkı bulunmadığını, devletin özel mülkleri ile ilgili kararların Yüksek İdare Mahkemesinde tartışılamayaca- cağını, bu hususun ancak öz-el hukuk alanında konu edilebileceğini ve bir sözleşmenin kendiliğinden mülkiyet hakkı doğuramayacağını ileri sürdü.
Müstedi avukatı ise hitabında, sair şeyler yanında, başvurunun Anayasanın 152'nci maddesi altında getirildiğini, ortada yasa kurallarını- ihlal eden idari bir karar var ise Yüksek İdare Mahkemesinin yetkisi olduğunu, bazı idari kararlar sonucu hak sahiplerine eşdeğer mal verildiğini, müstedinin 7/80 sayılı yasa altın- dan doğmuş ve tahakkuk etmiş meşru bir menfaatı bulunduğunu, emarelere gö-re müstedinin yabancıdan mal aldığını, malın müstediye verilmediğini ve 7/80 sayılı yasa altında bir istida yaptığını, yasa altında müstedinin hakkının tahakkuk ettiğinin ortada olduğunu ve devletin aldığı başvuru konusu kararı ile başvuru konusu malı eşde-ğere kaynak yaparak usulsüzce ilgili şahsa vererek müstedinin yasa altındaki bir hakkını kullanmasına mani olacak bir harekette bulunduğunu, 7/80 sayılı yasa altında yaptığı istidada müstedinin ancak devleti taraf edebildiği- ni ve idarenin almış olduğu ka-rar ile konu malı adından çıkartmakla müstedinin konu istida altındaki talebinin ortadan kalktığını ve müstedinin konu mal ile ilgili talebinin yürütülebilmesi için malın tekrar adına dönmesi gerektiğini ileri sürdü.
Meşru menfaat hususu yerleşmiş bir yö-netsel hukuk ilkesi olmakla beraber her meselenin olgularına göre uygulanarak bir yargıya varılması gerekir.
Meşru Menfaatla ilgili olarak YİM 49/77'de şöyle denmiştir:
"Anayasa'nın 118. maddesinin (2). fıkrasında öngörülen meşru men- faat ile no-rmal hukuk davalarında öngörülen hak arasında fark vardır. Normal hukuk davalarında davayı açan kişinin bir hakkının ihlal edildiğini Mahkemede kanıtlaması gerekir. Hakkın ihlal edilmesi davanın esasını ve temelini teşkil eder. Bu gibi davalarda kişi bir h-akkın ihlal edildiğini kanıt- larsa, ihlal edilen hakkın tazmin ve telafisi gerekir. Herhangi bir hakkın ihlal edildiği kanıtlanmadığı hallerde dava reddedilir. Halbuki idare huku- kunda meşru menfaat koşulu davanın esasını ve temelini teşkil etmez. Yani b-aşka bir anlatımla meşru menfaatın ihlal edilmiş olması davanın sonucunu etkilemez. İdare hukukunda menfaat koşulu başvurunun kabulü ve dinlenmesi için aranılan bir usul ve şekil koşuludur. Meşru menfaatın ihlal edilmemiş olması başvurunun reddi veya ihlal- edilmiş olması, başvurunun kabulü ile bu gibi meşru menfaatı ihlal eden hukuki tasarrufun ihlali için bir sebep teşkil etmez. Meşru menfaat koşulu yürütsel veya yönetsel bir yetki kullanan herhangi bir organı, makam veya kişinin bir kararından veya işlemi-nden dolayı idare mahkemesının luzumsuz başvurularla işgal edilmesine engel olmak için konulmuş, şekli bir koşuldur. İdare hukuku ilkelerıne göre ve Türkiye'de idare mahkemelerinde uygulanan ilkelere göre meşru menfaatın gerek başvurunun yapıldığı gün gere-k başvurunun duruşması yapıldığı günde varolması gerekir. Meşru menfaatın sadece başvurunun yapıldığı gün varolması kafi değildir. Meşru menfaatın başvu- runun duruşma gününde de varolması gerekir."
Ord. Prod. Sıddık Sami Onar ise İdare Hukukunun Umumi -Esasları isimli yapıtının 3'üncü cildinde s.1781'de bu hususta şu görüşe yer vermektedir:
"Menfaatın meşru sayılabilmesi için hukuki bir durumdan çıkması, böyle bir duruma dayanması lazımdır. Binaenaleyh Anayasa, kanun, tüzük, yönetmelik, idari tea-mmüller, içtihat, mukavele veya diğer bir idari karardan çıkan umumi veya hususi duruma dayanan menfaatlar meşru sayılır."
Meşru menfaatta aranan ikinci özellik meşru menfaatin şahsi olması, kişiyi ilgilendirmesi ve tanımı yapılan böyle menfaatın ihlal e-dilmiş olmasıdır. Bu hususta Sıddık Sami Onar'ın yukarıda atıfta bulunulan şu görüşe yer verilmektedir: "Menfaatın şahsi mahiyette olması demek idari kararın doğrudan doğruya veya dolayısıyle alakalıya, davacıya tesir etmesi demektir. Binaenaleyh şahıs tab-irini geniş manada almak lazımdır. Objektif bir tasarrufun in'ikasına maruz kalan her şahıs menfaat sahibi sayılabilir."
Aranılan meşru menfaatin üçüncü özelliği ise halen ve başvurunun duruş- ması gününde varolması hususudur. Sıddık Sami Onar bu hususta- aynı yapıtın 1782. sayfasında şu görüşe yer vermektedir:
"Menfaatın halen mevcut olması, davanın ikamesi ve hiç olmazsa intacı zamanında mevcut, ve tahakkuk etmiş olması demektir. İleride husulü melhuz olan, düşünülen, ihmal dahilinde bulunan bir menfaa-t iptal davası açacak salahiyeti vermez."
Yukarıda alıntısı yapılan son pasajdan da görülebileceği gibi meşru menfaat kavramı ileride doğabilecek olan menfaatları kapsamamaktadır. Ancak halen var olan bir meşru menfaatın ileride izleyeceği evreleri ya d-a onun doğuracağı sonuçları göz önünde tutarak halen var olan böyle bir meşru menfaatın doğurabileceği sonuçlar ile konuyu karıştırarak varolan menfaatı düşünülen ya da ileride doğacak bir menfaat olarak tanımlamamak gerekir. Baş- vuru gününde bir meşru me-nfaat var ise böyle bir menfaatın Anayasanın 152(2) maddesi altında başvurunun başlatılabilmesi için yeterli bir menfaat olarak kabul edilmesi gerekir.
Meşru menfaatle ilgili ilkelere değindikten sonra önümüzdeki meselede olguları inceleyerek meşru bir m-enfaatin var olup olmadığına karar vermek gerekir.
Olgulara göz attığımızda müstedinin savlarına göre 1956 yılında Land Promoters Agency Ltd. isimli yabancı bir şirket ile aktettiği bir taksiyle satış senedi altında başvuru konusu taşınmaz malı KL400 kar-şılığında satın alma opsiyonunu kullandığı ancak satıcıların mülkiyeti devretmemeleri üzerine 29.12.1972 tarihinde satıcılar aleyhine dava açtığı ve bilahare 7/80 sayılı yasa altında bir istida dosyalayarak konu taşınmaz malın müstedaaleyhler tarafından ad-ına kaydedilmesine ilişkin bir emir verilmesini istediği ve bu istida bir sonuca bağlanmadan konu taşınmaz malın müstedaaleyhler tarafından ilgili şahsa veril- diği gözükmektedir.
Müstedinin 7/80 sayılı yasa altında 6.5.1980 tarihinde dosyaladığı istida-nın bugüne dek sonuçlandırılmamasının nedenlerini anlamamakla beraber konu istida altında bir hak ileri sürdüğü cihetle Müstedinin meşru bir menfaatı olduğu tartışılamaz ve meşru menfaatinin ileride doğacağına ilişkin sav da ileri gidemez. Konu taşınmaz ma-lın müstedi adına devrine ilişkin isteminde haklı olup olmadığı hususunda karar verecek olan Alt Mahkemedir. Bu nedenle Yüksek İdare Mah- kemesi olarak bu hususta fikir yürütülmesi doğru değildir.
Başvuruda ileri sürülen ikinci itirazın aksine müstedinin- bu başvuruda başarılı olmadan 7/80 sayılı yasa altındaki istidasını yürütmesi olası değildir. Konu taşınmaz mal ilgili şahsa verildiğine göre 7/80 sayılı yasa altında halen müstediye devredilebilecek bir mal yoktur.
Müstediye satılan ile ilgili şahsa ve-rilen malın ayrı olup olmadığı hususunu da şahadet dinlemeden ön itiraz aşamasında bir karara bağlamak olanaksızdır.
Müstedinin hakkının 1974'den önce zaman aşımına uğrayıp uğramadığı hususunda da Alt Mahkemenin karar vermesi gerekir ve bu konuyu da ön i-tiraz- la ya da Yüksek İdare Mahkemesi olarak karara bağlamak olanaksızdır.
Bütün bu nedenlerle ön itirazlar reddolunur.
Masraflar başvurunun sonunda kararlaştırılacaktır.
- (Niyazi F. Korkut)
Yargıç
9.2.1987
Full & Egal Universal Law Academy