AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 37857/14
YUSUFELİ İLÇESİNİ GÜZELLEŞTİRME YAŞATMA KÜLTÜR VARLIKLARINI KORUMA DERNEĞİ / TÜRKİYE
Başkan
Carlo Ranzoni, Hâkimler
Aleš Pejchal,
Egidijus Kūris,
Branko Lubarda,
Pauliine Koskelo,
Marko Bošnjak,
Saadet Yüksel
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 7 Aralık 2021 tarihinde bir Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
7 Mayıs 2014 tarihinde yapılan yukarıda anılan başvuruyu göz önüne alarak,
Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamındaki şikâyetin Türk Hükümetine bildirilmesi ve başvurunun geri kalanının kabul edilemez olduğunun beyan edilmesi kararını,
Davalı Hükümet tarafından ibraz edilen görüşleri ve bu görüşlere cevaben başvuran tarafından ibraz edilen görüşleri göz önünde bulundurarak,
Gerçekleştirilen müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Yusufeli İlçesini Güzelleştirme Yaşatma Kültür Varlıklarını Koruma Derneği (“başvuran dernek”), Artvin ilinin Yusufeli ilçesinde kayıtlı ofisi bulunan kâr amacı gütmeyen bir dernektir. Başvuran dernek, Mahkeme nezdinde, derneğin başkanı ve Artvin Barosuna bağlı avukat R. Akyürek tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise, kendi görevlisi olan Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanlığı yetkilileri Aysun Akceviz ve Ahmet Metin Gökler tarafından temsil edilmiştir.
Davanın Koşulları3. Başvuru, Türkiye’nin kuzeydoğusunda bulunan Çoruh Nehrindeki Yusufeli Barajı ve hidroelektrik santralin inşası hususunda bir ihtilafa ilişkindir.
4. Dava konusu olaylar; taraflarca ifade edildiği ve tarafların sunduğu dosyadaki belgelerden anlaşılabileceği üzere, aşağıdaki şekilde özetlenebilir:
Başvuran dernek5. Başvuran derneğin amaçları, dernek maddelerinde belirtildiği üzere, “Yusufeli ilçesinin kültür ve turizm varlıklarını ve görünümünü korumak; ... Yusufeli Barajının inşasını incelemek ve inşaya karşı mücadele etmek; ...barajın inşa edilmesi hâlinde yerel halka, yerlerinin değiştirilmesi durumunda yardım sağlamak; ...ilçeyi su basması hâlinde sorunları çözme ve çözüm bulma amacıyla Hükümet yetkilileriyle görüşmeler gerçekleştirmek;...yoksulluk içinde ikamet eden [yaşayan] kişilere (öğrenciler, dul kişiler ve savaş mağdurları ve engelliler dâhil olmak üzere) mali yardım ve destek sağlamak; ...genç yöre sakinleri arasında Türk geleneklerini teşvik etmek amacıyla spor takımları ve sosyal gruplar oluşturmak;... çeşitli problemleri tanımlamak ve raporlamak amacıyla komisyon tayin etmek veya bilim insanlarına danışmak...; Yusufeli’de turizmi teşvik amaçlı faaliyetlerde (kâr amacı güden faaliyetler dâhil olmak üzere) bulunmak; ve diğer sivil toplum derneklerine destek olmak ve bu derneklerle iş birliği yapmaktır”. Başvuran derneğin şubeleri bulunmamaktadır ve yönetim kurulu yerel halktan oluşmaktadır. Derneğin 2012 ve 2015 yılı genel kurul toplantı kayıtlarına göre, söz konusu yıllarda sırasıyla 129 ve 133 kayıtlı üyesi bulunmaktaydı. Başvuran dernek üyelerine ilişkin hiçbir bireysel ayrıntı Mahkemeye sunulmamıştır.
Yusufeli Barajının Planlaması6. Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, Devlet Elektrik İşleri Etüd İdaresi ile birlikte, Çoruh nehri yatağındaki enerji kaynaklarını belirlemek amacıyla 1969 yılında bir çalışma gerçekleştirmiştir.
7. 1982 yılında, on beş baraj ve otuz dört hidroelektrik santral inşa etmek amacıyla, enerji üretiminde yılda 1.468 milyon KWh hedef belirleyen bir master plan hazırlanmıştır. Tasarlanan iki barajı içeren bir inşaat modeliyle, üç barajı kapsayan diğer inşaat modelini karşılaştıran, Yusufeli Barajına ilişkin fizibilite raporu 1986 yılında tamamlanmıştır. Fizibilite raporu, Yusufeli ilçesi, iki barajlı yapıdan dolayı su altında kalabilecekken üç barajlı senaryoda bunun gerçekleşmeyeceğini belirtmektedir. Böyle bile olsa, projenin maliyeti ve iki modelin karşılaştırmalı depolama kapasitesinin yanı sıra tasarlanan ilgili toplam enerji üretimi göz önünde bulundurulduğunda, iki barajlı model 1990 yılında onaylanmıştır.
8. Bakanlar Kurulu, 23 Temmuz 1997 tarihli kararıyla, Yusufeli Baraj ve hidroelektrik enerji santralinin inşası amacıyla uluslararası şirketlerin ve yerel bir şirketin konsorsiyumunu, proje finansmanı için uluslararası kredi sağlaması kaydıyla, Devlet İhale Kanunu (2886 sayılı Kanun) hükümlerinden muaf tutmaya karar vermiştir.
Başvuran dernek tarafından başlatılan idari davalar9. 3 Ekim 2001 tarihinde başvuran dernek, Yusufeli Barajının inşası projesinden çekilmesi ve projeyi iptal etmesi hususunda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına (“Bakanlık”) çağrıda bulunmuştur. Başvuran dernek, iki barajlı projenin Yusufeli ilçe merkezini ve on yedi komşu köyü su altında bırakacağını ve 30.000 sakini yerinden edeceğini ileri sürmüştür. Söz konusu dernek; tarım, turizm, kültür ve yerel halkların geçim kaynağının ciddi ve geri döndürülemez bir zarara uğrayacağını iddia etmiştir. Dernek, söz konusu projeye ilişkin hiçbir Çevresel Etki Değerlendirmesi (“ÇED”) yapılmadığına dair üzüntüsünü dile getirmiştir. Buna rağmen projenin ilerlemesi hâlinde, bahse konu dernek, Bakanlığı, daha sürdürülebilir olan ve şehir merkezinin sular altında kalmasına ve yöre sakinlerinin yerleşim yerlerinin değiştirilmesine sebebiyet vermeyecek alternatif üç barajlı projeyi yeniden gözden geçirmeye davet etmiştir.
10. 20 Aralık 2001 tarihinde, Bakanlık, birçok seçeneği karşılaştıran ayrıntılı çalışmaların ardından mevcut iki barajlı projenin en uygun alternatif olarak seçildiği hususunda başvuran derneğe yanıtını sunmuştur. Bakanlık, proje planlarına yönelik herhangi bir değişiklik veya iptalin Çoruh Nehri boyunca diğer barajlardaki elektrik üretimini etkileyeceğini ve faaliyetlerini ekonomik olarak elverişsiz hâle getirebileceğini kaydetmiştir. Bakanlık ayrıca, Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği’nin geçici 1. maddesinden dolayı Yusufeli Baraj ve hidroelektrik santrallerinin Çevresel Etki Değerlendirmesinden muaf tutulmasına rağmen, mali kredi kurumlarının taleplerini karşılamak amacıyla özel bir ÇED raporunun hazırlandığını ileri sürmüştür. Son olarak Bakanlık, Yusufeli Barajının inşasından dolayı yerleşim yerleri değiştirilecek olan sakinler için bir yeniden yerleşim planı hazırlandığını ve detaylarının hâlâ gelişme safhasında olduğunu kaydetmiştir.
11. Başvuran dernek, Bakanlığın yanıtının, Yusufeli Barajı projesinin iptaline ilişkin talebinin zımni reddini teşkil ettiğini iddia ederek ve söz konusu yanıtın değerlendirmeye alınmamasını talep ederek Danıştay huzurunda dava açmıştır. Başvuran dernek ayrıca, Bakanlar Kurulu’nun 23 Temmuz 1997 tarihli kararını iptal etmesi ve ayrıca, söz konusu projenin ÇED yönetmeliklerine tabi olduğunu beyan etmesi hususlarında Danıştay’dan talepte bulunmuştur.
12. 1 Temmuz 2005 tarihinde, ilk derece mahkemesi olarak görev yapan Danıştay, Bakanlığın 20 Aralık 2001 tarihli zımni reddini bozmuş, Yusufeli Barajı projesini iptal etmiş ve Bakanlar Kurulu’nun 23 Temmuz 1997 tarihli kararını bozmuştur. Danıştay, kararında, idari makamların hidroelektrik enerji üretiminin teknik ve ekonomik yönlerini belirlerken takdir yetkisinin, kamunun sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı ile bir bütün olarak kamu yararını koruma gereksinimiyle sınırlandırıldığını kaydetmektedir. Danıştay, Anayasa’nın 56. maddesi ve Çevre Kanunu’nun 1 ve 10. maddelerinin yanı sıra önerilen nehir elektrik santrallerinin ÇED’e tabi tutulmasını gerektiren Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği’ne ilişik “Endüstriyel Faaliyetler Listesi”ne atıfta bulunarak, söz konusu projenin bu tür bir değerlendirmeden geçmesi gerektiğini tesis etmiştir. Danıştay, Yusufeli Barajı projesinin, Yönetmelik’in geçici 1. maddesinden dolayı ÇED sürecinden muaf tutulup tutulmayacağı sorusuna ilişkin olarak olumsuz yanıt vermiştir. Danıştay, bu tür bir muafiyet hakkının, yalnızca (i) eylem planları onaylanan veya (ii) hakkında kamulaştırma kararı verilen veya (iii) hakkında gerekli izin, yetki veya diğer onay biçimleri sağlanan veya (iv) 7 Şubat 1993 tarihinden önce, ilgili yasal çerçeve uyarınca konumu belirlenen projelere uygulandığını kaydetmiştir. Danıştay, Bakanlığın, bu adımlardan herhangi birinin söz konusu tarihten önce atıldığını gösteren hiçbir belgeyi mahkemeye sunamadığını ve bahsi geçen tarihte dava konusu projenin, Devletin genel yatırım eylem planına bile dâhil edilmediğini vurgulayarak, geçici 1. maddenin ihtilafa uygulanabilir olmadığını ve projenin Çevresel Etki Değerlendirmesinden geçmesi gerektiğine hükmetmiştir.
13. Danıştay ayrıca, proje esnasında bir ÇED raporu hazırlanmasına rağmen bu tür bir raporun yargılama boyunca değerlendirmesine sunulmadığını kaydetmiştir. İlâveten Danıştay, baraj inşası hâlinde Çoruh nehir yatağındaki vahşi yaşam koruma alanının su altında kalmasına ilişkin olarak Orman Bakanlığı tarafından dile getirilen endişeleri ve yerli tarım ürünlerinin (bölgeye özgü) % 85’inin geri dönüşü olmayan şekilde kaybedileceğine ilişkin olarak Yusufeli İlçe Tarım Müdürlüğü tarafından dile getirilen endişeleri Bakanlığın dikkate almadığını not etmiştir. Danıştay, karar alma sürecindeki bu tür kusurların, kredi kuruluşlarını Bakanlıktan ÇED raporu talep etmeye sevk ettiğini de eklemiştir.
14. Danıştay ayrıca, Bakanlığın, yukarıda anılan ve 1986’da düzenlenen ilk fizibilite raporunun dışında, iki barajlı yapı ve üç barajlı yapı arasında kapsamlı bir karşılaştırma yapılmadığına ilişkin yanıtını göz önünde bulundurmuştur. Danıştay, iki barajlı yapının yalnızca daha büyük depolama kapasitesi, daha düşük inşaat maliyeti ve daha büyük elektrik çıkışından dolayı tercih edildiği kanaatine varmıştır. Ancak, Danıştay, ilk fizibilitenin (i) iki barajlı yapının; kent merkezi, on yedi komşu köy, bölgenin verimli tarım arazisinin %85’i ve yerli vahşi yaşam koruma alanının 459 hektarı su altında kalacağından dolayı yaklaşık olarak 16.000 yöre sakinini etkileyeceği, (ii) yol kaybı ve nehir raftinginin 26 km’sinin kaybı ve (iii) kamulaştırma ve yeniden yerleşim maliyetleri ve yeni yolların yapım maliyeti hususlarını göz önünde bulundurmadığını not etmiştir.
15. Yukarıda belirtilen gerekçelerle, Danıştay, projenin ülkenin elektrik ihtiyacı üzerinde olumlu etkisi olacağının açık olmasına rağmen projeyi bir ÇED raporuyla güncellemenin ve 1986’da varılan sonuçları yeniden gözden geçirmenin gerekli olduğu kanaatine varmıştır. Danıştay ayrıca, Bakanlar Kurulu’nun, Yusufeli Barajı ve hidroelektrik enerji santrallerinin inşasını Devlet İhale Kanunu’ndan muaf tutan 23 Temmuz 1997 tarihli kararının kanuna uygun olmadığını beyan etmiştir.
16. Bakanlık tarafından yapılan itirazın akabinde 23 Şubat 2006 tarihinde Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu (“Genel Kurul”) Danıştayın 1 Temmuz 2005 tarihli kararını 19’a karşı 10 oyla bozmuştur. Genel Kurul, ilk olarak, projenin (istisnai nitelikte olan) birçok ülke tarafından akdedilen ikili mutabakatlar doğrultusunda bir uluslararası konsorsiyum tarafından gerçekleştirileceğini göz önüne alarak, Bakanlar Kurulunun 23 Temmuz 1997 tarihli kararının hukuka uygun olduğunu değerlendirmiştir. Ayrıca, iki barajlı modelin 1990 yılında kabul edildiğini göz önünde bulundurarak, Yönetmeliğin Geçici 1. maddesinde öngörüldüğü üzere söz konusu projeye istisna uygulandığına karar vermiştir. Genel Kurula göre, iki barajlı modelin kabul edilmesi, projenin konumunun kaçınılmaz bir şekilde 7 Şubat 1993 tarihinden önce belirlenmiş olduğunu - Geçici 1. maddede belirtilen istisnalara dair gerekçelerden birisi- kast etmiştir. Yukarıda bahsedilen iki barajlı yapı ve üç barajlı yapı arasındaki kıyaslamadan sonra ulaşılan sonuçları tekrar ele almanın gerekli olup olmadığına dair soruya ilişkin olarak, Genel Kurul, Danıştayın değerlendirmesinin projenin hukuka uygunluğuna dair bir değerlendirmenin ötesine geçtiğini ve takdir yetkisinin sınırlarını aştığını değerlendirmiştir.
Genel Kurul dolayısıyla yeniden inceleme yapması için dosyayı Danıştaya göndermiştir.
17. Danıştay 20 Kasım 2007 tarihinde kararının lafzına Genel Kurulun gerekçesini de ekleyerek davayı reddetmiştir.
18. Başvuran derneğin itirazının ardından, Genel Kurul 15 Ekim 2012 tarihinde Danıştay’ın 20 Kasım 2007 tarihli kararını onamıştır.
19. Başvuran dernek 4 Şubat 2013 tarihinde derneğin ve üyelerinin adil yargılanma hakkı, sağlıklı bir çevrede yaşam hakkı, aile hayatına saygı hakkı ve mülklerinin korunması hakkının ihlal edildiğini iddia ederek (Genel Kurulun hukuka aykırı kararı nedeniyle) Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
20. Anayasa Mahkemesi 12 Eylül 2013 tarihinde başvurunun kişi yönünden yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiş ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun 46 §§ 1 ve 2 maddesine atıfta bulunarak, bir sivil toplum kuruluşunun sadece tüzel kişiliğini doğrudan etkileyecek bir tedbire karşı bireysel başvuruda bulunmasına izin verildiğini not etmiştir. Anayasa Mahkemesi, başvuran dernek tarafından ileri sürülen argümanların yalnızca Yusufeli’nin gerçek sakinleri tarafından ileri sürülebilecek türden olduğunu ve dolayısıyla baraj projesinin başvuran derneğin tüzel kişiliğine ilişkin hakları ve ilişkilerini etkileyeceğinin söylenemeyeceğini değerlendirmiştir.
İLGİLİ HUKUKİç Hukuk
(a) Çevrenin Korunması
21. İlgili iç hukuk, söz konusu olay tarihinde yürürlükte olduğu şekliyle, Taşkın ve Diğerleri / Türkiye (no. 46117/99, § 94, AİHM 2004‑X) ve Okyay ve Diğerleri / Türkiye (no. 36220/97, §§ 46-50, AİHM 2005‑VII) davalarında mevcuttur.
22. 23 Haziran 1997 tarih ve 23028 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin, söz konusu tarihte yürürlükte olduğu şekliyle ve ilgili olduğu ölçüde, ilgili hükümleri aşağıdaki gibidir:
1. madde
“Bu Yönetmeliğin amacı, gerçek ve tüzel kişilerin gerçekleştirmeyi planladıkları Yönetmelik kapsamına giren faaliyetlerinin çevre üzerinde yapabilecekleri bütün etkilerin belirlenerek değerlendirilmesi ve tespit edilen olumsuz etkilerin önlenmesi için gerçekleştirilecek Çevresel Etki Değerlendirmesi sürecinde uyulacak idari ve teknik usûl ve esasları düzenlemektir.”
Geçici Madde 1
"7 Şubat 1993 tarihinden önce uygulama projeleri onaylanmış veya çevre mevzuatı ve diğer ilgili mevzuat uyarınca yetkili mercilerden izin, ruhsat veya onay ya da kamulaştırma kararı alınmış veya ilgili mevzuat gereğince yer seçimi yapılmış veya yatırım programına alınmış veya mevzi imar planları onaylanmış faaliyetlere bu yönetmelik hükümleri uygulanmaz."
(b) Devlet İhale Kanunu
23. 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun 89. maddesinin söz konusu tarihteki lafzı aşağıdaki gibidir:
"Bu kanun hükümlerinin uygulanmasının mümkün olamayacağı hâller ile,...temin edilecek mal ve hizmetlerin ihalesinde ilgili Bakanlığın teklif edeceği ihaleler için bu Kanun hükümleri dışında kalınmasına Bakanlar Kurulunca karar verilebilir.”
(c) Bireysel Başvuru Hakkı
24. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun 46. maddesi aşağıdaki gibidir:
"1. Bireysel başvuru ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenler tarafından yapılabilir.
2. Özel hukuk tüzel kişileri sadece tüzel kişiliğe ait haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilir.”
ŞİKÂYET
25. Başvuran dernek, Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında hakkında hiçbir ÇED yürütülmemiş baraj ve hidroelektrik santrali inşaatından kaynaklanan tehdit nedeniyle gelmesi muhtemel zarardan -bilhassa da yerleşim yerlerinin sular altında kalması ve yöre sakinlerinin yerleşim yerlerinin değiştirilmesi şeklinde- şikâyet etmiştir. Bu tahribat sonucu oluşacak zararın dernek üyelerinin özel hayatlarını, konutlarını ve sağlıklarını etkileyeceğinden şikâyet etmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Hükümetin Başvuran Derneğin Temsilcisinin Temsiline ve Başvuru Hakkının Kötüye Kullanılmasına İlişkin İlk İtirazları26. Hükümet, temsilcinin başvuran derneği Mahkeme önünde temsil etme yetkisine itirazda bulunmuş ve bunun başvuru hakkının kötüye kullanılmasını teşkil ettiğini değerlendirmiştir. Hükümet, başvuru esnasında başvuruyla birlikte gönderilen 20 Eylül 2001 tarihli genel vekaletnamenin söz konusu temsilciye başvuran derneği spesifik olarak Mahkeme önünde değil de yalnızca Türk mahkemeleri önünde temsil etme yetkisi verdiğini öne sürmüştür. Dolayısıyla, Hükümet, Mahkeme İçtüzüğü’nün 45 § 3 ve 47. maddelerine dayanılarak Mahkeme’nin başvuruyu reddetmesini veya alternatif olarak Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4 maddesi uyarınca başvuru hakkının kötüye kullanılması gerekçesiyle başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermesini istemiştir.
27. Başvuran derneğin temsilcisi, derneği başkan sıfatıyla temsil ettiği ve Mahkeme önünde eylemde ve başvuruda bulunmak için tam yetkisi olduğu yanıtını vermiştir. Bu itibarla, söz konusu kişi (i) başkan seçildiğinin ilan edildiği başvuran derneğin 23 Temmuz 2012 tarihli genel kurul toplantısı tutanağını ve (ii) 2012 ve 2015 yılları arasında düzenlenen ve bu doğrultuda bu süre zarfında kendisine başvuran dernek adına eylemde bulunma yetkisine onay veren başvuran derneğin genel kurul toplantılarından birisinin tutanağını Mahkeme’ye iletmiştir.
28. Mahkeme, Mahkeme İçtüzüğü’ nün 45 ve 47. maddelerine eklenen dava açılmasına dair pratik yönergeler uyarınca ve 1 Kasım 2003 tarihinde Mahkeme Başkanı tarafından hazırlanan Mahkeme İçtüzüğü’ nün 32. maddesi uyarınca, somut başvurunun açıldığı tarihte yürürlükte olduğu şekliyle, başvuran veya başvuran temsilcisinin başvuru formunu imzalamak zorunda olduğunu not etmektedir. Şayet temsil ediliyorsa, başvuran başvuru formunun bir parçasını oluşturan yetki belgesini imzalamak zorundadır.
29. Mahkeme, Sözleşme’nin 35 § 3 maddesi uyarınca, bir başvurunun, diğer hususların yanı sıra, kasıtlı olarak asılsız olaylara veya gerçek olmayan beyanlara dayandırılması hâlinde, kötüye kullanım kapsamında reddedilebileceğini de hatırlatmaktadır (bk. örneğin Miroļubovs ve Diğerleri/Letonya, no. 798/05, § 63, 15 Eylül 2009; Centro Europa 7 S.r.l. ve Di Stefano/İtalya [BD], no. 38433/09, § 97, AİHM 2012 ve Gross/İsviçre [BD], no. 67810/10, § 28, AİHM 2014). Eksik ve dolayısıyla yanıltıcı bilgiler verilmesi, özellikle söz konusu bilgilerin davanın temeliyle ilgili olması ve bu bilgilerin paylaşılmamasına dair yeterli bir açıklamanın sunulmamış olması hâlinde, başvuru hakkının kötüye kullanılması anlamına gelebilir (bk. Hüttner/Almanya (k.k.), no. 23130/04, 19 Haziran 2006; Kowal/Polonya (k.k.), no. 2912/11, 18 Eylül 2012 ve yukarıda anılan Gross, § 28). Ancak, böyle durumlarda dahi, başvuranın Mahkemeyi yanıltmaya yönelik niyetinin her zaman yeterli açıklıkla ortaya konması gerekmektedir (bk. Al-Nashif/Bulgaristan, no. 50963/99, § 89, 20 Haziran 2002; Melnik/Ukrayna, no. 72286/01, §§ 58-60, 28 Mart 2006 ve Nold/Almanya, no. 27250/02, § 87, 29 Haziran 2006).
30. Mahkeme, öncelikle, somut başvurunun açıldığı tarihte bir avukat olarak görev yapan temsilcinin başvuran derneğin başkanı olmasına ve başvuru formunun belirlenmiş bölümünde kendisini böyle tanıtmamasına rağmen başvuru formunun ilgili kısmında kendisini “avukat” olarak tanıttığını gözlemlemektedir. Formla birlikte iletilen vekâletname (2001 tarihli) gerçeği yansıtmadığı için yanıltıcı olup Hükümetin bu husustaki itirazları haksız değildir. Bununla birlikte Mahkeme, Hükümetin görüşlerine cevaben, başvuranın başvuran derneği Mahkeme önünde temsil etmek için başvuran derneğin başkanı sıfatına haiz olduğunu tasdik eden ilgili evrakları Mahkeme’ye ilettiğini not etmektedir. Mahkeme başvuran derneğin başkanının hatasına üzüntü duysa da temsilcinin başvuru yapıldığı esnada başvuran dernek adına bir başvuru yapma yetkisine sahip olduğunu tespit etmesi için yeterli unsurlar bulunduğundan dolayı bu aşamada başvuruyu reddetmeyecektir. Dahası Mahkeme, söz konusu kişinin başvuran dernek adına başvuru yaptığında “Mahkeme’yi yanıltma” niyeti olduğuna dair bir delilin olmadığını değerlendirmektedir. İlaveten, Mahkeme Başkanının Mahkeme İçtüzüğü’nün 36 § 2 maddesinin son cümlesi uyarınca temsilcinin başvuranı Mahkeme önünde temsil etmesine izin verdiğini not etmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, Hükümet tarafından yapılan ilk itirazları reddetmektedir.
Sözleşme’nin 8. maddesi31. Başvuran dernek, baraj ve hidroelektrik santralinin inşaatından dolayı dernek üyelerinin özel hayatları, konutları, ticari faaliyetleri ve toplumsal belleklerinin ciddi ve ani bir tehdit altında olduğundan ve barajın planlanmasına ilişkin karar verme sürecinin hiçbir aşamasında katılımlarının istenmediğinden şikâyet etmiştir. Başvuran dernek, Sözleşme’nin 8. maddesine dayanmış olup söz konusu maddenin ilgili kısmı aşağıdaki gibidir:
“1. Herkes özel ... hayatına, konutuna ... saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
Tarafların iddiaları32. Hükümet ilk olarak başvuran derneğin mağdur statüsü taşımadığını ve dolayısıyla şikâyetin Sözleşme’nin 8. maddesiyle kişi yönünden bağdaşmaz olduğunu belirtmiştir. Bu itibarla, Sözleşme kapsamındaki denetleyici mekanizmanın, bir halk davasını (actiones populares) ve ulusal kanunların değiştirilmesini ve toplumun genel menfaatlerinin korunmasını amaçlayan iddiaları kapsayan talepleri kapsam dışında bıraktığını belirtmiştir. Hükümet, başvuran derneğin tek başına söz konusu projeden doğrudan veya dolaylı olarak etkilenmediğini ileri sürmüştür. Bu bağlamda, Hükümet, başvuran derneğin özel hayatları, konutları ve sağlıkları bakımından bir mağdur olduğunun (dernek üyeleri adına) iddia edilemeyeceğini öne sürmüştür.
33. Hükümet, ikinci olarak, şikâyetin her halükârda Sözleşme’nin 8. maddesiyle konu bakımından bağdaşmaz olduğunu belirtmiştir. Hükümete göre, Yusufeli ilçesinin sular altında kalması, başvuran dernek üzerinde gerekli asgari ağırlık düzeyine ulaşacak bir etki doğurmayacaktır.
34. Son olarak, Hükümet, başvuran dernek üyelerinin idare mahkemeleri önünde bir tazminat davası açmadıklarından dolayı iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle başvurunun her halükârda reddedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Bu bağlamda, Hükümet, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 12. maddesi uyarınca dernek üyelerinin ihtilaf konusu idari davada kesinleşmiş kararın akabinde tazminat talebinde bulunma imkânlarının olduğunu da öne sürmüştür. Söz konusu 12. madde, bu bağlamda, ilgililerin bir idari eylemin iptaline ilişkin dava açmalarına ve iptal davasının karara bağlanmasının üzerine tazminat talebiyle ayrı bir dava başlatmalarına imkân olduğunu öngörmüştür.
35. Başvuran dernek, dernek ana sözleşmesine ve Gorraiz Lizarraga ve Diğerleri/İspanya (no. 62543/00, AİHM 2004‑III) ve L’Erablière A.S.B.L./Belçika (no. 49230/07, AİHM 2009 (alıntılar)) davalarına atıfta bulunarak, derneğin temel olarak baraj inşaatını önlemek ve inşaatın sonlanması hâlinde olumsuz neticelere karşı üyelerinin menfaatlerini savunmak amacıyla kurulmuş olduğu yanıtını vermiştir. Dernek üyelerinin yerel mahkemeler önünde haklarını kolektif olarak savunmak amacıyla bir dernek kurmaya karar verdiklerini ve derneğin idare mahkemeleri önünde dava açma hakkının (locus standi) tartışılmaksızın kabul edildiğini öne sürmüştür. Başvuran dernek, dolayısıyla, Sözleşme’nin anlamı dâhilinde “mağdur” olarak değerlendirilmesi gerektiğini iddia etmiştir. Hükümetin başvuran dernek üyelerinin bir tazminat davası açmadıklarından dolayı iç hukuk yollarının tüketilmediğine yönelik itirazına cevaben, başvuran dernek, ilk olarak, dernek üyelerinin haklarını kolektif olarak savunmak amacıyla derneğin kurulduğuna ve dolayısıyla üyelerinin mevcut hukuk yollarını bireysel olarak tüketmesine gerek olmadığına dair argümanlarını yinelemiştir. İkinci olarak, dava açmaya yönelik motivasyonlarını göz önüne alarak- yani baraj inşaatını ve yöre sakinlerinin yerlerinin değiştirilmesini önlemek- tazminatın hiçbir şekilde etkili bir hukuk yolu teşkil etmediğini ileri sürmüştür.
Mahkeme’nin değerlendirmesi(a) Mağdur sıfatına ilişkin genel ilkeler
36. Mahkeme ilk olarak, bir kişinin, sivil toplum kuruluşunun veya grubun Sözleşme’nin 34. maddesine dayanması için, Sözleşme’nin ihlal edilmesinden dolayı mağdur olduğunu iddia edebilmesi gerektiğini yineler. Mahkeme içtihatlarına göre, Mahkemenin başvuranın iç hukuk kapsamındaki davaya taraf olup olmadığını dikkate almasının gerekli olmasına rağmen (bk. Aksu / Türkiye [BD], no. 4149/04 ve 41029/04, § 52, AİHM 2012; Micallef / Malta [BD], no. 17056/06, § 48, AİHM 2009; ve Bursa Barosu Başkanlığı ve Diğerleri / Türkiye, no. 25680/05, §§ 109-17, 19 Haziran 2018), “mağdur” kavramı özerk bir şekilde ve yerel kavramlar göz ardı edilerek yorumlanmalıdır. Ehliyet veya fiil ehliyeti konusundaki menfaatle ilgili olan kavramlar buna örnek olarak verilebilir (bk. Nencheva ve Diğerleri / Bulgaristan, no. 48609/06, § 88, 18 Haziran 2013).
37. Ayrıca ilgili kişi, şikâyet konusu tedbirden “doğrudan etkilendiğini” ispat edebilmelidir (bk. Centre for Legal Resources on behalf of Valentin Câmpeanu [BD], no. 47848/08, § 96, diğer atıflarla birlikte, AİHM 2014). Bu hususta, Sözleşme’nin 34. maddesi yalnızca iddia konusu ihlalin doğrudan mağdur veya mağdurları ile ilgili değildir. Aynı zamanda, ihlalden dolayı zarar görecek olan veya ihlale son verilmesi konusunda geçerli ve kişisel bir menfaati olan dolaylı mağdurlarla da ilgilidir (bk. Vallianatos ve Diğerleri / Yunanistan [BD], no. 29381/09 ve 32684/09, § 47, AİHM 2013 (alıntılar)).
(b) Sivil toplum örgütlerinin mağdur sıfatı
38. Mahkeme içtihatlarına göre, normal koşullarda söz konusu tedbirden doğrudan etkilenmeleri durumunda derneklere mağdur sıfatı verilmektedir (bk. Association des amis de Saint Raphaël et de Fréjus et autres / Fransa (k.k.), no. 45053/98, 29 Şubat 2000; Dayras ve Diğerleri ve başvuran dernek “SOS Sexisme” / Fransa (k.k.), no. 65390/01, 6 Ocak 2005; Grande Oriente d’Italia di Palazzo Giustiniani / İtalya (no. 2), no. 26740/02, § 20, 31 Mayıs 2007; ve British Gurkha Welfare Society ve Diğerleri / Birleşik Krallık, no. 44818/11, § 50, 15 Eylül 2016). Bu bakımdan, bir sivil toplum kuruluşunun kendisini üyelerinin menfaatlerinin bir koruyucusu olarak görmesinin, tek başına, bu derneğin Sözleşme’nin 34. maddesi anlamında mağdur sıfatı alması için yeterli olmadığını yinelemek önem arz etmektedir (bk. Kalifagiannis ve Prospert / Yunanistan (k.k.), § 50, no. 74435/14, 9 Haziran 2020). Zira Sözleşme’de yer alan hakların yorumlanması için halk davası açılması öngörülmemektedir. Ayrıca kişilerin doğrudan etkilenmeden, yalnızca Sözleşme’nin ihlal edilmesine neden olabileceğini düşünmeleri nedeniyle iç hukuk kapsamında yer alan bir hüküm hakkında şikâyette bulunmalarına izin verilmemektedir (bk. yukarıda anılan Aksu, § 50, ve Burden / Birleşik Krallık [BD], no. 13378/05, § 33, AİHM 2008).
39. Mahkeme, Sözleşme’nin diğer hükümlerinde olduğu gibi, 34. madde kapsamındaki “mağdur” kavramının, çağdaş bir toplumdaki koşullar ışığında evrimsel bir şekilde yorumlanması gerektiğini yinelemektedir. Esas olarak, günümüz toplumlarında vatandaşların özellikle karmaşık idari kararlarla karşı karşıya kalması durumunda dernekler gibi kolektif organlara başvurmaları; menfaatlerini etkin bir şekilde savunabilecekleri mevcut ve erişilebilir yollardan biridir - hatta bazen tek yoldur. Ayrıca derneklerin, üyelerinin menfaatlerini savunmak amacıyla dava açma ehliyeti birçok Avrupa ülkesinin mevzuatları kapsamında tanınmaktadır (bk. yukarıda anılan Gorraiz Lizarraga ve Diğerleri, § 38, ve Beizaras ve Levickas / Litvanya, no. 41288/15, § 81, 14 Ocak 2020).
40. Mahkeme bu bağlamda, başvuran derneğin yerel makamlar önündeki iddiasının özünün, üyelerinin özel hayatı, aile hayatı, konutları ve karar verme sürecine katılımlarıyla ilgili olduğu yargılamalar bakımından; Sözleşme’nin 6 § 1. maddesine ilişkin davalarda derneklere mağdur sıfatı tanıdığını yineler (bk. özellikle, yukarıda anılan Gorraiz Lizarraga ve Diğerleri, §§ 9-10, 32 ve 36-39; yukarıda anılan L’Erablière A.S.B.L., §§ 28-29; ve Sailing Club of Chalkidiki “I Kelyfos” / Yunanistan, no. 6978/18 ve 8547/18, § 52, 21 Kasım 2019). Söz konusu başvuran derneklerin, mahkemeler önünde üyelerinin menfaatlerini savunmak amacıyla kurulmuş olduğu, dernek üyelerinin şikâyet konusu tedbirlerden doğrudan etkilendikleri ve üyelere iç hukuktaki yargılamalar kapsamında taraf olma ehliyeti verildiği dikkate alındığında; Mahkeme, dernekler tarafından yapılan başvuruları halk davası olarak değerlendirmemiş ve davaları Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi bakımından incelemiştir.
41. Yukarıda anılan içtihatlara göre, bir derneğin neden iddia konusu Sözleşme ihlalinin doğrudan mağduru olarak değerlendirilemeyeceği hususunda iki temel gerekçe bulunmaktadır. Bu gerekçelerden ilki, Sözleşme sistemi kapsamında halk davası açılmasının yasaklanmış olmasıdır. Bu durum, şikâyet konusu tedbir veya eylemin başvuranı doğrudan etkilememesi durumunda; başvuranın kamu yararına herhangi bir talepte bulunamayacağı anlamına gelmektedir. Bir başvuranın mağdur olduğunu ileri sürebilmesi için, kendisini kişisel olarak etkileyen ihlalin gerçekleşme ihtimali konusunda makul ve ikna edici deliller ortaya koyması gerekir. Yalnızca şüphe veya varsayım bu hususta yeterli değildir (bk. yukarıda anılan, Valentin Câmpeanu adına Centre for Legal Resources, § 101). İkinci gerekçe, Sözleşme kapsamındaki söz konusu hakkın mahiyeti ve söz konusu başvuran dernek tarafından ileri sürülme biçimi ile ilgilidir. Sözleşme’de yer alan 2, 3 ve 5. madde gibi, bazı haklar, nitelikleri bakımından bir dernek tarafından değil, yalnızca üyeleri tarafından kullanılmaya elverişlidir (bk. Sözleşme’de yer alan esasa ilişkin birçok farklı hüküm kapsamında ileri sürülen şikâyetle ilgili olarak, Scientology Kirche Deutschland / Almanya, no. 34614/97, 7 Nisan 1997 tarihli Komisyon kararı; başvuran derneğin ofisine yakın bir endüstriyel tesisten dolayı ortaya çıkan rahatsızlık nedeniyle Sözleşme’nin 8. maddesi (konuta saygı) kapsamında ileri sürülen şikâyetle ilgili olarak, Asselbourg ve Diğerleri / Lüksemburg (k.k.), no. 29121/95, AİHM 1999‑VI; ve başvuran kiliseler tarafından Sözleşme’nin 12. maddesi ve 1 No.lu Protokolün 2. maddesi kapsamında ortaya konulan şikâyete ilişkin olarak,Savez crkava “Riječ života” ve Diğerleri / Hırvatistan, no. 7798/08, § 25, 9 Aralık 2010). Yukarıda anılan Asselbourg ve Diğerleri kararında, Mahkeme başvuran derneğe mağdur sıfatı tanımayı reddederken; bu derneğin yalnızca, bir avukatın müvekkilini temsil ettiği gibi, üyelerinin veya çalışanlarının bir temsilcisi olarak hareket edebileceğini, Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edilmesinden dolayı mağdur olduğunu iddia edemeyeceğini kaydetmiştir.
(c) Bu ilkelerin somut davaya uygulanması
42. Mahkeme, bu ilkeler ışığında ve başvuran derneğin, üyelerinin özel hayat ve konutlarına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasında bulunması hususunda; derneğe kendi adına taraf olma ehliyeti tanıyamayacağı sonucuna varmıştır. Başvuran derneğin yöneticilerinin Yusufeli’de ikamet etmelerine rağmen; Mahkeme, somut davanın koşullarında, bu kişilerin Mahkemeye kendi adlarına başvuruda bulunma yükümlülüklerinden muaf oldukları hususunda ikna olmamıştır. Başvuran derneğin üyelerinin, Mahkeme önünde kendi adlarına başvuruda bulunmalarını veya Mahkeme önündeki yargılamalara katılmalarını engelleyecek bir hassasiyetlerinin bulunduğu ileri sürülmemiştir.
43. Mahkeme ayrıca, başvuran derneğin, üyelerinin menfaatlerinden farklı olan kendi menfaatlerinin, şikâyet konusu tedbirden, Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında bir husus ortaya çıkaracak derecede etkilendiğini ispatlayamadığını gözlemlemektedir. Mahkeme, somut davanın koşulları dikkate alındığında, başvuran derneğin Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında başvuruda bulunma ehliyetinin Sözleşme’nin 6. maddesinden farklı olduğu kanaatindedir. İç hukuk düzeyindeki ihtilafın dernek üyelerinin hak veya menfaatleriyle ilgili olması durumunda (örneğin sağlıklı çevre veya konuta saygı hakkı) veya çevrenin korunması hususunda daha genel bir menfaat ile ilgili olması durumunda, derneklere Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında taraf olma ehliyeti verirken; Mahkeme, bir derneğin tüzel kişiliğe sahip olduğunu iddia etme “hakkına” yeterli derecede sahip olabileceğini dikkate alır (bk. yukarıda anılan L’Erablière A.S.B.L., § 26, ve Collectif national d’information et d’opposition à l’usine Melox – Collectif Stop Melox and Mox / Fransa (k.k.), no. 75218/01, 28 Mart 2006). Bu hak, Sözleşme’nin 8. maddesinde yer alan menfaatler temelinde tanımlanmamıştır (veya bu konuyla ilgili bir başka esasa ilişkin hak). Daha ziyade, söz konusu başvuran derneğin tüzel kişi sıfatıyla ayrıca faydalandığı medeni bir hak olarak, kamunun bilgi alma ve karar verme sürecine katılma hakkı - bu tür bir hakkın yerel hukuk düzeninde tanındığı ölçüde adalete erişim hakkı - şeklinde tanımlanmıştır (bk. yukarıda anılan, L’Erablière A.S.B.L., § 26). Bu nedenle, Sözleşme anlamında bir derneğin medeni bir haktan faydalanması, söz konusu derneğin üyelerinin bireysel olarak faydalandıkları haklar gereğince, Sözleşme’nin esasa ilişkin bir hükmünü otomatik olarak uygulanabilir kılmaz. Benzer değerlendirmeler başvuran dernek tarafından açılan dava bakımından da geçerlidir. Çevresel meseleler ve söz konusu bölgede yaşayan yerel halkın yerinin değiştirilmesi nedeniyle, esasa ilişkin hususların 8. madde kapsamında yer alması; başvuran derneğe, üyelerinin haklarını arama konusunda oynadığı aracı rolünden daha fazla bir rol kazandıramaz. Başvuran derneğin somut davadaki mağdur sıfatı meselesi, üyelerinin kişisel ve bireysel hakları temelinde değil; yalnızca, yargılamaların bir tarafı olarak karşılaşmış olabileceği usulsüzlüklerden kaynaklanan mağduriyetlerle bağlantılı olarak ele alınabilir.
44. Dolayısıyla başvuru, Sözleşme’nin 35 § 3 maddesi anlamında Sözleşme hükümleriyle kişi bakımından (ratione personae) bağdaşmamaktadır.
45. Bu sonuç Mahkemenin, Hükümetin kabul edilemezliğe ilişkin diğer iddialarını inceleme ihtiyacından vazgeçmesine olanak sağlamaktadır
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup, 20 Ocak 2022 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Carlo Ranzoni
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan