AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 9976/13
Mehmet İZKİ ve Şükrüye İZGİ / TÜRKİYE
Başkan
Aleš Pejchal,
Hâkimler
Branko Lubarda,
Pauliine Koskelo
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, 22 Haziran 2021 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), yukarıda belirtilen 21 Aralık 2012 tarihinde yapılan başvuruyu, davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ile başvuran tarafından bu görüşlere cevaben sunulan görüşleri dikkate alarak gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuranlar, Mehmet İzki ve Şükrüye İzgi, Türk vatandaşları olup, sırasıyla 1956 ve 1932 doğumludurlar ve Konya’da ikamet etmektedirler. Başvuranlar, Mahkeme önünde Konya Barosuna bağlı Avukatlar M. Karavelioğlu ve S.N. Çelik tarafından temsil edilmişlerdir.
Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
Davanın Koşulları2. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
3. Konya’da bulunan 3.260 m2 yüz ölçümüne sahip bir taşınmaz, Şükrüye İzgi adına 3420 numara ile tapu siciline tescil edilmiştir. İlgilinin söz konusu taşınmazdaki payı 1.985 m2’dir.
4. Selçuklu Belediyesi (“idare”), belirsiz bir tarihte, gecekondulaşma ile mücadele için taşınmaz üzerinde parselasyon işlemi gerçekleştirmiştir. Şükrüye İzgi bu vesileyle, taşınmazının 835 m2’sini cami inşası için, 352 m2’sini de kamu kullanımına tahsis etmek üzere idareye vermiştir. Şükrüye İzgi dolayısıyla, 798 m2 taşınmazın sahibi olarak kalmıştır.
5. Bağış şartlarına uygun olarak idare, cami ve yol yaptırmıştır.
6. 1988 yılında yapılan kadastro çalışmalarında 798 m2’lik taşınmaz, Şükrüye İzgi adına aşağıdaki numaralar ile yeniden tapu siciline tescil edilmiştir:
– 2911 no.lu ada, 7 ve 8 no.lu parseller,
– 2912 no.lu ada, 20 no.lu parsel.
7. Şükrüye İzgi, 1997 yılında, 7 ve 8 no.lu parselleri oğlu Mehmet İzki’ye satmıştır.
8. İdare, 6 Şubat 2003 tarihli bir karar ile parselasyon planını değiştirmiş ve yeni bir parselasyon ve tahsis planı oluşturmuştur. Başvuranlara ait taşınmaz parsellerinin toplam alanının %32,65’i, arazi düzenlemesine katılım amacıyla başvuranlardan alınmıştır.
9. Başvuranlar bu karara karşı idareye itiraz etmişlerdir.
10. İdare, başvuranların talebini reddetmiştir.
1. Birinci İptal Davası
11. Başvuranlar, 9 Ocak 2004 tarihinde, idarenin kararının iptali için Konya İdare Mahkemesine başvurmuşlardır.
12. Konya İdare Mahkemesi, 14 Aralık 2004 tarihli bir karar ile başvuranları haklı bulmuş ve 6 Şubat 2003 tarihli idari işlemi iptal etmiştir. Konya İdare Mahkemesi, Şükrüye İzgi’nin zaten taşınmazının tüm yüz ölçümünün %59,80’ini idareye verdiğini ve İmar Kanunu’nun 18. maddesi uyarınca, arazi düzenlemesine katılım oranının %35’i aşamayacağını hatırlatmıştır.
13. İdare, bu karara karşı temyiz başvurusunda bulunmuştur.
14. Danıştay, 26 Eylül 2007 tarihli bir karar ile kanun ve usul kurallarına uygun olduğunu değerlendirerek söz konusu kararı tüm hükümleriyle onamıştır.
15. İdare karar düzeltme talebinde bulunmuştur.
16. Danıştay, 20 Eylül 2010 tarihinde, bu talebi reddetmiştir.
2. İkinci İptal Davası
17. İdare, 31 Mart 2005 tarihli bir idari işlemle, başvuranların her birine, asıl taşınmazlarına yakın başka taşınmazlardan alınan parselleri tahsis etmiştir. Dolayısıyla ilgililer, 6 Şubat 2003 tarihli idari işlemden önce sahip oldukları taşınmazın alanına eşit, 798 m2’lik bir alan elde etmişlerdir.
18. Başvuranlar, bu tahsis işleminin, kayıplarını telafi edecek nitelikte olmadığını ileri sürerek Konya İdare Mahkemesine iptal davası açmışlardır.
19. Konya İdare Mahkemesi, 4 Temmuz 2006 tarihinde, çelişkili bir bilirkişi raporunun ardından, idarenin, 31 Mart 2005 tarihli bir idari işlemle 14 Aralık 2004 tarihli kararı tamamen yerine getirdiğine karar vermiştir. Bu bağlamda, Konya İdare Mahkemesi, asıl taşınmazın kamu kullanımına tahsis edildiğini ve artık uygun olmadığını gözlemleyerek, idarenin, başvuranlara, tam olarak 6 Şubat 2003 tarihli idari işlem sonucunda maruz kaldıkları alan kaybının tazminine denk gelecek şekilde, asıl taşınmazlarına yakın başka taşınmazlardan alınan parselleri tahsis etmekte haklı olduğu sonucuna varmıştır. Sonuç olarak Konya İdare Mahkemesi, başvuranların mülkiyet haklarının yeniden sağlandığını tespit etmiş ve ilgililerin başvurusunu reddetmiştir.
20. Başvuranlar, bu karara karşı temyiz başvurusunda bulunmuşlardır.
21. Danıştay, 26 Kasım 2008 tarihinde, temyiz edilen kararın kanun ve usul kurallarına uygun olduğunu tespit ederek başvuruyu reddetmiştir.
22. Başvuranlar ardından karar düzeltme talebinde bulunmuşlardır. Danıştay, 23 Mayıs 2012 tarihinde, bu başvurunun reddine karar vermiştir.
İlgili İç Hukuk Kuralları ve Uygulaması23. 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 18. maddesi uyarınca, bir umumi hizmet alanı (yol, meydan, park, otopark, yeşil saha, ibadet yeri ve karakol), bir taşınmazın değerini artırdığında, taşınmazın yüz ölçümü, söz konusu alandan elde edilen değer artışı karşılığında herhangi bir tazminat ödenmeksizin azaltılabilir. Bununla birlikte, bu şekilde alınan kısım, taşınmazın asıl yüz ölçümünün belirli bir oranını aşamaz (bu oran, 3 Aralık 2003 tarihine kadar %35, 3 Aralık 2003 tarihinden 4 Temmuz 2019’a kadar %40 ve 4 Temmuz 2019 tarihinden itibaren %45 şeklindedir).
24. İmar ve gecekondu mevzuatına aykırı yapılara ilişkin 24 Şubat 1984 tarihli ve 2981 sayılı Kanun, 8 Mart 1984 tarihinde yürürlüğe girene kadar, düzensiz inşa edilmiş yapıların korunması, düzenlenmesi, yenilenmesi ve yıkımı için alınması gereken tedbirleri öngörmektedir.
ŞİKÂYETLER
25. Başvuranlar, Sözleşme’nin 6. maddesini ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesini ileri sürerek, idarenin kendi lehlerine verilen mahkeme kararını gerektiği gibi yerine getirmediğini iddia etmektedirler. Başvuranlar, idarenin, karara uymak amacıyla yeni bir imar planı kabul etmesi gerektiği kanaatindedirler. Başvuranlar ayrıca, taşınmazlarının yüz ölçümünün 1.985 m2’den 798 m2’ye düşmesinden ve buna denk gelen mali kaybın tazmin edilmemesinden şikâyet etmektedirler.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Müteveffa Başvuranların Varislerinin Başvuruyu Takip Etme Yetkisi (Locus Standi) Hakkında26. Başvuranların avukatı, başvuranlardan birinin ve bu başvuranın hak sahiplerinden birinin vefat ettiklerini (ekteki listeye bakınız) ve varislerinin yargılamayı takip etmek istediklerini Mahkemeye bildirmişlerdir.
27. Mahkeme, bunu dikkate almakta ve ilgililerin, başvuranlar yerine davayı sürdürmelerini kabul etmektedir.
Sözleşme’nin 6. Maddesi ile Sözleşme’ye Ek 1. No.lu Protokol’ün 1. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası Hakkında28. Başvuranlar, davaya ilişkin koşulların Sözleşme’nin 6. maddesi ile Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesini ihlal ettiğini ileri sürmektedirler.
29. Hükümet, bu iddiaya itiraz etmektedir. Hükümet öncelikle, Mahkeme içtihatlarına atıfta bulunarak, başvuranların, Sözleşme’ye Ek 1. No.’lu Protokolün 1. maddesi anlamında, bir mülk olarak kabul edilebilecek herhangi mevcut ve gerekli başka bir alacağın somutlaştırılması açısından ne “güncel bir mülkü” ne de “meşru bir beklentisi” bulunduğunu ileri sürmektedir. Hükümet, daha sonra, iç hukuk yollarının tüketilmediğine dair itirazda bulunmaktadır. Hükümet, son olarak, idarenin, 14 Aralık 2004 tarihli karara uymak için yeterli ve uygun tedbirleri aldığını ve dolayısıyla, başvurunun her halükarda, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olduğunu ileri sürmektedir.
30. Mahkeme, başvuranların şikâyetinin, aşağıda belirtilen gerekçelerle her halükarda kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği için, Hükümet tarafından ileri sürülen kabul edilemezlik itirazlarının tamamı hakkında karar vermesinin gerekli olmadığı kanaatine varmaktadır.
31. Mahkeme, “hâkim hukuku kendiliğinden uygular” (“jura novit curia”) ilkesi gereğince, Sözleşme ve Protokolleri uyarınca başvuran tarafından ileri sürülen hukuki gerekçelere bağlı kalmamakta ve bir şikâyeti, ilgili tarafından ileri sürülenler dışındaki Sözleşme maddeleri ya da hükümleri kapsamında inceleyerek, bu şikâyete konu edilen olaylara ilişkin yapılacak hukuki nitelendirme hususunda karar verebilmektedir (Radomilja ve diğerleri/Hırvatistan [BD], no. 37685/10 ve 22768/12, § 126, 20 Mart 2018). Olay ve olguların hukuki nitelendirmesi konusunda takdir yetkisine sahip olan Mahkeme, somut olayda, başvuranların şikâyetinin yalnızca Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi açısından incelenmesinin uygun olduğu kanaatine varmaktadır.
32. Söz konusu hüküm, mülkiyete saygı hakkının kullanımına kamu makamının müdahalesinin yasal olmasını gerektirmektedir. Nitekim demokratik bir toplumun temel ilkelerinden biri olan hukukun üstünlüğü ilkesi Sözleşme’nin tüm maddelerinde yer almaktadır (Iatridis/Yunanistan [BD], no. 31107/96, § 58, AİHM 1999 II).
33. Mülkiyet hakkının kullanılmasına yapılan her müdahale, “genel menfaate” uygun “meşru bir amaç” izlemelidir. Ayrıca, bir kişiyi mülkiyetten yoksun bırakan tüm tedbirler, kullanılan araçlar ile hedeflenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisine sahip olmalıdır (Pressos Compania Naviera S.A. ve diğerleri/Belçika, 20 Kasım 1995, § 38, A serisi no. 332 ve Yagtzilar ve diğerleri/Yunanistan, no. 41727/98, § 40, AİHM 2001 XII). Bununla birlikte toplumun genel menfaatin gerekleri ile bireyin temel haklarının korunmasına ilişkin gereklilikler arasında kurulacak “adil denge” kavramı ifade edilmektedir (Sporrong ve Lönnroth/İsveç, 23 Eylül 1982, § 69, A serisi no. 52). Böyle bir dengeyi sağlama kaygısı, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin tüm hükümlerinde yansıtılmaktadır.
34. Makamların söz konusu menfaatler arasında adil bir denge sağlayıp sağlamadıklarını ve özellikle, mülkiyetten yoksun bırakılan kişiye ölçüsüz bir yük yükleyip yüklemediklerini değerlendirirken tazminat koşullarının dikkate alınması gerektiği açıktır (Lithgow ve diğerleri/Birleşik Krallık, 8 Temmuz 1986, §§ 120-121, A serisi no. 102). Mahkeme, bu bağlamda, mülkün değeri ile makul ölçüde uyumlu bir tutar ödenmedikçe, mülkiyetten yoksun bırakmanın normal olarak bireyin temel haklarına aşırı bir müdahale teşkil edeceğini daha önce belirtmiştir (Papachelas/Yunanistan [BD], no. 31423/96, § 48, AİHM 1999 II). Bununla birlikte, ekonomik reform veya sosyal adalet tedbirlerinin izlenmesi gibi “kamu yararı” meşru amaçları, taşınmazın tam değerinden daha azının geri ödenmesi lehine etkili olabilir (James ve diğerleri/Birleşik Krallık, 21 Şubat 1986, § 54, A serisi no. 98).
35. Mahkeme ayrıca, arazi düzenlemesi gibi karmaşık ve zor bir alanda, Sözleşmeci Devletlerin imar politikalarını yönetmek için geniş bir takdir yetkisine sahip olduklarını hatırlatmaktadır (Elia S.r.l./İtalya, no. 37710/97, § 77, AİHM 2001 IX, Terazzi S.r.l./İtalya, no. 27265/95, § 85, 17 Ekim 2002 ve Saliba/Malta, no. 4251/02, § 45, 8 Kasım 2005). Mahkeme dolayısıyla, ulusal mahkemeler tarafında açıkça keyfi veya makul olmayan seçimlerin yokluğunda, söz konusu politikanın hedeflediği sonuçlara ulusal düzeyde ulaşmak için en uygun araçlara ilişkin olarak kendi değerlendirmesini ulusal makamların değerlendirmesinin yerine koyamaz (Galtieri/İtalya (k.k.), no. 72864/01, 24 Ocak 2006 ve Campanile ve diğerleri/İtalya, no. 32635/05, 15 Ocak 2013).
36. Mahkeme ayrıca, imar ve arazi düzenlemesi konusunda, mülkiyet haklarının özü itibariyle geliştiklerini hatırlatmanın gerekli olduğu kanaatindedir. İmar ve arazi düzenlemesi politikaları, her şeyden önce, özellikle genel menfaat ya da kamu yararı amacıyla taşınmazların düzenlenmesi aracılığıyla Devletin müdahale alanları kapsamına girmektedir. Genel menfaatin önemli bir yer tuttuğu böyle bir durumda, Devletin takdir yetkisi, sadece medeni haklar söz konusu olduğunda sahip olduğu takdir yetkisinden daha büyüktür (Chapman/Birleşik Krallık [BD], no. 27238/96, § 104, AİHM 2001 I).
37. Somut olayda, başvuranlar, ulusal mahkemeler önünde, 2981 sayılı Kanun çerçevesinde idare tarafından yapılan parselasyon işlemini hiçbir zaman ileri sürmemişlerdir. Başvuranlar, parselasyon planının iptalini veya mülkiyet hakkının tapu siciline idare adına tescilinin iptalini talep etmemişlerdir. Başvuranlar, ulusal mahkemeler önünde, ihtilaf konusu taşınmazın tapu siciline idare adına tescilinin yasaya aykırı olduğunu iddia etmemişlerdir. Başvuranlar ayrıca, örneğin bağışı alan taraf olarak idarenin, meşru bir gerekçe olmadan, bağışın yapıldığı koşulları ihlal ettiği gerekçesiyle, bağışın iade edilmesini talep etmemişlerdir. Dolayısıyla, ulusal mahkemeler önündeki ihtilafın konusu yalnızca 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 18. maddesinin uygulanması ile ilgilidir.
38. Mahkeme, arazi düzenlemesine katılım sorunu hakkında, daha önce, makamların, umumi hizmet alanı için taşınmazlarının bir kısmından başvuranları yoksun bırakarak, başvuranların mülkiyetine saygı haklarına müdahale ettiği ve bu müdahalenin, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ilk paragrafı anlamında mülkiyetten yoksun bırakma anlamına geldiği kararına varmıştır (Göksel Tütün Ticaret ve Sanayi A.Ş./Türkiye, no. 32600/03, § 29, 22 Eylül 2009).
39. Mahkeme, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 18. maddesine dayanan bu kararın meşru bir kamu yararı amacı izlediği, çünkü parselasyon planının değiştirilmesinin ve yeni bir parselasyon ve tahsis planının oluşturulmasının, ilke olarak idareye, mevcut davada arazi düzenlemesi ve gecekondu mevzuatına aykırı yapılara ilişkin tedbirler alındığı gibi, genel menfaat için gerekli tedbirleri alma imkânı verdiği kanaatine varmıştır.
40. Mahkeme, ilke olarak, şehir planlama masraflarına katılım bağlamında başvuranların taşınmazının bir kısmının devredilmesinin, bu bölgede idare tarafından yapılan çalışmaların taşınmaza getirdiği değer artışının karşılığını teşkil ettiğini kabul etmiştir (yukarıda anılan Göksel Tütün Ticaret ve Sanayi A.Ş. kararı, § 32).
41. Mahkeme, bayındırlık çalışmaları sonucunda bir taşınmazın değerindeki artışın ve şehir planlama masraflarına katılım amacıyla devredilecek taşınmaz alanının değerlendirilmesinde, ulusal makamlar tarafından uygulanan kriterlerin sorgulanmasına gerek olmadığını değerlendirmiştir (yukarıda anılan Göksel Tütün Ticaret ve Sanayi A.Ş. § 33, Seyhan/Türkiye (k.k.),no. 45810/99, 20 Mayıs 2008, ayrıca bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis) Oral/Türkiye (k.k.), no. 32362/03, 25 Kasım 2008, Yıltaş Yıldız Turistik Tesisleri A.Ş./Türkiye, no. 30502/96, § 38, 24 Nisan 2003 ve yukarıda anılan Papachelas kararı, § 49).
42. Mahkeme, mevcut davaya dönüldüğünde, ulusal mahkemelerin, Şükrüye İzgi’nin zaten taşınmazının toplam yüzölçümünün %59,80’ini belediyeye verdiğini ve bunun, idareye, bağış şartlarına uygun olarak, bir cami ve yol yapma imkânı verdiğini kaydettiğini gözlemlemektedir. Dolayısıyla ulusal mahkemeler, daha sonra parselasyon planını değiştiren ve yeni bir parselasyon ve tahsis planı oluşturan idarenin (yukarıdaki 8. paragraf), arazi düzenlemesine katılım amacıyla başvuranların taşınmazının %32.65’ini daha almaya yetkili olmadığı kanaatine varmışlardır (yukarıdaki 12, 14 ve 16. paragraflar).
43. Buna ek olarak idare, söz konusu yargı kararına uymak için, asıl taşınmaza yakın başka taşınmazlardan alınan parselleri Şükrüye İzgi ve Mehmet İzki’ye tahsis etmiştir.
44. Bununla birlikte başvuranlar, ulusal mahkemeler önünde, bu tahsis işleminin kayıplarını telafi edecek nitelikte olmadığını ileri sürmüşlerdir.
45. Davaya bakan Konya İdare Mahkemesi, öncelikle, başvuranların iddialarına sebep olan tüm olayların incelenmesi ve ilgililerin mülkiyet hakkının yeniden sağlandığının doğrulanması için çelişkili bir bilirkişi raporu aldırılmasına karar vermiştir. Konya İdare Mahkemesi bu bağlamda, asıl taşınmazın, kamu hizmetine tahsis edilmiş olması sebebiyle uygun olmadığını ve sonuç olarak idarenin, başvuranların her birine, daha önce sahip olduklarına metre kare olarak denk bir toplam alan elde etmelerini sağlayacak şekilde diğer taşınmazlardan alınan parselleri tahsis ettiğini gözlemlemiştir. Konya İdare Mahkemesi, idarenin, 14 Aralık 2004 tarihli kararı tamamen uyguladığı sonucuna varmıştır (yukarıdaki 19. paragraf).
46. Mahkeme, iç hukuku yorumlamanın ve uygulamanın, öncelikle ulusal makamların ve özellikle mahkemelerin görevi olduğunu hatırlatmaktadır (Slivenko/Letonya [BD], no. 48321/99, § 105, AİHM 2003 X ve Jahn ve diğerleri/Almanya [BD], no. 46720/99 ve 2 diğer başvuru, § 86, AİHM 2005 VI). Mahkeme, özellikle dosyada yer alan hiçbir unsurun, ulusal makamların söz konusu yasal hükümleri açıkça yanlış veya keyfi sonuçlar doğuran bir uygulama yaptıkları sonucuna varmaya imkân vermemesi durumunda, iç hukuka riayet edilip edilmediği konusunda kısıtlı bir yetkiye sahiptir (Beyeler/İtalya [BD], no 33202/96, § 108, AİHM 2000 I).
47. Mahkeme, mevcut davanın özel koşullarında, Konya İdare Mahkemesinin, belediyenin 14 Aralık 2004 tarihli kararını uygulamak için alınan tedbirin yeterli ve başvuranların durumunu düzeltebilecek nitelikte olduğuna dair vardığı sonucun herhangi bir yasal dayanaktan yoksun veya iç hukuka aykırı olduğunu düşündürecek nitelikte hiçbir unsurun bulunmadığı kanaatindedir.
48. Nitekim başvuranlar, iddialarının aksine, itiraz edilen idari işlemin kabulünden önce sahip olduklarına eşdeğer bir alanın mülkiyetini yeniden elde etmişlerdir (yukarıdaki 17. paragraf).
49. Ayrıca başvuranlar, maruz kaldıklarını iddia ettikleri zararın gerçekliğini gösterememişlerdir ve dosyadaki hiçbir unsur, belediyenin şikâyet edilen durumdan herhangi bir fayda sağladığını göstermemektedir (aksi yönde (a contrario) bir karar için bk. Karaman/Türkiye, no. 6489/03, § 32, 15 Ocak 2008).
50. Sonuç olarak, başvuru açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 15 Temmuz 2021 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Aleš Pejchal
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
EK
No.
Ad Soyad
Doğum Tarihi
Uyruğu
İkamet Yeri
Ölüm Tarihi
Varisler
1.
Mehmet İZKİ
1956
Türk
Konya
2.
Şükrüye İZGİ
1932
Türk
Konya
09.11.2013
- Nasuh İZGİ
- Mehmet İZKİ
- Ali İZKİ
- Alime YİĞİTBAŞI
- Emine ÖZTOPBAŞ
- Nasuh İZKİ
- Cihan İZKİ
- Fatma ACAR
- Şükrüye AKIN
3.
Nasuh İZGİ
1934
Türk
Konya
08.12.2019
- Mehmet İZKİ
- Ali İZKİ
- Alime YİĞİTBAŞI
- Emine ÖZTOPBAŞ
- Nasuh İZKİ
- Cihan İZKİ
- Fatma ACAR
- Şükrüye AKIN