AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 22079/13
Tutku YURDAKUL ENGİN / TÜRKİYE
Başkan,
Ledi Bianku,
Yargıçlar,
Valeriu Griţco,
StéphanieMourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), yukarıda belirtilen 7 Mart 2013 tarihli başvuruyu dikkate alarak, davalı Hükümet tarafından sunulan görüşleri ve başvuran tarafından cevaben sunulan görüşleri göz önünde bulundurarak, 16 Mayıs 2017 tarihinde gerçekleştirdiği müzakereler sonucunda anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir.
OLAYLAR VE OLGULAR
1. Başvuran Tutku Yurdakul Engin 1975 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, Ankara’da ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde, Ankara Barosuna bağlı Avukat Ö. Öneren tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın koşulları
2. Dava konusu olaylar, taraflarca ileri sürüldüğü şekliyle aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Başvuran 16 Kasım 2009 tarihinde, evlilik öncesi soyadı olan Yurdakul soyadını tek başına kullanmasına izin verilmesi talebiyle Ankara Aile Mahkemesi önünde dava açmıştır.
4. Başvuranın davası, Medeni Kanun’un 187. maddesi uyarınca evli kadınların evlilik süresince kocalarının soyadlarını taşımak zorunda olmaları ve evlilik öncesi soyadlarını tek başına kullanmalarına izin verilmediği gerekçesiyle 21 Aralık 2012 tarihinde reddedilmiştir.
B. İlgili iç hukuk
Anayasa’nın 17. maddesi
“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”
Anayasa’nın 148. maddesi
“1. Anayasa Mahkemesi, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün Anayasa’ya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler ve bireysel başvuruları karara bağlar. (...)
3. Herkes, Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.”
Medeni Kanun’un 187. maddesi
“Kadın, evlenmekle kocasının soyadını alır; ancak evlendirme memuruna veya daha sonra nüfus idaresine yapacağı yazılı başvuruyla kocasının soyadı önünde önceki soyadını da kullanabilir. Daha önce iki soyadı kullanan kadın, bu haktan sadece bir soyadı için yararlanabilir ...”
5. Medeni Kanun’un 187. maddesinin yürürlüğe konmasının ardından, üç aile mahkemesi, söz konusu hükmün Anayasa’ya aykırı olduğunu ileri sürerek Anayasa Mahkemesi önünde itirazda bulunmuştur. Anayasa Mahkemesi 10 Mart 2011 tarihli kararıyla (E. 2009/85, K. 2011/49) itirazı reddetmiştir.
6. Anayasa Mahkemesi sırasıyla 19 Aralık 2013, 6 Mart 2014 ve 16 Nisan 2015 tarihlerinde, başvuranların evlendikten sonra evlilik öncesi soyadlarını tek başına kullanamamalarına ilişkin üç bireysel başvuru hakkında kararını açıklamıştır (başvuru no. 2013,2187, 2013/4439 ve 2014/5836). Anayasa Mahkemesi, Mahkemenin Ünal Tekeli/Türkiye (no. 29865/96, AİHM 2004‑X (alıntılar)); Leventoğlu Abdulkadiroğlu/Türkiye (no. 7971/07, 28 Mayıs 2013); Tuncer Güneş/Türkiye (no. 26268/08, 3 Eylül 2013); ve Tanbay Tüten/Türkiye (no. 38249/09, 10 Aralık 2013) davalarındaki kararlarına atıfta bulunarak, Medeni Kanun’un 187. maddesinin Sözleşme’yle çeliştiğine hükmetmiştir. Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 90. maddesi uyarınca usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmaların hukuki olarak bağlayıcı olduğunu ve iç hukukla Sözleşme ve Protokolleri arasında uyuşmazlık olması halinde Sözleşme ve Protokolleri’nin hükümlerinin esas alınacağını hatırlatarak, evli bir kadının evlilik öncesi soyadını tek başına kullanamamasının Anayasa’nın 17. maddesinin ihlalini teşkil ettiğine karar vermiştir.
ŞİKÂYETLER
7. Başvuran, evlilik öncesi soyadını tek başına kullanmasına ulusal makamlar tarafından izin verilmemesinin Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlali anlamına geldiğinden şikâyetçi olmuştur. Başvuran ayrıca, Türk hukukunda evli erkeklerin evlendikten sonra kendi soyadlarını kullanmalarına izin verilirken, evli kadınlara bu iznin verilmemesinin cinsiyet temelinde ayrımcılık teşkil ettiğini ve Sözleşme’yle bağdaşmadığını iddia etmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
8. Hükümet, başvuranın iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmüştür. Hükümet, başvuranın şikâyetlerine ilişkin nihai kararın 21 Aralık 2012 tarihinde verilmiş olması nedeniyle, başvuranın Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunabileceğini iddia etmiştir. Hükümet iddialarını desteklemek üzere, Anayasa Mahkemesinin sırasıyla 19 Aralık 2013, 6 Mart 2014 ve 16 Nisan 2015 tarihlerinde verdiği ve söz konusu başvuranların evlendikten sonra evlilik öncesi soyadlarını tek başına kullanmalarına ulusal makamlar tarafından izin verilmemesinin Sözleşme’nin 8 ve 14. maddelerinin yanı sıra Anayasa’nın 17. maddesinin ihlali anlamına geldiğine hükmettiği üç kararına atıfta bulunmuştur. Bu doğrultuda Hükümet ayrıca, Anayasa Mahkemesinin hâlihazırda 10 Mart 2011 tarihli önceki bir kararında Medeni Kanun’un 187. maddesinin Anayasa’ya uygun olduğuna hükmetmiş olmasına rağmen, bu durumun Anayasa Mahkemesini vatandaşların söz konusu kanunun uygulanmasına ilişkin olarak alınan belirli kararlara karşı yaptıkları bireysel başvuruları incelerken Sözleşme’nin 8 ve 14. maddelerinin ihlal edildiğini tespit etmesine engel olmadığını belirtmiştir.
9. Başvuran söz konusu sava itiraz etmiştir.
10. Anayasa Mahkemesi önündeki yeni hukuk yolunu inceleyen Mahkeme, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından söz konusu mahkemeye ilke olarak, 23 Eylül 2012 tarihinden sonra kesinleşen tüm kararlar bakımından, Sözleşme ile korunan hak ve özgürlüklerin ihlallerinin doğrudan ve hızlı bir şekilde tazmin edilmesini sağlamasına imkân verecek yetkiler verildiğine hükmetmiş ve söz konusu hukuk yolunun kullanılması gereken bir hukuk yolu olduğunu beyan etmiştir (Bk. Hasan Uzun/Türkiye (k.k.), no. 10755/13, §§ 68-71, 30 Nisan 2013).
11. Mevcut davada, başvuranın şikâyetine ilişkin nihai karar Ankara Aile Mahkemesi tarafından 21 Aralık 2012 tarihinde verilmiştir. Dolayısıyla, söz konusu karar Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin kapsamına girmiştir.
12. Mahkeme ayrıca, Zihni/Türkiye ((k. k.), no. 59061/16, § 28, 29 Kasım 2016) davasında vardığı sonuçları yinelemektedir. Mahkeme, Anayasa Mahkemesinin hâlihazırda Medeni Kanun’un 187. maddesinin Anayasa’ya uygun olduğuna hükmetmiş olmasının, Anayasa’ya uygunluk bakımından yapılan bir itiraz bağlamında bireylerin söz konusu hükmün uygulanmasına ilişkin olarak alınan belirli kararlara karşı Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulmasının önünde engel olmadığını gözlemlemektedir. Mahkeme, söz konusu bireysel başvurular sonucunda, Anayasa Mahkemesinin sırasıyla 19 Aralık 2013, 6 Mart 2014 ve 16 Nisan 2015 tarihlerinde üç karar verdiğini ve ulusal makamların başvuranlara evlendikten sonra evlilik öncesi soyadlarını tek başına kullanmalarına izin vermemesinin Sözleşme’nin 8 ve 14. maddelerinin yanı sıra Anayasa’nın 17. maddesinin ihlali anlamına geldiğine hükmettiğini gözlemlemektedir.
13. Mahkeme ayrıca, mevcut davada başvuranı Anayasa Mahkemesi önündeki iç hukuk yolunu tüketme yükümlülüğünden muaf kılacak herhangi bir özel koşulun bulunmadığını belirtmektedir.
14. Yukarıdaki hususlar dikkate alındığında, Mahkeme başvurunun Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddedilmesine karar vermiştir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğunu beyan etmiştir.
İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş ve 15 Haziran 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Hasan BakırcıLedi Bianku
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy