T.C.
İZMİR
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2024/1003 Esas
KARAR NO: 2025/293
DAVA: Tazminat (Özel Sigorta Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 18/11/2024
KARAR TARİHİ: 20/03/2025
Yukarıda açık kimliği yazılı taraflar arasında mahkememizde görülen davanın yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA: Davacı vekili, dava dilekçesinde; ... Sigorta Kooperatifi Şirketi nezdinde... numaralı Genişletilmiş Kasko Poliçesi bulunan ve müvekkili ... adına tescilli ... plakalı aracın detayı ekli kaza tutanağında belirtildiği üzere 30.12.2018 günü tek taraflı maddi hasarlı trafik kazası geçirdiğini, meydana gelen kazadan sonra müvekkilinin ivedi bir şekilde kazayı sigorta şirketine ihbar ettiğini, yapılan ihbara istinaden sigorta şirketi tarafından hasar dosyası açıldığını ve eksper görevlendirildiğini, görevli sigorta eksperi tarafından hazırlanan raporda müvekkili aracında toplam 33.980,45-TL hasar meydana geldiğinin tespit edilmesine rağmen sigorta şirketi tarafından “Hasar dosyasına konu tazminat talebinin poliçe genel ve özel şartları çerçevesinde incelemesi yapılmış olup, Şirketimizce tazminat ödemesinin mümkün olmadığı bildiririz.” gerekçesi ile hasar dosyasının reddedildiğini, müvekkili aracında meydana gelen riziko, poliçe kapsamında olmasına rağmen sigorta şirketi keyfiyete dayalı, afaki bir ön inceleme ve hukuki dayanaktan yoksun olarak müvekkilin aracında oluşan zararı reddetmiştir. Söz konusu kazaya ilişkin hasar dosyasının mesnetsiz ve hukuka aykırı bir şekilde reddedilmesi müvekkilimin mağduriyetine neden olduğunu, sigorta şirketi sorumluktan tamamen kurtulmak için kötü niyetli bir şekilde hareket ederek müvekkilinin mağduriyetine sebep olduğunu, davalı sigorta şirketi tarafından kasko poliçesinden doğan yükümlülüklerinin yerine getirilmemesi sebebiyle taraflarınca yasal yollara başvuruda bulunularak İzmir ... Asliye Ticaret Mahkemesi’nde dava açılmış olup, yapılan yargılama neticesinde 05.10.2021 tarihli... K. sayılı kararıyla “Davanın KABULÜ ile, 30.000,00 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davalıdan alınarak davacıya verilmesine” şeklinde karar verildiğini, İlk derece mahkemesi kararına karşı sigorta şirketi tarafından yapılan istinaf başvuru neticesinde İzmir Bölge Adliye Mahkemesi...Hukuk Dairesi’nin 17.04.2024 tarihli ...K. sayılı kararı ile “Davanın KISMEN KABULÜ ile, 28.800,00 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle davalıdan alınarak davacıya verilmesine” şeklinde kesin olmak üzere hüküm tesis edilmiştir. İşbu kesin karar doğrultusunda sigorta şirketi tarafından İzmir... İcra Dairesi’nin... sayılı icra dosyasına 20.05.2024 tarihinde ödeme yapıldığını, yargı yolu ile müvekkilinin uğramış olduğu gerçek hasarın tespit edildiğini ve "Davanın Kabulüne" şeklinde hüküm kurulmuş ise de yaşanan kazanın 30.12.2018 tarihinde meydana geldiği gözetildiğinde o tarihten bu yana yaşanan yüksek enflasyon karşısında müvekkilinin tazminat alacağının eridiğini, bahse konu meydana gelen trafik kazasının 30.12.2018 tarihine ait olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından müvekkiline ait araçtaki hasar bedeline ilişkin ödemenin 20.05.2024 tarihinde yapılmış olması sebebiyle müvekkilinin munzam zararı meydana geldiğini, Müvekkiline ait araçta meydana gelen hasar bedelinin davalı tarafından zamanında ödenmemesi nedeniyle müvekkilinin dava açmak zorunda kalması, davanın sonuçlanması, istinaf incelemesinden geçmesi ve kesinleşmesi gibi yargılama süreci içerisinde beklemek zorunda kaldığını, bu zaman zarfında tazminat sorumluluğunu doğuran olayın konusu, araç fiyatlarının ülkemizde fahiş olarak arttığı ve müvekkilinin elde ettiği temerrüt faizini aşan bir zarar ortaya çıktığının sabit olduğunu, munzam zarara ilişkin davalı sigorta şirketine 25.07.2024 tarihinde başvuruda bulunulmuş olmalarına rağmen davalı sigorta şirketin taleplerini reddettiğini, bu nedenlerle Müvekkilinin maliki olduğu araçta meydana gelen maddi hasar bedelinin sigorta şirketi tarafından keyfi olarak ödememesi sebebiyle fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla müvekkilinin uğramış olduğu munzam zarara ilişkin şimdilik 10,00-TL alacağın sigorta şirketinin temerrüde düştüğü tarihten itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak müvekkile ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili, cevap dilekçesinde; Davalı müvekkil sigorta şirketin nezdinde kasko sigortalı... Plaka sayılı aracın, 30.12.2018 tarihinde kazaya karıştığını, araçta maddi hasar meydana geldiğini, davacı tarafın, tek taraflı maddi hasarlı trafik kazası nedeni ile müvekkil sigorta şirketine hasar tazmini talebinde bulunduğunu, ancak yapılan araştırmada kazanın oluşumu sırasında sürücünün alkollü olduğu anlaşıldığından ve kazanın alkol etkisiyle mi meydana geldiği yargılamayı gerektirdiğinden alkol raporu doğrultusunda hasar tazmini taleplerinin reddedildiğini, Davalının müvekkili sigorta şirketinin red kararı üzerine, davacı taraf İzmir ... Asliye Ticaret Mahkemesinin... E. ile dava açmış ve dava...arı ile karara bağlandığını, Mahkemenin kararının, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi ... K. Sayılı , 17.04.2024 tarihli kararı ile davanın KISMEN KABULÜNE, İzmir... Asliye Ticaret Mahkemesi’nin...K. Sayılı kararının HMK’nın 353/1-b-2 maddesi gereğince kaldırılmasına, kaldırılan kararın yerine geçmek üzere; “ Davanın kısmen kabulü ile 28.800.-TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle davalıdan alınarak davacıya verilmesine" ve diğer fer’i kararlara KESİN olarak karar verdiğini, davacı tarafın, İzmir Bölge Adliye Mahkemesinin tazminat kararı ile karşılanması mümkün olmayan ve temerrüt faiziyle de karşılanması mümkün olmayan aşkın (munzam) zararları olduğu iddiasıyla işbu davayı açtığını, davanın haksız, yersiz ve hukuka aykırı olduğunu, davacı tarafın, işbu davayı zamanaşımı süresi dolduktan sonra açtığını, aşkın (munzam) zararın, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zarar borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsadığını, davanın zamanaşımı nedeniyle reddinin gerektiğini, davacının munzam zararının varlığını ispat etmesi gerektiğini. hiçbir kabul anlamına gelmemek üzere; davalı tarafın, davacının iddia ettiği gibi hasar dosyasının reddedilmesinde ve sonrasında yargılama yapılması ve yargılamanın süresine müdahale etme şansı olmadığından kusurunun bulunmadığını, davacının kaza esnasında alkollü olması gerçeği karşısında, alkolün kazanın oluşumundaki etkisinin belirlenmesi yargılamayı gerektiğini, kaldı ki davalı müvekkili şirketin mahkeme kararının kesinleştiği 08.05.2024 tarihinden 12 gün sonra yani hemen sayılabilecek çabuklukta 20.05.2024 tarihinde , mahkeme kararı doğrultusunda tüm zararı ödediğini, bu nedenlerle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine, mümkün olmadığında esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir,
DELİLLER: İzmir ... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyası, hasar dosyası, poliçe, ödeme kayıtları delil olarak değerlendirilmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE;
1-Dava, davacının sigorta bedelinin tahsili talebiyle açtığı maddi tazminat davasının uzun sürmesi ve bu süreçte paranın alım gücünde meydana gelen azalmadan dolayı temerrüt faizini aşan zararının oluştuğu iddiasına dayalı munzam zararın tahsili talepli maddi tazminat davasıdır.
2-Taraflar arasındaki uyuşmazlık davacıya ait ve davalı nezdinde KASKO sigorta poliçesiyle sigortalı ola... plaka sayılı aracın 30.12.2018 tarihli tek taraflı trafik kazası nedeniyle oluşan hasar bedelinin mahkememizin... Karar sayılı dosyasında görülen ve İzmir Bölge Adliye Mahkemesi ...Hukuk Dairesi'nin... Karar sayılı 17.04.2024 tarihli kararıyla hüküm altına alınarak 20.05.2024 tarihinde ödenmesi nedeniyle davacının temerrüt faiziyle karşılanmayan aşkın zararının oluşup oluşmadığı ve TBK 122.maddesi uyarınca davalıdan tazmin edilip edilemeyeceği noktalarında toplanmaktadır.
3-Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 29.03.2022 tarihli 2021/11-938 E. 2022/401 K. sayılı kararında ayrıntılı olarak açıklandığı üzere; Aşkın (munzam) zarar, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Bu anlamda aşkın (munzam) zarar, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğuna dair ilkelere bağlı bir zarar türü olarak kabul edilir (Uygur, Turgut: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Cilt I, 2012, s. 810). Aşkın (munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır.
4-Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ilk koşul, bir para borcunda borçlunun temerrüdünün varlığıdır. Bu para borcunun kaynağının, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliği için herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Bu anlamda TBK’nın 122. maddesi, kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir. Borcun dayanağı haksız fiil, sözleşme, sebepsiz zenginleşme, kanun yahut vekâletsiz iş görme olabilir. Öte yandan hemen belirtilmelidir ki; aşkın (munzam) zarar borcunun hukukî sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. Bu nedenle borçlunun aşkın (munzam) zararı tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun, ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ikinci koşul, borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyetidir. Ancak alacaklının zararının temerrüt faizinden az yahut temerrüt faizine eşit olması durumunda, zararın temerrüt faiziyle karşılanacak olması sebebiyle aşkın (munzam) zararın varlığından söz edilemez. Bu aşamada önemle belirtilmelidir ki; TBK’nın 122. maddesi kapsamına kanunî temerrüt faizinin yanında akdi temerrüt faizinin uygulandığı borç ilişkileri de dâhildir. Eş söyleyişle alacaklının, borçlu ile arasındaki hukukî ilişkiden doğan temerrüt faizinin akdi yahut yasal olması, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğine engel teşkil etmez. Burada önem arz eden husus alacaklının temerrüt faiziyle karşılanamayan zararının mevcudiyetinin ispatıdır.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken üçüncü koşul; borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Zira aşkın (munzam) zarar sorumluluğu, temerrüt faizinden sorumluluktan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayanmakta olup burada aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Ancak aşkın (munzam) zarar iddiasının ileri sürüldüğü durumlarda sorumluluk için, diğer koşulların varlığı durumunda borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır. Başka bir anlatımla temerrüt sonrasında borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun alacaklı tarafından ispatı gerekmez. Aksine borçlu, temerrüde düşmede kusursuz olduğunu ispatlamadıkça ortaya çıkan aşkın (munzam) zarardan sorumludur.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken son koşul ise; borçlunun temerrüdü ile alacaklının aşkın (munzam) zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetidir. Bu çerçevede alacaklı, borçlunun temerrüde düşmesi ile ileri sürdüğü aşkın (munzam) zarar olgusu arasındaki illiyet bağını ispatla yükümlüdür.
Aşkın (munzam) zarar bu hukukî niteliği ve karakteri itibariyle, asıl alacak ve faizleri yönünden icra takibinde bulunulması veya dava açılmasıyla sona ermeyeceği gibi, icra takibi veya dava açılması sırasında asıl alacak ve temerrüt faizi yanında talep edilmemiş olması hâlinde dahi (TBK m. 122/2) takip veya davanın konusuna dâhil bir borç olarak da kabul edilemez. Bu nedenle asıl alacağın faizi ile birlikte tahsiline yönelik icra takibinde veya davada munzam zarar hakkının saklı tutulduğunu gösteren bir ihtirazî kayıt dermeyanına da gerek bulunmamakta olup ayrı bir dava ile de zamanaşımı süresi içerisinde her zaman istenmesi mümkündür.
Uyuşmazlık çerçevesinde üzerinde durulması önem arz eden bir diğer husus ise, aşkın (munzam) zararın ispatı olup esasen aşkın zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerindedir. Bu bağlamda aşkın (munzam) zarar alacaklısı, TBK’nın 122. maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır.
Aşkın (munzam) zararın talebinde varlığı iddia olunan zararın, yine alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başka bir anlatımla alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz (Uygur, s. 816).
Ayrıca bir para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alınarak belli bir oranda olacağı benimsenmiş ve TBK’nın 120. maddesi yollaması ile 3095 sayılı Kanun’un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranları belirlenmiştir. Buradan hareketle kanun koyucu tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip, bunların doğuracağı zarar dolayısıyla tazminat oranını T.C. Anayasası’ndan aldığı yasa yapma yetkisine dayanıp temerrüt faizi olarak belirlemiş iken, zımnen bu takdirin yerinde olmadığı ileri sürülüp sadece aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın geçmiş günler faizinden fazla olduğu kabul edilemez.
Uğranıldığı iddia olunan zararın, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle TBK’nın 122. maddesine dayanılarak aşkın (munzam) zarar istenilmesi hâlinde ise artık açılmış olan davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da yasal, elverişli ve geçerli delillerle, geçerli ispat kuralları dairesinde kanıtlanmalıdır. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır.
5-Somut uyuşmazlıkta davacı tarafça alacağın geç ödenmesinden dolayı temerrüt faiziyle karşılanmayan bir zararın oluştuğu ileri sürülmüş ise de bu hususta yalnızca yargılama sürecinde yaşanan fiyat artışlarına dayanıldığı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun yerleşik uygulamasına göre salt enflasyon ve fiyat artışları nedeniyle alım gücünde meydana gelen azalmanın munzam zararın varlığını ispata yeterli olmadığı, davacının ileri sürdüğü iddia ve dayandığı vakıalar itibariyle yerleşik yargısal uygulamaya göre hükmedilen maddi tazminat alacağının tahsil edildiği tarihte alım gücünde meydana gelen azalmanın, temerrüt faiz oranından daha yüksek düzeyde olduğunun ispat edilemeyeceği, TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanmasının gerektiği, anılan hususların varlığı alacaklıyı munzam zararın gerçekleştiğini ispat yükünden kurtarmayacağı (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2000/5-1611 Esas 2000/1636 Karar Sayılı ve 2017/18-2800 Esas 2021/1629 Karar Sayılı 09/12/2021 Tarihli kararları) dava dilekçesinde yer alan iddialar itibariyle davacının ülkenin genel ekonomik durumu ve fiyat artışları dışında başkaca bir zarar sebebine dayanmadığı ve bu haliyle munzam zararın varlığının ispat edilemediği değerlendirildiğinden davanın reddine karar verilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40-TL harcın peşin olarak alınan 427,60-TL harçtan mahsubu ile bakiye 187,80-TL karar ve ilam harcının davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
3-Karar tarihinde yürürlükte bulanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca davalı yararına takdir edilen 10,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine,
4-Davacı tarafından sarf edilen yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
5-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde ve resen ilgili taraflara iadesine,
6-Dava şartı arabuluculuk kapsamında hazine tarafından karşılandığı anlaşılan 3.600,00-TL arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsil edilerek hazineye gelir kaydına, bu hususta harç tahsil müzekkeresi yazılmasına,
Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, diğer tarafların yokluğunda gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde mahkememize bir dilekçe verilmesi veya tutanağa geçirilmek kaydıyla mahkememiz zabıt katibine beyanda bulunmak ve bu beyanın mahkememiz Hakimi tarafından onaylanması sureti ile istinaf kanun yoluna gidilebileceği, yasal süre içinde istinaf kanun yoluna başvurulmadığı takdirde kararımızın kesinleşeceği, yasal sürede istinaf kanun yoluna gidilmesi halinde dosyanın ilgili İzmir Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi'ne istinaf konusunda karar verilmek üzere gönderileceği açıklanmak sureti ile açık yargılama sonunda verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.20/03/2025
Katip ...
e-imzalıdır
Hakim ...
e-imzalıdır