T.C.
İZMİR
1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2024/324 Esas
KARAR NO : 2025/122
DAVA : Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 18/04/2024
KARAR TARİHİ : 12/02/2025
Davacı tarafından davalı aleyhine açılan Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) davasının mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda, tüm dosya incelendi.
İDDİA VE TALEP:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı müvekkil aleyhine, davalı tarafça İzmir... İcra Dairesi ...Esas sayılı icra dosyası ile icra takibi başlatıldığı ve davacı müvekkilin icra dosyasına itiraz etmesi gerektiğini bilmemesi sebebiyle icra takip dosyasının kesinleştiği, takibe dayanak 10.000,00 TL miktarlı 10/01/2019 tanzim tarihli,15/01/2020 vade tarihli senette bulunan imzaların müvekkile ait olduğunu, ancak takibe dayanak 30.000,00 TL miktarlı 10/01/2019 tanzim tarihli,15/02/2020 vade tarihli senette bulunan imzanın davacı müvekkile ait olmadığını belirterek müvekkil aleyhine başlatılan icra takibine dayanak 30.000,00 TL miktarlı, 10/01/2019 tanzim tarihli,15/02/2020 vade tarihli senetteki imzanın müvekkile ait olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP VE SAVUNMA:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili ile davacı ... arasındaki ticari ilişkinin işletme devri ile başladığı, müvekkilinin kendisinin işletmekte olduğu Güzellik Salonu nitelikli işletmeyi davacı ... ile ortağı...'a devrettiği, noterde düzenlenmiş bu belgede de davacının imzası bulunmakta olup, işbu davaya konu eylediği senetteki imzası ile aynı olduğu, işletmeyi devralan davacı ... ile dava dışı ...n müvekkiline olan ve devir işleminden kaynaklanan borçlarını yine ödemedikleri için 10/01/2019 tarihli protokolün tanzim ve imza edildiği, davacı ...'in bu icra takip dosyasındaki borcunu da halen ödemediğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DAVA:
Dava, sahtelik iddiasına dayalı kambiyo senedinden kaynaklanan takip sonrası açılan menfi tespit isteğine ilişkindir.
DELİLLER:
-İzmir ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyası,
-... A.Ş nin 03/12/2024, 06/01/2025 tarihli yazısı ve eki,
-T. ... Bankası AŞ'nin 08/08/2024 tarihli yazısı ve eki,
-Bornova ... Noterliğinin 23/07/2024 tarihli yazısı ve eki,
-Davacıya ait imza ve yazı örnekleri,
-Bilirkişi...'ın 11/01/2025 tarihli raporu.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Gerçekte var olmayan bir borç ya da geçersiz bir hukuki ilişki nedeniyle icra takibine maruz kalması muhtemel olan veya icra takibine maruz kalan bir kimsenin (borçlunun) gerçekte borçlu bulunmadığını ispat için açacağı dava, menfi tespit olarak adlandırılmaktadır.
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun “Menfi tespit ve istirdat davaları” başlıklı 72. Maddesi: “Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit davası açabilir.” düzenlemesini içermektedir.
Anılan maddeden anlaşıldığı üzere borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir ve takip konusu alacağın borçlusu olmadığının tespiti isteyebilir.
Borçlu, belirtilen şekilde takipten önce veya sonra alacaklıya karşı bir menfi tespit davası açar ve bu davayı kazanırsa, hakkındaki icra takibi iptal edilir ve borcu ödemekten kurtulur.
Bu noktada, konuyla ilgisi bakımından “ispat yükü”ne ilişkin açıklama yapılmasında yarar vardır:
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK)’nun “İspat yükü” başlığını taşıyan 190.maddesi; “(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.
(2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.” hükmünü içermektedir.
Yukarıda belirtilen maddenin birinci fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmıştır. Buna göre, bir vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran taraf ispat yükünü taşıyacaktır. İspat yükünün belirlenebilmesi için önce ilgili maddî hukuk kuralındaki koşul vakıaların doğru bir şekilde tespit edilmiş olması ve buna uygun somut vakıaların ortaya konulmuş olması gerekir. Her bir vakıa bakımından lehine hak çıkarma çerçevesinde ispat yükü kuralları belirlenir. Ancak kanunda özel olarak ispat yükünün belirlendiği hallerde, genel kurala göre değil, kanunda belirtilen şekilde ispat yükü belirlenecektir. İkinci fıkrada ise, karinelerin varlığı halinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir. Karine söz konusu olduğunda, karine temeli ile karine sonucunu birbirinden ayırt etmek gerekir. Karineye dayanan taraf, sadece karine sonucunu ispat yükünden kurtulmuş olur, ancak karine temelini ispat etmek yükü altındadır. Bu durumu vurgulamak için, fıkrada açık düzenleme yapılmıştır. Kesin kanunî karineler dışında, karşı taraf karinenin aksini ispat edebilir. Fıkrada, özellikle aksini ispat kavramına yer verilmiştir. Zira, aksini ispat ve karşı ispat farklı kavramlardır. Karine söz konusu olduğunda, karşı ispat faaliyetinden değil, karine ile kabul edilen durumun aksini ispat etmek gerekir (6100 sayılı HMK. 190. madde gerekçesi).
Menfi tespit konulu eldeki davada ispat yükünün özellikleri üzerinde de durulmalıdır.
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesi gereğince borçlu icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu olmadığını ispat için menfî tespit davası açabilir. Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf, o vakıayı ispat etmeye mecburdur (4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesi).
İspat yüküne ilişkin bu genel kural, menfi tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfi tespit davalarında da, tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf o vakıayı ispat etmelidir.
Menfi tespit davasında borçlu ya borçlanma iradesinin bulunmadığını ya da borçlanma iradesi bulunmakla birlikte daha sonra ödeme gibi bir nedenle düştüğünü ileri sürebilir. Borçlu borcun varlığını inkar ediyorsa, bu durumlarda ispat yükü davalı durumunda olmasına karşın alacaklıya düşer. Borçlu varlığını kabul ettiği borcun ödeme gibi bir nedenle düştüğünü ileri sürüyorsa, bu durumda doğal olarak ispat yükü kendisine düşecektir.
Yukarıda yapılan açıklamalar ve tüm dosya kapsamı bir arada değerlendirildiğinde; Davacının, davalının kendisi aleyhinde İzmir... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyasında 2 adet bonoya istinaden takip başlattığı, takip dayanağı 15/01/2020 vade tarihli 10.000,00 TL bedelli senet altındaki imzanın kendisine ait olduğu ancak takip dayanağı 15/02/2020 vade tarihli 30.000,00 TL bedelli bono altındaki imzanın kendisine ait olmadığı iddiası ile iş bu davada davalıya bu senet sebebiyle borçlu olmadığının tespiti talebinde bulunduğu, davalının ise kendisine ait işyerini davacı ve dava dışı ...a devrettiği, davacı ve dava dışı ortağın kendisine borçlarının bulunduğu, bu borçlara ilişkin olarak taraflar arasında 10/01/2019 tarihli protokol düzenlendiği, bu protokol ile davacı, dava dışı... ve ...'ın borcu ödemeyi kabul ettikleri ve bu kapsamda muhtelif tarihli bonoları düzenleyerek kendisine teslim ettiği, takibe dayanak bonoların da bu bonolardan ikisi olduğu, davacının kötüniyetli olarak imza inkarında bulunduğunu savunduğu, taraflar arasında takibe dayanak 15/02/2020 vade tarihli 30.000,00 TL bedelli bononun altındaki imzanın davacının eli ürünü olup olmadığı, davacının bu senet sebebi ile davalıya borçlu olup olmadığı hususlarında uyuşmazlık bulunduğu görülmüştür.
Takip ve davaya konu uyuşmazlık kambiyo senedinden kaynaklandığından ve taraflar arasında tüketici işlemi bulunmadığından mutlak ticari dava niteliğindeki uyuşmazlıkta mahkememizin görevli olduğu değerlendirilmiştir.
İzmir...ra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyasının incelenmesinde, takip alacaklısının ..., takip borçlularının ..., ..., ... ve..., takip konusunun 40.000,00 TL asıl alacak, 3.652,40 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 43.652,40 TL alacak, takip dayanağının ise 10/01/2019 keşide, 15/01/2020 vade tarihli 10.000,00 TL bedelli bono ile 10/01/2019 keşide tarihli, 15/02/2020 vade tarihli, 30.000,00 TL bedelli bono olduğu, ödeme emrinin borçlu davacıya 01/12/2020 tarihinde tebliğ edildiği ve takibin kesinleştiği görülmüştür.
Mahkememizce davacının sahtelik iddiası yönünden yapılan incelemede, davacının mahkememiz huzurunda ayakta, oturarak ve çömelerek imza ve yazı örneklerinin alındığı, ayrıca davacıya dava konusu bononun düzenlenme tarihine yakın olacak şekilde imza ve yazı örnek asıllarının bulunduğu kurumları bildirmek üzere imkan tanındığı, davacının bildirdiği ilgili kişi ve kurumlardan belge asıllarının temin edildiği, dosyanın Adli Tıp Uzmanı bilirkişiye tevdi edildiği bilirkişinin 11/01/2025 tarihli raporunda, imzaların genel görünümü, imzaların başlangıç ve bitim noktaları ile başlangıçlarında yapılan paraf buklelerinin inşası, imzaların orta bölümlerinde arka arkaya yapılan harf, bukle, kıvrım, çizgi ve gramalarıntersimi, bunların biri birlerine olan bağlanış şekilleri, imzaların ebatları, seyir, sürat, eğim, baskı, ritim, kalem yürütme ve istif özellikleri, işleklik dereceleri ile itiyadi unsurlar, kaligrafık ve karakteristik kişisel diğer özellikler yönünden dava konusu senedin, ön yüzü sağ alt kısmında borçlu ... adına atılmış bir adet imzanın, davacı ...'a ait mukayeseye esas belgelerdeki tatbike medar imzalar arasında genel görünüşleri, seyir, sürat, eğim, ritim, baskı ve istif özelliklerinin benzer bir imza olduğunun tespit edildiği, senet aslı üzerindeki ... adına atılı borçlu imzasının ...'ın eli ürünü olduğu yönünde görüş ve kanaat bildirildiği görülmüştür.
Bono, ödeme vaadi niteliğinde kambiyo senedi olup, bonoyu düzenleyen asıl borçlu durumundadır. Yine bono, bağımsız borç ikrarını içerir. İllete bağlı olması gerekmez ve kural olarak ispat yükü senedin bedelsiz olduğunu iddia eden tarafa aittir.
Davacı, senetteki keşideci imzasının kendisine ait olmadığı iddiasında bulunduğuna göre, kural olarak iddiasını ispat etmesi gerekir (HMK 201. madde).
Somut olayda, davacı borçlunun dava konusu bonoda bulunan imzasını inkar ettiği, mahkememizce yapılan imza ve yazı incelemesinde imzanın davacının eli ürünü olduğunun tespit edildiği, davacı tarafından bilirkişi raporuna itiraz edilmiş ise de yapılan itirazın soyut beyana dayandığı, bilirkişi raporunun gerekçeli, objektif ve denetime elverişli olduğu, yeni rapor alınmasının yargılamaya katkı sağlamayacağı, buna göre davacının imza yönünden sahtelik iddiasının yerinde olmadığı, iddia ve savunmanın ileri sürülüş biçimi ve mahkememizce yapılan incelemenin niteliğine göre yapılacak başkaca araştırma bulunmadığı anlaşılmakla davanın reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
Davalı tarafından kötüniyet tazminatı talep edilmiş ise de, mahkememizce takibin durdurulması yönünden verilen herhangi bir tedbir kararı bulunmadığı, sadece icra veznesine girecek paranın davalı alacaklıya ödenmemesi yönünden tedbir kararı verildiği, ancak bu tedbir kararının da davacı tarafından teminat yatırılmaması nedeniyle yerine getirilmediği, davalı alacaklının uğradığı bir zarar bulunmadığı ve davacının da kötüniyetli hareket ettiği davalı tarafından ispatlanmadığından davalının kötüniyet tazminat talebinin yasal koşullarının oluşmadığı değerlendirilmiştir.
Davalı tarafından HMK 329 maddesi uyarınca sözleşme vekalet ücreti ve davacı aleyhinde disiplin para cezası uygulanması talep edilmiş ise de, davacı tarafından açılan menfi tespit davasının haksız olması ve davalının zarara uğraması halinde yaptırımının yasada açıkça kötüniyet tazminatı olarak öngörüldüğü, taraflar arasındaki uyuşmazlığın yargılamayı gerektirdiği, davacı tarafından imza inkarında bulunulmasının davalının HMK'nun 329 maddesine ilişkin talep şartlarını oluşturmayacağı ve bu talebin reddi gerektiği değerlendirilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklanan nedenlerle:
1-Davanın REDDİNE,
2-Davalının kötüniyet tazminat talebinin yasal koşulları oluşmadığından REDDİNE,
3-Davalının HMK 329. maddesi uyarınca davacı aleyhine vekalet ücreti ve para cezası uygulanması taleplerinin ayrı ayrı REDDİNE,
4-Alınması gerekli 615,40 TL karar ve ilam harcının davacı tarafından peşin olarak yatırılan 557,61 TL peşin harçtan mahsubu ile bakiye 57,79 TL harcın davacıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA,
5-Mahkememizce bu yargılama nedeniyle yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde BIRAKILMASINA,
6-Davalı kendisini dava ve duruşmalarda vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 13/1-4. maddesi uyarınca takdir edilen 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya ÖDENMESİNE,
7-6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi uyarınca taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansından bakiye miktarın kararın kesinleşmesinden sonra taraflara İADESİNE,
8-Karşıyaka Arabuluculuk Bürosu'nun ... sayılı arabuluculuk dosyasında suçüstünden karşılanan 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A. maddesi uyarınca davacıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAD KAYDINA,
9-Kararın kesinleşmesinden sonra dosyamız içerisinde bulunan İzmir... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyasının mercine İADESİNE,
Dair, 6100 sayılı HMK'nın 341 vd. Maddeleri uyarınca miktar itibariyle kesin olmak üzere tarafların yüzlerine karşı verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.12/02/2025
Katip ... Hakim ...
E-İMZA E-İMZA