T.C.
İZMİR
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
DOSYA NO : 2024/444 Esas
KARAR NO : 2025/209
DAVA : Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 17/05/2024
KARAR TARİHİ : 27/02/2025
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
İDDİA : Davacı vekilinin mahkememize verdiği dava dilekçesinde özetle; 23.04.2023 tarihinde kasko sigortalılarına ait ...plakalı araç ile davalı ...a ait... plakalı motosikletin çarpması neticesinde çift taraflı, maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiğini, davalı...a ait... Plakalı motosikletin ZMM sigortası davalı ... sigorta olduğunu, söz konusu kazada... plakalı araç sürücünün 2918 Sayılı K.T.K. Madde 46 "Tekyönlü karayollarında araçlarını ters istikamette sürmemek" kuralını ihlal ettiğinden asli ve tam kusurlu olduğunu, İzmir ... Sulh Hukuk Mahkemesi... D.iş sayılı dosya ile delil tespiti davası açılmış olduğunu, meydana gelen kazada kasko sigortalılarının aracında oluşan toplam hasar tazminatı olan 27.595,00-TL'nin kasko sigortalılarına ödenmiş olup ödenen tazminatı motosiklet malikine rücu etme hakkı bulunduğunu, ayrıca dava şartı olan arabuluculuk yoluna taraflarınca başvurulmuş olup, İzmir Arabuluculuk Bürosunun... arabuluculuk dosya numaralı dosyasında görüşmelerin "anlaşmama" şeklinde tamamlandığını, yine söz konusu olaya ilişkin maddi zararların giderilmesi için davalı... sigortaya başvuru şartının yerine getirilmiş olduğunu, yasal süre içerisinde herhangi bir ödeme yapılmadığını, açıklanan nedenlerle, davalarının kabulü ile 27.595,00-TL sigorta rücu tazminatının ödeme tarihi olan 04.07.2023 tarihinden itibaren T.C. Merkez Bankasınca kısa vadeli kredilere uygulanan reeskont (avans) faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini; yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davalılar tarafına yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA :Daval... sigorta vekilinin mahkememize verdiği cevap dilekçesinde özetle; Davacının sigortalısı tarafından emniyet birimlerine haber verilerek kaza tespit tutanağı tutulması gerekmekteyken yapılmadığını, taraflarına yapılan rücu talebinde kaza tespit tutanağının veya ifade tutanakları gibi resmi evrakların bulunmaması nedeniyle davacı tarafa ödeme yapılmadığını, davacının sigortalısının beyanından olay sonrasında emniyet birimlerine haber verilmediğini, kaza tespit tutanağı düzenlendirilmediğinin anlaşılmakta olduğunu ancak kaza tespit tutanağının somut olayın nasıl gerçekleştiğini kanıtlayan ve sigorta talebinin temelini oluşturan evrak olduğunu, kaza tespit tutanağının, kazaya karışan taraflar arasında çıkabilecek hukuki uyuşmazlıkların çözümüne esas olacak ve trafik zabıtasınca düzenlenecek, adli yargı mercilerine intikal eden uyuşmazlıklarda mahkemeler ve tahkim kurulları tarafından değerlendirilecek ve denetlenecek olan resmi bir belge olduğunu, sigorta şirketine başvuru yapılırken geçerli bir kaza tespit tutanağı sunulmasının başvuru şartlarından olduğunu, aksi halde hesaplama yapılarak hasarın doğru tespit edilmesinin mümkün olmayacağını, kaldı ki geçersiz bir tutanakla başvuru yapıldığından davacı tarafın usulüne uygun bir başvuruda bulunduğunun söylenemeyeceğini, davacının sigortalısının kaza sonrasında emniyet birimlerine haber vermeyerek üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmediğini, ağır kusur ihlalinde bulunduğunu, kaza tespit tutanağı olmaksızın yapılan başvurunun geçerli sayılmayacağından ve davacının sigortalısının emniyet birimlerine haber vermeyerek ağır kusur işlemiş olduğundan müvekkili şirketin işbu kazaya ilişkin sorumluluğunun bulunmadığını, bu nedenle öncelikle davanın esastan reddine, aksi halde usulsüz başvuru yapıldığından usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, ayrıca ispat yükü davacı taraf üzerinde olduğundan taraflarını usulüne uygun temerrüde düşürmediğinin bu sebeple aleyhlerine tazminata hükmedilecek olması halinde karar tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerektiğini, aksi halde yedek parça ve işçilik bedellerine iskonto uygulanması gerektiğini, sigorta şirketlerinin, hasarlı aracın değiştirilmesi gereken yedek parçalarının tedarik sürecinde, toplu ve büyük tutarlı yedek parça alımı yapabilme kapasitelerinden kaynaklanan rekabet gücünü kullanarak indirim hakkı elde edebilmekte olduğunu, farklı servislerden fiyat teklifi alarak rekabet ortamı içerisinde alternatif onarım metotları kullanabilmekte olduklarını, burada önemli olanın hasarlı araca sigortacılık mevzuatının öngördüğü vasıfta parçaların takılması ve hasarlı aracın layıkıyla onarılarak gerçek zararın karşılanması olduğunu, müvekkili şirketin sorumluluğunun, kaza tarihi itibari ile benzer hasarlardaki onarım uygulamasına göre, eşdeğer veya ömrünü tamamlamış araçlar mevzuatı kapsamındaki parça bedelleri ile sınırlı olduğunu, müvekkili şirketin kdv'den sorumlu olmadığını, hasar onarım bedeli talepleri içerisinde KDV’de talebinin de bulunmakta olduğunu, ancak davacı taraf tacir olduğundan defterlerine faturayı gider olarak eklediklerinden vergi indirimi sağladıklarından hesaplamanın KDV hariç yapılması gerektiğini, kazada rücu nedeni söz konusu olduğundan ilgili ödemenin sigortalılarının sorumluluğunda olduğunu, açıklanan nedenlerle usule ilişkin eksiklikler nedeniyle davanın usulden reddine, kaza tespit tutanağı tanzim edilmediğinden ve emniyet birimlerine haber verilmediğinden davanın esastan reddine, aksi halde müvekkili şirkete usulüne uygun başvuru yapılmadığının kabulüne işin esasına geçilmesi halinde; Kasko poliçesi ile ZMMS Genel ve Özel şartları yönünden farklılıklar söz konusu olduğundan eşdeğer ve ömrünü tamamlamış parça mevzuatının uygulanarak, eğer araç müvekkili şirketin anlaşmalı olduğu bir tamirhanede onarılmış olsa idi uygulanacak iskonto ve yedek parça tedarik iskontolarının uygulanmasına, davacı tarafın tacir olup, KDV tutarlarını defterlerine işlemek sureti ile gider göstermiş olduğundan, KDV hariç bir hesaplama yapılmasına, sigortalıya rücu nedeni bulunduğundan tarafları bakımından ayırma kararı verilerek davanın reddine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin dava aleyhlerine sonuçlansa dahi dava açılmasına sebebiyet vermemiş olmaları nedeniyle karşı tarafa yükletilmesine, karar verilmesini arz ve talep etmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN TESPİTİ, DELİL DEĞERLENDİRMESİ ve GEREKÇE :
1-. Dava, davacının kasko sigorta poliçesi kapsamında ödemiş olduğu tazminatın rücuen tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki İtirazın İptali istemine ilişkindir.
2- Dava konusu kaza, davalı...ın kaza tarihinde maliki olduğu...plaka sayılı araç ile davacının genişletilmiş kasko poliçesi ile sigortalı olan ... plaka sayılı "Hususi" nitelikte otomobil arasında meydana gelmiştir.
Davacı, kasko poliçesi kapsamında sigortalı araç için ödenen meblağın davalıdan tahsilini talep etmektedir.
3- Davacı sigorta şirketi, sigortalısının zararını poliçe gereği tazmin ettiği için sigortalısının kanuni halefi olmakta ve hukuken onun yerine geçmektedir:
TTK'nun 1472. maddesinde düzenlenen Halefiyet; yasal, sınırlı ve cüz’î halefiyet niteliğindedir. Bu maddeden doğan halefiyet hakkına istinaden açılan veya açılacak olan dava, esas itibariyle sigortalının, kendisine zarar verene karşı açacağı tazminat davasının, onun halefi sıfatıyla sigortacı tarafından açılmasıdır. TTK'nun 1472. maddesi uyarınca sigortacı, sigorta bedelini ödedikten sonra hukuken sigorta ettiren yerine geçer ve böylelikle dava, tazmin edilen bedel nisbetinde sigortacıya intikal eder. Bu şekilde sigortalısının haklarına halef olan sigorta şirketinin ödediği tazminat miktarınca hukuken sigortalı yerine geçerek açtığı rücû davası aslında bir tazminat davası olup bu niteliği itibariyle aynı zamanda şahsî nitelikte bir Eda Davasıdır. Rücu, sigortacının ödediği bedelle sınırlı olduğundan sigortacı Cüz'î Halef olmaktadır. Sigortacının, sigortalıya ödediği tazminat oranında sigortalının yerine geçeceği ve onun Kanunî Halefi olacağı hususu ilke olarak 31.03.1954 gün ve 1953/18 E., 1954/11 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtilmiştir. 17.01.1972 tarih ve 1970/2 E. - 1972/1 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da, sigortacının, zarara sebebiyet veren aleyhinde açtığı rücû davasının, kanundan doğan halefiyete dayandığı ve halef olanın, halefiyet yolu ile nasıl bir hak iktisap etmiş ise o hakka sahip olacağı vurgulanmış, velhasıl sigorta ettirenin ne hakkı varsa bunların, şartları gerçekleşince sigortacıya geçeceği, sigortacının, sigorta ettirenin bütün defilerini üçüncü şahıslara karşı ileri sürebileceği ve Borçlar Kanununun 44. maddesine (TBK m. 52) de dayanabileceği, doğal olarak sigorta ettirenin olayda dava hakkı yoksa, sigortacıya da bu yönde bir hakkın intikal etmeyeceği açıklanmıştır.
4- Davacı sigorta şirketi, bu davayı sigortalısının halefi olarak açtığına göre, Görevli Mahkemenin tayininde sigortalı ile davalı arasındaki ilişkinin hukuki mahiyeti nazara alınır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının 22.3.1944 Tarih E. 37, K. 9, RG. 3.7.1944 sayılı kararında bu husus "Sigortacının sorumlu kişi aleyhine açacağı dava, sigorta poliçesinden doğan bir dava değildir. Bu nedenle, halefiyet davası bir tüketici dava sayılamaz. Bu dava, aynen sigortalı kimsenin sorumlu kişiye karşı açmış olduğu bir dava gibidir. Sigortalının muhtelif mahkemelerde dava açma hakkı varsa, aynı hak sigortacının halefiyet hakkına dayanan rücu davası için de söz konusudur." şeklinde vurgulanmaktadır.
5- Eldeki davada; Davacı sigorta şirketi, sigortalısının zararını poliçe gereği tazmin ettiği için sigortalısının kanuni halefi olmakta ve hukuken onun yerine geçmekte ve bu haksız fiil neticesinde sigortalısının halefi olarak yerini almakta olup, davacı her ne kadar sigorta şirketi ise de selefinin bir şirket olmaması ve kasko poliçesi ile sigortalanmış olan... plaka sayılı aracın kullanım vasfının ruhsatta "Hususi" olarak işli olması, yani "Ticari" vasıfla kayıtlı olmaması, davanın mutlak ticari dava olmadığı değerlendirmesine neden olmuş, davalılar arasında bir başka sigorta şirketinin (...Sigorta) bulunduğu atlanarak davanın mutlak ticari dava iken YANILGIYLA AŞAĞIDAKİ GÖREVSİZLİK KARARI VERİLMİŞTİR.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacının davalıya karşı açmış olduğu dava da HMK.114/1-c,115/2 madddesi gereği Göreve İlişkin Dava Şartı Yokluğu nedeniyle DAVANIN USULDEN REDDİNE,
2-HMK'nun 20. maddesi uyarınca bu karara karşı süresi içerisinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmesi halinde kararın kesinleştiği tarihten, kanun yoluna başvurulması halinde bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde kararı veren mahkememize başvurularak dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesinin talep edilmesi halinde dava dosyasının görevli İZMİR NÖBETÇİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ'NE GÖNDERİLMESİNE,
3-Bu karara karşı süresi içerisinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmesi halinde kararın kesinleştiği tarihten, kanun yoluna başvurulması halinde bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden 2 hafta içinde kararı veren mahkememize başvurularak dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesinin talep edilmemesi halinde Mahkememize davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğine,
4-Harç, yargılama gideri ve vekalet ücretinin görevli Mahkemede nazara alınmasına,
Dair; davacı vekilinin yüzüne karşı davalı tarafın yokluğunda HMK 341 maddesi gereğince miktar itibariyle Kesin Olarak verilen karar açıkça okundu, usulen anlatıldı. 27/02/2025
Katip...
e-imza
Hakim ...
E imza