T.C.
İZMİR
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2024/771 Esas
KARAR NO: 2025/377
DAVA: Tazminat (Rücuen Tazminat)
DAVA TARİHİ: 13/09/2024
KARAR TARİHİ: 17/04/2025
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Rücuen Tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde; "Davalı şirket, İdaremizden hizmet alımı yolu ile yapılan bakım, onarım, işletme ihalesini alan yüklenici firmadır. İhaleye ilişkin sözleşme dosyası dilekçe ekinde sunulmaktadır. Davalı şirkette çalışan ... emeklilik nedeniyle işten ayrılmış, kendilerine kıdem tazminatı ödemesi yapılmıştır. ...'na 397.682,87 TL kıdem tazminatı (net) ödemesi yapılmıştır. Kıdem tazminatına ilişkin olarak ayrıca damga vergisi ödenmiştir. Ödenen damga vergisi 3.041,50 TL'dir.... davalı şirkette 15.10.2012-19.02.2014 tarih aralığında görev yapmıştır.Çalışma süresi dikkate alındığında davalı şirketin sorumlu olduğu kısım kıdem tazminatı bakımından 46.680,74 TL, damga vergisi yönünden ise 354,31 TL olmak üzere toplam 46.326,43 TL olarak hesaplanmıştır. Yapılan ödemelere ilişkin banka dekontları ve damga vergisini gösteren ödeme emri ve ilgili belgeler dilekçemiz ekinde sunulmuştur. Dava konusu alacak bakımından arabuluculuk görüşmesi yapılmış, süreç sonucunda karşı tarafa ulaşılamaması nedeniyle anlaşmaya varılamamıştır. Arabuluculuk son tutanağı aslı dilekçemiz ekinde sunulmaktadır. Davalı şirket işçisi olan ...'nun çalıştığı döneme ilişkin 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında doğacak alacaklarından sorumlu olduğundan, İdaremizce ödenen bedelin avans faizi ile birlikte rücuen tahsilini talep etmek gerekmiştir. Yukarıda belirtilen nedenlerle, İdaremiz tarafından dava dışı işçi ...'na ödenen kıdem tazminatı ve damga vergisinden davalının sorumlu olduğu kısım olan 46.680,74 TL kıdem tazminatı, 354,31 TL damga vergisi olmak üzere toplam 46.326,43 TL'nin ödeme tarihinden itibaren işlemeye başlayacak avans faizi ile davalı şirketten tahsiline, yargılama gideri ve vekâlet ücretinin davalıya yüklenmesine karar verilmesini talep ederiz." şeklinde talep ve dava etmiştir.
Davalıya usulüne uygun davetiye tebliğine rağmen davaya cevap verilmediği görülmüştür.
Bilirkişiden alınan 03/03/2025 tarihli bilirkişi raporunun sonuç kısmına göre; "Yukarıda yapılan incelemeler ve değerlendirmeler neticesinde davalı ...Proje İnş.Mon.Mak.Taah.San.Tic. Ltd.Şti.’nin 46680,74 TL’den sorumlu olması gerektiği sonucuna ulaşılmış ise de taleple bağlı kalınarak 46326,43 TL'den sorumlu olduğu kanaatine ulaşılmıştır.Hukuki takdir ve değerlendirme Sayın Hakimliğinize ait olmak üzere Raporumu saygı ile arz ederim."şeklinde rapor sunulduğu görülmüştür.
Davada uyuşmazlık, taraflar arasındaki hizmet alım sözleşmelerine dayalı rücuen tazminat istemine ilişkindir.
4857 sayılı İş Kanunu'nun 2/6. maddesinde, “Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.” hükmü bulunmaktadır.
Dava konusu olayda da davacı Kurum ile davalılar arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisi mevcut olup, davacı asıl işveren, alt işverenle işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak İş Kanunu’ndan kaynaklanan yükümlülükler nedeniyle, alt işverenle birlikte müteselsilen sorumludur. Burada kanundan kaynaklanan bir teselsül hali söz konusu olup, asıl ve alt işveren, dış ilişki itibariyle (dava dışı işçiye karşı) müteselsilen sorumludurlar. Bu düzenleme, işçi alacağının güvence altına alınması amacıyla yapılmış olup, sadece işçilere karşı bir sorumluluktur. Asıl ve alt işveren arasındaki ilişkide ise İş hukuku değil, Borçlar Kanunu ve sözleşme hukuku esas alınacağından, uyuşmazlığın taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine göre çözümlenmesi gereklidir.
Hizmet alım sözleşmeleri; ihale şartları ile belirlenen işin sözleşmede kararlaştırılan bedel ile yapılmasının üstlenildiği sözleşmelerdir. Bu sözleşme türünde yüklenicinin edimi, hizmetin kendi işçisi ile yerine getirilmesi, işverenin edimi ise sözleşme bedelinin ödenmesidir. Sözleşme kapsamında yapılması gereken iş yüklenici işçisi tarafından yerine getirilecektir. İş akdinin yüklenici ile işçi arasında yapıldığı hususu ihtilaflı değildir. SGK kayıtları da bu hususu doğrulamaktadır. Hizmet alımı tip sözleşmelerinde işverenin, yüklenici tarafından çalıştırılan işçinin ücretinin ödenmesi, sosyal haklarının takibi gibi denetim dışında işçiye karşı bir sorumluluğu yoktur.
İşçilik alacakları işveren tarafından ödenen işçinin; yüklenici işçisi olması, sözleşme ücretine işçinin ücret ve sosyal haklarının dahil olması, işverenin işçilik alacaklarından sorumlu olacağına dair sözleşmede bir hüküm bulunmaması hususları nazara alındığında davacı işverenin işçiyi çalıştıran yüklenicilerden ödediği bedeli ve ferilerinin tamamını talep etme hakkı bulunduğunun kabulü gerekir.
Alacaklıya karşı müteselsilen sorumlu olan borçlular, kendi aralarındaki iç ilişkide, bu husustaki nihai sorumluluğun hangi tarafa ait olduğu konusunda bir anlaşma yapabilirler. Nitekim 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 167. (Mülga Borçlar Kanunu’nun 146.) maddesinde düzenlenen, “Aksi kararlaştırılmadıkça veya borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça, borçlulardan her biri, alacaklıya yapılan ifadan, birbirlerine karşı eşit paylarla sorumludurlar. Kendisine düşen paydan fazla ifada bulunan borçlunun, ödediği fazla miktarı diğer borçlulardan isteme hakkı vardır.” şeklindeki hükümde de, müteselsil borçlulardan her birinin alacaklıya yapılan ifadan birbirlerine karşı genel olarak eşit paylarla sorumlu oldukları, ancak bunun aksinin kararlaştırılabileceği de açıkça belirtilmiştir. İşte müteselsilen sorumlu olan borçlular arasındaki iç ilişkide, bu konudaki sorumluluğun tamamen borçlulardan birine ait olacağı yönünde bir sözleşme yapılmış ise, tarafların serbest iradeleri ile düzenlemiş oldukları sözleşme hükümleri kendilerini bağlayacağından, dış ilişkide kanundan doğan teselsül gereğince borcu ödemiş olan müteselsil borçlunun, ödediği miktarın iç ilişkide borcun nihai yükümlüsü olan borçludan rücuen tahsilini talep edebileceği kabul edilmelidir.
Kıdem tazminatı konusundaki 6552 sayılı Yasa'nın 8. maddesi ile değişik 4857 sayılı Yasa'nın 112. maddesinde öngörülen düzenleme, işçiyi güvence altına almak amacıyla konulmuş bir hüküm olup, emredici nitelikte bir hüküm değildir. Söz konusu yasal düzenleme, asıl ve alt işverenler yönünden, dış ilişki itibariyle işçiye karşı geçerli olup, asıl ve alt işverenler arasındaki iç ilişkideki sorumluluğu ortadan kaldıran bir düzenleme değildir (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 21/04/2016 tarihli 2016/7178 E. ve 2016/11227 K. sayılı ilamı da bu yöndedir). 6552 sayılı Kanun'un 8. maddesi ile değişik 4857 sayılı Kanun'un 112. maddesinde; (kamu) asıl işverenin, ödemiş olduğu kıdem tazminatı nedeniyle, alt işverenlere rücu hakkı bulunmadığına dair bir düzenleme de bulunmadığı gibi hükmün aksi yönünde taraflar her zaman sözleşme düzenleyebilirler. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 2/6. maddesi halen yürürlükte olduğundan, aksinin kabulü de mümkün değildir (Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 10/11/2016 Tarih 2016/2166 Esas 2016/23195 Karar).
Somut olayda, dava dışı işçinin davalı nezdinde belirli süreler ile çalışmasının bulunduğu celp edilen SGK kayıtları ile mahkememize sunulan bilirkişi raporu ile sabit olmakla, dava dışı işçinin emekliliği sonucu davacı tarafından kıdem tazminatı ödemesi yaptığı, İşçinin davacı işveren ile bir ilişkisi bulunmadığından sözleşmede aksine bir hüküm bulunmaması halinde dava dışı işçinin tüm sosyal ve maddi haklarından, kıdem tazminatı yönünden davalı işçiyi çalıştırdığı dönemle orantılı olarak sorumlu olacağından, mahkememizce 15/02/2024 tarihli bilirkişi raporundaki hesaplama, dava dışı işçinin dosya arasında bulunan SGK kaydı ile uyumlu olduğundan ve bu verilere göre işçinin davalı ile dava dışı 3. Kişide ki çalışma süreleri üzerinden hesaplama yapıldığından mahkememizce hükme esas alınarak davanın kabulüne karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın KABULÜ ile; 46.680,74 TL' nin davalıdan 16/08/2024 tarihinden itibaren işleyecek avans faiz ile birlikte alınarak davacıya verilmesine,
2-Alınması gereken 3.188,76 TL karar ve ilam harcının yatan 791,14 TL peşin harçtan mahsubu ile eksik kalan 2.397,62 TL' nin davalıdan alınarak Hazine'ye irat kaydına,
4-Yargılama sırasında davacı tarafından yatırılan ve harcanan 791,14.-TL peşin harç, 427,60 TL başvurma harcı, 570,00 TL posta ve diğer giderler ile 4.500,00 TL bilirkişi masrafı olmak üzere toplam 6.288,74 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
5-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirmiş olduğundan A.A.Ü.T. uyarınca kabul edilen miktar üzerinden hesap ve takdir edilen 30.000,00 TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine,
6-6325 sayılı HUAK uyarınca, suçüstü ödeneğinden karşılanan 3.600,00 TL arabuluculuk giderinin davalıdan alınarak Hazine' ye irat kaydına,
7-Yargılama sonucunda ve re’sen yapılacak gider olmadığı takdirde, gerekirse re’sen yapılacak gider de mahsup edilmek ve 6100 sayılı HMK’nın 333. maddesi gereğince yatırılan avansın kullanılmayan kısmının yatırana iadesine,
Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, davalının yokluğunda gerekçeli kararın tebliğden itibaren 2 hafta içerisinde İzmir Bölge Adliye Mahkemesi ilgili hukuk dairesine hitaben mahkememize verilecek istinaf dilekçesi ile istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 17/04/2025
Katip ...
e-imzalıdır
Hakim ...
e-imzalıdır