AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
BEŞİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 41994/21
Guillaume ZAMBRANO/FRANSA
Başkan
Síofra O’Leary
Hâkimler
Mārtiņš Mits,
Ganna Yudkivska,
Stéphanie Mourou-Vikström,
Ivana Jelić,
Arnfinn Bårdsen,
Mattias Guyomar
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Martina Keller’in katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Beşinci Bölüm), 21 Eylül 2021 tarihinde Daire olarak toplanarak,
Yukarıda belirtilen 17 Ağustos 2021 tarihinde yapılan başvuruyu dikkate alarak,
Gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran Guillaume Zambrano Fransız vatandaşı olup, 1981 doğumludur ve Montpellier’de ikamet etmektedir.
Davanın Koşulları2. Başvuran, başvuru formunda, sağlık krizinin bitiminin yönetimine ilişkin 31 Mayıs 2021 tarihli ve 2021-689 sayılı Kanun’un ve sağlık krizinin bitiminin yönetimine ilişkin gerekli genel tedbirleri öngören 1 Haziran 2021 tarihli ve 2021-699 sayılı Kararname’yi düzenleyen 7 Haziran 2021 tarihli ve 2021-724 sayılı Kararname’nin içeriğine, Cumhurbaşkanı’nın 12 Temmuz 2021 tarihli açıklamalarına, sağlık krizinin yönetimine ilişkin 5 Ağustos 2021 tarihli ve 2021-1040 sayılı Kanun’un kabulüne, bazı kişiler tarafından çekilen cezalara (Kamu Sağlığı Kanunu’nun I. 3136-1. maddesi), sağlık kartı ibraz edilmesine ilişkin 5 Ağustos 2021 tarihli ve 2021-824 sayılı Anayasa Konseyi kararına ve son olarak 1 Haziran 2021 tarihli ve 2021-699 sayılı Kararname’yi düzenleyen 7 Ağustos 2021 tarihli ve 2021-1059 sayılı Kararname’ye yönelik bir özet sunmaktadır.
3. Dünya Sağlık Örgütü, 11 Mart 2020 tarihinde, dünyanın, özellikle solunum yoluyla bulaşan Covid-19 adlı bir hastalığa yol açan SARS-CoV-2 isimli yeni bir koronavirüsün neden olduğu bir salgınla karşı karşıya olduğunu açıklamıştır. Mahkeme, bu yeni koronavirüsün Fransa topraklarında ve ötesinde yayılmasının, Fransız makamlarını, 2020 yılının Mart ayından beri, halk sağlığı üzerindeki sağlık tehditlerinin sonuçlarını önlemek ve azaltmak için tedbirler almaya yönelttiğini gözlemlemektedir. 2021 yılının Mayıs ile Ağustos ayları arasında kabul edilen yasal çerçevede yer alan ilgili hükümler, aşağıda daha ayrıntılı olarak belirtilmektedir (aşağıdaki 12-15. paragraflar). Özetle, 31 Mayıs 2021 tarihli ve 2021-689 sayılı Kanun, 30 Eylül 2021 tarihine kadar sağlığa ilişkin olağanüstü hal durumundan çıkmak üzere bir geçiş rejimi uygulamıştır. Söz konusu Kanun Başbakan’a, özellikle seyahat ve toplu taşıma araçlarının kullanımını sınırlama (örneğin maske takmanın zorunlu olması) veya mağazalarda koruyucu tedbirler alma yetkileri vermiştir. Bu Kanun ayrıca, Fransa’dan gelen veya Fransa’ya giden yolcular ve çok sayıda insanın bir araya geldiği yerler (sinema salonları, tiyatro, müze, vb.) veya fuar ve alanlar için 30 Eylül 2021 tarihine kadar geçerli bir sağlık kartı düzenlemesi getirmiştir. 5 Ağustos 2021 tarihli ve 2021-1040 sayılı Kanun, bir yandan, sağlığa ilişkin olağanüstü halden çıkma rejimini 15 Kasım 2021 tarihine kadar uzatmakta ve diğer yandan, sağlık kartının kapsamını 15 Kasım’a kadar diğer günlük yaşam aktivitelerini de kapsayacak şekilde genişletmektedir (şirket restoranları hariç teraslar dâhil olmak üzere bar ve restoranlar, bulaş riski durumunda bölgenin valilik kararı üzerine büyük mağazalar ve alışveriş merkezleri, seminer; uzun yolculuklar için tren, otobüs ve uçaklarda toplu taşıma; tıbbi acil durumlar hariç olmak üzere hastaneler, bakıma muhtaç yaşlılar için konaklama tesisleri ve refakatçiler, ziyaretçiler ve programlı bakım için kabul edilen hastalar için huzur evleri). Sağlık kartı uygulaması, 30 Ağustos 2021 tarihinden itibaren ilgili yerlerde faaliyet göstermek isteyen yetişkinler ve çalışan personel zorunludur. Sağlık kartının ibraz edilmemesi veya sahte kullanılması durumunda halka ve kontrollerin yapılmaması durumunda sağlık kartını denetlemekle sorumlu satıcı ve uzmanlara cezalar kesilmektedir. Öte yandan, 5 Ağustos 2021 tarihli ve 2021-1040 sayılı Kanun, sağlık ve mediko-sosyal sektörlerde çalışan kişiler için tıbbi açıdan kontrendikasyon olmadığı sürece Covid-19 aşısını zorunlu hale getirmiştir. Bu amaçla, 15 Eylül 2021 tarihine ve daha önce aşının ilk dozunu yaptırmış personel için 15 Ekim 2021 tarihine kadar bir süre belirlenmiştir (Thevenon/Fransa, no. 46061/21, 7 Ekim 2021 tarihinde bildirilen dava).
4. Başvuran, Sözleşme’nin 3, 8 ve 14. maddelerini ve Sözleşme’ye Ek 1. No.lu Protokol’ün 1. maddesini ileri sürmektedir.
5. Mahkeme, mevcut başvuruyu bir bağlama yerleştirmek amacıyla, Fransa’da uygulamaya konulan sağlık kartıyla mücadele etmek için başvuran tarafından kurulan internet sitesi (“NO PASS!!! başlıklı “nopass.fr” adresli site) üzerinden başvuranın ziyaretçilerine Mahkeme önünde bir tür toplu başvuruda bulunmak için başvurusunun kopyalanmasını önerdiğini gözlemlemektedir. Bir rehber, nasıl ilerleneceğini şu şekilde açıklamaktadır: tek yapmanız gereken sitede yer alan, soyadınızı, adınızı, cinsiyetinizi, doğum tarihinizi ve yerinizi ve iletişim bilgilerinizi içeren formu doldurmak ve ardından otomatik olarak önceden doldurulmuş ve standartlaştırılmış “pdf” formatında elektronik belgenin çıktısını alıp imzalamanızdır. Başvuran ayrıca, sitesinde “soru/cevap” kısmında, “başvuru çerçevesinde kişisel nedenler yazabilir miyim?” ifadesi altında şunları belirtmektedir:
“Gerekli değildir. Başvuru, toplu olarak yapılmaktadır ve gruba ait olan herkes için aynıdır. Bu bilgilerin ele alınması ve düzenlenmesi için kayıt formunda kişisel nedenlerinizi belirtmenizi rica ediyoruz. Bu bilgiler, yararlı olması ve argüman sunması halinde Mahkemeye iletilecektir. Kişisel detaylar eklemek isterseniz bunu yapmakta özgürsünüz ancak bu durum, Mahkeme muhatabı olarak görevimi daha da zorlaştıracaktır.”
6. Başvuran ayrıca, yaklaşımını açıklamak için YouTube sitesinde de bulunan çeşitli videoları izlemeyi önermektedir.
7. Başvuran, “NOPASS.FR #1 AİHM TOPLU BAŞVURU - 21 TEMMUZ 2021” başlıklı ilk videoda özellikle aşağıdakileri belirtmektedir:
“Birlik olmamızı, bu başvuruyu birlikte yapmamızı önermekteyim zira gücümüz sayılarla olacaktır ve bu yüzden nopass.fr sitesinde bu başvuruyu hazırladım, bu benim başvurumdur, bu başvuruyu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gönderdim ve siz de sadece adınızı yazıp bu başvuruyu kendiniz gönderebilirsiniz”.
8. “BİRAZ YARGISAL TEMİZLİK: AİHM’E BAŞVURMAK NE İŞE YARAR? - 22 TEMMUZ 2021” başlıklı üçüncü videoda başvuran, Çek Cumhuriyeti’nde çocukların aşılanması konusunda yasal yükümlülüğe uyulmaması halinde para cezası uygulanabileceğine ilişkin Vavřička ve diğerleri/Çek Cumhuriyeti ([BD], no. 47621/13 ve diğer 5 başvuru, 8 Nisan 2021) kararını ileri sürerek, özellikle şu ifadeleri kullanmaktadır:
“(...) Sorun değil, devam edin, yapacak bir şey yok (...) bu karar yine de siyasi bir mesajdır. Mahkemenin 2021 yılının Nisan ayında zorunlu aşı konusunda karar vermesi tesadüf müdür? Hiçbir şekilde. (...) Bu dava, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bir mesaj göndermesini, birçok Avrupa Hükümetlerinin zorunlu aşılama lehine argümanlarını ileri sürmek görüş sunmasını sağladı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi şu şekilde özetleyebileceğimiz çok açık bir geri mesaj verdi: hadi millet, sizin tarafınızdayız, size açık çek, aşılanın, aşılanın, aşılanın ve cezalandırın, size hiçbir şey yapmayız, onaylıyoruz. Bu hukuki bir özet değil ancak sanırım fikri anladınız.”
9. Başlattığı toplu başvurunun amacına değinerek sözlerine devam eden başvuran, kendisini şu şekilde ifade etmektedir:
“Peki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gitmenin ne anlamı var (...)? Amacımız davayı kazanmak değil, amacımız mümkün olduğu kadar çok başvuruyu Mahkemeye göndermektir. Neden? Çünkü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu başvuruların her birine yanıt vermek zorundadır, bu durum zaman almaktadır; biraz zaman alsa da, on binlerle çarpıldığında, uzun bir zaman almaktadır (...)”
10. Mahkemenin maksimum 40.000 başvuruyu ele alma kapasitesini değerlendiren başvuran, sözlerine şu şekilde devam etmektedir:
“Yılda 40.000 başvurudan fazla olursa, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tıkanır, dolup taşar. Neden bunu yapalım? İşte bir güç dengesi kurmak için (...). Yalnızca bir mektubu açmak beş saniye sürse bile zaman almaktadır. Dolayısıyla, sağlık kartına karşı yapılan başvurular çok hızlı bir şekilde birikecek, taşacaktır. İşte o zaman görüşebiliriz. Mahkeme rahat bırakmamız ve başvuru göndermememiz için görüşmek isteyecektir. Ya yargılamayı kabul ederler, biz de musluğu kapatırız. Ya da devam ederler, ısrar ederler, yargılamayı reddetmeye devam ederler ve başvurular gelmeye devam eder. Başlangıçta küçük bir su hasarı, kaçınılmaz olarak ve yavaş yavaş çok ciddi bir sele dönüşecektir. İşte benim yasal stratejim. Amaç kazanmak değil de sistemi rayından çıkarmak olduğunda kaybedemezsiniz.”
11. “SAĞLIK KARTINI RAYDAN ÇIKARMAK İÇİN HÂKİMLERİ ÇEKMEK – 7 AĞUSTOS 2021” başlıklı videoda, başvuran yaptığı toplu başvurunun amacını şu şekilde belirtmektedir:
“Sağlık kartı geri çekilmediği sürece, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yorulmadan başvurmaya devam edin. Neden bunu yapalım? Tabii basitçe Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kapısını zorlamak için (...). Bu toplu başvurudan beklediğimiz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin olumlu bir kararı değildir. On binlerce kişiysek, her bir mektubun ele alınmasında harcanan idari zaman (...) durumu hızla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi için savunulamaz hale getirmektedir (...). İşte iki kelimeyle strateji. Konu kesinlikle hukuki argüman meselesi değildir (...), ancak her şeyden önce bir sistemle karşı karşıyayız, bizi ezmek üzere olan, kanunları koyan, hâkimleri ve medyayı denetleyen bir sistemle karşı karşıyayız. İşte raydan çıkarmamız gereken de bu sistemdir. Size önerdiğim yöntem, yalnızca bunu yapmaktan, sistemi, daha doğrusu sistemin halkalarından birini, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesini (...) raydan çıkarmaktan ibarettir (...). Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararı ne olursa olsun (...). Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin işleyişinin felce uğratılması, yalnızca Fransız Hükümetine değil, tüm Avrupa Hükümetlerine güçlü ve net bir mesaj gönderecektir.”
İlgili Hukuki Çerçeve12. Sağlık krizinin bitiminin yönetimine ilişkin 31 Mayıs 2021 tarihli ve 2021-689 sayılı Kanun’un ilgili hükümleri aşağıdaki şekildedir:
Madde 1
“I. - Başbakan, 2 Haziran 2021 tarihinden itibaren ve 30 Eylül 2021 dâhil olmak üzere 30 Eylül 2021 tarihine kadar, kamu sağlığının menfaati çerçevesinde ve yalnızca Covid-19 salgınının yayılmasıyla mücadele etmek amacıyla, Sağlık Bakanlığının raporu üzerine yayımladığı kararnameyle:
1o İnsanların ve araçların hareketini, toplu taşıma araçlarına erişimi ve bunların kullanım koşullarını düzenleyebilir veya virüsün aktif dolaşımının gözlemlendiği bölgenin belirli kısımlarında bunu yasaklayabilir ve yalnızca hava ve deniz taşımacılığı için, ailevi, mesleki ve sağlık ihtiyaçları için kesinlikle gerekli olan seyahatler saklı kalmak üzere, insanların ve ulaşım araçlarının hareketini yasaklayabilir veya kısıtlayabilir;
2o İnsanların temel mal ve hizmetlere erişimini güvence altına alarak, konutlar hariç olmak üzere, halka açık bir veya daha fazla kategorideki kuruluşların ve toplanma yerlerinin erişim ve katılım koşulları da dâhil olmak üzere kamuya açılmasını düzenleyebilir.
(...)
3o İç Güvenlik Kanunu’nun L.211-2 ve L.211-4 maddeleri saklı kalmak kaydıyla, kamuya açık yollarda ve kamuya açık yerlerde kişilerin bir araya gelmesini, toplantıları ve faaliyetleri düzenleyebilir.
II. - A - Başbakan, 2 Haziran 2021 tarihinden itibaren ve 30 Eylül 2021 dâhil olmak üzere 30 Eylül 2021 tarihine kadar, kamu sağlığının menfaati çerçevesinde ve yalnızca Covid-19 salgınının yayılmasıyla mücadele etmek amacıyla, Sağlık Bakanlığının raporu üzerine yayımladığı kararnameyle:
1o Fransa’ya, Korsika’ya veya Anayasa’nın 72-3. maddesinde belirtilen kolektivitelerden birine seyahat etmek isteyen kişilerin, Covid-19 bulaşması olmadığını gösteren bir virolojik tarama muayenesinin sonucunu, Covid-19 aşı durumunun kanıtını veya Covid-19 bulaşmasından sonra iyileşme sertifikasını ibraz etmelerini zorunlu kılabilir.
2o Kişilerin boş zaman faaliyetleri veya ticari fuarlar ya da sergiler için kalabalığın bir araya geldiği belirli yerlere, kuruluşlara veya etkinliklere erişimlerini Covid-19 bulaşması olmadığını gösteren bir virolojik tarama muayenesinin sonucunun, Covid-19 aşı durumunun kanıtının veya Covid-19 bulaşmasından sonra iyileşme sertifikasının ibraz edilmesine tabi tutabilir. Bu düzenleme, virüsün yayılma risklerini önleyecek nitelikte tedbirlerin uygulanmasını güvence altına almaya imkân sağlamak amacıyla, açık hava da dâhil olmak üzere ilgili yerlerin, kuruluşların veya etkinliklerin özelliklerine göre uyarlanmış bir yoğunluk dikkate alınarak uygulanmaktadır.
(...)
B. – Söz konusu II. fıkranın A bendinde belirtilen durumlarda, Covid-19 bulaşması olmadığını gösteren bir virolojik tarama muayenesinin sonucunun, Covid-19 aşı durumunun kanıtının veya Covid-19 bulaşmasından sonra iyileşme sertifikasının ibraz edilmesi, kâğıt üzerinde veya dijital formatta yapılabilmektedir.
Söz konusu B bendinin birinci hükmünde belirtilen belgelerin kâğıt üzerinde veya dijital formatta sunulması, yetkili kişilerin veya bu belgeleri kontrol etmeye yetkili servislerin belgenin niteliğini veya içerdiği verileri bilmesine izin vermeyecek şekilde gerçekleştirilmektedir.
C. - Taşıma şirketleri ve ilgili yer, kuruluş veya etkinlikler için A bendinin 1o ve 2o hükümlerinde belirtilen belgeleri kontrol etmeye yetkili ismen belirlene kişiler ve birimler, yalnızca B. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen şekillerde ibraz edilmesini talep edebilir ve bu belgeleri saklamaya veya başka amaçlarla yeniden kullanmaya yetkileri yoktur.
A bendinin 1o ve 2o hükümlerinde belirtilen belgelerin doğrulama süreci çerçevesinde saklanması veya başka amaçlarla yeniden kullanılması, bir yıl hapis ve 45.000 avro para cezasıyla cezalandırılmaktadır.
D. – A bendinin 1o ve 2o hükümlerinde belirtilen durumlar haricinde hiç kimse bir kişiden, Covid-19 bulaşması olmadığını gösteren bir virolojik tarama muayenesinin sonucunun, Covid-19 aşı durumunun kanıtının veya Covid-19 bulaşmasından sonra iyileşme sertifikasının ibraz edilmesini talep edemez.
A bendinin 2o hükmünde belirtilenlere göre, diğer yerlere, kuruluşlara veya etkinliklere erişim için söz konusu D bendinin birinci bendinde belirtilen belgelerin ibrazının istenmesi, bir yıl hapis ve 45.000 avro para cezasıyla cezalandırılmaktadır.
(...)
IV. - Mevcut madde uyarınca öngörülen tedbirler, mevcut sağlık riskleriyle kesinlikle orantılı, zamanın ve mekânın koşullarına uygundur. Bu tedbirler, bundan böyle gerekli olmadıkları takdirde gecikmeksizin sonlandırılmaktadır. Bireysel tedbirler, gecikmeksizin bölgesel olarak yetkili Cumhuriyet savcısının bilgisine sunulmaktadır.
V. - Mevcut madde uyarınca alınan tedbirler, idari hâkim huzurunda, İdari Yargı Kanunu’nun L. 521-1 ve L. 521-2 maddelerinde öngörülen prosedürlere göre sunulan, soruşturulan ve karara bağlanan başvurulara konu olabilir.
(...)”
13. Sağlık krizinin yönetimine ilişkin 5 Ağustos 2021 tarihli ve 2021-1040 sayılı Kanun, özellikle 31 Mayıs 2021 tarihli ve 021-689 sayılı Kanun’un 1. maddesini değiştirmiştir. Söz konusu maddesi bundan böyle şu şekildedir:
Madde 1
“I. - Başbakan, 2 Haziran 2021 tarihinden itibaren ve 15 Kasım 2021 dâhil olmak üzere 15 Kasım 2021 tarihine kadar, kamu sağlığının menfaati çerçevesinde ve yalnızca Covid-19 salgınının yayılmasıyla mücadele etmek amacıyla, Sağlık Bakanlığının raporu üzerine yayımladığı kararnameyle:
1o İnsanların ve araçların hareketini, toplu taşıma araçlarına erişimi ve bunların kullanım koşullarını düzenleyebilir veya virüsün aktif dolaşımının gözlemlendiği bölgenin belirli kısımlarında bunu yasaklayabilir ve yalnızca hava ve deniz taşımacılığı için, ailevi, mesleki ve sağlık ihtiyaçları için kesinlikle gerekli olan seyahatler saklı kalmak üzere, insanların ve ulaşım araçlarının hareketini yasaklayabilir veya kısıtlayabilir;
2o İnsanların ve araçların hareketini, toplu taşıma araçlarına erişimi ve bunların kullanım koşullarını düzenleyebilir veya virüsün aktif dolaşımının gözlemlendiği bölgenin belirli kısımlarında bunu yasaklayabilir ve yalnızca hava ve deniz taşımacılığı için, ailevi, mesleki ve sağlık ihtiyaçları için kesinlikle gerekli olan seyahatler saklı kalmak üzere, insanların ve ulaşım araçlarının hareketini yasaklayabilir veya kısıtlayabilir;
(...)
3o İç Güvenlik Kanunu’nun L.211-2 ve L.211-4 maddeleri saklı kalmak kaydıyla, kamuya açık yollarda ve kamuya açık yerlerde kişilerin bir araya gelmesini, toplantıları ve faaliyetleri düzenleyebilir.
II. -A. - Başbakan, 2 Haziran 2021 tarihinden itibaren ve 15 Kasım 2021 dâhil olmak üzere 15 Kasım 2021 tarihine kadar, kamu sağlığının menfaati çerçevesinde ve yalnızca Covid-19 salgınının yayılmasıyla mücadele etmek amacıyla, Sağlık Bakanlığının raporu üzerine yayımladığı kararnameyle:
1o Fransa’ya, Korsika’ya veya Anayasa’nın 72-3. maddesinde belirtilen kolektivitelerden birine seyahat etmek isteyen on iki yaş üstü kişilerin ve ilgili taşıma hizmetlerinde yer alan personelin, Covid-19 bulaşması olmadığını gösteren bir virolojik tarama muayenesinin sonucunu, Covid-19 aşı durumunun kanıtını veya Covid-19 bulaşmasından sonra iyileşme sertifikasını ibraz etmelerini zorunlu kılabilir;
2o Aşağıdaki faaliyetlerin yapıldığı bazı yerlere, kuruluşlara, hizmetlere veya etkinliklere erişimi, Covid-19 bulaşması olmadığını gösteren bir virolojik tarama muayenesinin sonucunun, Covid-19 aşı durumunun kanıtının veya Covid-19 bulaşmasından sonra iyileşme sertifikasının ibraz edilmesine tabi kılabilir:
a) Boş zaman faaliyetleri;
b) Toplu yemek hizmetleri, hazır yemeklerin paket servisi ve karayolu ve demiryolunda ikram hizmetleri hariç olmak üzere ticari yemek veya içecek satış faaliyetleri;
c) Mesleki fuarlar, seminerler ve gösteriler;
d) Acil durumlar dışında, sağlık, sosyal ve mediko-sosyal hizmet ve kuruluşlar, yalnızca bu hizmet ve kuruluşlara kabul edilen kişilere refakat eden veya ilgilileri ziyaret eden kişiler ve programlı bakım için ilgili yerlere kabul edilenler için geçerlidir. 2o maddede belirtilen koşulları yerine getirdiğini kanıtlayan kişi, hastanede yatan bir kişiyi ziyaret etmek için Covid-19 salgınıyla bağlantılı diğer erişim kısıtlamalarına tabi tutulamaz ve kişinin bu hizmetlere ve kuruluşlara erişimi, ancak bu durum sağlık güvenliği de dâhil olmak üzere kuruluşun veya hizmetin işleyiş ve güvenlik kurallarına ilişkin nedenlerden dolayı reddedilebilmektedir;
e) Gerekli kanıtlayıcı belgenin elde edilmesini engelleyen acil durumlar haricinde, A fıkrasının 1o bendinde belirtilen bölgelerden biri bünyesinde şehirler arası toplu taşıma ile uzun mesafeli seyahat;
f) Devletin söz konusu bölgedeki temsilcisinin gerekçeli kararı üzerine, özellikleri ve bulaş risklerinin ciddiyeti bu tedbirlerin uygulanmasını haklı çıkardığında, kararnameyle belirlenen eşiğin ötesinde ve insanların temel mal ve hizmetlere ve gerektiği takdirde ulaşım araçlarına erişimini güvence altına alan koşullar çerçevesinde, büyük mağazalar ve alışveriş merkezleri.
Bu düzenleme, halka ve 30 Ağustos 2021 tarihinden itibaren, özellikle gözlemlenen veya öngörülen nüfus yoğunluğu bağlamında bu yerlerde, kuruluşlarda, hizmetlerde veya etkinliklerde yapılan faaliyetlerle bağlantılı bulaş risklerinin ciddiyeti ile gerekçelendirildiğinde, buralarda bulunan kişiler için geçerli olacaktır.
Bu düzenleme, 30 Eylül 2021 tarihinden itibaren on iki yaşından büyük küçükler için geçerli olacaktır.
Bu düzenlemenin uygulanması, gerçekleştirilen faaliyetlerin niteliğinin izin vermesi halinde, virüsün yayılma risklerini önleyecek nitelikte tedbirlerin uygulanmasını engellemez.
B. - Söz konusu II. fıkranın A bendinde belirtilen durumlarda, Covid-19 bulaşması olmadığını gösteren bir virolojik tarama muayenesinin sonucunun, Covid-19 aşı durumunun kanıtının veya Covid-19 bulaşmasından sonra iyileşme sertifikasının ibraz edilmesi, kâğıt üzerinde veya dijital formatta yapılabilmektedir.
II. fıkranın A bendinin 1o hükmünde belirtilen kişiler tarafından B bendinin birinci hükmünde öngörülen belgelerin ibrazı, yalnızca bunları kontrol etmeye yetkili kişi veya birimlerin, kontrolleri çerçevesinde mutlak gerekli olan verileri bilmesine imkân verecek şekilde gerçekleştirilmektedir.
II. fıkranın A bendinin 2o hükmünde belirtilen kişiler tarafından B bendinin birinci hükmünde öngörülen belgelerin ibrazı, yalnızca bunları kontrol etmeye yetkili kişi veya birimlerin, kontrolleri çerçevesinde, belgelerin mahiyetini bilmesine imkân vermeyecek şekilde ve yalnızca kolluk kuvvetleri tarafından talep edildiğinde resmi kimlik belgelerinin gösterilmesi ile gerçekleştirilmektedir.
(...)
D. - II. fıkranın A bendinin 1o ve 2o hükümleri uyarınca getirilen yükümlülüklere uyulmaması, Kamu Sağlığı Kanunu’nun L. 3131-15. maddesinin 5o fıkrasına dayanılarak çıkarılan bir tedbire uymayarak halka açık bir kuruma giden herhangi birini cezalandıran aynı Kanun’un L. 3136-1. maddesinde öngörülenlere göre aynı koşullar çerçevesinde cezalandırılmaktadır.
Bir ulaşım hizmet işletmecisinin, II. fıkranın A bendinin 1o hükmünde belirtilen belgelere sahip olup olmadıklarını kontrol etmemesi, beşinci sınıf ihlaller için öngörülen para cezasıyla cezalandırılmaktadır. Bu ihlal, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 529. maddesinde öngörülen sabit para cezası usulüne tabi tutulabilmektedir. Bu ihlal, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 529. maddesinde öngörülen sabit para cezası usulüne tabi tutulabilmektedir. Bu tür bir suçun otuz günlük bir süre içinde üç defadan fazla ihbar edilmesi halinde, cezalar bir yıl hapis ve 9.000 avro para cezasına çıkarılmaktadır.
Bir yerin veya kuruluşun işletmecisi ya da bir etkinlikten sorumlu olan uzman, bu yerlere erişmek isteyenlerin mevcut II. fıkranın A bendinin 2o hükmünde belirtilen belgelere sahip olup olmadıklarını kontrol etmediğinde, acil bir durum veya bir defaya mahsus durumlar dışında, ilgili yer, kuruluş veya etkinliğe erişmekte geçerli yükümlülüklere uyması idari makam tarafından kendisine bildirimde bulunulur. (...) Resmi bildirimin başarısızlıkla sonuçlanması halinde, idari makam ilgili yer, kuruluş veya etkinliğin en fazla yedi gün süreyle idari olarak kapatılmasına karar verebilmektedir. (...) Mevcut fıkrada belirtilen bir ihlalin kırk beş günlük bir süre içinde üçten fazla kez tespit edilmesi halinde, bir yıl hapis ve 9.000 avro para cezası verilmektedir.
(...)
Covid-19 bulaşması olmadığını gösteren bir virolojik tarama muayenesinin sonucunun, Covid-19 aşı durumunun kanıtının veya başka birine ait Covid-19 bulaşmasından sonra iyileşme sertifikasının ibraz edilmesi veya çevrimiçi kamuya açık iletişim araçları dâhil olmak üzere, ücretli bir şekilde veya değil, üçüncü bir şahsa bu tür bir belgenin hileli bir şekilde kullanılmasını önermek Kamu Sağlığı Kanunu’nun L. 3131-1 ve L. 3131-15 ila L. 3131-17. maddeleri uyarınca belirtilen yasaklar ve yükümlülükler için aynı Kanun’un L. 3136-1. maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında öngörülen koşullar çerçevesinde cezalandırılmaktadır.
(...)
F. - II. fıkranın A bendinin 1o ve 2o hükümlerinde belirtilen durumlar haricinde, hiç kimse bir kişiden, Covid-19 bulaşması olmadığını gösteren bir virolojik tarama muayenesinin sonucunun, Covid-19 aşı durumunun kanıtının veya başka birine ait Covid-19 bulaşmasından sonra iyileşme sertifikasının ibraz edilmesini talep edemez.
Söz konusu F bendinin birinci bendinde belirtilen belgelerin, II. fıkranın A bendinin 2o hükmünde belirtilenler dışındaki yerlere, kuruluşlara veya etkinliklere erişim için ibraz edilmesinin istenmesi bir yıl hapis ve 45.000 avro para cezasıyla cezalandırılmaktadır.
(...)
J. - Yüksek Sağlık Kuruluna danışıldıktan sonra çıkarılan bir kararname, aşılamayı engelleyen tıbbi kontrendikasyon durumlarını belirlemekte ve II. fıkranın A bendinin 2o hükmünde öngörülen durumlarda ibraz edilebilecek bir belgenin düzenlenmesine imkân vermektedir.
(...)
IV. - Mevcut madde uyarınca öngörülen tedbirler, mevcut sağlık riskleriyle kesinlikle orantılı, zamanın ve mekânın koşullarına uygundur. Bu tedbirler, bundan böyle gerekli olmadıkları takdirde gecikmeksizin sonlandırılmaktadırlar. Bireysel tedbirler, gecikmeksizin bölgesel olarak yetkili Cumhuriyet savcısının bilgisine sunulmaktadır.
Mevcut madde uyarınca alınan tedbirler, idari hâkim huzurunda, İdari Yargı Kanunu’nun L. 521-1 ve L. 521-2 maddelerinde öngörülen prosedürlere göre sunulan, soruşturulan ve karara bağlanan başvurulara konu olabilir.
(...)”
14. Bu kanunlar, uygulama kararnamelerine yani sağlık krizinin bitiminin yönetimine ilişkin gerekli genel tedbirleri tanımlayan 1 Haziran 2021 tarihli ve 2021-699 sayılı Kararnameyi ardı ardına değişikliğe uğratan 7 Haziran 2021 tarihli ve 2021-724 sayılı ve 2021-1059 sayılı kararnamelere konu olmuştur.
15. Anayasa Konseyi öte yandan, 5 Ağustos 2021 tarihli ve 2021-824 sayılı bir kararla, Kanun’un Anayasa’ya aykırı olduğuna hükmedilen, bazı iş sözleşmelerinin erken feshedilmesini ve “otomatik” hücre hapsine tabi tutulmayı düzenleyen hükümleri haricinde “sağlık kartı” hakkındaki hükümlerin Anayasa’ya uygun olduğuna karar vermiştir. Sağlık kartıyla ilgili olarak, şu şekilde karar verilmiştir:
“(...) Belirli yer, kuruluş, hizmet veya etkinliklere erişimi “sağlık kartı” ibrazına tabi kılan hükümlerle ilgili olarak:
36. İtiraz edilen hükümler, Başbakanın belirli faaliyetlerin gerçekleştirildiği belirli yer, kuruluş, hizmet veya etkinliklere halkın erişimini, Covid-19 bulaşması olmadığını gösteren bir virolojik tarama muayenesinin sonucunun, Covid-19 aşı durumunun kanıtının veya başka birine ait Covid-19 bulaşmasından sonra iyileşme sertifikasının ibraz edilmesine tabi tutabileceğini öngörmektedirler. Söz konusu hükümler ayrıca, 30 Ağustos 2021 tarihinden itibaren bu yer, kuruluş, hizmet veya etkinliklere karışan kişiler hakkında da bu tür bir tedbirin uygulanabileceğini öngörmektedir.
37. Belirli yerlere erişimi sınırlaması muhtemel olan bu hükümler, gelip gitme özgürlüğünü ve toplanma özgürlüğünü kısıtlayacak nitelikte olması nedeniyle, fikir ve görüşlerin toplu olarak ifade edilmesi hakkını ihlal etmektedir.
38. Bununla birlikte, yasa koyucu öncelikle sahip olduğu bilimsel bilgiler ışığında, aşı olmuş, iyileşmiş veya tarama testi negatif sonuçlanmış kişiler arasında Covid-19 virüsünün dolaşım risklerinin büyük ölçüde azaldığı kanaatine varmıştır. Yasa koyucu, itiraz edilen hükümleri kabul ederek, kamu makamlarının Covid-19 salgınının yayılmasını sınırlamaya yönelik tedbirler almasına imkân sağlamayı amaçlamıştır. Yasa koyucu böylelikle, sağlığın korunmasının anayasal değeri hedefini izlemiştir.
39. Bu tedbirler, ikinci olarak, yalnızca itiraz edilen Kanun’un yürürlüğe girdiği 15 Kasım 2021 tarihine kadar olan, yasa koyucunun virüsün daha bulaşıcı yeni varyantlarının ortaya çıkması nedeniyle salgının yayılması konusunda önemli bir risk olduğu kanaatine vardığı dönem için alınabilir. 29. paragrafta belirtilen gerekçelerden, bu değerlendirme, mevcut bilgi durumu ışığında, mevcut durum bakımından açıkça yetersiz değildir.
40. İtiraz edilen, üçüncü olarak, boş zaman faaliyetleri, restoran veya içecek servisinin yapıldığı belirli yerlerde, kuruluşlarda, hizmetlerde veya etkinliklerde geçerli olabilmektedir. Bu tedbirler ayrıca, fuarlar, seminerler ve ticari gösteriler, sağlık, sosyal ve mediko-sosyal hizmet ve kuruluşlar, şehirlerarası toplu taşıma araçlarıyla uzun mesafeli seyahatlerin yanı sıra belirli büyük mağazalar ve alışveriş merkezleri için de geçerli olabilmektedir.
41. Yasa koyucu bir yandan, bu tedbirlerin fuarlara, seminerlere ve ticari gösterilere, sağlık, sosyal ve mediko-sosyal hizmet ve kuruluşlara, şehirlerarası toplu taşıma araçlarıyla uzun mesafeli seyahatlerin yanı sıra belirli büyük mağazalara ve alışveriş merkezlerine uygulanmasını öngörerek, çok sayıda insanı aynı anda aynı yerde bir araya getiren ve dolayısıyla virüsün bulaşma riskinin arttığı faaliyetler için bu uygulamayı saklı tutmuştur. Aynı şekilde, yasa koyucu sağlık, sosyal ve mediko-sosyal hizmet ve kuruluşların yanı sıra toplu yemek hizmetleri, hazır yemeklerin paket servisi ve karayolu ve demiryolunda ikram hizmetleri hariç olmak üzere, boş zaman faaliyetleri, restoran veya içecek servisinin yapıldığı yerlere de uygulanmasını öngörerek, bu tedbirlerin uygulanmasını, doğası gereği virüsün yayılmasına yönelik özel bir risk teşkil eden faaliyetin gerçekleştirildiği yerlerle sınırlamıştır.
42. Yasa koyucu diğer yandan, bu tedbirlerin uygulanmasını birçok güvencelerle çevrelemiştir. Yasa koyucu, bu tedbirlerin sağlık, sosyal ve mediko-sosyal hizmet ve kuruluşlara uygulanmasıyla ilgili olarak, “sağlık kartı” ibraz etme zorunluluğunu yalnızca bu hizmet ve kuruluşlarda hizmet alan kişilere refakat eden veya onları ziyaret eden kişiler ve ayrıca programlı bakım için ilgili yerlere kabul edilenler için saklı tutmuştur. Dolayısıyla acil durumlara tabi olarak uygulanan bu tedbirin bakıma erişimi kısıtlayıcı bir etkisi bulunmamaktadır. Yasa koyucu, bu tedbirlerin büyük mağazalara ve alışveriş merkezlerine uygulanmasıyla ilgili olarak, insanların bu mağaza ve merkezlerin sınırları içerisinde temel mal ve hizmetlere ve erişilebilen ulaşım araçlarının erişimini güvence altına almaları gerektiğini öngörmüştür. Yasa koyucu ayrıca, bu yerlerin özellikleri ve bulaşma riskinin ciddiyeti bu tedbirlerin uygulanmasını haklı çıkardığında, yalnızca kararnameyle ve Devletin bölgedeki temsilcisinin gerekçeli kararıyla tanımlanan belirli bir eşiğin ötesinde uygulanabileceğini öngörmüştür. Yasa koyucu, şehirlerarası toplu taşıma araçlarıyla uzun mesafeli seyahatlerle ilgili olarak, “gerekli kanıtlayıcı belgenin elde edilmesini engelleyen acil durumlarda” bu tedbirlerin uygulanmasını hariç tutmuştur. Ayrıca, Anayasa Konseyinin yukarıda anılan 31 Mayıs 2021 tarihli kararında hüküm verdiği gibi, “boş zaman faaliyeti” kavramı özellikle siyasi, sendikal veya kültürel bir faaliyeti hariç tutmaktadır.
43. Son olarak, daha önce belirtildiği üzere, itiraz edilen hükümlere dayanılarak alınan düzenleyici tedbirler, yargı gözetimine tabi olarak, yalnızca kamu sağlığı yararına ve Covid-19 salgınının yayılmasıyla mücadele amacıyla alınabilir. Söz konusu tedbirler, mevcut sağlık riskleriyle kesinlikle orantılı ve zaman ve mekan koşullarına uygun olmalıdır. Bu tedbirlere gerek kalmadığında ise tedbirler sonlandırılmalıdır.
44. Dördüncü olarak, itiraz edilen hükümler, kamuya dayatılan yükümlülüklerin aşılanma durumunun kanıtlanması, bulaşma olmadığını gösteren bir virolojik tarama muayenesinin sonucunun veya bulaşmayı takiben bir iyileşme sertifikasının sunulmasıyla yerine getirilebileceğini öngörmektedir. Böylece, söz konusu hükümler, her hâlükârda, tedavi yükümlülüğü ya da aşı yükümlülüğü getirmemektedir. Dahası, yasa koyucu, Yüksek Sağlık Kurulunun görüşünü aldıktan sonra çıkarılan bir kararnameyle, aşılanmayı engelleyen tıbbi kontrendikasyon durumlarının belirlenmesini ve “sağlık kartı” ibrazının gerekli olacağı yerlerde, hizmetlerde veya kuruluşlarda gösterilebilecek bir belgenin ilgili kişilere verilmesini öngörmüştür.
45. Beşinci olarak, bir yere, kuruluşa, hizmete veya etkinliğe giriş için gerekli olan belgelerden birinin bulundurulmasına ilişkin kontrol sadece kolluk kuvvetleri veya bu tür yerlerin, kuruluşların, hizmetlerin veya etkinliklerin işletmecileri tarafından yapılabilir. Ayrıca, bu belgelerin ibrazı, “mahiyetinin bilinmesi” mümkün olmayan bir şekilde ve yalnızca kolluk kuvvetleri tarafından talep edilmesi halinde kimlik belgelerinin gösterilmesi ile yapılmaktadır.
46. Son olarak, bir yandan, söz konusu tedbirler yalnızca halka ve 30 Ağustos 2021 tarihinden itibaren, özellikle gözlemlenen veya öngörülen nüfus yoğunluğu bağlamında, yerlerde, kuruluşlarda, hizmetlerde veya etkinliklerde yürütülen faaliyetlerle ilişkili bulaş risklerinin ciddiyeti ile gerekçelendirildiğinde, buralarda bulunan kişilere uygulanabilir kılınmaktadır.
47. Diğer yandan, yasa koyucu, sahip olduğu bilimsel bilgiler ışığında, yetişkinler gibi on iki yaşından büyük küçüklerin de virüsün yayılması açısından taşıyıcı oldukları kanaatine varabilmiş ve böylece, “sağlık kartı” ibraz etme yükümlülüğünün 30 Eylül 2021 tarihinden itibaren bu küçüklere uygulanmasını öngörebilmiştir.
48. Yukarıda belirtilenlerden, itiraz edilen hükümlerin yukarıda belirtilen anayasal gereklilikler arasında dengeli bir uzlaşı kurduğu anlaşılmaktadır.
Eşitlik ilkesinin ihlal edildiği bağlamındaki şikâyete ilişkin olarak:
(...)
50. İlk olarak, büyük mağazalar ve alışveriş merkezleri çok sayıda insanı aynı anda uzun bir süre boyunca aynı yerde bir araya getirmektedir. Bu nedenle buradaki insanlar, virüsün yayılması açısından önemli bir risk teşkil etmektedir. Dolayısıyla, bu tür kuruluşlarda bulunan işletmeler, bunların dışında bulunanlardan farklı bir durumdadır. Sonuç olarak, itiraz edilen tedbirlerin yalnızca büyük mağazalara ve alışveriş merkezlerine uygulanabileceğini öngören söz konusu hükümler, koşullardaki bir farklılığa dayanan ve doğrudan yasanın amacıyla ilgili olan bir muamele farklılığı oluşturmaktadır.
51. İkinci olarak, itiraz edilen hükümler, Başbakanın büyük mağazalara ve alışveriş merkezlerine girişi, kararname ile belirlenen bir eşiğin üzerinde, itiraz edilen hükümlerde listelenen üç sağlık belgesinden birinin ibrazına ve özelliklerinin ve bulaş riskinin ciddiyetinin haklı kıldığı durumlarda, yargı gözetimine tabi olmak üzere, Devletin ilgili bölgedeki temsilcisi tarafından alınan gerekçeli bir karara tabi tutabileceğini öngörerek, kendi başlarına bu kuruluşlar arasında herhangi bir muamele farkı yaratmamaktadır.
52. Üçüncü olarak, aşılanma durumunun kanıtlanmasını gerektirmeyen, ancak “sağlık kartının” bir iyileşme belgesi veya negatif bir test sonucundan da oluşabileceğini öngören itiraz edilen hükümler, kanunun yürürlüğe girmesinden önce bir aşı uygulamasından yararlanamayacak olan veya Avrupa İlaç Ajansı tarafından onaylanmamış bir aşı vurulmuş olan kişiler açısından herhangi bir muamele farklılığı doğurmamaktadır.
53. Dördüncü olarak, itiraz edilen hükümler, yerlere, kuruluşlara veya etkinliklere erişim sağlayan belgelerin alınmasına ilişkin koşullar veya bu tür belgelerin düzenlenmesine ilişkin eylemlerin ücretlendirilip ücretlendirilmeyeceği ile ilgili değildir.
54. Son olarak, yerlere, kuruluşlara, hizmetlere veya etkinliklere giriş için gerekli olan belgelerden birinin bulundurulmasına ilişkin kontrol sadece kolluk kuvvetleri veya bu tür yerlerin, kuruluşların, hizmetlerin veya etkinliklerin işletmecileri tarafından yapılabilir. Bu kontrol sadece kişiler arasında herhangi bir ayrımcılık yapılmasını engelleyen kriterler temelinde gerçekleştirilir.
55. Yukarıda belirtilenlerden, bir önceki paragrafta belirtilen çekinceye tabi olarak, eşitlik ilkesinin ihlal edildiği bağlamındaki şikâyetin reddedilmesi gerektiği sonucuna varılmaktadır.
56. Yukarıda belirtilenlerin tamamından, aynı çekinceye tabi olarak, başka herhangi bir anayasal gerekliliği ihlal etmeyen 31 Mayıs 2021 tarihli Kanun’un 1. maddesinin II. fıkrasının A ve B bentlerinin 2 o hükümleri Anayasa ile uyumludur. (...)”
ŞİKÂYETLER
16. Başvuran, Sözleşme’nin 3. maddesini ileri sürerek, kendisine göre esasen aşıya razı olmayı dayatmayı amaçlayan 2021-689 ve 2021-1040 sayılı kanunlardan şikâyet etmektedir. Başvuran, özellikle, kendisine göre tıbben gerekli olmayan ve mevcut aşıların klinik deneme aşamasında olduğu bir dönemde, yoğun fiziksel acı çektiğini ve fiziksel bütünlüğüne yönelik ciddi bir zarar riski bulunduğunu iddia ederek, planlı misilleme tedbirleri olarak nitelendirdiği tedbirlerden şikâyetçidir.
17. Başvuran dahası, Sözleşme’nin 8 ve 14. maddelerine ve 12 No.lu Protokol’ün 1. maddesine dayanarak, söz konusu kanunların, bir sağlık kartı sistemi oluşturarak ve dayatarak, özel hayata saygı hakkına ayrımcı bir müdahale teşkil ettiğini; bu müdahalenin, öngörülebilir olmadığı için “kanunla öngörülmediğini”, meşru bir kamu politikası amacı gütmediğini ve son olarak, Devletlerin takdir yetkisinin katı olmasına rağmen, demokratik bir toplumda gerekli olmadığını iddia etmektedir.
HUKUKÎ DEĞERLENDİRME
İlk Görüşler18. Mahkeme öncelikle, yukarıda bahsedilen tedbirlere itirazın Fransa’da kamuya açık gösterilere neden olduğunu gözlemlemektedir. Bununla birlikte, mevcut başvurunun Sözleşme’nin 10. maddesinde öngörülen ifade özgürlüğü hakkı veya 11. maddesinde öngörülen toplantı özgürlüğü ile ilgili olmadığını vurgulamak gerekmektedir.
19. Mahkeme ardından, başvuranın kendi adına bireysel başvuruda bulunduğunu kaydetmektedir. Başvuran ayrıca, başvuru formunda (“Diğer gözlemler - Başvurunuz hakkında belirtmek istediğiniz başka gözlemleriniz var mıdır?”): “7.934 başvuran adına başvuru. Liste ektedir. Bireysel başvurularla gönderilen yetkiler” ifadelerine yer vermektedir.
20. Mahkeme, belirtilen 7.934 başvuru sayısının gerçekte Mahkemeye o tarihten bu yana yapılan başvuru sayısından daha az olduğunu, zira başvuran tarafından başlatılan süreç kapsamında kendisine hâlihazırda yaklaşık on sekiz bin başvuru yapıldığını tespit etmektedir. Mahkeme dahası, bu binlerce başvurunun Mahkeme İç Tüzüğü’nün 47. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen tüm koşulları yerine getirmediğini kaydetmektedir. Mahkeme Başkanı, başvuranların temsilcisi Zambrano’nun orijinal imzasının bulunmamasına ilişkin olarak, İç Tüzük’ün 47. maddesinin 5.1 fıkrasının c) bendinde öngörülen istisnanın geçici olarak uygulanmasına karar vermiştir. Başvuran, söz konusu hükmün 1. fıkrasında yer alan diğer gerekliliklere uyulmamasına ilişkin olarak, 17 Ağustos 2021 tarihli yazı ve e-posta ile tüm bu standart başvurularda otomatik olarak temsilci olarak belirlenmesi nedeniyle, İç Tüzük’ün 47. maddesinin 5.2 fıkrası uyarınca, dosyaları tamamlamaya davet edilmiş ve bunu yapmaması halinde söz konusu başvuruların incelenmeyebileceği konusunda uyarılmıştır. Yazı İşleri Müdürlüğünün yazıları cevapsız kalmıştır.
21. Sonuç olarak, Mahkemenin Zambrano’nun başvurusunun kabul edilebilirliğine ilişkin varacağı olası sonuçlar, bu başvurudan kaynaklanan diğer binlerce standart başvuru için de geçerli olsa da mevcut başvurunun, Zambrano tarafından, iddia ettiği gibi, kendisi dışındaki başvuranlar adına usule uygun olarak yapılmış kabul edilemeyeceği sonucuna varılmaktadır.
Kabul Edilebilirlik Hakkında22. Mahkeme, Sözleşme’nin gerekliliklerini ve yerleşik içtihatları dikkate alındığında, başvuranın başvurusunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi için gerekli koşulları karşılayıp karşılamadığını incelemelidir.
İç Hukuk Yollarının Tüketilmesi23. Mahkeme ilk olarak, başvuranın düzenleyici işlemlere, yani ihtilaf konusu kanunları uygulayan kararnamelere karşı idare mahkemeleri önünde esasa ilişkin dava açmadığını kaydetmektedir (yukarıdaki 14. paragraf). Başvuran, şüphesiz, başvurusunda, 2021-689 ve 2021-1040 sayılı kanunların kendi içlerinde Anayasa’ya uygunluğuna itiraz etmesi ve bu metinlerin Anayasa Konseyi tarafından Anayasa’ya uygun olduğuna karar verilmesi nedeniyle (yukarıdaki 15. paragraf), önceden başvurulması gereken mevcut ve etkili bir hukuk yolu bulunmadığını ileri sürmektedir.
24. Ancak Mahkeme, Sözleşme ile kurulan koruma mekanizmasının, ulusal insan haklarını koruma sistemlerine nazaran ikincil nitelik taşımasının büyük önem arz ettiğini hatırlatmaktadır. Mahkeme, Sözleşmeci Devletlerin Sözleşme’den doğan yükümlülüklerine riayet edip etmediklerini denetlemekle görevlidir. Mahkeme, Sözleşme ile tanınan temel hak ve özgürlüklere ulusal düzeyde riayet edilmesini ve bunların korunmasını sağlamakla görevli Sözleşmeci Devletlerin yerine geçmemelidir (bk. diğer birçok karar arasında, Vučković ve diğerleri/Sırbistan (ilk itiraz) [BD], no. 17153/11 ve 29 diğer başvuru, §§ 69-77, 25 Mart 2014). Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmesi ve Sözleşme tarafından kurulan denetim mekanizmasının ikincil niteliği bağlamında, ulusal makamların insan haklarının korunması konusunda doğrudan demokratik meşruiyete sahip olduğunu ve ülkelerinin dirimli kuvvetleriyle doğrudan ve sürekli temas halinde olması sayesinde, Devlet makamlarının yerel ihtiyaçları ve koşulları değerlendirmek üzere ilke olarak uluslararası hâkimden daha iyi konumda olduğunu her zaman kabul etmiştir (bk. örneğin, Dubská ve Krejzová/Çek Cumhuriyeti [BD], no. 28859/11 ve 28473/12, § 175, 15 Kasım 2016 ve Maurice/Fransa [BD], no. 11810/03, § 117, AİHM 2005-IX, diğer atıflarla birlikte).
25. Sözleşme’nin 13. maddesinin konusu olan ve bu madde ile sıkı bağlantı içinde olan iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralı, iç hukukun iddia edilen ihlale ilişkin etkin bir hukuk yolu sunduğu yönündeki varsayıma dayanmaktadır. Dolayısıyla söz konusu kural, bu koruma mekanizmasının işleyişinin vazgeçilmez bir parçasıdır. Bir Devlet aleyhinde yöneltilen şikâyetlerle ilgili olarak, Mahkemenin denetim yetkisinden faydalanmak isteyen kişiler, öncelikle söz konusu Devletin hukuk sisteminin sunduğu başvuru yollarını kullanmakla yükümlüdürler.
26. İç hukuk yollarının önceden tüketilmesi yükümlülüğü, 8. maddeye dayanan şikâyetlerle ilgili olarak, bu madde ister tek başına ister 14. madde ile birlikte ele alınsın, özel bir önem taşımaktadır. Mahkeme bu hükümlerin uygulanmasında söz konusu olan haklar ve menfaatler arasında kurulması gereken dengeye ilişkin karmaşık ve hassas soruyu ele alırken, bu dengenin, Sözleşme tarafından öngörülen dış denetime tabi olmalarına rağmen, ilke olarak bunu yapmak için daha iyi bir konumda olan yerel mahkemeler tarafından öncelikli olarak gerçekleştirilmiş olması çok önemlidir (Charron ve Merle-Montet/Fransa (k.k.), no 22612/15, § 30, 16 Ocak 2018).
27. Bu nedenle, Fransız hukukunda, iptal talebini desteklemek amacıyla, Sözleşme’nin ihlaline dayalı argümanlar geliştirmenin mümkün olduğu yetkiyi kötüye kullanma davaları tüketilmesi gereken bir iç hukuk yoludur (bk. Son olarak, Graner/Fransa (k.k.), no. 84536/17, § 44, 5 Mayıs 2020). Mahkeme ayrıca, temyiz başvurusunun Sözleşme’nin 35. maddesine uymak için normalde kullanılması gereken usullerden biri olduğunu hatırlatmaktadır (örneğin bk. Renard ve diğerleri/Fransa (k.k.), no. 3569/12 ve 4 diğer başvuru, 25 Ağustos 2015 ve yukarıda anılan Graner, § 61). Dolayısıyla, iç hukuk yollarının tam olarak tüketilmesi için, ilke olarak, gerektiği takdirde, yerel yargılamalar temyiz hâkimine kadar götürülmeli ve Sözleşme uyarınca daha sonra Mahkemeye sunulabilecek her türlü şikâyet kendisine sunulmalıdır. Bu gereklilik, Sözleşme hükümleri bağlamında karar vermeyen Anayasa Konseyinin kararına bakılmaksızın geçerlidir (Zielinski ve Pradal ve Gonzalez ve diğerleri/Fransa [BD], no. 24846/94 ve 9 diğer başvuru, § 59, AİHM 1999 VII). Nitekim “olağan hâkim” tarafından gerçekleştirilen Sözleşme’ye uygunluk denetimi, Anayasa Konseyi tarafından gerçekleştirilen kanunun Anayasa’ya uygunluğuna ilişkin denetimden farklıdır: Anayasa Konseyi tarafından temel hakları koruyan anayasal hükümlere uygun olduğuna karar verilen bir kanun (düzenleyici işlem veya bireysel karar) uyarınca alınan bir tedbirin, örneğin davanın koşullarında orantısız olduğu nedeniyle, Sözleşme tarafından güvence altına alınan aynı haklarla bağdaşmadığına karar verilebilir (yukarıda anılan Charron ve Merle-Montet, § 28 ve yukarıda anılan Graner, § 53). Öte yandan, bir kanunu uygulayan bir kararnameye veya böyle bir kararnameyi yürürlükten kaldırmayı reddeden bir karara karşı Danıştay önünde yetkiyi kötüye kullanma davası açan bir başvuranın, istisna yoluyla, iptal talebini desteklemek için söz konusu kanunun anayasaya aykırılığına dayanması mümkündür. Dolayısıyla, iç hukukta, başvuranın 5 Ağustos 2021 tarihli Kanun’un Mahkeme önünde ileri sürülen Sözleşme maddelerine uygunluğuna Danıştay önünde itiraz etmesini sağlayacak etkili bir hukuk yolu mevcuttu.
28. Dahası, bir iç hukuk yolunun etkililiği konusunda şüphe olması halinde, bu konu ulusal mahkemelere sunulmalıdır (Roseiro Bento/Portekiz (k.k.), no. 29288/02, AİHM 2004 XII (alıntılar), Lienhardt/Fransa (k.k.), no. 12139/10, 13 Eylül 2011 ve yukarıda anılan Vučković ve diğerleri, § 74).
29. Sonuç olarak, başvuranın mağdur sıfatına sahip olduğunu iddia edebileceği varsayılsa dahi, başvuru, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle her hâlükârda kabul edilemez niteliktedir.
30. Bu sonuç, tek başına bir başvurunun kabul edilemez olduğunun tespit edilmesini haklı gösterse de Mahkeme, somut olayın özel koşullarında, mevcut başvurunun diğer kabul edilebilirlik koşullarıyla bağdaşıp bağdaşmadığını incelemenin faydalı, hatta gerekli olduğu kanaatine varmaktadır.
Başvuru Hakkının Kötüye Kullanılması31. Mahkeme, Sözleşme’nin 19. maddesi uyarınca tek görevinin, Sözleşmeci Devletlerin Sözleşme’den doğan yükümlülüklerine uymasını sağlamak olduğunu hatırlatmaktadır.
32. Ayrıca Mahkeme, Covid-19 salgını ile ortaya çıkan zorlukların ve ulusal makamlar tarafından alınan bazı tedbirlerin Sözleşme gerekliliklerine ilişkin soru işaretleri doğurabileceğinin de tamamen farkındadır. Mahkeme, bu bağlamda, bir dizi başvurunun hâlihazırda birçok Yüksek Sözleşmeci Tarafın hükümetlerine iletilmiş olduğunun altını çizmektedir (örneğin bk. Communauté genevoise d’action syndicale (CGAS)/İsviçre, no. 21881/20, 11 Eylül 2020 tarihinde tebliğ edilen dava, Spînu/Romanya, no. 29443/20, 1 Ekim 2020 tarihinde tebliğ edilen dava, Toromag, s.r.o./Slovakya ve diğer dört başvuru, no. 41217/20, 41253/20, 41263/20, 41271/20 ve 49716/20, 5 Aralık 2020 tarihinde tebliğ edilen dava, Association d’obédience ecclésiastique orthodoxe/Yunanistan, no. 52104/20, 25 Şubat 2021 tarihinde tebliğ edilen dava ve Magdić/Hırvatistan, no. 17578/20, 31 Mayıs 2021 tarihinde tebliğ edilen dava).
33. Bir başvurunun, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında kötüye kullanıldığına karar verilebileceği hususu ortadadır. Bu hükmün uygulanması “istisnai bir usul tedbiridir” ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fırkası anlamında “kötüye kullanma” kavramı, genel hukuk teorisi tarafından kabul edilen olağan anlamıyla, yani bir hak sahibinin bu hakkı amacı dışında ve zarar verici bir şekilde kullanması şeklinde anlaşılmalıdır (Miroļubovs ve diğerleri/Letonya, no. 798/05, § 62, 15 Eylül 2009 ve S.A.S./Fransa [BD], no. 43835/11, § 66, AİHM 2014 (alıntılar)). İlgilinin doğrudan sorumluluğu her zaman yeterli kesinlikte ortaya konmalıdır zira basit bir şüphe, başvurunun Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında kötüye kullanıldığına karar vermek için yeterli değildir (yukarıda anılan Miroļubovs ve diğerleri, §§ 63-66).
34. Mahkeme, son konuya ilişkin olarak, başvuranın “kötüye kullanma davranışının” yalnızca başvuru hakkının amacına açıkça aykırı olması değil, aynı zamanda Mahkemenin düzgün işleyişini veya önündeki yargılamanın düzgün yürütülmesini engellemesi gerektiğini açıkça belirtmiştir (ibid., § 65, ve Zhdanov ve diğerleri/Rusya, no. 12200/08 ve 2 diğer başvuru, § 81, 16 Temmuz 2019).
35. Mahkeme, somut olayda, başvuranın “nopass.fr” İnternet sitesini kullanarak, ziyaretçilerini Mahkeme önünde toplu dava açmak üzere kendisine katılmaya davet ederek Fransa’da uygulamaya konulan sağlık kartıyla mücadele etme girişimini başlattığını tespit etmektedir. Mahkemenin daha önce belirttiği gibi, mevcut başvuru Sözleşme’nin 10. maddesinde öngörülen ifade özgürlüğü hakkı veya 11. maddesinde öngörülen toplantı özgürlüğü ile ilgili değildir (yukarıdaki 18. paragraf).
36. Bununla birlikte, İnternet sitesinde ve YouTube’da yayınlanan videolarda, başvuranın ziyaretçileri on binlerce başvuruyu aşmak için bu yola girmeye çağırarak standart, otomatik olarak oluşturulmuş bir form kullanarak daha fazla başvuru yapılması için tekrar tekrar yaptığı çağrıları, amacın Sözleşme tarafından öngörülen bireysel başvuru hakkının normal kullanımında davayı kazanmak olmadığını, aksine Mahkemenin “tıkanmasına ve dolup taşmasına” neden olmak (yukarıdaki 10. paragraf), Mahkemenin “işleyişini felce uğratmak” (yukarıdaki 11. paragraf), Mahkemenin işleyişini tehdit ederek Mahkeme ile “görüşmek” için “bir güç dengesi” yaratmak (yukarıdaki 10. paragraf), “Mahkemenin kapısını zorlamak” ve Mahkemenin bir “halkası” olduğu “sistemi rayından çıkarmak” (yukarıdaki 10 ve 11. paragraflar) olduğunu kesin ifadelerle tekrarladığı tespit edilebilmektedir.
37. Mahkeme, yaklaşık yirmi yıldır Sözleşmeci Devletlerdeki farklı yapısal veya sistemik sorunlardan kaynaklanan bir yığın davayla karşı karşıya kaldığını ve Üye Devletlerdeki insan hakları alanındaki bu eksikliklerin Mahkemeye yapılan başvuruların sayısının giderek artmasına neden olduğunu hatırlatmaktadır. Buna rağmen Mahkeme, Sözleşme tarafından oluşturulan insan haklarının korunması sisteminin temel taşı olan bireysel başvuru hakkını ve adalete erişimi koruyarak bu sistemin uzun vadede etkinliğini sağlamaktadır. Başvuran tarafından izlenen amacı destekleyen başvurular gibi yoğun bir başvuru trafiğinin, Mahkemenin, yukarıda bahsedilen başvuru da dâhil olmak üzere, diğer başvuranlar tarafından yapılan ve adli oluşumlara gönderilme koşullarını ve ilk bakışta (prima facie) Sözleşme’nin kabul edilebilirlik koşullarını karşılayan diğer başvurularla ilgili olarak 19. madde kapsamındaki rolünü yerine getirme kapasitesi üzerinde olumsuz bir etki yaratabileceği açıktır. Ayrıca, Sözleşme mekanizmasının korunması, “grup veya kişilerle ilgili olması nedeniyle, bunların Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerin yok edilmesine yönelik bir eylemi gerçekleştirmelerini ya da bir faaliyette bulunmalarını sağlayan bir hakkı Sözleşme’den elde etmelerini imkânsız kılmayı böylelikle herhangi bir kimsenin, ilgili hak ve özgürlüklerin yok edilmesine yönelik eylemlerde bulunmak için Sözleşme’nin hükümlerinden yararlanmamasını amaçlayan (...)” Sözleşme’nin 17. maddesi hükümlerinde de yer alan bir kondur (bk. diğer birçok karar arasında, Lawless/İrlanda (no. 3), 1 Temmuz 1961, § 7, A serisi no. 3).
38. Yukarıda belirtilenler ve özellikle başvuran tarafından açıkça izlenen amaçlar göz önüne alındığında, başvuranın yaklaşımı, bireysel başvuru hakkının amacına açıkça aykırıdır. Somut olayda, başvuran, “yasal strateji” olarak nitelendirdiği ve gerçekte Sözleşme’nin ruhuna ve izlediği hedeflere aykırı olan bir çerçeve kapsamında Sözleşme mekanizmasına ve Mahkemenin işleyişine kasten zarar vermeyi amaçlamaktadır.
Mağdur Sıfatı39. Mahkeme, son olarak ve bütünlük adına, somut olayda söz konusu olan gibi bir başvurunun, Sözleşme hükümleriyle ratione personae (kişi yönünden) uygunluk konusunda sorular ileri sürebileceğini gözlemlemektedir.
40. Mahkeme nitekim Sözleşme’nin 34. maddesinin ileri sürülmesi için, bir başvuranın Sözleşme’nin ihlalinden dolayı mağdur olduğunu iddia edebilmesi gerektiğini; Mahkeme içtihatlarına göre “mağdur” kavramının, dava açma menfaati ya da ehliyetine ilişkin olanlar gibi ulusal kavramlardan bağımsız ve özerk bir şekilde yorumlanması gerektiğini hatırtlatmaktadır. İlgilinin ihtilaf konusu tedbirin “etkilerine doğrudan maruz kaldığını” gösterebilmesi gerekmektedir (Lambert ve diğerleri/Fransa [BD], no. 46043/14, § 89, AİHM 2015 (alıntılar), yukarıda anılan S.A.S./Fransa, § 57 ve Le Mailloux/Fransa (k.k.) [komite], no. 18108/20, § 10, 5 Kasım 2020).
41. Öte yandan, Sözleşme’nin 34. maddesi, Sözleşme’nin ihlallerine ilişkin soyut (in abstracto) şikâyetlere izin vermemektedir. Mahkeme, halk davasını (actio popularis) tanımamaktadır. Buna göre, bir başvuran, sadece Sözleşme’yi ihlal ediyor gibi geldiği için iç hukuktaki bir hüküm, ulusal bir uygulama veya bir kamu eylemi hakkında şikâyetçi olamaz (bk. diğer birçok karar arasında, Centre de ressources juridiques au nom de Valentin Câmpeanu/Romanya [BD], no. 47848/08, § 101, AİHM 2014 veGarib/Hollanda [BD], no. 43494/09, § 136, 6 Kasım 2017).
42. Bir başvuranın mağdur olduğunu iddia edebilmesi için, kendisini kişisel olarak ilgilendiren bir ihlal olasılığına ilişkin makul ve ikna edici göstergeler sunması gerekmektedir; basit şüpheler veya varsayımlar bu konuda yetersiz kalmaktadır (yukarıda anılan Centre de ressources juridiques au nom de Valentin Câmpeanu, § 101 ve burada yer alan atıflar ve yukarıda anılan Le Mailloux, § 11).
43. Mahkeme, öncelikle, somut olayda, başvuranın, soyut olarak (in abstracto), Covid-19 virüsünün yayılmasıyla mücadele için Fransız devleti tarafından alınan tedbirlerin yetersizliğinden ve uygunsuzluğundan şikâyetçi olduğunu kaydetmektedir. Nitekim başvuran, kişisel durumu hakkında herhangi bir bilgi vermemekte ve ulusal makamların iddia edilen hatalarının kendisini doğrudan nasıl etkileyebileceğini ve herhangi bir bireysel özellik nedeniyle kendisini nasıl etkileyeceğini somut olarak açıklamamaktadır.
44. Başvuranın başvurusunun soyut niteliği, yukarıda belirtilen ve kendi girişimiyle yapılan diğer başvurulardan da anlaşılmaktadır. Söz konusu başvurular, gerçekte, İnternet sitesinde kamuya açık bir form çerçevesinde otomatik olarak doldurulan ve çağrısına yanıt vermek isteyen herkesin sadece soyadı, adı, cinsiyeti, doğum tarihi ve yeri ile iletişim bilgilerini girmesi gereken benzer bir belgeye karşılık gelmektedir. Dahası, başvuran tarafından kendilerine sunulan bilgilerde, “soru/cevap” bölümünde herhangi bir kişisel neden belirtmenin gerekli olmadığı açıkça belirtilmiş ve hatta “Mahkemenin muhatabı görevini daha da zorlaştırmamak” için bu tür ayrıntıların eklenmemesi tavsiye edilmiştir (yukarıdaki 5. paragraf).
45. Mahkeme, özellikle Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamındaki şikâyetle ilgili olarak, başvuranın iddia ettiğinin aksine, ihtilaf konusu kanunların aşı olmak için genel bir zorunluluk getirmediğini kaydetmektedir. Mahkeme, bu bağlamda, başvuranın, 5 Ağustos 2021 tarihli ve 2021-1040 sayılı Kanun kapsamında zorunlu aşıya tabi olan belirli mesleklerden birini icra ettiğini kanıtlamadığını, bu sorunun somut olayın koşullarıyla ilgisiz olduğunu vurgulamakta ve bu nedenle mevcut dava bağlamında bu konuda karar vermenin gerekli olmadığı kanaatine varmaktadır. 2021-689 sayılı Kanun, belirli yer değiştirmelerin ve belirli yerlere erişimin, ayrıntılı olarak listelenen faaliyetler için, “belirli seyahatlerin Covid-19 bulaşması olmadığını gösteren bir virolojik tarama muayenesinin sonucunu, Covid-19 aşı durumunun kanıtını veya Covid-19 bulaşmasından sonra iyileşme sertifikasının ibraz edilmesine” tabi olmasını öngörüyordu (yukarıdaki 12. paragraf). Dolayısıyla söz konusu Kanun, açıkça zorunlu aşıya tabi işyerlerinde çalışan veya kanun uyarınca zorunlu aşıya tabi olan belirli bir mesleği icra eden çalışanlara ilişkin 5 Ağustos 2021 tarihli ve 2021-1040 sayılı Kanun’un aksine, aşılamaya ilişkin herhangi bir atıf içermemektedir. Bununla birlikte Mahkeme, bu Kanun’un da seyahat etmek isteyen veya listelenen faaliyetlerin gerçekleştirildiği belirli yerlere, kuruluşlara, hizmetlere veya etkinliklere erişim sağlamak isteyen kişilerin aşılanmasını zorunlu kılmadığını tespit etmektedir. Aksine, söz konusu Kanun, açıkça, kişinin üç olasılık arasından seçtiği belgeyi sunma olasılığını öngörmektedir: Covid-19 bulaşması olmadığını gösteren bir virolojik tarama muayenesinin sonucunu, Covid-19 aşı durumunun kanıtını veya Covid-19 bulaşmasından sonra iyileşme sertifikası. Mahkeme son olarak, 5 Ağustos 2021 tarihli ve 2021-1040 sayılı Kanun’un, aşı olmayı engelleyen tıbbi bir kontrendikasyonu kanıtlayan bir belgenin verilmesini de öngördüğünü kaydetmektedir (yukarıdaki 13. paragraf).
46. Dolayısıyla Mahkeme, başvuranın, aşı olmak istemeyen bir kişi olarak ve Sözleşme’nin 3. maddesinin uygulama alanına girebilecek kendisine yönelik bir baskının varlığını kanıtlamadığı kanaatindedir.
47. Başvuran, Sözleşme’nin 8. maddesi bağlamında mağdur sıfatına ilişkin olarak, diğerlerinin yanı sıra, S.A.S./Fransa kararını (yukarıda anılan karar) ileri sürmektedir. Mahkeme, başörtüsü takılmasına ilişkin söz konusu davada, itiraz edilen mevzuatın doğrudan bazı Müslüman kadınların dinlerini yaşama biçimlerine atıfta bulunduğuna (ibid., § 145) ve Sözleşme’nin 9. maddesi anlamında bir “uygulama” olarak kabul edilebileceğine şüphe olmadığını hatırlatmaktadır (ibid., § 57). Söz konusu davada başvuran, bazı Müslüman kadınlar gibi, bir ikilemle karşı karşıya kalmıştır: Başörtüsü takma yasağına ya uyacak ve dinine olan yaklaşımının gerektirdiği şekilde giyinmekten vazgeçecektir; ya da bu yasağa uymayacak ve cezai yaptırımlara maruz kalacaktır. Mahkeme, bu ikilemi, Dudgeon/Birleşik Krallık (22 Ekim 1981, § 41, A serisi no. 45) ve Norris/İrlanda (26 Ekim 1988, §§ 30-34, A serisi no. 142) davasında tespit ettiği ikilemle bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis) karşılaştırılabilir olarak tanımlamıştır. Bu davalarda Mahkeme, aynı cinsiyetten kişiler arasında rızaya dayalı cinsel eylemlere yönelik cezai yaptırımlar öngören yasaların varlığı nedeniyle, bu yasalar neredeyse hiç uygulanmasa da, eşcinsellerin önündeki seçeneğin ya yasaklanan davranıştan kaçınmak ya da kendilerini kovuşturmaya maruz bırakmak olduğu gerekçesiyle, eşcinsellerin mağdur sıfatına sahip olduğunu kabul etmiştir (ibid.). Ancak, daha önce de belirtildiği üzere, başvuran hem kişisel durumu hakkında bilgi vermemekte hem de ihtilaf konusu mevzuatların, özel hayatına saygı gösterilmesine ilişkin bireysel hakkını doğrudan nasıl etkileyebileceğini açıklamak için herhangi bir ayrıntı sunmamaktadır (yukarıdaki 43. paragraf). Dahası, başvuran, bu mevzuatların aşılanmamış kişilere nasıl uygulandığını açıklarken, aşılanmış kişilerin de bu durumdan etkilendiğini vurgulamaktadır. Mahkemeye göre, başvurudaki bu ayrıntı eksikliği, diğerlerinin yanı sıra, özellikle kanun gibi genel bir tedbir söz konusu olduğunda, mağdur sıfatı sorunuyla yakından bağlantılı bir kabul edilebilirlik koşulu olan iç hukuk yollarını tüketme yükümlülüğüne (yukarıdaki 23-30. paragraflar) uyulmaması ile açıklanabilmektedir (yukarıda anılan S.A.S./Fransa, §§ 57 ve 61). Her hâlükârda, yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı başvurunun kabul edilemez olduğu ortadadır ve Mahkeme, somut olayın koşullarında, başvuranın mağdur sıfatına sahip olup olmadığı konusunda kesin bir karar vermenin gerekli olmadığı kanaatindedir.
48. Mahkeme, başvuran tarafından ileri sürülen 12 No.lu Protokol’ün 1. maddesine ilişkin olarak, Fransa’nın bu Protokol’ü onaylamadığını ve başvurunun bu kısmının kişi yönünden (ratione personae) bağdaşmaz olduğunu hatırlatmaktadır (De Saedeleer/Belçika, no. 27535/04, §§ 68-69, 24 Temmuz 2007).
49. Yukarıda belirtilenler dikkate alındığında, özellikle iç hukuk yollarının tüketilmemesi ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 3. fıkraları bağlamında başvurunun kötüye kullanılması gibi birçok nedenle başvuru kabul edilemez niteliktedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup 7 Ekim 2021 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
{signature_p_2}
Martina Keller Síofra O’Leary
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan