AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no: 10681/12
Hayati İZ / TÜRKİYE
Başkan,
Ledi Bianku,
Hâkimler,
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 3 Ekim 2017 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
21 Aralık 2011 tarihinde yapılan yukarıda anılan başvuruyu göz önüne alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Hayati İz, 1986 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, Diyarbakır’da ikamet etmektedir. Mahkeme önünde İstanbul Barosuna bağlı Avukat B. Doğan tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”), kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
3. Dava konusu olaylar, taraflarca ileri sürüldüğü şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
4. Başvuran, 15 Şubat 2007 tarihinde, yasa dışı silahlı örgüt üyesi olma ve molotof kokteyli atma şüphesiyle polis tarafından yakalanmıştır.
5. Küçükçekmece Sulh Ceza Mahkemesi 16 Şubat 2007 tarihinde başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.
6. İstanbul Cumhuriyet Savcısı 2 Nisan 2007 tarihinde başvuranı terör örgütü lehine propaganda yapmak ve molotof kokteyli atmakla suçladığı bir iddianame hazırlamıştır.
7. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 13 Kasım 2008 tarihinde başvuranı mahkûm etmiş ve kendisini yasa dışı örgüte üyelik ve patlayıcı maddelerin depolanması ve kullanılması suçlarından on yıl ve beş ay hapis cezasına çarptırmıştır.
8. Yargıtay 3 Kasım 2009 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur. Dava bu doğrultuda ilk derece mahkemesine geri gönderilmiştir.
9. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 20 Eylül 2011 tarihinde başvuranın tutuksuz yargılanmak üzere tahliyesine karar vermiştir.
10. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 22 Aralık 2011 tarihinde, başvuranı atılı suçlardan bir kez daha suçlu bularak mahkûm etmiştir.
11. Yargıtay 16 Nisan 2014 tarihinde ilk derece mahkemesinin patlayıcı maddelerin depolanması ve kullanılması ile ilgili kararını onamış ve kararın geri kalan kısmını bozmuştur.
12. Taraflar ceza yargılamalarının sonucu hakkında Mahkemeyi bilgilendirmemiştir.
B. İlgili İç Hukuk ve Uygulama
13. İlgili iç hukuka ilişkin açıklamalar A.Ş./ Türkiye (no. 58271/10, § 34-35, 13 Eylül 2016) kararında yer almaktadır.
ŞİKÂYET
14. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi kapsamında, tutukluluk süresinin aşırı derecede uzun olduğundan şikâyetçi olmuştur.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
15. Hükümet, başvuranın Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (“CMK”) 141 § 1 (d) maddesi uyarınca, kanunsuz tutukluluk nedeniyle tazminat talep etme imkânına atıfta bulunarak, iç hukuk yollarını tüketmemiş olduğunu ileri sürmüş ve söz konusu iddiayı reddetmiştir.
16. Başvuran bu hususta görüş bildirmemiştir.
17. Mahkeme, tutukluluk süresinin uzunluğu bakımından CMK’nın 141 § 1 (d) maddesinin uygulanmasına ilişkin iç hukuk yolunun A.Ş./Türkiye (no. 58271/10, § 85-95, 13 Eylül 2016) ve Demir/Türkiye ((k.k.), no. 51770/07, §§ 17-35, 16 Ekim 2012) davalarında incelendiğini gözlemlemektedir.
18. Mahkeme (yukarıda anılan) Demir davasında, söz konusu hukuk yolunun mahkûmiyetleri kesinleşmiş olan başvuranlar tarafından tüketilmesi gerektiğine hükmetmiştir. Bununla beraber, Mahkeme, (yukarıda anılan, § 92) A.Ş. kararında, Haziran 2015 tarihi itibariyle, Ceza Muhakemesi Kanununun 141 § 1 (d) maddesinde öngörülen iç hukuk yolunun, yargılamalar kesinleşmeden önce dahi başvuranlar tarafından tüketilmesi gerektiğine karar vermiştir.
19. Mahkeme, somut davada başvuranın 20 Eylül 2011 tarihinde serbest bırakılması ile tutukluğunun sona erdiğini, ancak başvuran aleyhine yürütülen yargılamaların halen derdest olup olmadığı veya kesinleşip kesinleşmediğine dair herhangi bir bilginin bulunmadığını kaydetmektedir. Bununla birlikte Mahkeme, başvuranın her iki durumda da CMK’nın 141 § 1 (d) maddesi uyarınca tazminat talebinde bulunabileceğini gözlemlemektedir. Ancak, başvuran, tazminat talebinde bulunmamıştır.
20. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilip tüketilmediğine ilişkin değerlendirmenin, normal şartlarda, Mahkeme’ye başvurunun yapıldığı tarih esas alınarak gerçekleştirildiğini yinelemektedir. Ancak, Mahkeme’nin birçok kararında belirttiği üzere bu kural, her davanın kendine özgü koşullarıyla haklı kılınabilecek istisnalara tabidir (bk. İçyer/Türkiye (k.k.), no. 18888/02, § 72, AİHM 2006-I). Mahkeme, tutukluluk süresinin uzunluğuyla ilgili olarak yukarıda bahsedilen ve ceza davası kapsamında verilen nihai kararın ardından uygulanabilen hukuk yoluna ilişkin davalarda söz konusu kuraldan ayrılmıştır (ayrıca bk. diğer kararlar arasında, Tutal ve Diğerleri/Türkiye (k.k.), no. 11929/12, 28 Ocak 2014). Mahkeme, söz konusu istisnanın somut davada da uygulanması gerektiği kanaatindedir.
21. Sonuç olarak, Mahkeme, Hükümetin itirazını dikkate alarak, başvurunun Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup, 26 Ekim 2017 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıLedi Bianku
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy