AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 53304/10
Ramazan ZEYBEK / TÜRKİYE
Başkan
Ledi Bianku,
Yargıçlar
Nebojša Vučinić,
Jon Fridrik Kjølbro
ve İkinci Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, 10 Nisan 2018 tarihinde, Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), yukarıda belirtilen 25 Haziran 2010 tarihinde yapılan başvuruyu ve davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ile bunlara cevaben başvuran tarafından sunulan görüşleri dikkate alarak, gerçekleştirdiği müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran Ramazan Zeybek, Türk vatandaşı olup 1982 doğumludur ve İstanbul’da ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde İstanbul Barosuna bağlı Avukat A. Kır tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (‘‘Hükümet’’), kendi yetkilisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvurana 16 Aralık 2003 tarihinde bir araç çarpmıştır.
4. İlgili, 23 Aralık 2003 tarihinde, Acıbadem Hastanesi’nde (İstanbul), çenesinde dikey mandibulanın kırılması ve dudaklarında yırtık meydana gelmesi sebebiyle doktor R.A.A. tarafından ameliyat edilmiştir.
5. Başvuran, 21 Ağustos 2004 tarihinde, İstanbul Büyükçekmece Asliye Hukuk Mahkemesi (‘‘Büyükçekmece AHM’’) önünde kazayı gerçekleştiren sürücüye karşı bir tazminat davası açmıştır. Büyükçekmece AHM, 7 Nisan 2010 tarihinde, sürücüyü ve sürücünün işverenini, kazadan doğan maddi ve manevi zarar için tazminat ödemeye mahkûm etmiştir. Yargıtay, 12 Temmuz 2011 tarihinde, bu kararı onamıştır.
6. Başvuran, 28 Aralık 2007 tarihinde, kısmi kalıcı sakatlığa neden olan kusuru ve ihmali bulunduğu gerekçesiyle, ameliyatını gerçekleştiren Doktor R.A.A. hakkında suç duyurusunda bulunmuştur. Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı, 6 Kasım 2009 tarihinde, zaman aşımı sebebiyle bu şikâyet hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Bu karar, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 27 Ocak 2014 tarihinde onaylanmıştır.
7. Başvuran, kısmi kalıcı sakatlığa sebebiyet veren tıbbi ihmallerden kaynaklanan zararının tazmin edilmesini talep etmek amacıyla, 1 Kasım 2010 tarihinde, İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi (‘‘İstanbul AHM’’) önünde, esasen Doktor R.A.A.’ya karşı tazminat davası açmıştır. Son olarak Büyükçekmece Asliye Hukuk Mahkemesi önünde görülen dava dosyası da, bu dava dosyasına eklenmiştir.
8. İstanbul AHM, 8 Ekim 2013 tarihinde, başvuranın davasını reddetmiştir. İstanbul AHM, iki dava kapsamında da yapılan adli bilirkişi incelemelerine dayanarak, doktorun görevini doğru şekilde yerine getirdiği ve herhangi bir kusur işlemediği ya da ihmalinin bulunmadığı kanaatine varmıştır. Bu karar, 25 Aralık 2014 tarihinde, Yargıtay tarafından onanmıştır.
ŞİKÂYET
9. Başvuran, Sözleşme’nin 5 ve 6. maddelerini ileri sürerek, kendisini mağdur eden trafik kazası sonucunda yapılan teşhis ve cerrahi operasyon sırasında doktor tarafından işlenen kusurlar nedeniyle fiziki bütünlüğüne zarar verildiğinden şikâyet etmektedir. Yine aynı bağlamda, başvuran, bu doktorun ulusal makamlar tarafından cezalandırılmadığını, dolayısıyla etkin başvuru hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
10. Başvuru, Sözleşme’nin 8. maddesi açısından davalı Hükümete bildirilmiştir.
11. Hükümet, görüşlerinde iç yollarının tüketilmemiş olmasına ilişkin olarak itirazda bulunmakta ve Mahkeme’nin Uzun/Türkiye kararında ((k.k.), No. 10755/13, 30 Nisan 2013) varmış olduğu sonuç bakımından, başvuranın Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuş olması gerektiğini iddia etmektedir. Hükümet Mahkeme’yi, sonuç olarak iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle mevcut başvuruyu reddetmeye davet etmektedir.
12. Başvuran, bu iddiaya itiraz etmekte ve Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmak zorunda olmadığını ileri sürmektedir.
13. Mahkeme, somut olayda olduğu gibi, tıbbi ihmallerin bulunduğu iddiasının söz konusu olduğu durumlarda, Türk hukukunda başvuranlar tarafından izlenecek yolun, suçlanan sağlık hizmetinin özel sektöre veya kamu sektörüne dâhil olmasına göre, ilke olarak hukuki ve idari nitelikli olması gerektiğini hatırlatmaktadır (Karakoca/Türkiye, No. 46156/11, 21 Mayıs 2013 ve Tamer ve diğerleri/Türkiye (k.k.), No. 60108/10, 26 Ağustos 2014).
14. Somut olayda suçlanan doktorun özel sektörde görevli olması sebebiyle, öncelikle hukuk mahkemeleri önünde, tek başına veya ceza mahkemeleri önünde yapılan başvuruyla birlikte, tazminat davası açmak gerekmektedir (Calvelli ve Ciglio/İtalya [BD], No. 32967/96, § 51, AİHM 2002-I ve yukarıda anılan Karakoca).
15. Hâlbuki Mahkeme, başvuranın mevcut başvuruyu, hukuk mahkemeleri önünde görülen davanın halen derdest olduğu sırada yaptığını gözlemlemektedir (yukarıdaki 7 ve 8. paragraflar). Mahkeme ayrıca, Yargıtay’ın kararını 25 Aralık 2014 tarihinde, yani Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuruya ilişkin yasal hükümlerin yürürlüğe girdiği 23 Eylül 2012 tarihinden sonra verdiğini tespit etmektedir (yukarıda anılan Uzun, §52).
16. Mahkeme, bu koşullarda, başvuranın, iddialarının aksine, özellikle hukuk mahkemeleri önünde görülen davaların sonuçlarına itiraz etmek amacıyla, Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuş olması gerektiği kanaatindedir.
Sonuç olarak Mahkeme, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle bu başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş ve 17 Mayıs 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıLedi Bianku
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy