T.C.
İZMİR
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2024/768 Esas
KARAR NO: 2025/230
DAVA: İtirazın İptali (Komisyonculuk Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 09/01/2023
KARAR TARİHİ: 06/03/2025
Yukarıda açık kimliği yazılı taraflar arasında mahkememizde görülen davanın yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA: Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin yaptığı işin simsarlık sözleşmesi olarak nitelendirilebileceğini, müvekkilinin sporcular ile kulüpler arasında aracılık yaparak sözleşme imzalanmasına aracılık ederek ile yaşamını kazanan bir sporcu menajeri olduğunu, davalı şirketin kulübü olan ...spor Kulübü Derneği ile sporcusu...in 2017/2018 sezonu transferine ilişkin olarak görüşmeler yapılmış ve bu sözleşmenin kurulması ile müvekkilinin menajerlik yani borçlar kanunun anlamında aracılık/tellalık ücretine hak kazandığını, müvekkilinin alacağını ve ödeme tarihinden itibaren faizleri için İzmir... İcra Drairesinin... esas sayılı dosyasında icra takibi başlatıldığını ve davalıların haksız olarak itiraz ettiğini, bu nedenle fazlaya ilişkin haklarının saklı kalmak kaydıyla davalının borca aykırı davrandığı borçtan sorumlu olduğunun tespiti ile itirazın iptalini, alacağa ödenmesi gereken tarihten itibaren yasal faiz işletilmesini, alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilerek müvekkile ödenmesini, icra inkar tazminatı ile birlikte yargılama gideri ve vekâlet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili, cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin belirtilen dernek ile sponsorluk sözleşmesinin sona erdiğini, dernek isminde sponsorluk adından kaynaklı ... isminin kaldırıldığını ve derneğin mevcut isminin ... olduğunu, menajerlik ilişkisine ait tüm belgelerin bu dernekte olduğunu, bu nedenle işbu davanın ihbar edilmesi gerektiğini, alacak iddiasının zamanaşımına uğradığını, müvekkili şirket ile dava dışı ... arasında organik bağ bulunduğundan, muvazaalı bir ilişki olduğundan, tüzel kişilik perdesinin aralanması suretiyle müvekkil şirketin işçilik alacalarından sorumlu tutulması gerektiğinden bahsedilemeyeceğini, müvekkili şirketin davacı şirketin alacaklarından sorumlu olmadığını, bu nedenlerle davanın ve icra inkar talebinin reddini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı yan üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.
DELİLLER: İzmir .. İcra Müdürlüğü'nü...E sayılı dosyası, ticari defter ve kayıtlar, İzmir...İş Mahkemesi'nin... Esas sayılı dava dosyası, İzmir...İş Mahkemesi'nin...e Esas sayılı dava dosyaları, 18/06/2017 tarihli sözleşme delil olarak değerlendirilmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE;
1-Dava, dava dışı sporcu, davacı ve dava dışı ... ... arasında imzalanan 18/06/2017 tarihli sporcu sözleşmesi nedeniyle davacı menejerlik şirketinin spor klübünden olan alacağının davalı şirketten tahsili talebiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali davasıdır.
2-Taraflar arasındaki uyuşmazlık davacının dava dışı ... ...'nden sözleşme kapsamında hak ettiği alacağını davalıdan talep edip talep edemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
3-Uyuşmazlığın çözümünde organik bağ hususu ve tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisinin irdelenmesi gerekmektedir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 48 ve 56. maddeleri gereğince dernekler haklardan yararlanabilir ve borçları üstlenebilirler. Dernekler, tüzel kişiliğe sahip olduklarına göre, istisnalar hariç olmak üzere derneğin malvarlığının sahibi aktif ve pasifiyle birlikte tüzel kişidir.
Tüzel kişiliğin bu malvarlığı, kendine özgü, bir amaç birliği içinde ve kendisini oluşturan kişilerin malvarlığından bağımsız bir malvarlığı olarak ortaya konulmalıdır. Tüzel kişiliğin bu malvarlığının onu oluşturan kişilerin malvarlığından da bağımsız olması gerektiğini belirten bu temel ilkeye “mal varlığının bağımsızlığı” veya “mal ayrılığı” ilkesi denilmektedir (Antalya, Gökhan: Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması Teorisi, Erol Ulusoy (Editör), I. Uluslararası Ticaret Hukuku Sempozyumu, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, İstanbul, 2008, s. 146.). Ayrılık ilkesi gereğince, tüzel kişilik çatısı altında bir araya gelen, başka bir deyişle tüzel kişiliği oluşturan gerçek veya tüzel kişiler, oluşturdukları tüzel kişiliğin borçlarından sorumlu olmazlar.
Tüzel kişi ile üyeleri arasındaki bu ayrılık ilkesinin mutlak olarak her durum ve koşulda uygulanması bazı haksız durumların ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Öğreti ve uygulamada, özellikle borç ve sorumluluktan kurtulabilmek amacıyla tüzel kişiliğin bir araç olarak kullanıldığı hâllerde, tüzel kişi ve üyeleri arasındaki bu ayrılığın kaldırılarak üyelerin sorumluluğuna gidilebileceği kabul edilmektedir (Pulaşlı, Hasan: Şirketler Hukuku Şerhi, C. I, Ankara, 2011, s. 468.). Bu durum öğreti ve uygulamada “tüzel kişilik perdesinin aralanması” olarak ifade edilmektedir.
Gerçekten de hukuk kuralları dolanılmak suretiyle kanuna karşı hile yapılması, ayrı tüzel kişilik kavramına sığınarak onun ardında yer alan kişilerin taraf oldukları sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini ihlal etmeleri ya da üçüncü kişilere zarar vermeleri, sonra da tüzel kişilik kavramının ardına gizlenmeleri dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı ilkelerine açıkça aykırı olup hukuk düzenince de korunamaz. Bu gibi durumlarda TMK’nin 2/2 maddesi gereğince hakkın kötüye kullanılması söz konusu olduğu için tüzel kişilik perdesi aralanmalı ve perdenin ardında yer alan kişiler gerektiğinde sorumlu tutulmalıdır (Sağlam, İpek: Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanmasına Genel Bir Bakış, Erol Ulusoy (Editör), I. Uluslararası Ticaret Hukuku Sempozyumu, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, İstanbul, 2008, s. 146.). Başka bir deyişle tüzel kişiye hukuk hayatında ayrı bir hukuki varlık tanınması ancak TMK’nin 2. maddesi kapsamında kurallara uygun hareket edilmesi ve tüzel kişiliğin ortakları veya yöneticileri tarafından kötüye kullanılmaması hâlinde söz konusu olabilir. İyi niyet kurallarına riayet edilmemesi ve tüzel kişiliğin kötüye kullanılması hâllerinde tüzel kişilik perdesi aralanarak, tüzel kişilik perdesinin arkasındaki gerçek duruma göre bir sonuca varılması gerekmektedir (Battal, Ahmet: Bir Alan Araştırması Işığında Sermaye Şirketlerinin Sorumluluğu Konusundaki Hukuki Bilgi Eksikliğinin Olumsuz Sonuçları ve Perdenin Kaldırılması Teorisi Yardımıyla Giderilmesi, Yargıtay Dergisi, C. 24, Ekim 1998, s. 659.).
Öğreti ve uygulamada kabul edilen tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi; bazı şartların varlığı hâlinde, tüzel kişilik ve mal ayrılığı ilkesi dikkate alınmadan, mevcut tüzel kişiliğin arkasına saklanan gerçek veya tüzel kişinin borçtan sorumlu tutulmasını ifade etmektedir. Bu teori, yalnızca ticaret hukukunda değil iş hukuku, vergi hukuku, icra ve iflas hukuku ve diğer hukuk dallarında da uygulama alanı bulmuş; hatta 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ve 5941 sayılı Çek Kanunu gibi kanunlarda kamu yararı gibi özel menfaatlerin korunması amacı güdülerek gerektiğinde bu teorinin uygulanması ve sorumluluğa karar verilebilmesi için bir takım düzenlemeler yapılmıştır. Elbette, kanundan kaynaklanan bu gibi durumlarda tüzel kişilik perdesinin aralanmasına ilişkin tartışmaya gerek bulunmamaktadır. Yine muvazaa, kanuna karşı hile gibi durumlarda da bazen tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi uygulanmadan da sorumluluğa hükmedilebilmektedir (Akıncı, Şahin: Alacaklılardan Mal Kaçırmak İçin Kurulan Yeni Şirkete Müracaat İmkânı Bakımından; Muvazaa, Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması ile Organik Bağ Kavramlarının Elverişliliği ve Yargıtay Uygulamaları, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 27, S. 3, 2019, s. 653.).
Hemen belirtilmesi gerekir ki, öğreti ve uygulamada özellikle vurgulandığı üzere; mal varlığının bağımsızlığı ve sınırlı sorumluluk ilkelerinin istisnası olan tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi ancak istisnai ve sınırlı durumlarda titizlikle uygulanması gereken bir teoridir. Bu teoriye ihtiyatlı bir biçimde yaklaşılmalı; istisnai bir teori olduğundan mümkün olduğunca dar yorumlanmalı ve bu teorinin uygulanmasına ancak tüzel kişilik kavramının arkasına saklanılarak dürüstlük kuralına aykırı davranıldığı, kendisine tanınan hakkın kötüye kullanılarak üçüncü kişilerin zarara uğratıldığı, zarara yol açan tüzel kişinin sorumluluğuna hükmedebilmek için ise başka bir yasal nedene dayanılmasının mümkün olmadığı durumlarda başvurulmalıdır. Zira tüzel kişilik perdesinin aralanması, tüzel kişilerin borçlarından dolayı başkalarının sorumlu tutulamayacağı ilkesinin, özellikle şirketlerin sadece sermayeleri ile sorumlu olacakları ve tüzel kişilerin borçlarından dolayı ortakların sorumlu tutulamayacağı kuralının önemli bir istisnasını teşkil etmektedir (Çamoğlu, Ersin: Ticaret Ortaklıkları Bağlamında Perdenin Kaldırılması Kuramı ve Yargıtay Uygulaması, BATİDER, C. 32, S. 2, 2016, s. 12.).
Görüldüğü üzere tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi her somut olayın özelliği gözetilerek değerlendirilmeli ve TMK’nin 2. maddesi gereğince dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılma yasağı gözetilerek tüzel kişiliğin alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla kullanılıp kullanılmadığı, tüzel kişiliği düzenleyen normların dışına çıkılıp çıkılmadığı incelenmelidir. Bununla birlikte öğretide; tüzel kişi ile ortakların alanlarının organizasyon ve malvarlıklarının birbirine karışması, ortağın kendi fiil ve işlemleriyle üçüncü kişilere karşı sanki tüzel kişilik ile kendisi arasında bir ayrım yokmuşçasına işlemler yapması ya da ortağın kendi malvarlığı ile şirketin malvarlığı birmiş gibi davranması, yetersiz sermaye ile faaliyete devam edilmesi özellikle şirket tüzel kişiliğinin bilinçli (kötü niyetli) olarak üçüncü kişileri zarara uğratması hâllerinde perdenin aralanması gerektiğinden bahsedilmektedir (Öztek, Selçuk/Memiş, Tekin: Şirketler Hukuku ve İcra İflas Hukuku İlkeleri Karşısında Borçlu Şirketin Alacaklılarının Hakim Ortağa Karşı Korunması, Erol Ulusoy (Editör), I. Uluslararası Ticaret Hukuku Sempozyumu, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, İstanbul, 2008, s. 205 vd.;Akıncı, s. 662.).
Öğreti ve uygulamada tüzel kişilik perdesinin aralanmasının genel olarak üç değişik durumda mümkün olabileceği ifade edilmektedir. Birinci durum perdenin düz aralanması olarak ifade edilen şirketin borcu için şirkete ilave olarak ortakların da borçtan sorumlu tutulmasıdır. İkinci durum perdenin ters çevrilerek aralanması olarak ifade edilen ortağın borcu için ortağın yanında şirketin de borçtan sorumlu tutulmasıdır. Nihayet üçüncü durum ise somut uyuşmazlık bakımından tartışılması gereken ve perdenin çapraz aralanması olarak ifade edilen, borçlu şirketin yanında aynı ana şirkete bağlı bir kardeş şirketin sorumluluğu cihetine gidilmesidir (Öztek/Memiş, s. 199.). Perdenin çapraz aralanması sadece ana ve kardeş şirket için değil, aynı zamanda grup veya holding sistemi içinde yer alan kardeş şirketler arasında da söz konusu olmaktadır (Tekinalp, Gülören/Tekinalp, Ünal: Perdeyi Kaldırma Teorisi, Reha Poroy’a Armağan, 1995, s. 399.).
Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması genellikle kardeş şirketler arasında söz konusu olduğundan, ana şirket ile kardeş şirket ve ortaklar arasındaki karmaşık ilişkiler zinciri net bir şekilde ortaya konulmalıdır. Bu noktada bu şirketlerin ekonomik anlamda bağımsız şirket vasfında olup olmadığının araştırılması büyük önem taşımaktadır. Çünkü kardeş şirketler arasında perdenin aralanması teorisine başvurabilmek için tek bir iktisadi işletmenin yürütüldüğü farklı faaliyetler için birbirinden bağımsız tüzel kişiliklerin kurulmuş olması gerekmektedir. Hukuken iki farklı tüzel kişilik gibi görünen bu şirketler aslında özdeştir, alacaklılardan mal kaçırmak ya da sorumluluktan kurtulmak amacıyla kötü niyetli olarak iki farklı tüzel kişilik gibi kurulmuştur. Ayrıca bunların üretim, pazarlama ve ihracat faaliyetleri birbirini tamamlayıcı nitelikte olup, şirketler aslında tek ve aynı iktisadi işletmeye vücut vermektedir (Öztek/Memiş, s. 209.).
Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasına benzeyen bir başka kavram organik bağ kavramıdır. Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasında olduğu gibi organik bağ kavramında da bir tüzel kişinin borçlarından bir başka tüzel kişinin sorumluluğuna gidilmektedir. Bu hâliyle organik bağ kavramının da kaynağını TMK’nin 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı oluşturmaktadır (Öztek/Memiş, s. 210.). Ancak organik bağ kavramı, tüzel kişilik perdesinin aralanmasına göre daha geniş bir anlama sahip olsa da organik bağın varlığı, tek başına tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektirmemektedir. Başka bir deyişle şirketler arasında organik bağ tespit edilse dâhi tüzel kişilik perdesinin aralanması ve alacağın perdenin arkasındakinden de istenebilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerekmektedir.
Şirketler arasında organik bağ olup olmadığı; şirketlerin adreslerinin aynı olması, ortaklık yapılarının ve yönetim kurullarının benzer olması veya temsilcilerinin aynı olması, faaliyet alanları, hisse devirleri, muvazaalı işlemler gibi hususlar ve somut olayın özellikleri de gözetilerek tespit edilebilir. Ancak tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasında her iki şirketin faaliyet alanı, ortaklık yapısı, ortakları gibi konularda öyle büyük ve derin bir kesişme vardır ki; bu şirketlerle iş yapan kişiler nezdinde iktisadi bir bütünlük içerisinde tek bir şirketle iş yapılıyor algısı oluşmaktadır. Ayrıca üçüncü kişiler nezdinde uyandırılan bu algı neticesinde, ticaret yaparken güçlü bir yapıya sahip görüntüsü oluşturularak, şirketlerden birinin borca batırılması ya da içinin boşaltılıp iş alanının diğerine kaydırılması işlemleri tipik bir hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmelidir.
Organik bağ ile tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması arasında benzerlikler olduğu kadar farklılıklar da bulunmaktadır. Özellikle somut olayın niteliği gereği organik bağın tespitinde; şirketlerin aynı holdinge bağlı olması, yöneticilerinin veya kurucularının aynı olması, bir borç takibinden kurtulmak için hisselerin devredilmesi, muvazaalı işlemler yapılması, hatta belirli işlemlerin aynı şekilde ve aynı usulde yapılması bile rol oynayabilmekte iken; tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması için iki şirket arasında alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli olarak işlemlerin yapıldığının ve bu nedenle asıl borçlu şirketten alacağın tahsil edilemediğinin somut verilerle ispatlanması gerekmektedir. Bununla birlikte bu iki kavram arasındaki en önemli fark ise; organik bağın varlığı hâlinde bir şirketin borçlarından dolayı bir başka şirketin mal varlığına el atılabilmekte iken tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması hâlinde borçlu şirketin yanı sıra kardeş şirketin hatta talep hâlinde kardeş şirketin ortaklarının mal varlığına dahi el atılmasının mümkün olmasıdır (Öztek/Memiş, s. 210.).
Görüldüğü üzere aralarında bazı farklılıklar bulunmakla beraber organik bağ ile perdenin çapraz aralanması kavramları birbirinin alternatifi olan kavramlar değildir. Bu nedenle aynı olayda hem organik bağ hem de tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması yolları işletilerek sonuca ulaşılabilmesi mümkündür.
4-Somut uyuşmazlıkta mahkememiz dosyasına celp edilen İzmir...İş Mahkemesi'nin ...Esas sayılı dava dosyasında "Dosya içerisine alınan İzmir Ticaret Sicil Müdürlüğü yazı cevapları, İzmir İl Sivil Toplumla İlişkiler Müdürlüğü tarafından gönderilen davalı ... derneğine ilişkin belgeler, taraflarca sunulu belgeler ve tanık anlatımlarının değerlendirilmesinde ; davalı dernek ve şirketin kuruluş adreslerinin aynı yer olduğu, şirket ve dernek genel kurul tutanaklarında her iki davalıda görev yapan çalışan ve yöneticilerin isimlerinin bulunduğu, davalı şirket genel müdürünün aynı zamanda davalı kulüp başkanı olduğu, davalı şirket genel müdürünün basın ve tv konuşmalarında davalı kulübün şirket tarafından kurulduğu ve şirkete ait olduğu yönünde beyanlarda bulunduğu, ayrıca davalı şirket tarafından diğer davalı kulübe çeşitli zamanlarda 4.938,681,12 TL para aktarımı da yapıldığı tespit edilmekle davalılar arasında organik bağ bulunduğu ve davaya konu alacaklardan her iki davalının müşterek ve müteselsil sorumlu oldukları değerlendirilmiştir." gerekçesiyle davalı şirketin, dava dışı spor klübü derneğiyle birlikte sorumluluğu yoluna gidildiği, kararın İzmir Bölge Adliye Mahkemesi...Hukuk Dairesi'nin 16/04/2024 tarih... Karar sayılı kararıyla istinaf başvurularının reddine karar verildiği, Yargıtay...Hukuk Dairesi'nin 27/06/2024 tarih ...Karar sayılı kararıyla temyiz başvurularının reddine kararı verilmesi suretiyle kararın kesinleştiği görülmüştür.
5- Tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/(22)9-3109 E., 2021/1075 K. sayılı kararında da ayrıntılı şekilde açıklandığı üzere, her somut olayın özelliği gözetilerek değerlendirilmesi gereken ve özellikle de 4721 sayılı Kanun'un 2 nci maddesi gereğince dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılma yasağı gözetilerek tüzel kişiliğin alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla kullanılıp kullanılmadığı, tüzel kişiliği düzenleyen normların dışına çıkılıp çıkılmadığı belirlenmek suretiyle titizlikle incelenmesi gereken bir meseledir. Organik bağ kavramı da kaynağını dürüstlük kuralından ve hakkın kötüye kullanılması yasağından almaktadır. Tüzel kişiler arasında sadece organik bağ bulunması, tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için yeterli değildir. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasında güven teorisi kavramının da irdelenmesi gerekmektedir. Güven teorisi; bir kimsenin kendi yarattığı dış görünüşün meydana getirdiği sonuçlara kendisinin katlanmasının gerekliliği, aksi yönde bir düşüncenin iyiniyet kurallarına aykırılık teşkil edeceği kabulüne dayanır. Bu kapsamda yorum sırasında güven teorisinin uygulanması 4721 sayılı Kanun’un 2 nci maddesinde düzenlenen dürüstlük ilkesinin gereğidir. Kanunun getirdiği güvenin korunmasına ilişkin hükümler yanında, tarafların sözlü veya yazılı davranışları da bu güven ortamını sağlayabilir. Sağlanan güvenin, güven sorumluluğu kapsamında hukuken korunması gerekir (YHGK, 2015/21-2372 E., 2019/1420 K.; 2016/(21)10-1602 E., 2020/711 K.).
6-Somut uyuşmazlıkta davalı şirketin dava dışı ... ...'nin kuruluş aşamasında şirketin genel müdürü ve çalışanlarının kurucu olarak yer aldıkları, Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşen mahkeme kabulüne göre davacının sözleşme ile alacaklı olduğu spor klubü derneği ile davalı şirket adreslerinin aynı yerde bulunduğu, şirket ve derneğin genel kurul tutanaklarında davalı şirket yönetici ve çalışanlarının yer aldığı, davalı şirketin genel müdürünün spor kulübü başkanı olarak faaliyette bulunduğu, şirket genel müdürünün basın ve tv konuşmalarında kulübün şirket tarafından kurulduğunun beyan edildiği ve şirketin spor kulübüne 4.938,681,12-TL tutarında para aktarımı yaptığı, bu haliyle davacının dava dışı spor kulübünden sözleşmeden kaynaklanan alacaklarının, sözleşmenin imzalandığı tarihte davalı şirketin fiili ve hukuki işlemleriyle ... ...'ne adeta şirketin bir kuruluşuymuş gibi davranışlarda bulunduğu, spor kulübünün gerçekleştirdiği harcamaları karşılamaya yeterli sermaye, bağış ve geliri bulunmadığı halde davalı şirketin sağladığı para aktarımlarıyla faaliyetlerini sürdürdüğü ve davacının da dava konusu sözleşmeyi imzalamasında davalı şirketin açıklanan fiili davranışlarının etkili olduğunun kabulü gerektiği, davalı şirketi kısa bir sürede gerçekleşmeyen ve uzun zamana yayılan spor kulübüyle süregelen ilişki ve davranışlarının 3.kişiler nezdinde spor kulübüyle kurulacak hukuki ilişkilerde güven sağladığı ve davalının bundan dolayı 3.kişilere karşı spor kulübüyle birlikte sorumlu tutulması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
7-Yukarıda açıklanan nedenlerle davalının da asıl borçluyla birlikte sorumluluğu kabul edilen davacı şirket, dava dışı sporcu... ve dava dışı ... ... arasında imzalanan 18/06/2017 tarihli sözleşme niteliği itibariyle simsarlık sözleşmesidir.
Simsarlık sözleşmesi, simsar ile iş sahibi arasında haklar ve borçlar meydana getirmektedir. TBK'nın 521-525. maddeleri arasında sadece simsarın ücret alacağı düzenleme konusu yapılmıştır. Simsarlık sözleşmesi ile ilgili diğer hususlarda, 520/2. maddesinin yollaması gereği vekâlete ilişkin Türk Borçlar Kanunu’nun 502. ve devam hükümleri uygulama alanı bulacaktır.
Simsarın ücrete hak kazanma zamanı ve giderlere ilişkin alacağını düzenleyen TBK’nın 521. maddesine göre "simsar, ancak yaptığı faaliyet sonucunda sözleşme kurulursa ücrete hak kazanır" (521/1). Böylece simsar, sözleşme konusu hizmetin bir akdin kurulmasıyla sonuçlanması durumunda ücrete hak kazanmaktadır. Simsar söz konusu hizmeti yerine getirmezse ücret alacağı elde edemeyecektir. Ancak sözleşmede aksi kararlaştırılabileceği gibi işin niteliğinden de aksi sonuca varılabilir.
Simsarın ücret alacağının doğumu için şu şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir:
a) Simsarın aracılık ettiği asıl sözleşmenin iş sahibi ile üçüncü kişi arasında kurulması gerekir. Bu şart, iş sahibinin, kendisine teklif olunan üçüncü kişilerle sözleşme yapmayı sebepsiz olarak reddetmesi hâlinde de gerçekleşmiş sayılmalıdır. Ücret alacağının doğumu için, bu sözleşmenin ifa edilmesi gerekli değildir. Taraflar, asıl akit kurulmamış olsa bile, ücret ödenmesini kararlaştırabilecekleri gibi ücretin, sözleşmenin ifa edilmesi halinde ödeneceğini de kararlaştırabilirler.
b) Asıl sözleşmenin kurulması ile simsarın faaliyeti arasında nedensellik ilişkisi bulunmalıdır. TBK’nın 521/1. maddesi bu şartı, "yaptığı faaliyet sonucunda" sözleriyle ifade etmiştir. Bu şartın aksi de kararlaştırılabilir.
c) TBK m. 523'de (BK. m. 407) düzenlenen ve simsarın ücret ve giderlere ilişkin alacağının kaybı sonucunu doğuracak durumlardan birinin gerçekleşmemesi gerekir (Yavuz, C.: Borçlar Hukuku Dersleri Özel Hükümler, 9. Baskı, İstanbul 2011, s. 604 vd). Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.03.2016 tarihli ve 2014/859 E., 2016/428 K., 15.03.2017 tarihli ve 2017/644 E., 2017/460 K. ve 07.03.2018 tarihli ve 2017/555 E., 2018/442 K. sayılı kararlarında da aynı ilkelere işaret edilmiştir.
Anılan mevzuat hükümlerinde kanun koyucu simsarlık sözleşmesinin genel hatlarını çizmiş olup tarafların sözleşme serbestisi ilkesi gereği bu sınırlar dâhilinde hukuki ilişkilerini şekillendirebileceği açıktır...''(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 13.12.2018 tarih ve 2017/13-621 E., 2018/1929 K. sayılı kararı).
Somut uyuşmazlıkta davacının aracılığıyla sporcu... ile spor kulübü arasında 18/06/2017 tarihli sözleşmenin imzalandığı, sözleşmenin 7.maddesinde sporcu temsilcisi olarak hareket eden davacı şirketin sözleşme ücretinin %10'u+KDV olarak belirlenen 32.500,00-TL+KDV olmak üzere toplam 38.350,00-TL olarak 15/09/2017 tarihinde ödeneceği düzenlenmiştir. Dosya kapsamında sunulan belgelere, sporcu sözleşmesiyle davacının ücretinin de düzenlenmiş olduğu ve yine dosyadaki belgelere göre sporcunun, spor kulübüyle sözleşme imzalayıp sportif faaliyetlerde bulunduğu sabit görülmekle davacının ücrete hak kazandığı tespit ve kabul edilmiştir.
Davacı tarafça takipte 38.350,00-TL asıl alacak ve 14.350,00-TL işlemiş faiz talebinde bulunulmuştur. Sözleşmede ödemenin 15/09/2017 tarihinde yapılacağı düzenlenmiş olup ödeme tarihinin kesin olarak belirlenmesi nedeniyle kesin vade şartlarının mevcut olduğu, kesin olarak belirlenen vadede ödeme gerçekleştirilmemesi halinde ayrıca bir ihtara gereksinim olmaksızın borçlunun faiz sorumluluğunun doğacağı gözetilerek temerrüt tarihi ile takip tarihi 14/12/2021 arasında 38.350,00-TL asıl alacağa takip talebinde yer alan faiz türü olan yasal faiz üzerinden 14.666,51-TL faiz talebinde bulunulabileceği, davacının takipte daha az bir miktar olan 14.657,00-TL talepte bulunduğu gözetilerek asıl alacak ve faiz miktarlarının yerinde olduğu anlaşıldığından davanın kabulüne karar verilmiştir.
8-Davacı tarafça inkar tazminatı talebinde bulunulmuş ise de, davalı şirketin, dava dışı spor kulübü derneğinin borçlarından dolayı sorumlu olup olmayacağı hususunun yargılamayı gerektirir nitelikte olduğu gözetilerek alacak likit nitelikte görülmemiş ve inkar tazminatına hükmedilmemiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın KABULÜNE, İzmir....İcra Dairesi'nin...Esas sayılı takip dosyasına yapılan davalı itirazlarının İPTALİNE ve takibin 38.350,00-TL asıl alacak 14.657,00-TL işlemiş faiz üzerinden devamına, asıl alacak miktarına takip tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine,
2-Alacak likit nitelikte görülmediğinden inkar tazminatı talebinin reddine,
3-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 3.620,90-TL harçtan peşin olarak alınan 640,19-TL harcın mahsubu ile bakiye 2.980,71-TL karar ve ilam harcının davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
4-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca davacı yararına takdir edilen 30.000,00-TL vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine,
5-Davacı tarafından peşin olarak yatırılan 640,19-TL harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
6-Davacı tarafça sarf edilen 179,90-TL başvuru harcı ile 447,50-TL posta ve tebligat ücreti, toplamı 627,40-TL yargılama giderinin, davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
7-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde ve resen ilgili taraflara iadesine,
8-Dava şartı arabuluculuk kapsamında hazine tarafından karşılandığı anlaşılan 3.600,00-TL arabuluculuk ücretinin davalıdan tahsil edilerek hazineye gelir kaydına, bu hususta harç tahsil müzekkeresi yazılmasına,
Dair, davacı vekilinin e-duruşma yoluyla yüzüne karşı, davalı ... Ltd. Şti vekilinin duruşmada yüzüne karşı, diğer tarafların yokluğunda gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde mahkememize bir dilekçe verilmesi veya tutanağa geçirilmek kaydıyla mahkememiz zabıt katibine beyanda bulunmak ve bu beyanın mahkememiz Hakimi tarafından onaylanması sureti ile istinaf kanun yoluna gidilebileceği, yasal süre içinde istinaf kanun yoluna başvurulmadığı takdirde kararımızın kesinleşeceği, yasal sürede istinaf kanun yoluna gidilmesi halinde dosyanın ilgili İzmir Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi'ne istinaf konusunda karar verilmek üzere gönderileceği açıklanmak sureti ile açık yargılama sonunda verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 06/03/2025
Katip ...
e-imzalıdır
Hakim ...
e-imzalıdır