T.C.
İZMİR
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2024/599 Esas
KARAR NO : 2025/410
DAVA : İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle)
DAVA TARİHİ : 11/07/2024
KARAR TARİHİ : 24/04/2025
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacıya ait iş yerinin de bağlı olduğu ve zemin kısmında olduğu ...tmanı yönetimi ile davalı...Dekorasyon İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi arasında binanın dış cephe ısı yalıtımı, boya vs ve aralarındaki sözleşmede belirtilen hususların yapımı konusunda anlaşıldığı, işin yapımı esnasında hiçbir önlem ve tedbir alınmadığı, mezkur sözleşmede belirtilen ve çevre temizliğini ilgilendiren şartların yerine getirilmediği, bunun sonucunda davacıya ait tente, tabela ve pergola sisteminin ciddi zarar gördüğü ve kalıcı hasarlar meydana geldiği, ayrıca çalışanların üzerinde gezmesinden dolayı tentenin hasar gördüğü ve bu sebeple çalışmadığı, kumaşlarda delikler oluştuğu, ışıklı büyük tabelanın kablo ve sisteminin zarar gördüğü, tentedeki deliklerden su sızdığı belirtilerek bu hususta İzmir... Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından yapılan tespitte, malzeme+işçilik+nakliye+kdv toplamda 347.250,00 TL toplam zararın taraflarına ödenmesine dair yapılan takibin durdurulduğu, dolayısıyla itirazın iptali talep edilmektedir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; İzmir ... Sulh Hukuk Mahkemesi'nin... D. İş. sayılı dosyasından alınan bilirkişi raporu ve bu rapora dayanarak mahkemece verilen kararı kabul etmelerinin mümkün olmadığı, tespit edilen zarar ve hasarların davalı şirket ile apartman yönetimi arasında imzalanan sözleşme gereği yapılan iş neticesinde olup olmadığına ilişkin somut bir delil bulunmadığı, davalı şirket ile... Apartmanı Yönetimi arasında imzalanan sözleşmede işverenin sorumluluklarının belirtildiği, buna göre gerekli kolaylık ve özeni göstermekle yükümlü olduğu ancak dükkanın bulunduğu kısıma iskele kurulmasına izin verilmediğinden müvekkili şirkete uygun koşulların sağlanmadığı, bu durumun gecikmeye yol açmasını engellemek adına vinç kiralandığı dolayısıyla dükkanın üzerine dökülen malzemenin temizlenmesinin mümkün olmadığı, davacı firmanın da buna müsaade etmediği, apartman yönetimi ve davacı firma tarafından gerekli çalışma koşullarının oluşturulmadığı dolayısıyla oluşan zarardan davalı şirketin sorumlu tutulamayacağı, davacı firmanın zarar gördüğünü iddia ettiği tente, tabela ve pergole sisteminin yapılan iş sırasında zarar gördüğüne dair herhangi bir delil bulunmadığı, oluştuğu öne sürülen hasarın davalı şirketin faaliyeti esnasına meydana gelmiş olsa bile bundan herhangi bir kusur veya sorumluluğunun olmayacağı zira gerekli tüm güvenlik önlemlerinin kendisine verilen şartlar doğrultusunda alındığı, bitişikte bulunan dükkanlarda benzer herhangi bir zararın meydana gelmediği bu yönde bir şikayet olmadığı, talep edilen miktarın fahiş olduğu, söz konusu hasarların giderilmesi için çok daha düşük bir bedel gerektiği sebepleriyle davanın reddine karar verilmesi talep edilmektedir.
Dava, adam çalıştıranın sorumluluğundan doğan tazminat istemine ilişkindir.
Taraflar arasındaki ihtilaf, dava dışı işveren ile davalı arasındaki eser sözleşmesi nedeniyle, yüklenici/davalının eseri yaparken davacı şirketin faaliyet gösterdiği işletmesine zarar verilip verilmediği, zarar verilmiş ise miktarının ne kadar olduğu hususunda toplanmaktadır.
Tarafların iddia ve savunmalarının belirlenmesi için mahallinde tanık beyanları da alınarak keşif yapılmış olup; Bilirkişiden alınan 08/01/2025 tarihli bilirkişi raporunun sonuç kısmına göre; "Sayın Mahkemeniz tarafından tevdi edilen görevlendirme konusu çerçevesinde dava dosyası üzerinde yapılan incelemeler sonucunda;
Toplam zarar miktarının 149.000,00 TL olarak hesaplandığı (elektrik işlerine dair sunulan faturanın hükme esas kabul edilmesi halinde zarar miktarının toplamda 295.112,00 TL olacağı) ve bu zararın yüklenicinin fen ve sanat kurallarına ve sözleşme şartlarına aykırı olarak gerekli özen ve dikkati göstermemesi neticesinde oluştuğu kanaatine varılmıştır.
Hukuki değerlendirmenin ve nihai kararın takdiri Sn. Mahkemeye ait olmak üzere tespit, görüş ve kanaatimi saygılarımla arz ederim." şeklinde rapor sunulduğu görülmüştür.
Mahkememize sunulan raporda zarar hesap tarihi belirtilmediğinden ve zarar kalemleri içerisinde yer alan bir kısım işlerin mahkememizce resen seçilen bilirkişinin uzmanlık alanı içerisinde yer almadığı raporda açıkça belirtildiğinden 20/02/2025 tarihli celsede,
"1-Taraf vekillerine dava dışı yönetim ile davalı arasındaki sözleşmeye konu işin yapıldığı tarihi açıklamak üzere 2 hafta mehil verilmesine,
2-1 nolu ara kararın ikmalinden sonra; dosyanın resen seçilecek bir elektrik mühendisi mühendisi bilirkişisine ve mevcut inşaat mühendisi bilirkişisine tevdi ile, davalı tarafın itirazları ile birlikte bir önceki bilirkişi ara kararı doğrultusunda rapor düzenlenmesinin istenilmesine (elektrik sistemi yönünden de illiyet bağı incelenerek), zarar hesabının ise 1 nolu ara karar sonucu sunulacak dilekçede belirtilen tarihten makul bir süre sonra ki tarih itibari ile hesaplanmasının istenilmesine,
-yeni eklenecek bilirkişiye 5.000,00 TL mevcut bilirkişiye ise ek 1.500,00 TL olmak üzere toplam 6.500,00 TL ücret taktirine, dosyada var olan 3.811,00 TL gider avansı mahsup edildikten sonra eksik kalan 2.689.00TL bilirkişi ücretini mahkememiz veznesine yatırması için davacı vekiline bugün tarihinden itibaren 2 hafta kesin mehil verilmesine, kesin mehile rağmen bilirkişi gideri yatırılmadığı taktirde bilirkişi deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayılarak dosyanın mevcut delil durumuna göre karar verileceğinin davacı tarafa ihtarına ( ihtarat yapıldı)," şeklinde ara karar tesis edilmiş 14/03/2025 tarihinde davalı vekili 1 nolu ara karar ilişkin dilekçe sunmuş davacı vekili ise verilen kesin süreden sonra 18/04/2025 tarihinde eksik delil avansını yatırmıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda öngörülen süreler, nitelikleri bakımından, taraflar için ve mahkemeler için konulmuş süreler olmak üzere ikiye, taraflar için konulmuş süreler ise kanunda belirtilen süreler ve hakim tarafından belirtilen süreler olmak üzere ikiye ayrılır. Kanunda belirtilen süreler; kanun tarafından öngörülmüş (cevap süresi, temyiz süresi gibi) süreler olup, bu süreler kesindir ve işlemin kanuni süresi içinde yapılıp yapılmadığı, mahkemece re’sen gözetilir. Hakimin tespit ettiği süreler ise kural olarak kesin değildir. Hakim, kendi tayin etmiş olduğu süreyi, 6100 sayılı Kanunun 90/2’nci maddesine göre iki tarafı dinledikten sonra haklı nedenlere dayanarak, azaltıp çoğaltabilir ve bu sürenin, kesin olduğuna da karar verebilir. (HMK m.94/2, HUMK m.159). Hakimin verdiği sürenin kesin olması için ya hakimin kesin olduğunu belirtmeksizin verdiği ilk sürede işlemin yapılmaması nedeniyle ilgili tarafın yeniden süre talep hakkının varlığı karşısında, bu talep üzerine hakimin verdiği ikinci sürenin kanundan kaynaklanan şekilde kesin olması (HUMK m.163, c.4, HMK 94/2); ya da hakimin tayin ettiği ilk sürenin kesin olduğuna karar vermiş olması gerekir. Hakimin tayin ettiği bu ilk sürenin kesin süre olarak hukuki sonuç doğurabilmesi için, buna ilişkin ara kararının kanuna ve içtihatlara uygun şekilde oluşturulması, hiçbir tereddüde yer vermeyecek derecede açık olması ve kesin süreye uyulmamasının sonuçlarının ilgili tarafa ihtar edilmesi gerekir. Kesin süreye ilişkin ara kararının verilmesiyle karşı taraf lehine usulü kazanılmış hak doğmaktadır. Başka bir deyişle; ister kanun, ister hâkim tarafından tayin edilmiş olsun, kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen işlemin, bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesi olanaklı değildir.
Öte yandan 6100 sayılı Kanunun 94’ücü maddesi uyarınca kesin süreye ilişkin ara kararın hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık olması, taraflara yüklenen yükümlülüklerin, yapılması gereken işlerin neler olduğunun ve her iş için yatırılacak ücretin hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde açıklanması gerekir. Ayrıca verilen sürenin amaca uygun, yeterli ve elverişli olması, kesin süreye uymamanın doğuracağı hukuki sonuçların açık olarak anlatılması ve anlatılanların tutanağa geçirilmesi, bunlara uyulmaması durumunda mevcut kanıtlara göre karar verilip, gerektiğinde davanın reddedileceğinin açıkça bildirilmesi suretiyle ilgili tarafın uyarılması gerektiği her türlü duraksamadan uzaktır. Bazı hallerde kesin sürenin kaçırılması, o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikte getirmekte, davanın kaybedilmesine neden olmaktadır. Böyle bir durumda, geciken adaletin adaletsizlik olduğu düşünülerek, davaların uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere getirilen kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır. Bu cümleden olarak, kesin sürenin amacına uygun olarak kullanılması ve yeterli uzunlukta olmasının yanı sıra, tarafların yargılamadaki tutumları ile süreye konu işlemin özelliğinin de göz önünde bulundurulması gerekir.
Bu yasal düzenlemeler göstermektedir ki, taraflar; dinlenmesini istedikleri tanık ve bilirkişinin veya yapılmasını istedikleri keşif ve sair işlemlerin masraflarını, mahkeme veznesine yatırmaya mecbur olup, hâkim tarafından verilen sürede gerekli masrafı vermeyen tarafın talebinden sarfınazar ettiği kabul edilir. Hâkimin, bu masrafların yatırılması konusunda verdiği sürenin kesin olduğunu usulünce karara bağladığı hallerde, kesin süreye uymayan tarafın bu delile dayanma olanağı kalmaz. Kesin süre tarafların yanında hâkimi de bağlayacağından uyulmaması halinde, gereğinin hâkim tarafından hemen yerine getirilmesi gerekir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18/02/1983 gün 1980/1-1284, 1983/141; 22/11/1972 gün 8/832, 935; 13/10/2010 gün 2010/17-510-485; 28/04/2010 gün 2010/2-221-241; 28/03/2012 gün 2012/19-55-2012-249; 12/12/2012 gün 2012/9-1202-1218 sayılı kararları).
Tüm bu nedenler ile, iddiaya konu zararın belirlenmesi için mahkememizce bilirkişi incelemesi yaptırılmış ise de, bilirkişi tarafından zararın hangi tarih baz alınarak hesaplandığı raporda belirtilmediğinden ve bir kısım zarar kalemleri mahkememizce resen seçilen bilirkişinin uzmanlık alanı dışında yer aldığından, taraflara öncelikle dava dışı yönetim ile davalı arasındaki sözleşmeye konu işin yapıldığı tarihi açıklamak üzere mehil verilmiş ve davalı vekili sözleşmenin tarafı olduğundan 14/03/2025 tarihinde beyanda bulunmuştur. Sunulan beyan dilekçesi doğrultusunda iddiaya konu zarar kalemlerinin makul süre içerisinde giderilmesi gerekeceğinden (zararın miktar itibari ile artmasında veya daha uzun süre onarım yapılmamasında davalının kusuru bulunmayacağından) mevcut bilirkişiden ek, yeni seçilecek elektrik mühendisi bilirkişisinden ise kök rapor aldırılmasına karar verilmiş ve bilirkişi ücretleri kalem kalem gösterilerek dosyada var olan tüm gider avansının mahsubu sonucu eksik kalan bilirkişi ücretinin ve yine gider avansı mahsup edildiğinden eksik gider avansının yatırılması için davacı vekiline celse tarihi itibari ile kesin mehil verilmiştir. Verilen kesin mehile rağmen davacı vekili tarafından eksik kalan bilirkişi delil avansı kesin mehilden sonra ve talik edilen celseden altı gün önce yatırıldığından, HMK' nun 94. Maddesine göre mahkemelerce verilen kesin süreler taraflar ile birlikte hakimi de bağlayıcı nitelikte bulunduğundan ispatlanamayan davanın reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın REDDİNE,
2-Alınması gereken karar ve ilam harcının (615,40 TL) başlangıçta yatan peşin harçtan mahsubuna, artan 5.314,77 TL harcın davacıya iadesine,
3-Davacı tarafından yatırılan ve harcanan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirmiş olduğundan AAÜT madde 13/4 uyarınca hesap ve takdir edilen 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
5-6325 sayılı HUAK uyarınca, suçüstü ödeneğinden karşılanan 3.600,00 TL arabuluculuk giderinin davacıdan alınarak Hazine' ye irat kaydına,
6-Yargılama sonucunda ve re’sen yapılacak gider olmadığı takdirde, gerekirse re’sen yapılacak gider de mahsup edilmek ve 6100 sayılı HMK’nın 333. maddesi gereğince yatırılan avansın kullanılmayan kısmının yatırana iadesine,
Dair, taraf vekilinin yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğden itibaren 2 hafta içerisinde İzmir Bölge Adliye Mahkemesi ilgili hukuk dairesine hitaben mahkememize verilecek istinaf dilekçesi ile istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.
24/04/2025
Katip...
E imza
Hakim ...
eimza