T.C.
İZMİR
1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2022/948 Esas
KARAR NO : 2023/296
DAVA: İtirazın İptali (Rekabet Yasağı Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 04/07/2018
KARAR TARİHİ : 26/04/2023
Davacı tarafından davalı aleyhine açılan İtirazın İptali (Rekabet Yasağı Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda, tüm dosya incelendi.
İDDİA VE TALEP:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalının 22.04.2014 tarihinden 03.01.2018 tarihine kadar yatırımcı temsilcisi olarak çalıştığını, 03.01.2018 tarihinde "başka alanda çalışmak üzere" beyanı ile istifasını sunarak ihbar süresini yok sayarak işyerinden ayrıldığını ve 22.04.2014 tarihli iş akdine aykırı bir şekilde aynı alanda faaliyet gösteren bir başka aracı kurumda çalışmaya başladığını, davalıya kanundan kaynaklanan ihbar tazminatı ve sözleşmesinde yer alan rekabet yasağına aykırı olarak aynı alanda faaliyet gösteren bir kurumda çalışmaya başlamasından dolayı cezai şart ödenmesi için İstanbul İcra Müdürlüğünde icra takibi başlatıldığını, borçlu davanın hem borca hem yetkiye itirazı sebebiyle yetki itirazının kabul edilerek İzmir İcra Müdürlüğünün ...sayılı dosyasından tekrar icra takibi başlatıldığını, ancak davalının haksız ve kötüniyetli olarak icra takibine itirazı nedeniyle takibin durduğunu, davalının istifa beyanı ile yasadan kaynaklanan ihbar süresi yükümlülüğünü yerine getirmediğini ve davalının rekabet yasağına ilişkin iş sözleşmesi içeriğine göre hareket etmemesi nedeni ile davalı borçlunun haksız ve hukuka aykırı itirazının iptali ile takibin devamına ve %20 den az olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP VE SAVUNMA:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın görevsiz mahkemede açıldığını, görevli mahkemenin İş mahkemesi değil Asliye Ticaret Mahkemesi olduğunu, davacının icra takibinde talebini tazminat olarak açıtığını ancak ancak bu tazminatın rekabet yasağından kaynaklanan bir tazminat olduğunun belirtilmediğini, açılan dava ile bunun anlaşıldığını, davacının rekabet yasağı tazminatı talep etmesi için gerekli koşulların oluşmadığını, davacı tarafından müvekkiline işe girişte imzalatılan rekabet yasağı ile ilgili tazminatının iş sözleşmesinin bir maddesi olduduğunu, davalının böyle bir kısıtlayıcı madde olduğunun farkında bile olmadığını, davalının davacı şirketten ayrıldıktan sonra çalışmaya başladığı firmada davacı şirkette yaptığı işten farklı bir iş yaptığını, davacı tarafın ihbar tazminatı talebinin haksız ve mesnetsiz olduğunu, davalının işten ayırılırken almaya hak kazandığı yıllık izin ücreti alacağının ihbar tazminatına mahsup edildiğini, beyanla öncelikle görev itirazlarının kabulüne, kabul edilmemesi durumunda davanın esastan reddine ve %20 kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
DAVA:
Dava, rekabet yasağı sözleşmesinden kaynaklanan cezai şart alacağının tahsili amacıyla girişilen icra takibine vaki itirazın iptali isteğine ilişkindir.
DELİLLER:
-Davacı tarafından sunulan davalıya ait işyeri özlük dosyası, iş akdi,
-İzmir ra Dairesinin sas sayılı dosyası,
-İzmir SGK'nun 20/07/2018 ve 01/03/2023 tarihli yazısı ve eki,
-SPK'nun 29/09/2021 tarihli yazısı ve eki,
-Bilirkişi n 14/11/2021 tarihli raporu,
-İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünün 28/09/2021 tarihli yazısı ve eki.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Davacının, davalı aleyhinde İzmir İcra Dairesinin ... esas sayılı dosyasında 26/03/2018 tarihinde 6.536,06 TL ihbar tazminatı, 132,15 TL işlemiş faiz ve 17.294,55 TL rekabet yasağına aykırılık nedeniyle takip başlattığı, ödeme emrinin davalı borçluya 08/05/2018 tarihinde tebliğ edildiği, davalı borçlunun yasal süresi içerisinde 11/05/2018 tarihinde borca ve ferilerine itiraz ettiği, itiraz üzerine takibin durduğu, davacının, davalının 4 yıl süre ile yatırımcı temsilcisi olarak çalıştığı davacı şirketten kendi isteği ile istifa ettiği, aynı alanda faaliyet gösteren bir başka aracı kurumda çalışmaya başladığı, taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine göre davalının ihbar tazminatı ve cezai şart ödemekle yükümlü olduğu, davalının öğrendiği bilgileri gizleme yükümlülüğü de bulunduğu, ancak davalının bu yükümlülüğü ihlal ettiği, müşteri bilgilerini izinsiz şekilde kullandığı iddiası ile iş bu davayı ikame ettiği, davalının ise davacının rekabet yasağı tazminatı talep etmesi için gerekli yasal koşulların oluşmadığı, mevcut işi ile daha önceki işi arasında rekabet oluşturabilecek bir benzerlik bulunmadığı, taraflar arasındaki sözleşmedeki rekabet yasağı hükmünün geçersiz olduğu, kullanmadığı yıllık izinlerinin ihbar süresinden mahsup edildiğini savunduğu, taraflar arasında davalının kendi isteği ile davacı şirketten ayrıldığı hususunda ihtilaf bulunmayıp, davalının dava dışı üçüncü kişi nezdindeki çalışmasının davacı şirket yönünden rekabet yasağı ihlalini oluşturup oluşturmadığı, davacının davalıdan cezai şart ve ihbar tazminatı talep şartlarının oluşup oluşmadığı, takibe yapılan itirazın haklı olup olmadığı hususunda ihtilaf bulunduğu görülmüştür.
İş bu davanın 04/07/2018 tarihinde İzmir İş Mahkemesine hitaben ikame edildiği, davanın İzmir... iş Mahkemesinin isasına kayıt edildiği, İzmir İş Mahkemesinin 13/02/2019 tarih,arar sayılı ilamı ile dava konusu uyuşmazlık yönünden Asliye Hukuk Mahkemelerinin görevli olduğundan bahisle görevsizlik kararı verildiği, taraflarca kanun yoluna başvurulmaksızın kararın kesinleştiği, dosyanın İzmir 12. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderildiği, İzmir ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 10/12/2020 tarih,...karar sayılı ilamı ile de mahkememiz lehine görevsizlik kararı verildiği, bu kararın da taraflarca istinaf edilmediği, dosyanın kesinleşmesinin yapılarak mahkememize gönderildiği, mahkememizin... esasına kayıt edildiği, mahkememizce davacının ihbar tazminatını da takip ve dava konusu yaptığı bu talebin İş Mahkemesince değerlendirilmesi gerektiği dikkate alınarak Yargıtay... Hukuk Dairesinin 07/07/2020 tarih ve ...karar sayılı ilamı uyarınca ihbar tazminatı talebi yönünden 24/09/2021 tarihli ara kararla iş bu dosyadan tefrik edilmesine karar verildiği, iş bu davanın sadece rekabet yasağından kaynaklanan cezai şart alacağına ilişkin itirazın iptali davası olarak sürdürüldüğü, mahkememizce 15/12/2021 tarih ve ... karar sayılı ilam ile, "...Uyuşmazlığın kaynağı iş sözleşmesi olduğundan Türk Borçlar Kanununun 444 ve devamı maddelerine dayalı olarak İş Kanunu kapsamında işçi sayılan kişinin, rekabet yasağı sözleşmesinin ihlali nedeniyle açılan cezai şartın tahsiline ilişkin davalarda iş mahkemeleri görevlidir. Yargıtay 9. ve 22. Hukuk Dairelerinin önceki kararlarında işçinin iş sözleşmesi sona erdikten sonrası dönem bakımından rekabet yasağına ilişkin olarak cezai şart ve tazminat davaları bakımından ticari dava olduğu belirtilmiş ise de; yakın tarihli kararlarında bu konunun yeniden değerlendirildiği, eski kararlardan dönüldüğü ve görevli mahkemenin iş mahkemesi olduğuna karar verildiği anlaşılmıştır. (Bkz. Yargıtay... Hukuk Dairesinin 01/06/2021 tarih ve ...karar sayılı ilamı) Somut olayda davacı işveren ile davalı işçi arasında rekabet yasağına ilişkin düzenlenmiş olan sözleşme maddesi uyarınca tarafların talep edebilecekleri cezai şart ve tazminata ilişkin davaların görülme yeri iş mahkemeleri olduğundan, bu mahkemelerce uyuşmazlığın çözümlenip karara bağlanması gerektiği..." gerekçesi ile İş Mahkemesi lehine görevsizlik kararı verildiği, bu karara karşı tarafların kanun yoluna başvurmadığı, kararın kesinleştiği, dosyanın mahkememizce merci tayini için İzmir Bölge Adliye Mahkemesine gönderildiği, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi... Hukuk Dairesinin 21/11/2022 tarih ve ... karar sayılı ilamı ile "...davalının rekabet yasağına aykırılık oluşturduğu iddia edilen eylemlerinin iş akdinin sona erdikten sonraki döneme ilişkin olduğu, davalının mutlak ticari dava niteliğinde bulunduğu..." gerekçesi ile mahkememizin yargı yeri olarak belirlendiği ve dosyanın mahkememizin ... esas sırasına kaydının yapıldığı görülmüştür.
Uyuşmazlık, davacı şirkette çalışmış olan davalının taraflar arasındaki rekabet yasağı taahhütnamesini çalışma ilişkisinin sona ermesinden sonraki döneme ilişkin ihlal edip etmediği, ceza koşulunun geçerli olup olmadığı ve bu bağlamda sözleşmede yer alan cezai şartı ödemekle yükümlü olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.
Dosyada davacı ve davalının taraf olduğu 22/04/2014 tarihli belirsiz süreli hizmet akdinin imzalanmış olduğu anlaşılmaktadır.
22/04/2014 tarihli hizmet sözleşmesine göre davalının yatırımcı temsilcisi olup, rekabet yasağına ilişkin 10/6. maddesinde, çalışanın, herhangi bir sebeple Türkiye sınırları içinde şirketin faaliyet gösterdiği alanda faaliyet gösteren herhangi bir şirkette iş akdinin fesih tarihinden itibaren 2 yıl süre ile çalışamayacağı, aksi takdirde iş sözleşmesindeki brüt maaşının 5 katı cezai şartı işverenin talebi üzerine ve mahkeme kararına ve icra takibine gerek olmadan ödeyeceği belirtilmiştir.
Davalının, davacı yanındaki yatırımcı temsilcisi görevini 03/01/2018 tarihinde istifa ile sonlandırdığı, sonrasında ise aynı işi yapan dava dışı Anadolu Yatırım Menkul Kıymetler A.Ş'de işe başladığı hususunda ihtilaf olmadığı tespit edilmiştir.
Öncelikle taraflar arasındaki sözleşmedeki ceza koşulu anlaşmasının geçerli olup olmadığının ortaya konulması gerekir. Liberal hukuk anlayışı, sözleşme taraflarının eşit olduğu, sözleşme yapılırken tarafların kendi çıkarlarını en üst düzeyde koruyabilecekleri ön kabulüyle, tam bir sözleşme özgürlüğü ilkesi üzerine kurulmuştur. Türk Borçlar Kanunu, Türk Ticaret Kanunu liberal anlayışı esas alan temel kanunlardır. Ancak, zaman içinde, sosyolojik bir olgu olarak, tarafların eşit olmadığı durumların bulunduğu, böyle durumlarda sözleşme özgürlüğüne, zayıf olan taraf yarına müdahale edilmesi gerektiği anlayışı gelişmiş, yani, liberal hukuk anlayışı bazı alanlarda terk edilerek sosyal hukuk anlayışı ikame edilmiştir. Örneğin İş Kanunu, Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun gibi.
Türk Borçlar Kanunu sözleşme özgürlüğünü esas almış olmakla birlikte, bazı konularda sosyal hukuk anlayışının yansımaları olmuştur. İşte, olayımızda uygulanması tartışılan 420. maddenin 1. fıkrasındaki düzenleme bu anlayışın bir yansımasıdır. Kanun koyucu, bu düzenleme ile işveren karşısında zayıf durumda bulunan, çalışması ve emeğiyle hayatını idame ettiren işçiyi korumak istemiş ve hizmet sözleşmelerine, sadece işçi aleyhine konulan ceza koşulunun geçersiz olduğunu hükme bağlamıştır. Böylece, işçi - işveren ilişkisinin sürdürülebilir bir ilişki olmasının sağlanması yanında, Anayasa'nın 48. maddesiyle teminat altına alınan çalışma ve sözleşme hürriyeti'nin korunması amaçlanmıştır. TBK'nın 420/1. maddesiyle, işçinin çalışma ve sözleşme hürriyetinin korunması amaçlandığından, anılan yasal düzenleme emredici bir düzenleme olup, kamu düzenini ilgilendirir ve mahkemelerce de resen dikkate alınmalıdır.
Bu yasal düzenleme, temel kişilik haklarını, hakkın sahibine karşı koruyan Türk Medeni Kanunu'nun 23. maddesiyle uyumlu olduğu gibi, TBK'nın 27. maddesi anlamında, sözleşme özgürlüğünün, kanunda tanımlanmış özel bir sınırını oluşturur (Gökhan Antalya, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C:I, İstanbul 2012, s. 279-280).
Yargıtay... Hukuk Dairesinin ... Karar sayılı ve 12.09.2017 tarihli ilamında; " ...Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın Çalışma ve Sözleşme Hürriyeti başlıklı 48. ve devamı maddelerinde, herkesin dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahip olduğu bildirilmiş, BK'nın 19. maddesinin ilk fıkrasında, bir akdin mevzunun kanunun gösterdiği sınır dairesinde serbestçe tayin olunacağı belirtildikten sonra, 2. fıkrasında bu serbestinin sınırları gösterilmiş, 20. maddesinde ise bir akdin mevzunun gayri mümkün veya gayri muhik yahut ahlaka (adaba) mugayir olması halinde o akdin batıl olacağı, MK’nin 23/2. maddesinde de kimsenin özgürlüklerinden vazgeçemeyeceği veya onları hukuka yada ahlâka aykırı olarak sınırlayamayacağı düzenlenmiştir. Bu yasal düzenlemeler karşısında, tarafların sözleşme içeriğinde, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile güvence altına alınan çalışma hürriyeti ilkesine aykırı olarak ve bu özgürlüğü ihlal anlamına gelecek herhangi bir düzenleme yapmalarının mümkün değildir..." denilmek suretiyle, temel hakların korunmasını amaçlayan yasal düzenlemelerin emredici olduğu ve kamu düzenini ilgilendirdiği açıkça vurgulanmıştır.
Temel kişilik hakkını ve Türk kamu düzenini ilgilendiren ve bu nedenle emredici olan TBK'nın 420/1. maddesine göre, hizmet sözleşmelerine sadece işçi aleyhine konulan ceza koşulu geçersizdir. Kanun koyucu, bu düzenlemeyi yaparken hiç bir istisna öngörmemiştir. Tek taraflı ceza koşulunun geçersiz olduğunu söylerken, sözleşmenin devam ettiği dönem veya sözleşmenin sona ermesinden sonraki dönem arasında her hangi bir ayrım yapmamıştır. Kanun koyucu, hizmet ilişkisinde işçiyi konuma iradesini ortaya koyarken böyle bir ayrım yapmamıştır.
Esasen, sözleşmenin devam ettiği dönem içinde uygulanacak bir ceza koşuluna uygulamada pek rastlanmamaktadır. Hizmet sözleşmelerindeki ceza koşulu, genellikle sözleşmenin sona ermesinden sonraki döneme ilişkin olmaktadır. Ceza koşulunun, sözleşmenin sona erdikten sonraki döneme ilişkin olması, ceza koşulu içeren maddeyi, hizmet sözleşmesinin bir maddesi veya hizmet sözleşmenin eki olmaktan çıkarmaz.
TBK'nın 444. maddesi uyarınca, fiil ehliyetine sahip olan işçi, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebilir. Rekabet yasağı kaydı, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerlidir. Yine, aynı Kanun'un 445. maddesi uyarınca, rekabet yasağı anlaşmasının yer, süre ve işin türü açısından yasal sınırlara uyularak yapılması gerekir. Aşırı düzenlemeler hâkimin müdahalesiyle sınırlandırılır. 446. maddenin 2. fıkrasına göre, yasağa aykırı davranış bir ceza koşuluna bağlanmışsa ve sözleşmede aksine bir hüküm de yoksa, işçi öngörülen miktarı ödeyerek rekabet yasağına ilişkin borcundan kurtulabilir; ancak, işçi bu miktarı aşan zararı gidermek zorundadır. Aynı maddenin 3. fıkrasına göre, işveren, ceza koşulu ve doğabilecek ek zararlarının ödenmesi dışında, sözleşmede yazılı olarak açıkça saklı tutması koşuluyla, kendisinin ihlal veya tehdit edilen menfaatlerinin önemi ile işçinin davranışı haklı gösteriyorsa, yasağa aykırı davranışa son verilmesini de isteyebilir.
Yukarıdaki yasal koşulları taşıyan rekabet yasağı anlaşmaları, geçerli anlaşmalardır. TBK'nın 446. maddesi uyarınca, rekabet yasağına aykırı davranan işçi, bunun sonucu olarak işverinin uğradığı bütün zararları gidermekle yükümlüdür. Kanun koyucu, geçerli bir rekabet yasağı anlaşmasının sınırlarını kesin olarak çizmiş, gerekirse hâkimin müdahalesini de öngörmüş, bu şekilde yapılan rekabet yasağı anlaşmasını ihlal eden işçiyi de işverenin zararlarını tazmin yükümlülüğü altına almıştır. Böyle bir durumda işveren, işçinin rekabet yasağını ihlal ettiği olgusunun yanında, bu nedenle bir zararının da oluştuğunu kanıtlayarak tazminat talep edebilecektir.
Görüldüğü üzere, işçi ve işverenin, TBK'nın 445. maddesindeki sınırlar içinde kalmak kaydıyla, rekabet yasağı anlaşması yapmalarına yasal bir engel yoktur. Zaten cezai şartın amacı da zararın tazminidir. Ancak borçlu, cezai şart ödemeyi taahhüt etmişse, artık alacaklı herhangi bir zarara uğradığını iddia etmek veya zararının kapsamını ispat etmek zorunda kalmadan, tazminat elde etmek imkanı bulacaktır. Çünkü, ceza koşulu, borcun ihlali halinde verilmesi gereken, önceden kararlaştırılmış kesin miktarlı (maktu) bir tazminattır (Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 21. Basım, Ankara 2017, s. 1210 ). Ancak, ceza koşulunun işçi aleyhine tek taraflı olarak kararlaştırıldığı durumlarda, ceza koşulu geçerli olmayacağından, işveren, bu kolaylıktan artık yararlanamayacak, zararını ve illiyet bağını ispat etmek zorunda kalacaktır. Yani, işveren, rekabet yasağı sözleşmesine aykırı davranan işçiden tek taraflı ceza koşulunu isteyemeyecekse de tazminat talep edebilecektir. Bu durum, borçların ifa edilmemesinin sonuçlarını düzenleyen TBK'nın 112. maddesinin doğal bir sonucudur (Turgut Akıntürk/ Derya Ateş Karaman, Borçlar Hukuku- Genel Hükümler Özel Borç İlişkileri, 21. Basım, İstanbul 2013, s. 85-86).
Bu açıklamalara göre, işçi ve işveren, rekabet yasağı anlaşmasına bir ceza koşulu koyabilir. Ancak, bu ceza koşulunun geçerliliği TBK'nın 420/1. maddesine bağlıdır. Yani, burada getirilecek bir ceza koşulunun sadece işçi aleyhine bir ceza koşulu olmaması, bunun karşılığında işverenin de bir edim üstlenmiş olması gerekir. Yani mademki işçi, temel bir hak olan çalışma hakkının sınırlandırılmasını üstlenmekte ve buna uymazsa ceza koşulu ödemeyi üstlenmektedir; işveren de bunun karşılığında bir edim üstlenmelidir. Kanun'da bu yorumun aksinin kabulünü gerektirecek hiç bir hüküm yoktur. Aksine kanun koyucu, tamamen tarafların eşitliği anlayışıyla düzenlediği TTK'da, acentenin rekabet yasağı anlaşmasına dair 123. maddesinin 1. fıkrasında, acentenin yapacağı rekabet yasağı anlaşmasının geçerliliğini, müvekkilin rekabet sınırlaması dolayısıyla acenteye uygun bir tazminat ödemesi koşuluna bağlamıştır. Kanun koyucunun tamamen işçiyi korumak üzere sosyal amaçlarla düzenlediği TBK'nın hizmet sözleşmesine ilişkin düzenlemelerini yaparken işçi aleyhine, bir tacir olan acenteye göre daha ağır bir hüküm getirdiği söylenemez.
TBK'nın 393 ilâ 447. maddelerinin tamamı hizmet sözleşmelerini düzenleyen maddelerdir. Sözleşmedeki bir hükmün, sözleşme sona erdikten sonra hüküm ifade edecek olması, o hükmün sözleşmenin bir maddesi olmadığı, başka bir sözleşme olduğu anlamına gelmez.
Taraflar arasındaki rekabet yasağı içeren sözleşme 446. maddedeki yasal sınırlar içinde geçerli bir anlaşma olmakla birlikte, buna bağlanan tek taraflı ceza koşulu hükümsüz olur. Buradaki hükümsüzlük, TBK'nın 27/2. maddesi anlamında kısmî hükümsüzlüktür. Yani, hizmet sözleşmesi ve rekabet yasağı anlaşması geçerli olup, sadece tek taraflı ceza koşulu içeren maddeler hükümsüz olacaktır. Bu durumda, işveren, rekabet yasağını ihlal eden işçiden ceza koşulunu isteyemeyecektir. Ancak, zararını kanıtlayarak tazminat isteyebilir.
Nitekim, sözleşmenin süresinden önce feshine bağlanan ceza koşulunun geçerli olup olmadığının tartışıldığı Yargıtay... ,... K sayılı, 08.03.29019 tarihli kararında, esasa girişilmeden önce yapılan ön sorun oylamasında, meselenin hem işçi, hem de işveren yönünden getirilen ceza koşulu için değerlendirilmesi gerektiği, zira işçi aleyhine tek taraflı olarak getirilen ceza koşulunun geçersiz olduğu kabul edilmiştir. Anılan içtihadı birleştirme kararının gerekçesinde belirtildiği üzere; iş hukukunda kararlaştırılan cezai şartın genellikle iş sözleşmesinin belirli süreli sözleşmelerde, süre boyunca haklı neden olmaksızın feshini önlemek, eğitim verilen işçinin asgari çalışma şartına uyulmaması halinde eğitim giderlerini geri talep edebilmek veya rekabet yasağı sözleşmesine uygun davranılmasını sağlamak amacıyla getirildiği görülmektedir. Tüm bu hallerde taraflar sözleşmeden doğan bir yükümlülük yüklenmekte ve cezai şart ile söz konusu taahhütlerin etkinliği sağlanmaktadır.
İBK uyarınca, sözleşmenin süresinden önce feshi hali için öngörülecek ceza koşulunun karşılıklı olması, yani sadece işçi aleyhine öngörülmemiş olması zorunludur. Bu konu, İBK'nın açık gerekçesi karşısında artık tartışılamaz.
Yine, işçiye verilen eğitim giderleri nedeniyle, işçinin asgari çalışma şartlarına uymaması hali için eğitim giderlerinin işçiden tahsil edileceğine dair ceza koşulunun sadece işçi aleyhine konulması mümkün olmamalıdır. Burada, işverinin zaten eğitim giderlerini ödediği ve ceza koşulunun karşılıksız olmadığı savunulabilir. Çünkü işveren, giderini kendisi karşılayarak işçiye eğitim hizmeti vermiştir. Ancak, davamıza konu olayda olduğu gibi, rekabet yasağına bağlanan ceza koşulunun sadece işçi aleyhine öngörüldüğü durumlarda, işverenin her hangi bir karşı edim üstlendiğinden söz edilemez. Bu halde hizmet sözleşmesi karşılıklı olarak ifa edilmiş, işçi bilgisini ve emeğini işverene tahsis etmiş, işveren bunun karşılığında işçinin ücretini ödemiştir. İş sözleşmesinin sona ermesinden sonra, işveren, işçinin rakip firmalarda çalışmamasını, yani çalışma hak ve özgürlüğünün sınırlandırılmasını istemekte, ancak bunun karşılığında hiçbir karşı edim üstlenmemektedir. İşveren, işçinin çalışma alanını ve çalışma konusunu belli bir süre sınırlandırmakta, karşılığında hiçbir edim üstlenmemektedir.
Kanun, hizmet sözleşmelerinde sadece işçi aleyhine ceza koşulu getirilmesini sosyal amaçlarla, yani işçiyi korumak amacıyla getirmiştir. İşçi aleyhine konulan ceza koşuluna karşılık, işverene de bir ceza koşulu öngörülebileceği gibi, karşılıklılık başka şekillerde de sağlanabilir. Örneğin, rekabet yasağı karşılığında işveren, işçiye belirli bir miktar ödeme yapmayı veya yoksun kalacağı çalışma hakkı karşılığında aylık ücretinin belli bir kısmını yasak süresi boyunca ödemeyi üstlenebilir. Kanun, karşılığın mutlaka bir ceza koşuluyla düzenlenmesini aramamıştır.
Somut uyuşmazlıkta taraflar arasındaki rekabet yasağı içeren sözleşme 446. maddedeki yasal sınırlar içinde geçerli bir anlaşma olmakla birlikte, buna bağlanan tek taraflı ceza koşulunun hükümsüz olduğu, yani, hizmet sözleşmesi ve rekabet yasağı anlaşmasının geçerli olup, sadece tek taraflı ceza koşulu içeren 10.6.maddesinin hükümsüz olduğu, bu durumda, davacı işverenin, rekabet yasağını ihlal eden davalı işçiden ceza koşulunu isteyemeyeceği, ancak zararını kanıtlayarak tazminat isteyebileceği, davaya konu uyuşmazlığın itirazın iptali davası olarak ikame edildiği, davacının takipte talep ettiği alacak miktarı ve alacak nedeniyle bağlı olduğu, takip talebinde alacağın nedeni rekabet yasağına aykırılık olarak gösterildiği halde davacı işverenin iş bu davada ayrıca gizlilik sözleşmesinin ihlal iddiasında bulunamayacağı, tüm dosya kapsamı itibariyle davacının zarara uğradığını da ispat edemediği anlaşılmakla davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
Davalı kötüniyet tazminat talebinde bulunmuş ise de taraflar arasındaki uyuşmazlığın yargılamayı gerektirdiği ve davalı tarafından davacının kötüniyetli olduğunun ispat edilmediği anlaşılmakla davalının bu talebinin reddi gerekmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davanın REDDİNE,
2-Davalının kötüniyet tazminat talebinin REDDİNE,
3-Alınması gerekli 179,90 TL karar ve ilam harcının davacı tarafından peşin olarak yatırılan 409,23 TL peşin harçtan mahsubu ile bakiye 229,33 TL harcın kararın kesinleşmesinden sonra talep halinde davacıya İADESİNE,
4-Mahkememizce bu yargılama nedeniyle yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde BIRAKILMASINA,
5-Davalı kendisini dava ve duruşmalarda vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 13/1-4. maddesi uyarınca takdir edilen 9.200,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya ÖDENMESİNE,
6-6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi uyarınca taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansından bakiye miktarın kararın kesinleşmesinden sonra taraflara İADESİNE,
7- İzmir ... İcra Müdürlüğünün...esas sayılı dosyasının mercine İADESİNE,
Dair, 6100 sayılı HMK'nın 341 vd. Maddeleri uyarınca miktar itibariyle kesin olmak üzere taraf vekillerinin yüzlerine karşı verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 26/04/2023
Katip ... Hakim ...
E-İMZA E-İMZA