AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başvuru no. 39393/08
Kamuran YUSUF/Türkiye
Başkan
Julia Laffranque,
Hâkimler
Stéphanie Mourou-Vikström, Arnfinn Bårdsen,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 30 Nisan 2019 tarihinde Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 7 Ağustos 2008 tarihinde yapılan yukarıdaki başvuruyu göz önüne alarak,Başvurunun kayıttan düşürülmesi talebiyle davalı Hükümet tarafından 6 Eylül 2018 tarihinde gönderilen deklarasyonu ve başvuranın bu deklarasyona cevabını göz önüne alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR VE USUL
1. Başvuru formunda belirtildiği gibi, başvuran Kamuran Yusuf, 1980 doğumlu bir Suriye vatandaşı olup, Muş’ta tutuklu bulunmaktadır. Başvuran Mahkeme önünde Diyarbakır Barosuna bağlı Avukat V. Karaduman tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”), kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesi uyarınca, 3842 sayılı Kanun’a göre yargılama öncesi aşamada başvuranın avukata erişim hakkının sistematik bir şekilde kısıtlanması nedeniyle ceza yargılamalarının adil olmadığı ve daha sonra avukat yokluğunda alınan ifadelerin yargılamayı yapan mahkeme tarafından kullanılması ile ilgili olarak şikâyette bulunmuştur. Başvuran ayrıca, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (e) maddesi kapsamında, ceza yargılamalarının ilk aşamalarında kendisine bağımsız ve yetkin bir tercüman yardımı sağlanmamasından şikâyetçi olmuştur.
4. Başvurunun avukata erişim hakkının sistematik bir şekilde kısıtlanmasına ve avukat yokluğunda elde edilen delillerin başvuranı mahkûm etmek için kullanılmasına ilişkin kısımlar, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesi kapsamında, Hükümet’e tebliğ edilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Başvuranın Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 maddesi uyarınca şikâyetleri
5. Hükümet, dostane çözüm anlaşmasına varma girişimlerinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından, 6 Eylül 2018 tarihli bir yazıyla, başvuruda ileri sürülen sorunun çözülmesi amacıyla tek taraflı bir deklarasyon sunmayı önerdiğini Mahkemeye bildirmiştir. Hükümet ayrıca, Mahkemeden Sözleşme’nin 37. maddesi uyarınca başvurunun kayıttan düşürülmesine karar vermesini talep etmiştir.
6. Hükümetin sunduğu deklarasyon aşağıdaki gibidir:
“Türkiye Cumhuriyeti, mevcut davada, Mahkemenin yerleşik içtihadı ışığında, Sözleşmenin 6 §§ 1 ve 3 maddesi kapsamında başvuranın haklarının ihlal edildiğini kabul etmektedir.
Hükümet, ayrıca, 15 Temmuz 2003 tarihinde 4928 sayılı Kanun’un, avukata erişim hakkına getirilen sistematik sınırlamaya ilişkin hükmü yürürlükten kaldırdığını hatırlatmaktadır.
Bununla beraber, Hükümet, 31 Temmuz 2018 tarihli 7145 sayılı Kanun’la değiştirildiği üzere, Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 311 § 1 (f) maddesinin, halihazırda, AİHM’nin dostane çözüm veya tek taraflı deklarasyon sonrası bir başvuruyu kayıttan düşürmeye karar verdiği davalarda ceza yargılamalarının yenilenmesi gerektirdiğini vurgulamaktadır. Hükümet, yukarıda belirtilen hukuk yolunun, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında başvuranların şikâyetleri bakımından tazmin sağlayabildiğini düşünmektedir.
Dolayısıyla, AİHM önünde derdest olan, yukarıda anılan davanın çözüme kavuşturulması amacıyla Hükümet, başvurana yansıtılabilecek tüm vergiler hariç olmak üzere, masraf ve giderlerin yanı sıra tüm maddi ve manevi zararları karşılığında 500 EUR (beş yüz avro) ödemeyi teklif etmektedir.
Bu meblağ, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilecek ve Mahkeme tarafından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 37 § 1 maddesi uyarınca kabul edilen kayıttan düşürme kararının tebliğini müteakip üç ay içerisinde ödenecektir. Söz konusu meblağın belirtilen üç ay içerisinde ödenmemesi durumunda, Hükümet, bahsi geçen sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz ödemeyi taahhüt etmektedir. Bu ödeme, davanın nihai çözüme kavuşturulduğu anlamına gelecektir.”
7. 30 Ekim 2018 tarihli bir yazıyla, başvuranın temsilcisi, başvuranın Hükümet tarafından sunulan miktarı çok düşük bulduğu için tek taraflı deklarasyon şartlarından memnun olmadığını dile getirmiştir. Ek olarak, 31 Temmuz 2018 tarihli 7145 sayılı Kanun’un, başvuranın durumuna çözüm olamayacağını ifade etmiştir.
8. Mahkeme, Sözleşme’nin 37. maddesinde, koşulların söz konusu maddenin 1. fıkrasının (a), (b) veya (c) bentlerinde belirtilen sonuçlardan birine yol açması hâlinde, Mahkemenin yargılamaların herhangi bir aşamasında başvuruyu kayıttan düşürebileceğinin öngörüldüğünü hatırlatmaktadır. Sözleşme’nin 37. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi, aşağıdaki durumda Mahkemenin davayı kayıttan düşürmesine imkân vermektedir:
“Mahkeme’nin saptadığı herhangi bir başka gerekçeden ötürü, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden görülmezse”.
9. Mahkeme, ayrıca, belirli koşullarda, başvuran davasının incelenmeye devam edilmesini arzu etse dahi, davalı Hükümet tarafından sunulan tek taraflı bir deklarasyona istinaden, başvuruyu 37 § 1 (c) maddesi uyarınca kayıttan düşürebileceğini hatırlatmaktadır.
10. Bu amaçla Mahkeme, özellikle Tahsin Acar kararı olmak üzere kendi içtihatlarından doğan ilkeler ışığında söz konusu deklarasyonu incelemiştir (Tahsin Acar/Türkiye (ilk itirazlar) [BD], no. 26307/95, §§ 75-77, AİHM 2003-VI, ayrıca bk. WAZA Sp z.o.o./Polonya (k.k.), no. 11602/02, 26 Haziran 2007 ve Sulwińska/Polonya (k.k.), no. 28953/03, 18 Eylül 2007).
11. Mahkeme, Türkiye’ye karşı açılan davalar dahil olmak üzere, bazı davalarında, adli yardımın sistematik olarak engellenmesi ve başvuranları mahkum etmek için avukat yokluğunda elde edilen delillerin kullanılması hakkındaki şikayetlere ilişkin uygulamasını ortaya koymuştur (bk., diğerleri arasında, Mehmet Duman/Türkiye, no. 38740/09, 23 Ekim 2018; Ömer Güner/Türkiye, no. 28338/07, 4 Eylül 2018; Girişen/ Türkiye, no. 53567/07, 13 Mart 2018; Canşad ve Diğerleri/Türkiye, no. 7851/05, 13 Mart 2018; İzzet Çelik/Türkiye, no. 15185/05, 23 Ocak 2018; ve Bayram Koç /Türkiye, no. 38907/09, 5 Eylül 2017).
12. Mahkeme, yukarıdaki davalarda, başvuranın avukata erişim hakkına konulan kısıtlamanın sistematik niteliğinin, kendi başına, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlaline karar vermek için yeterli olup olmadığını incelemeksizin, başvuranın polise verdiği ifadelerinin kabul edilebilirlikleri incelenmeden yargılamayı yürüten mahkeme tarafından kullanılmasının ve daha sonra Yargıtay’ın bu eksikliği giderememesinin, söz konusu maddenin bir ihlalini teşkil ettiğine karar vermiştir. Ayrıca, yukarıdaki tüm davalarda, Mahkeme, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlal edildiğine karar verilmesinin, başvuranlar tarafından yaşanan manevi zarar için yeterli adil tazmin teşkil ettiği kanaatindedir.
13. Mahkeme, Hükümetin, tek taraflı deklarasyonunda, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3. maddesinin açıkça ihlal edildiğini kabul ettiğini gözlemlemektedir.
14. Avukat hakkına yönelik sistematik kısıtlama konusunun kaynaklandığı yasal hükümlerin, 4928 sayılı 15 Temmuz 2003 tarihli karar ile kaldırıldığını (daha fazlası için bk. Salduz, yukarıda anılan, §§ 27‑31) ve avukata erişim hakkına yönelik hiçbir sistematik kısıtlamanın öngörülmediği, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren yeni Ceza Muhakemeleri Kanunu’nu ( 5271 sayılı Kanun) not etmek önemlidir.
15. Bununla beraber, Mahkeme, 31 Temmuz 2018 tarihine kadar, Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 311 § 1 maddesinin (f) bendinin, başvuranlara, Mahkeme’nin sadece Sözleşme’de veya Protokollerinde ihlal olduğuna karar veren hükmü bazında ceza yargılamalarının yeniden açılması imkânını getiren bir hukuk yolu sağladığını kaydetmektedir. Ancak, 31 Temmuz 2018 tarihinde 7145 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra, başvuranlar, Mahkemenin artık dostane çözüm veya tek taraflı deklarasyon temelinde davayı kayıttan düşürmeye karar vermesinin ardından ceza yargılamalarının yeniden açılmasına yönelik bir başvuruda bulunmaya hak kazanmıştır. Bunun sebebi, bu iki durumun, artık, ceza yargılamalarının yeniden açılması gerekçeleri olarak, Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 311 § 1 (f) maddesinde ayrıntılı olarak listelenmesidir. Dolayısıyla, Mahkeme, iç hukukun, başvuranların, dostane çözüm veya tek taraflı deklarasyon temelinde bir başvuruyu kayıttan düşüren bir kararın veya hükmün ardından, yargılamaların yeniden başlatılmasını talep edebileceği bir hukuk yolu öngörmesinden dolayı memnundur (kıyaslayınız, Igranov ve Diğerleri/Rusya, no. 42399/13 ve diğer 8 başvuru, § 26, 20 Mart 2018, daha fazla referans ile birlikte, ve karşılaştırınız Sroka /Polonya (k.k), no. 42801/07, 6 Mart 2012).
16. Bu bağlamda, Mahkeme ayrıca, içtihadına ve uygulamasına göre, başvuranın bu yönde bir talepte bulunması durumunda iç hukukta yargılamalarının yenilenmesinin Sözleşme’nin 6. maddesinin ihlal edildiği iddiasına yönelik olarak etkili bir çözüm sağlamak için en uygun yol olduğuna işaret etmektedir. Dolayısıyla, Hükümet, yukarıda belirtilen hukuk yolunun, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında başvuranların şikâyetleri bakımından tazmin sağlayabildiğini düşünmektedir. Mahkemenin Sözleşme ve Protokolleri tarafından güvence altına alınan hakların ve özgürlüklerin korunmasındaki ikincil rolü dikkate alındığında, Sözleşme’nin herhangi bir ihlalini giderilmesinin öncelikli olarak ulusal makamların görevi olduğu hatırlatılmaktadır.
17. Teklif edilen ve benzer davalarda hükmedilen miktarlarla tutarlı olan tazminat miktarının yanı sıra Hükümet deklarasyonu içerisinde bulunulan ikrarların mahiyeti göz önünde bulundurulduğunda, Mahkeme, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir gerekçe bulunmadığı kanaatindedir (37. maddenin 1. fıkrasının (c) bendi). Bu karar, başvuranın zararının telafisi için mevcut olan herhangi bir başka başvuru yolunu kullanma imkânına halel getirmemektedir (bk. Jeronovičs/Letonya [BD], no. 44898/10, § 116‑118, 5 Temmuz 2016).
18. İlâveten, yukarıdaki mülahazalar ışığında ve bilhassa konuyla ilgili açık ve kapsamlı içtihatlar dikkate alındığında, Mahkeme, Sözleşme ve Protokolleri ile güvence altına alınan insan haklarına saygının, başvurunun incelenmesine devam edilmesini gerekli kılmadığı kanısındadır (37. maddenin 1. fıkrasının son cümlesi ).
19. Mahkeme son olarak, Hükümetin tek taraflı deklarasyon metninde belirtilen şartlara uymaması halinde, başvurunun, Sözleşme’nin 37. maddesinin 2. fıkrası uyarınca tekrar kayda alınacağının altını çizmektedir (bk. Josipović/Sırbistan (k.k.), no. 18369/07, 4 Mart 2008).
20. Yukarıda belirtilen hususlar dikkate alındığında, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesi uyarınca, şikâyetler bakımından davanın kayıttan düşürülmesi uygun bulunmuştur.
B. Başvuranın Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (e) maddesi uyarınca şikâyetleri
21. Başvuran ayrıca, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (e) maddesi kapsamında, ceza yargılamalarının ilk aşamalarında kendisine bağımsız ve yetkin bir tercüman yardımı sağlanmamasından şikâyetçi olmuştur.
22. Mahkeme, kendisine sunulan delil unsurları ve iddiaları inceleme yetkisi dâhilinde, Sözleşme ve Protokolleri tarafından güvence altına alınan hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğine dair herhangi bir durum tespit etmemiştir.
23. Dolayısıyla, başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4. maddeleri uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesi kapsamındaki şikâyetlere ilişkin olarak başvurunun, Sözleşme’nin 37 § 1 (c) maddesi uyarınca kayıttan düşürülmesine karar vermiştir.
Başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğunu beyan etmiştir.
İşbu karar, İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup, 23 Mayıs 2019 tarihinde bildirilmiştir.
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy