T.C.
İZMİR
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2024/1060 Esas
KARAR NO: 2025/231
DAVA: İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 03/12/2024
KARAR TARİHİ: 06/03/2025
Yukarıda açık kimliği yazılı taraflar arasında mahkememizde görülen davanın yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA: Davacı vekili, dava dilekçesi ile; Müvekkili şirket kendisine ait ... Mah....Parsel Karaburun/İZMİR adresinde bulunan metruk taş binanın kanun ve kaidelere uygun şekilde restorasyonuna ait temel, zemin kat ve 1. Kat döşemesi, çelik güçlendirme seramik işçilik, elektrik ve su tesisatı ve altyapısı, montaj işçiliği, malzemeleri su ve ısı yalıtımı ve çatı imalatı, hafriyat ve moloz işleri, foseptik imalatı, malzemeli duvar imalatı, sıva ve boya işleri, taş duvar tadilat ve boyama işlerinin yapımı için davalı şirket ile ekte mevcut güçlendirme ve tadilat yapım sözleşmesini imzaladığını, taraflar arasında imzalanan sözleşmeye göre; sözleşme tarihi 05.12.2022 olup işin başlangıç tarihinin de 05.12.2022. tarihi olduğunu, bitiş tarihinin ise 31.03.2023 olarak belirlendiğini, Müvekkili şirketin sözleşme gereği; üzerine düşen tüm edimleri eksiksiz olarak ifa etmişse de davalı yanın sözleşme gereğini yerine getirmediğini, yapılacak tadilat işleri ve süreleri işleri sözleşmenin 3. sayfasında ayrıntılı şekilde belirtilmiş olup müvekkilince yapılacak tüm tadilat ve güçlendirme işlemleri için her ay aşağıda kararlaştırılmış olan aylarda olmak üzere toplam 900.000,00-TL ödenmesi kararlaştırıldığını, sözleşme imzalandığı anda davalı yana müvekkili tarafından 100.000,00-TL ödendiğini, Müvekkilinin sözleşmede kararlaştırıldığı şekilde üzerine düşen ödemeleri yerine getirmişse de davalı yan yukarıdaki tabloda ayrıntılı olarak belirtilen Ocak 2023 Sonu bitmesi kararlaştırılan tadilat ve güçlendirme işlemlerini yerine getirmişse de Şubat 2023 ve Mart 2023 sonu bitirilmesi gereken işlemleri müvekkiline sunduğu çeşitli bahanelerle ertelemiş sözleşmede kararlaştırılmadığı halde devamlı olarak kısa aralıklarla müvekkilinden süresinden önce ödeme yapmasını istemiş müvekkilinin de işin devam etmesi için ödemelerini önden tamamlamışsa da davalı yan bahaneler üretmeye devam ettiğini ve şu güne kadar da müvekkile ödemesinin iadesini yapmadığı gibi sözleşmede kararlaştırılan tadilat ve güçlendirme işlemlerini de yerine getirmediğini, bu nedenlerle davanın kabulüne, davalı tarafından Torbalı İcra Müdürlüğü ... sayılı dosyaya yapılan itirazın fazlaya ilişkin her türlü hakları saklı kalmak ve bilirkişi incelemesi sonucu arttırılmak kaydıyla avans faizi eklenerek şimdilik 1000,00-TL'lik kısmının itirazın iptaline, davalı aleyhine dava konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili, cevap dilekçesinde; Müvekkili ile davacı firma arasında, davacıya ait İzmir ili Karaburun ilçesi Bozköy Mahallesi... parsel üzerinde bulunan taş binanın güçlendirme ve tadilatının yapılması için 05/12/2022 tarihli eser sözleşmesi imzalandığını, sözleşmenin imzalanmasıyla birlikte davacı tarafından kısmi ödeme yapıldığını ve müvekkilinin işe başladığını, Müvekkilinin 3. maddede belirtilmiş olan yükümlülüklerinin tamamını belirlenen plan içerisinde gerçekleştirdiğini, buna göre, müvekkilinin işbaşı yaptıktan sonra c30 beton ile temeli, zemin kat ve 1. Kat tavanını inşa etmiş, zemine çelik konstrüksiyon yaptığını, yine zeminin altına trapez saç ve çelik hasır ördüğünü, evin bu genel yapısına ilişkin kaba inşaatı bittikten sonra da su tesisatını kurduğunu, Müvekkilinin sözleşme gereği yapmakla yükümlü olduğu işlere ek olarak, davacının keyfi şekilde yapılan duvarın şeklini/tarzını beğenmemesi ve farklı bir tarzda duvar yapılması yönünde kararını değiştirmesi üzerine yaptığı dubarı yıktığını, hafriyatını taşıdığını ve dökmüş ve davacının sonradan karar kıldığı tarzda yeni bir duvar ördüğünü, taraflar arasındaki uyuşmazlık da bu noktada başladığını, tarafların, müvekkili tarafından yapmış olan duvarın yıkılarak yeniden yapılması hususunda bu yıkımın, hafriyatın taşınmazı ve dökülmesi işlemlerinin ve yeniden yapımın ayrıca bir ücrete tabi olduğu hususunda anlaştıklarını ve müvekkilinin bunun üzerine davacının talebini yerine getirdiğini, ancak sonrasında davacı bu yeniden yaptırdığı duvar için ayrıca ödeme yapmayı reddettiğini, Müvekkilinni sözleşme gereği üzerine düşen tüm yükümlülükleri sözleşmede belirlenen takvim doğrultusunda yerine getirmesine ve hatta davacının sözleşme dışı talebi doğrultusunda yapmış olduğu dubarı yıkıp yeniden davacının isteğine göre yapmasına rağmen davacının bu ek talebine ilişkin başta kabul etmiş olduğu ödemeyi yapmaması üzerine zarar eder noktaya geldiğini, çünkü duvarın yıkımına hafriyat ve molozların taşınmasına ve dökülmesine ve yeniden duvar örülmesine ilişkin tüm masrafların müvekkili tarafından yapıldığını ve sonrasında ne bu masraflar ne de işçilik ücreti davacı tarafından müvekkiline ödenmediğini, bu nedenlerle davanın reddine, davacının icra takibine konu edilen miktarın %20'sinden az olmamak üzere kötüniyet tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE;
1-Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili istemiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali davasıdır.
2-Anayasanın 37. maddesine göre, "Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz".
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanun'unun 1. maddesine göre, "Mahkemelerin görevi, ancak kanunla düzenlenir. Göreve ilişkin kurallar, kamu düzenindendir." 114/c maddesine göre, mahkemenin görevli olması dava şartıdır. 115. maddesine göre, "Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir." Dolayısıyla görev konusunun, mahkemelerce her aşamada resen gözetilmesi gerekir.
3-6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesine göre, bir davanın ticari dava sayılması için uyuşmazlık konusu işin taraflarının her ikisinin birden ticari işletmesiyle ilgili olması ya da tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin tarafların ticari işletmesiyle ilgili olup olmamasına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu veya diğer kanunlarda o davaya asliye ticaret mahkemesinin bakacağı yönünde düzenleme olmalıdır. Örneğin, ödünç para verme işlemlerine ilişkin uyuşmazlıklar Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesi uyarınca, iflas davaları ise 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 154 ve devamı maddeleri hükmünce ticari dava sayılır. Buna karşılık Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesi uyarınca, tarafların tacir olup olmamasına bakılmaksızın ticari dava sayılan havale, vedia ve fikir ve sanat eserlerine ilişkin uyuşmazlıklardan doğan davalar herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmiyorsa, ticari dava vasfını kaybedecektir.
Diğer taraftan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/II. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira, Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez.
TTK'nın 14.maddesinde "bir ticari işletmeyi, kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir. Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo ve sair ilan vasıtaları ile halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline kaydettirerek keyfiyeti ilan etmiş olan kimse fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır." denilmektedir.
Dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Türk Ticaret Kanun'un 11.maddesinde ticari işletme şu şekilde tanımlanmıştır. "(1) Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. (2) Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Bakanlar Kurulunca çıkartılacak kararname ile belirlenir." Yine aynı yasanın 12.maddesine göre tacir, bir ticari işletmeyi kısmen de olsa kendi adına işleten kişidir. 15.maddesinde ise; "İster gezici olsun, ister bir dükkanda veya sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedeni çalışmasına dayanan ve geliri 11.maddenin 2.fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır." düzenlemesi bulunmaktadır.
5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanun'un 3/a maddesine göre; "Esnaf ve sanatkâr: İster gezici ister sabit bir mekânda bulunsun, Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedenî çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseler"dir.
Dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Türk Ticaret Kanun'un gerek 11. gerekse 15.maddesinde öngörülen sınırı belirleyen Bakanlar Kurulu kararı ise 21.07.2007 yürürlük tarihli, 207/12362 sayılı Bakanlar Kurulu kararı olup, söz konusu Bakanlar Kurulu kararı:"Esnaf ve sanatkâr ile tacir ve sanayicinin ayrımı MADDE 1 – (1) 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ve 63 üncü maddesi ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 12 nci ve 17 nci maddelerinin uygulaması bakımından;a) Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunun tespit edeceği ve Resmî Gazete’de yayımlanacak esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedeni çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunanlardan 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 177 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (3) numaralı bentlerinde yer alan nakdi limitlerin yarısını, (2) numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve sanatkâr sayılmaları ile esnaf ve sanatkâr siciline ve dolayısıyla esnaf ve sanatkarlar odalarına kaydedilmeleri,
Ancak, esnaf ve sanatkâr siciline kayıtlı iken, daha sonraki yıllarda yıllık alış veya satış tutarları ya da gayri safi iş hasılatı, esnaf ve sanatkâr sayılma hadlerini aşanların kendileri istemedikçe ticaret siciline ve dolayısıyla Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği bünyesindeki odalara kayıt için zorlanmaması, yıllık alış veya satış tutarları ya da gayri safi iş hasılatı esnaf ve sanatkâr sayılma hadlerinin altı katını aşanların ise kayıtlarının, esnaf ve sanatkâr sicili marifetiyle ticaret siciline aktarılması,
b) 213 sayılı Vergi Usul Kanununa istinaden birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve bu Kararın (a) bendinde belirtilenlerin dışında kalanların tacir ve sanayici sayılmaları ile ticaret siciline ve dolayısıyla Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin bünyesindeki odalara kaydedilmeleri, kararlaştırılmıştır."şeklindedir.
Yukarıda belirtilen Bakanlar Kurulu kararında tacir ile esnaf arasındaki sınırın belirlenmesinde gözetilecek değerler yönünden Vergi Usul Kanun'un 177.maddesine atıfta bulunulmuş olmakla dava ve işlem tarihi itibariyle bahsi geçen yasa maddesindeki düzenleme; "Aşağıda yazılı tüccarlar, I inci sınıfa dahildirler:(1)1. Satın aldıkları malları olduğu gibi veya işledikten sonra satan ve yıllık alımlarının tutarı 7.200.000.000 (2022 yılı için 400.000 TL) lirayı veya satışlarının tutarı 8.640.000.000 (2022 yılı için 570.000 TL) lirayı aşanlar; 2. Birinci bentte yazılı olanların dışındaki işlerle uğraşıp da bir yıl içinde elde ettikleri gayri safi iş hasılatı 3.600.000.000 (2022 yılı için 400.000 TL) lirayı aşanlar; 3. 1 ve 2 numaralı bentlerde yazılı, işlerin birlikte yapılması halinde 2 numaralı bentte yazılı iş hasılatının beş katı ile yıllık satış tutarının toplamı 7.200.000.000 (2022 yılı için 400.000 TL) lirayı aşanlar..."şeklindedir.
4-Yukarıda açıklanan usul ve esaslar dikkate alındığında, uyuşmazlığın ticari dava mahiyetinde sayılabilmesi için her iki tarafın tacir olması yeterli olmamakta, ayrıca uyuşmazlık konusu işin tacire ait ticari işletmenin faaliyetlerinden kaynaklanması gerekmektedir. Örneğin bir tacirin ticari işletmesinde kullanacağı televizyonla ilgili gerçekleştireceği hukuki işlemler ticari nitelikte ise de aynı tacir evinde kullanmak üzere satın aldığı bir televizyon yönünden tüketici sıfatını haiz olacaktır.
Somut olayda davacının tüzel kişi şirket olması ve şirketlerin tüm işlerinin ticari nitelikte olduğunun karine olarak kabul edilmesi nedeniyle işin davacı yönünden ticari nitelikte olduğu sabittir.
Davalı ... yönünden ise davalının vergi kaydının bulunmadığı, esnaf odası kaydının yer almadığı ve ayrıca ticaret sicilinde kayıtlı tacir de olmadığı görülmüştür. Bu durumda davalının tacirlik düzeyinde gelir getirici bir işletme faaliyeti yürüttüğüne dair dosya kapsamında bir delil bulunmadığı ve bu haliyle davanın genel hükümler dairesinde incelenmesi gerektiği gözetilerek mahkememizin görevsizliğine, görevli mahkemenin İzmir Asliye Hukuk Mahkemesi olduğuna karar verilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-1-DAVANIN, HMK 114/1-c maddesi gereğince mahkememizin görevsiz olması nedeniyle dava şartı yokluğundan HMK 115/2 maddesi gereğince USULDEN REDDİ ile, Mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE, İZMİR ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNİN GÖREVLİ OLDUĞUNA,
2-HMK'nun 20.maddesi uyarınca bu karara karşı süresi içerisinde kanun yoluna başvurulmadan kesinleşmesi halinde kararın kesinleştiği tarihten, kanun yoluna başvurulması halinde bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde mahkememize başvurularak dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesinin talep edilmesi halinde dava dosyasının yetkili ve görevli İzmir Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, kesinleşmeden itibaren 2 haftalık süre içerisinde dosyanın yetkili ve görevli mahkemeye gönderilmesi talep edilmezse davanın açılmamış sayılacağının İHTARINA,
3-Yargılama giderlerinin görevli ve yetkili mahkeme tarafından değerlendirilmesine,
Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı vekilinin e-duruşma yoluyla yüzüne karşı, diğer tarafların yokluğunda gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde mahkememize bir dilekçe verilmesi veya tutanağa geçirilmek kaydıyla mahkememiz zabıt katibine beyanda bulunmak ve bu beyanın mahkememiz Hakimi tarafından onaylanması sureti ile istinaf kanun yoluna gidilebileceği, yasal süre içinde istinaf kanun yoluna başvurulmadığı takdirde kararımızın kesinleşeceği, yasal sürede istinaf kanun yoluna gidilmesi halinde dosyanın ilgili İzmir Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi'ne istinaf konusunda karar verilmek üzere gönderileceği açıklanmak sureti ile açık yargılama sonunda verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 06/03/2025
Katip ...
e-imzalıdır
Hakim ...
e-imzalıdır