T.C.
İZMİR
1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2019/605
KARAR NO : 2025/569
DAVA : Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 19/12/2019
KARAR TARİHİ : 08/07/2025
Davacı tarafından davalı aleyhine açılan Alacak davasının mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda, tüm dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARI
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketin uluslararası taşımacılık faaliyetinde bulunduğu, davalı ... Depolama ise müvekkilim şirketin belirli zamanlarda taşıma faaliyetlerini gerçekleştirdiği, müvekkili şirketin uluslar arası taşımacılık faaliyetinde bulunduğu için yurt içinde mal ve hizmet alımında yüklenmiş olduğu katma değer vergilerinin yurt dışı hizmetleri ile olan katma değer vergilerini iade aldığını, müvekkili şirket, davalı ... Depolamanın yaptığı işlerle ilgili katma değer vergisi iadesi için başvuruda bulunmuş ancak ilgili vergi dairesi söz konusu dönemlerde hizmet aldığımız davalı ... Depolama Hizm. Lojistik Hafriyat Taşımacılık İnşaat Pnömatik Hidrolikten olan alışlarımız da şirketimizin düzeltme beyannamesi vermesi suretiyle katma değer vergisi iade ve indirimlerden listesinden tenzilini istediğini, müvekkili şirket vergi dairesinin bu talebi karşısında 2018 Aralık dönemi ile Mart 2019 dönemleri arasında toplam 170.406,00-TL'lik bölümü için... Depolamadan yapılan alımlara ilişkin düzeltme beyannamesi verildiğini, tebliğ hükümlerine göre müvekkilim şirket sorumluluğu gereği ilgili kanunun hükümlerine uygun bir şekilde ödemelerini yapmış olmasına rağmen davalı ... Depolama şirketi, sahte ve muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme tespiti bulunması nedeni ile müvekkiline iade edilmesi gereken KDV indirimini beyan edilen KDV'den çıkartılmasını talep ettiğini, müvekkilinin davalı...Depolama şirketinin düzenlemiş olduğu faturalardaki KDV'lerini davalı şirkete ödemelerine rağmen ilgili vergi dairesinin yapmış olduğu kontrollerde davalı Uras'ın sahte belge düzenlediğini tespit etmiş olduğundan müvekkilinin, davalı...Depolama şirketine ödemiş olduğu KDV tutarlarını müvekkili şirketten indirerek KDV listesinden tenzil etmek suretiyle bu KDV'leri talep ettiğini, davalının, idare tarafından sahte belge düzenlendiği iddia edilmiş olması nedeniyle müvekkilinin 170.406,00-TL tutarındaki KDV alacağından dolayı zararı oluştuğunu beyan ederek davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkil ile davacı arasında ticari ilişki mevcuttur. Müvekkil şirket taraflar arasında mevcut ticari ilişki çerçevesinde davacı tarafa taşımacılık hizmeti verdiğini, müvekkil şirket davacı tarafa verdiği taşıma hizmeti karşılığında da faturalarını tanzim ederek davacı tarafa teslim etmiştir. Müvekkilin ticari defterlerine, davacı tarafa yapılan taşıma hizmetinin karşılığı olan faturalar işlenmiştir. Davacı tarafta, müvekkilin hizmet karşılığı düzenlediği faturaları ticari defterlerine işlemiştir. Ticari defterlere işlenmiş olması, müvekkile açılan davanın temelden yoksun bulunduğunu kanıtlamakta olup, ticari defterlerin incelenmesi sırasında bu husus ortaya konulacağını, davacı taraf müvekkilden hizmet alınmadığı iddiasında bulunmamış, müvekkil şirketin kendilerine taşıma hizmetini verdiğini kabul etmiş, faturaları ticari defterlerine işlemiştir. Davacı vergi dairesi tarafından kendilerinden müvekkil şirketten hizmet alımlarına ilişkin düzeltme beyannamesi verilmesinin istenildiğini, kendilerinin de vergi dairesinin düzeltme istemi doğrultusunda düzeltme beyannamesi verdiklerini beyan ettiğini, Davacı tarafın kendi irade beyanı ile düzeltme isteminde bulunmuş olması müvekkil şirketi hukuken ilgilendiren bir durum olmadığını, müvekkil verdiği hizmet karşılığında faturasını kesmiş ve mali yükümlülüklerini yerine getirdiğini, davacının tek taraflı düzeltme isteğinde bulunarak , KDV iadesinin alınmamasında müvekkilin bir sorumluluğunun doğması mümkün olmadığını, bu nedenle VUK 11.maddesinden kaynaklı bir müteselsil sorumluluk olmadığını, davacı taraf müvekkil şirketin sahte ve muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenlemesi nedeniyle KDV iadesinin kendilerine vergi dairesi tarafından ödenmediğini iddia ettiğini, öncelikle müvekkil şirket hakkında, sahte ve muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenlediği hususunda bir tespit söz konusu olmadığını, sahte ve muhteviyatı yanıltıcı bir belge mevcutsa davacı tarafın müvekkil şirket ile hizmet alımında bulunduğunu kabul etmemesi gerektiği, Davacı dava dilekçesinde müvekkilden hizmet aldığını açıkça ikrar ettiği, ortada sahte ve muhteviyatı yanıltıcı bir belge olsa, faturayı tanzim edenin müvekkil olduğu, davacı tarafça fatura içerikleri kabul edildiğine göre sahte ve yanıltıcı belge bulunmadığı da davacı tarafça kabul edildiğini, davacının sorunu müvekkil şirket ile değil, iade alacaklarını gerçekleştirmeyen vergi dairesi olduğunu beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER:
1)Taraf dilekçeleri,
2)SMMM ...in 26/12/2022 tarihli bilirkişi kök raporu, SMMM ...in 31/12/2025 tarihli bilirkişi ek raporu,
3)SMMM ... ve Vergi Uzmanı ...'ın 30/04/2025 tarihli bilirkişi heyet raporu,
4)Taraf ticari defter ve kayıtları,
5)İstanbul Defterdarlığı'nın 03.12.2024 tarihli yazısı ve ekleri,
6)Çamlıca İhtisas Vergi Dairesi müdürlüğü'nün 03/12/2024 tarihli yazısı ve ekleri,
7)Bornova Vergi Dairesi Müdürlüğü'nün 28.11.2024 tarihli yazısı ve ekleri,
8)Hasan Tahsin Vergi Dairesi Müdürlüğü'nün 26.11.2024 tarihli yazısı ve ekleri,
9)Tüm dosya münderecatı.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :
Dava, iadesi alınmayan KDV bedelinin tahsili istemine ilişkindir.
SMMM ...'in 31/12/2025 tarihli bilirkişi kök raporunda; Davacı tarafından ibraz edilen 2018-2019 dönemine ait Ticari Defterlerin zorunlu tasdik ettirilmesi gereken defterlerden olduğu, Davacının 2018-2019 dönemi ticari defterlerini E- Defter olarak kayıt altına aldığı, 2 Sıra no'lu Elektronik Defter Genel tebliği 3. Maddesi gereği ise 2018-2019 dönemi Yevmiye ve Defter-i Kebir e defter beratlarını süresi içinde Gelir İdaresi Başkanlığı sistemine yüklediği, envanter defteri noter açılışlarını zamanında yaptırdığı, davalı tarafından davacıya düzenlenen (2018/Aralık, 2019/ocak-Şubat dönemi) kdv dahil toplam 1.117.106,00 TL (946.7004170.406 kdv ) tutarındaki faturaların davacı ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, davalı firma hakkında Gelir İdaresi Başkanlığı Kdv Kontrol listelerinde Sahte belge düzenleme nedeniyle tespitte bulunulduğu, 2018/Aralık ve 2019/ Ocak-Şubat dönemlerine ait KDV beyannameleri incelemesinde, toplam Davalı firmaya ilişkin 170.406 TL'lik indirilecek kdv tutarının indirim listesinden çıkarılarak KDV düzeltme beyannamesi verildiği tespit edilmiştir.
SMMM...'in 31/12/2025 tarihli bilirkişi ek raporunda; Davalı 18.12.2021 tarih, ... Nolu İlgili vergi suç raporuna göre;... vergi kimlik nolu TASF.HAL.... DEPOLAMA HİZM.İ LOJİSTİK HAFR TAŞ. İNŞ. PNÖMATİK HİDROLİK SİS. SAN. VE TİC. LTD.ŞTİ., Şirket Müdürü, Ortak... vergi kimlik ... T.C. kimlik numaralı ...k'ınü 213 Sayılı VUK'un 359/b maddesi hükmü uyarınca sahte belge düzenleme olan kaçakçılık suçunu işlemesi sebebiyle düzenlediği faturaların davacı firma tarafından indirim konusu yapılamayacağı, davalı tarafından düzenlenen faturalara ait kdv tutarı olan 170.406 TL” İndirilecek KDV'ye olduğu, davacının bu tutarı indirim konusu yapamaması sebebiyle yukarda detaylıca belirtilen ilgili dönemlerde KDV düzeltme beyannamesi verdiği tespit edilmiştir.
SMMM... ve Vergi Uzmanı ...'ın 30/04/2025 tarihli bilirkişi heyet raporunda; Davacının davalıdan aldığı faturalardaki Kdv'leri 2018/Aralık, 2019/Ocak, Şubat dönemleri Kdv Beyannamelerine dahil ederek indirim konusu yaptığı, ancak davalının düzenlediği bu faturaların Vergi Usul Kanunun 359/b maddesi kapsamında sahte belge olduğunun vergi müfettişince tespit edilerek 08.12.2021 tarih ve ... sayılı Vergi Tekniği Raporu düzenlendiği, davacı tarafından kullanılarak beyanlarına dahil edilen faturaların sahte fatura olduğunun anlaşıldığı, KDV Kanunun 29/1 maddesi uyarınca sahte faturalarda yer alan Kdv tutarlarının indirim hesaplarında yer alamayacağı, davacı şirketçe de kendi rızasıyla verilen düzeltme beyannameleriyle davalı şirketten aldığı sahte faturalara ilişkin toplam 170.406,00TL Kdv'nin indirim hesaplarından çıkardığı, sahte faturalara dayanarak Kdv indirimi yapan ve akabinde bu tutarı iade olarak talep eden davacı şirketin iade talebinin vergi dairesince uygun bulunmamasının usule uygun olduğu kaldı ki davacı şirketin bu yönde bir itirazının bulunmadığının da anlaşıldığı, dolayısıyla davalının ödemesi gerekip de davacının ödediği Kdv bulunduğu yönünde bir değerlendirme yapılamadığı, esasında davacının hiç Kdv indirimi yapmaması gereken tutarı Kdv indirimine dahil ettiği tespit edilmiştir.
6100 sayılı yasanın 222. Maddesi aşağıdaki şekildedir.
"Ticari defterlerin ibrazı ve delil olması
MADDE 222 - Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir.
Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır.
İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. (Ek cümle:22/7/2020-7251/23 md.) Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz.
Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur.
Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır."
Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir. Bu süre hak düşürücü süredir, Hakim tarafından resen dikkate alınması gerekir. Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir. Davacının haksız ve kötü niyetli olmasından kasıt, bir alacağı olmadığını bildiği halde, icra takibine girişmiş olmasıdır. İcra inkar tazminatı, kötü niyet tazminatı ve benzeri tazminatların tespitinde, takip talebi veya davadaki talep esas alınır. İtirazın iptali davası ancak para alacağına ilişkin ilamsız takiplerde açılabilir. İtirazın iptali davasında, ispat yükü kural olarak davayı açan alacaklıda olup, davacı alacaklı, davalı borçlu tarafından itiraz edilen takip konusu alacağının varlığını ve miktarını genel hükümlere göre ispatla yükümlüdür. İtirazın iptali davasında; takip talebinde gösterilen borç ve borcun sebebi ile bağlılık asıl olup, takip dayanağı belgelerden başka belgelere dayanılamaz. Diğer bir deyişle takip dayanağı yapılabilecek güçte olup da takipte dayanılamayan belge, itirazın iptali davasında ispat vasıtası olarak kullanılamaz. Takibe etkili olan itirazın iptali davasında ispat edilecek olanın takibe ve borçlunun itirazına konu olan alacak olduğu, bu alacağın sebebinin değiştirilme olanağının itirazın iptali davası için bulunmadığında kuşku bulunmamaktadır.İtirazın iptali davasında yapılan yargılama sonunda: takip tarihindeki duruma göre karar verilir.İtirazın iptali davasında alacak, icra takip tarihi itibarıyla belirlenir. Ancak dava tarihine kadar bir ödeme yapılmış ise, yapılan ödeme düşüldükten sonra kalan alacak yönünden itirazın iptali davası açılmalıdır. Dava tarihinden sonra yapılan ödemeler ise icra müdürlüğünce dikkate alınır.İtirazın iptali sonunda, dava konusu alacağın varlığı ve miktarı sabit olursa mahkeme davayı kabul ve itirazı iptal eder. Ayrıca mahkeme, davacının dava dilekçesinde tazminat da talep etmiş olması halinde, davalı borçluyu hüküm altına alınan alacağın %20’ sinden aşağı olmamak üzere bir tazminata mahkum eder. Davalı borçlunun, ödeme emrinin tebliği üzerine evvelce itiraz ettiği alacağı, ilk duruşmada kabul etmiş olması, icra inkar tazminatına mahkumiyetten kurtulmasını gerektirmez.Dava sonunda hükmedilen alacağın %20’si oranındaki tazminata karar verilebilmesi için davacı alacaklının zararının varlığı ve miktarını ispat etmesi gerekmez. Kanun koyucu, davalı borçlunun itirazının iptali halinde, itiraz sebebiyle davacı alacaklının zarara uğramış olduğunu kabul ederek, davacının dava dilekçesinde sadece talep etmiş olmasını davalı borçlunun hükmedilen meblağın en az %20’ si oranında bir tazminata mahkum edilebilmesi için yeterli görmüştür. Davacı alacaklı lehine icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için davalı borçlunun usulüne uygun bir şekilde borca itiraz etmek suretiyle takibin durmuş olması yeterli olup, borcu itiraz sebebi önemli değildir. Yine davacı alacaklı lehine icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için 2004 sayılı yasanın 67. Maddesi gereği süresinde itirazın iptali davası açılmış olması, davacı alacaklının dava dilekçesinde talep sonucunda icra inkar tazminatını istemiş olması, davanın alacaklı lehine kabulüne karar verilmiş olması, davalı borçlunun takip tarihi itibarıyla itirazında haksız olması gerekir. İtirazın iptal edilmiş olması, itirazın haksız olduğunu göstermez. İtiraz iptal edilmiş olmasına rağmen davalı borçlu haklı ise tazminata mahkum edilmez. Hem itiraz iptal edilmiş ve hem de itirazın haksız olduğu sonucuna varılmışsa, diğer yukarıda anılı şartlarında varlığı halinde icra inkar tazminatına hükmedilir. İtirazın haksız sayılabilmesi için, takip konusu alacağın doğduğu anda varlığı ve miktarı itibarıyla taraflar arasında likit olması gerekir. Takip konusu alacağın varlığı, miktarının belirlenmesi hakim kararını gerektirmemeli, muhtacı muhakeme olmamalıdır. Takip konusu alacak yapılacak basit bir hesaplama ile belirli bir hale gelebilecek ise bu alacak da likit sayılır. Dava açıldıktan sonra takibe konu edilen borcun ödenmiş olması hali, borçlu aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesine engel değildir. Davacı alacaklı lehine icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için davalı borçlunun kötü niyetli olması gerekmez.
YİBBGK 27.06.2003 tarih ve 2001/1 Esas, 2003/1 Karar sayılı ilamında açıklandığı üzere; bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi takdirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır. (6102 sayılı yasanın 21/2 maddesi) Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenen aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi 6102 sayılı yasanın 23. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karneden kaynaklanmaktadır. Buna göre; fatura düzenleyen tacirin anılan karineden yararlanabilmesi için fatura tanzim edenle, adına fatura tanzim edilen arasında akdi ilişki bulunması, faturanın akdin ifası ile ilgili olarak düzenlenmesi gerekir. Fatura sözleşmenin kurulması safhası ile ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. 6102 sayılı yasanın 23. maddesinin 2. ve 3. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. İkinci fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura münderecatının doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir. Taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa, düzenlenen belge fatura değildir. bu belge, belki icap olarak kabul edilebilir ki, buna itiraz edilmemesi yukarıda anılan 23/2 madde hükmü anlamında sonuç doğurmaz. Öte yandan sadece faturanın tebliğ edilmiş olması akdi ilişkinin varlığını ispatlamaz karşı tarafın akdi ilişki inkar etmesi halinde tacir, öncelikle akdi ilişkiyi başkaca delillerle ispatlamalıdır. Akdi ilişkinin ispatlanamaması halinde faturanın anılan fonksiyonundan yararlanma imkanı yoktur. Faturanın ispat aracı olması, ancak niteliği gereği faturaya geçirilmesi gereken bilgiler (olağan içerik) hakkında geçerlidir. sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak düzenlenen faturanın şekli ve kapsamının ne olması gerektiği konusunda, 6102 sayılı yasada özel bir hüküm bulunmamakta, anılan yasanın 23. maddesinde neyi ifade ettiği açıklanmaksızın faturanın münderecatından söz edilmektedir. Fatura içeriği ve şekil şartlarına ilişkin ayrıntılı düzenleme 213 sayılı yasada yer almaktadır. faturanın olağan içeriği, akdin ifası ile ilgili hususlarla sınırlıdır. (213 sayılı yasa madde 230) dolayısıyla faturanın içeriği faturanın bu temel niteliğine uygun olmadığı takdirde, sekiz günlük itiraz süresinin geçirilmesi bu hususlara yazılı delil haline getirmez. Faturaya itiraz, faturanın teslim alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde yapılmalıdır. İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa varması şart değildir. Sekiz günlük süre, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir. Sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşır. Sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfeti faturayı alan tarafa ait olur. Faturayı alan her türlü delille bu külfeti yerine getirebilir.
Ayrıca Yargıtay... HD... Karar sayılı ilamında belirtildiği gibi; faturanın davalı tarafa usulüne uygun tebliğ edildiğini kanıtlama yükümlülüğü davacı tarafa ait olup, davacının bu hususu kanıtlaması halinde, bu kez, 6102 sayılı yasanın 23/2 maddesinde yazılı sekiz günlük yasal süre içerisinde faturaya itiraz ve iade ettiğini kanıtlama yükümlülüğü ise davalı tarafa aittir. 6102 sayılı yasanın 23/2 maddesi uyarınca tebliğe rağmen faturayı süresinde itiraz ve iade etmeyerek ticari defterlerine borç kaydeden tacir fatura münderecatını aynen kabul etmiş ve faturayı gönderen taraf faturaya dayalı bu alacağının varlığını 6100 sayılı yasanın 222. maddesi uyarınca ispatlamış olur.
Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, davacı şirketin davalı şirket ile aralarındaki ticari ilişkiden kaynaklı olarak KDV iadesi için başvuruda bulunduğu KDV iadesi için başvuruda bulunulan vergi dairesi tarafından davalı şirketin gerçeği aykırı fatura düzenlemesi sebebiyle KDV iadesi alınamayacağından bahisle düzeltme beyannamesi vermesi gerektiğinin bu sebeple iade alınamayan KDV'lerin davalıdan tahsili için Mahkememize dava açtığı anlaşılmıştır.
Bu doğrultuda mahkememizce davacı ile davalı arasındaki ticari ilişkinin tespiti, bu ticari ilişkinin dayanağı olan faturaların nelerden ibaret olduğu, bu faturalar ile ilgili KDV ödemesinin yapılıp yapılmadığı, davalının ödemesi gerekli olan ancak davacı tarafından ödenen KDV miktarı davacının bu KDV'yi iade alma hakkı hususlarında bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır, taraf ticari defter ve kayıtları ve vergi dairesinden gelen yazı cevapları incelenmek suretiyle davacının davalıdan aldığı faturalardaki KDV'leri 2018 Aralık - 2019 Ocak - 2019 Şubat dönemleri KDV beyannamelerine dahil ettiği ve bunu indirim konusu yaptığı, davalının düzenlediği bu faturaların vergi müfettişi tarafından vergi usul kanununun 359/B kapsamında sahte belge olduğunun tespit edildiği, bu doğrultuda vergi tekniği raporunun düzenlendiği, davacı tarafından beyanlara dahil edilen faturaların sahte olduğunun anlaşıldığı, KDV kanunun 29/1 gereğince sahte faturalarda yer alan KDV tutarlarının indirim hesaplarında yer almasının mümkün olmadığı, bu doğrultuda vergi dairesinin davacının KDV iade talebini uygun bulmamasının usul ve yasaya uygun olduğu, davacı şirketin de zaten vergi dairesinin bu işlemine dair bir itirazda bulunmadığı, davalının ödemesi gerekip de davacı tarafça ödenen bir KDV'nin bulunmadığı, davacının hiç bir şekilde KDV indirimi yaması gereken bir tutarın bulunmadığı, gerçek bir ticarete dayanmayan sahte faturaların alacağa dayanak olmasının hususları bilirkişi raporuyla da sabit olması sebebiyle de davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle:
1-)Davanın REDDİNE,
2-)Alınması gerekli 615,40 TL karar ve ilam harcından davacı tarafça yatırılan 2.910,11 TL peşin harçtan mahsubu ile artan 2.294,71 TL harcın karar kesinleştiğinde talep halinde davacıya İADESİNE,
3-)Mahkememiz dosyasında yapılan yargılama giderlerinin davacı taraf üzerinde BIRAKILMASINA,
4-)Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. uyarınca 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE,
5-)1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak HAZİNEYE İRAD KAYDINA,
6-)Karar kesinleştiğinde artan gider avansının yatırana İADESİNE,
Dair, 6100 sayılı yasanın 343. ve 345. maddeleri uyarınca gerekçeli kararın tebliği tarihinden itibaren iki haftalık kesin süre içerisinde mahkememize yahut mahkememize gönderilmek üzere başka yer mahkemesine verilecek bir dilekçe ile istinaf yasa yolu açık olmak üzere davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı tarafın vekilinin yokluğunda verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.08/07/2025
Katip...
e-imzalıdır
Hakim ...
e-imzalıdır