T.C.
İZMİR
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2024/876 Esas
KARAR NO: 2025/375
DAVA: İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle)
DAVA TARİHİ: 09/10/2024
KARAR TARİHİ: 17/04/2025
Yukarıda açık kimliği yazılı taraflar arasında mahkememizde görülen davanın yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA: Davacı vekili, dava dilekçesinde; Davalı borçlu hakkında İzmir... İcra Müdürlüğü... Esas takip sayılı icra dosyası ile ilamsız icra takibi başlatıldığını, davalının itirazı üzerine takibin durduğunu, İzmir.... İcra Müdürlüğü... Esas sayılı dosyaya yapılan itirazın iptali ile takibin devamına, alacak likit olduğundan davalının asıl alacağın %20' sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı tarafa dava dilekçesinin tebliğ edildiği, ancak davaya cevap vermedikleri görülmüştür.
DELİLLER: İzmir ... İcra Müdürlüğü...Esas sayılı delil olarak değerlendirilmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE;
1-Dava, kaçak elektrik tüketimi iddiasına dayalı başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali davasıdır.
2-Davacı vekili dava dilekçesinde, davalı hakkında İzmir...İcra Dairesi'nin...Esas sayılı takip dosyasında icra takibi başlatıldığını, takibe haksız olarak itiraz edildiğini, davalı borçlunun kaçak elektrik tüketimi gerçekleştirmesi nedeniyle kaçak elektrik kullanım bedeli tahakkuk ettirilerek icra takibine başlandığını ileri sürerek davalı itirazlarının iptalini, takibin devamına ve %20'den az olmamak üzere inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
3-Davacı tarafça dava dilekçesinde kaçak elektrik tüketiminin hangi tarihte ve nerede gerçekleştirildiğine dair, adres veya abonelik numarası gibi bir bilgi verilmediği, yalnızca tesisat numarasının belirtildiği, bunun dışında delil listesinde davacı şirket kayıtlarına dayanıldığı görülmüştür.
4-Mahkememizce tensip zaptıyla davacı şirkete ve dava dışı... Elektrik Perakende Satış A.Ş.'ne müzekkere yazılarak davalıya ait tesisatta gerçekleştirildiği ileri sürülen kaçak elektrik tespitine ve tüketim kayıtlarına ilişkin bilgi ve belgelerin gönderilmesi istenilmiş, davacı şirket tarafından dosyaya sunulan 18/10/2024 tarihli cevabi yazı ekinde davalı tarafça gerçekleştirilen çok sayıda kaçak elektrik tespit tutanağı ve tahakkuk işlemi bulunduğu görülmüştür.
Yazı ekinin incelenmesinde;
A-14/02/2023 tarihli tutanak nedeniyle 14.158,94-TL bedelli kaçak elektrik tahakkuku,
B-08/04/2023 tarihli tutanak nedeniyle 31.481,53-TL bedelli kaçak elektrik tahakkuku,
C-14/06/2023 tarihli tutanak nedeniyle 16.791,97-TL bedelli kaçak elektrik tahakkuku,
D-14/08/2023 tarihli tutanak nedeniyle 10.963,34-TL bedelli kaçak elektrik tahakkuku,
E-13/09/2023 tarihli tutanak nedeniyle 9.956,82-TL bedelli kaçak elektrik tahakkuku,
F-10/01/2023 tarihli tutanak nedeniyle 7.429,26-TL bedelli kaçak elektrik tahakkuku,
G-21/07/2023 tarihli tutanak nedeniyle 11.177,76-TL bedelli kaçak elektrik tahakkuku,
Bulunduğu, kaçak elektrik tahakkuk miktarlarının tamamının farklı olduğu, gerek dava dilekçesinde gerekse takip tarihinde hangi tarihli tutanak nedeniyle takip başlatıldığına dair bir açıklamanın yer almadığı görülmüştür.
5-Mahkememizce yapılan incelemede, dava dilekçesinde talebin ve dayanağı iddianın somutlaştırılmadığı anlaşıldığından 11/02/2025 tarihli 1 nolu celsenin 2 nolu ara kararıyla;
"Dava dilekçesinde kaçak elektrik tüketiminin gerçekleştirildiği tarih ve vakıaya ilişkin somut ayrıntılar yer almadığı görülmekle, davacı vekiline, dava konusu kaçak elektrik tüketiminin gerçekleştirildiği ileri sürülen tarihin ve tespite esas kaçak elektrik tespit tutanağı seri numarasının, takibe esas kaçak elektrik tüketim hesaplamalarının somutlaştırılması hususunda 1 haftalık kesin süre verilmesine, kesin süre içerisinde somutlaştırma yükümlülüğünün yerine getirilmemesi halinde yargılamanın mevcut dava dilekçesi içeriği dikkate alınarak sonuçlandırılacağının ihtarına" şeklinde somutlaştırma yükümlülüğünün yerine getirilmesine yönelik kesin süre verilmiş, kesin süre içerisinde davacı vekilinin sunduğu 18/02/2025 tarihli beyan dilekçesinde;
"Müvekkil şirket tarafından davalı borçlunun kaçak elektrik kullanmış olduğu tespit edilmiş ve kaçak elektrik kullanım bedeli tahakkuk ettirilmiştir. İlgili borç ödenmemiş ve yasal takip başlatılmak zorunda kalınmıştır. Davalı borçlu hakkında İzmir... İcra Müdürlüğü... Esas takip sayılı icra dosyası ile ilamsız icra takibi başlatılmıştır.
İlgili icra takibine ilişkin faturaların, kaçak elektrik tespit tutanaklarının, kaçak kayıt dökümlerinin ve diğer evrakların müvekkil şirketten celbi gerekmektedir. Dolayısıyla dava dilekçemizde de deliller kısmında belirtmiş olduğumuz üzere İzmir...cra Müdürlüğü ... E. Numaralı dosyasına konu borçla ilgili her türlü evrakın müvekkil şirketten celbini talep ederiz."
Şeklinde beyanda bulunduğu görülmüştür.
6-6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 194. maddesinde, somutlaştırma yükü düzenlenmiş olup, maddenin birinci fıkrası uyarınca, taraflar dayandıkları vakıaları, ispata elverişli bir şekilde somutlaştırmakla yükümlüdür. Madde gerekçesinde, maddenin ihdas amacının, uygulamada genel geçer ifadelerle somut vakıalara dayanmadan davaların açılıp yürütülmesinin önüne geçmek olduğu belirtilmiştir. Gerekçenin devamında, "Bir davada, ispat faaliyetinin tam olarak yürütülebilmesi, mahkemenin uyuşmazlığı doğru tespit ederek yargılama yapabilmesi, karşı tarafın ileri sürülen vakıalara karşı kendini savunabilmesi için, iddia edilen vakıaların açık ve somut olarak ortaya konulması gerekir. Genel geçer ifadelerle, somut bir şekilde ortaya koymadan iddia veya savunma amacıyla vakıaların ileri sürülmesi durumunda, yargılamanın sağlıklı bir şekilde yürütülmesi mümkün olmayacağı gibi, vakıaların anlaşılması için ayrıca bir araştırma yapılması ve zaman kaybedilmesi söz konusu olacaktır. Taraflar, haklarını dayandırdıkları hukuk kuralının aradığı koşul vakıalara uygun, somut vakıaları açıkça ortaya koymalıdırlar. Bu vakıaların somut olarak ileri sürülmesi, ilgili taraf için bir yüktür; bu yükü yerine getirmeyen sonuçlarına katlanacaktır." şeklindeki ifadelere yer verilerek somutlaştırma yükünün anlam ve önemi vurgulanmıştır.
Davacının dilekçesinde talebine dayanak yaptığı bazı iddialar (vakıalar) olmakla birlikte, bunlar somut ve açık değilse, o zaman somutlaştırma yükünün yerine getirilmemesinden söz edilmelidir. Somutlaştırma yükü yerine getirilmeden ne karşı tarafın sağlıklı savunma yapması ne de sağlıklı bir hüküm verilmesi mümkündür. Çünkü, karşı tarafın hukukî dinlenilme hakkının gereği olarak açıklama ve ispat hakkını kullanabilmesi için, öncelikle kendisine yöneltilen iddialar hakkında tam olarak bilgilenmesi zorunludur (m. 27). Keza, hükümde nelerin yer alması gerektiğini belirten Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 297 gereğince, tarafların iddia ve savunmalarının, uyuşmazlık noktalarının, hükmün dayandığı ve sabit görülen vakıların, tam olarak gösterilmesi aranmaktadır (m. 297/1-c). Somut vakıalar olmadan, hâkimin sağlıklı ve somut bir karar vermesi de mümkün değildir. Davanın dayanağı olan vakıaların soyut olarak gösterilmesi yetmez, bu vakıaların ispata elverişli şekilde zaman, mekan ve içerik olarak somutlaştırılması zorunludur.
Somutlaştırmak, bir iddiayı, zaman, mekân, kişi, oluş şekli gibi unsurlarıyla algılamaya, anlamaya, tartışmaya, ispata elverişli şekilde ortaya koymaktır. Vakıaların somutlaştırılmasından sonra, karşı tarafça savunma yapılabilir ve mahkemece bir vakıa tam olarak algılanabilir, ispat faaliyeti yürütülebilir ve vakıa üzerinde inceleme ve tartışma yapılarak karar verilevilir (Atalay, s. 31 vd.; Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 665). Soyut ve genel ifadelerle dilekçe yazmak, tarafın kendi bilmediği bir şeyi karşı tarafın bilmesini ve mahkemenin de talepte dahi bulunanın bilmediği, somut olarak ileri sürmediği, belirsiz bir şeyden sonuç çıkarmasını beklemek anlamına gelir ki, bu durum hukuk kuralları bir yana mantık kurallarıyla da bağdaşan bir durum değildir. Yargıtay’ın yerleşik kararlarında da belirtildiği üzere, dava malzemesini getirmek tarafların, hukuku uygulamak mahkemenin işidir. Taraflar dava malzemesini eksik değil, tam olarak getirmek durumundadırlar. Unutmamak gerekir ki, talebin tam tespit edilemediği belirsiz alacak davasında dahi, talep konusu belirsiz olsa dahi, Kanun hukuki ilişkinin belirtilmesini zorunlu kılmıştır (HMK m. 107). Çünkü, kişi, belirsiz ve bilinmeyen bir hukukî ilişki ve vakıadan hareketle bir talepte bulunamaz.
Davanın dayanağı olan vakıaların soyut olarak gösterilmesi yetmez, bu vakıaların ispata elverişli şekilde zaman, mekan ve içerik olarak somutlaştırılması zorunludur. Somutlaştırmak, bir iddiayı, zaman, mekân, kişi, oluş şekli gibi unsurlarıyla algılamaya, anlamaya, tartışmaya, ispata elverişli şekilde ortaya koymaktır. Vakıaların somutlaştırılmasından sonra, karşı tarafça savunma yapılabilir ve mahkemece bir vakıa tam olarak algılanabilir, ispat faaliyeti yürütülebilir ve vakıa üzerinde inceleme ve tartışma yapılarak karar verilevilir (Atalay, s. 31 vd.; Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 665). Soyut ve genel ifadelerle dilekçe yazmak, tarafın kendi bilmediği bir şeyi karşı tarafın bilmesini ve mahkemenin de talepte dahi bulunanın bilmediği, somut olarak ileri sürmediği, belirsiz bir şeyden sonuç çıkarmasını beklemek anlamına gelir ki, bu durum hukuk kuralları bir yana mantık kurallarıyla da bağdaşan bir durum değildir. Yargıtay’ın yerleşik kararlarında da belirtildiği üzere, dava malzemesini getirmek tarafların, hukuku uygulamak mahkemenin işidir. Taraflar dava malzemesini eksik değil, tam olarak getirmek durumundadırlar. Unutmamak gerekir ki, talebin tam tespit edilemediği belirsiz alacak davasında dahi, talep konusu belirsiz olsa dahi, Kanun hukuki ilişkinin belirtilmesini zorunlu kılmıştır (HMK m. 107). Çünkü, kişi, belirsiz ve bilinmeyen bir hukukî ilişki ve vakıadan hareketle bir talepte bulunamaz.
Somutlaştırma yükü de iddia yükü gibi usûlî bir yük olmakla birlikte (Atalay, s. 36), sonucu iddia yükünden farklıdır. İddia yükünde ortada bir vakıa yokken, somutlaştırma yükünde bir vakıa mevcut, ancak kanunun aradığı şekilde açık ve somut değildir. Bu durumda, özellikle hâkimin davayı aydınlatma ödevi (HMK m. 31) ile ön inceleme hükümleri (HMK m. 320, 137, 140) dikkate alınmalıdır. Çünkü, "maddi ve hukuk açıdan belirsiz yahut çelişkili" hususlarda hâkim davayı aydınlatmak durumundadır (V. Karaaslan, Medenî Usûl Hukukunda Hâkimin Davayı Aydınlatma Ödevi, Ankara 2013). Somut olmayan vakıalarda, maddi ve belirli ölçüde hukuki belirsizlik mevcuttur, bu belirsizliğin giderilmesi gerekir. Bu belirsizlik dilekçelerin verildiği aşamada giderilebileceği gibi, özellikle gerek Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 320 gerekse m. 137 ve 140 hükümleri gereğince, hâkim tarafından bu konuda çaba gösterilmesi gerekir. Çünkü, ön incelemede tarafların iddia ve savunmalarının tespit edilmesi, anlaştıkları ve anlaşamadıkları noktaların tek tek belirlenmesi gerekli ve zorunlu olup bu aynı zamanda hâkimin ödevidir. Bu çerçevede hâkimin ön incelemede mutlaka somutlaştırmayı sağlaması gerekir. Bu sebeple, sadece tarafların dilekçelerini tekrar ettikleri yönündeki beyanların tutanağa geçirilmesi veya soyut ifadelerle tespit yapılması yeterli değildir. Bu, mahkemenin yargılamayı yürütmesi bakımından sağlıklı olmayacağı ve Kanuna aykırı olacağı gibi, Yargıtay denetimine elverişli bir durum da oluşturmayacaktır. Bunun gibi, tarafların üzerinde bulunan yükleri (iddia, somutlaştırma ve ispat yükü) ve hâkimin görevi ve ödevini bilirkişinin üzerine yıkarak, bilirkişinin bu tespitleri yapması da beklenemez ve bu tespitlere göre de dava yürütülemez. Zira, tarafın iddiası olmayan veya somutlaştırmadığı bir hususu, bilirkişi incelemez, değerlendiremez; bilirkişi hâkimin yerine de geçerek davayı aydınlatamaz, uyuşmazlık ve vakıa belirlemesinde bulunamaz. Bilirkişi ancak, varolanı inceleyebilir, açıklayabilir, teknik bilgisiyle istenen hususu tespit edebilir. Başlangıçta taraflarca ve hâkim tarafından gerçekleştirilmeyen bu işlemlerin sonradan bilirkişi marifetiyle giderilmesi usûlen mümkün değildir.
Eğer somutlaştırma yükü, hâkimin davayı aydınlatma ödevi ve ön incelemedeki görevine rağmen, davacı tarafından yerine getirilmemişse, o zaman bu yüke bağlanan yaptırım ortaya çıkacaktır. Somutlaştırma yükünün yerine getirmemenin yaptırımı, ispat yükünü yerine getirmemektir. Bu ise, aslında vakıanın ispata elverişli kabul edilememesi ve bunun sonucu olarak da belirsizlik rizikosuna katlanma şeklinde gerçekleşecektir. Böyle bir durumda, somutlaştırma yükü ve dolayısıyla ispat yükü yerine getirmediğinden, ispat edilemeyen davanın reddi sonucu doğacaktır ki, bu da davanın esastan reddi olup işin esası bakımından kesin hüküm oluşturacaktır. (Atalay, s. 36; Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 666; Umar, s. 144).
Sonuç olarak dava dilekçesinde, gerek Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 119/1-e gerekse m. 194 gereğince somutlaştırma yükünün yerine getirilmemiş olması halinde, önce hâkim davayı aydınlatma ödevi ve ön incelemedeki görevi gereği, somut olmayan hususların belirlenmesini (yeni bir vakıa meydana getirmeden, sadece mevcut vakıa kapsamında) davacıdan istemeli, bu eksiklik tamamlanırsa yargılamaya devam edilerek karar verilmeli, bu eksiklik tamamlanmaz, somutlaştırma gerçekleşmezse, ispatsız kalan davanın reddine karar verilmesi gereklidir. (Yargıtay 9.Hukuk Dairesi'nin 24/12/2020 tarih 2018/456 Esas 2020/20143 Karar sayılı ilamı)
6-Somut uyuşmazlıkta dava dilekçesi ve davacı tarafın aşamalarda sunduğu talep ve beyanlarda hiçbir şekilde somut olarak hangi tarihte kaçak elektrik tüketimi gerçekleştiğinin açıklanmadığı, tarafın gerek iddiasını gerekse vakıayı diğer vakıalardan ayırt edici olarak göstermesi gerektiği, şirket kayıtlarında çok sayıda kaçak elektrik tüketim tahakkuku bulunmasına rağmen soyut olarak dilekçe ve takip dosyasına atıfta bulunulmasının talebin ve vakıanın somutlaştırılmasına yeterli olmadığı, dava dilekçesi ve davacı vekilinin aşamalardaki beyanlarından davanın hangi vakıaya yönelik olarak açıldığının anlaşılamadığı, taraflarca getirilme ilkesinin geçerli olduğu hukuk yargılamasında, yargı mercinin adeta taraf rolüne bürünerek delillerin arasından vakıayı tespit ederek yargılamaya devam etmesinin mümkün olmadığı, yukarıda alıntılanan Yargıtay 9.Hukuk Dairesi kararında "Somutlaştırma yükünün yerine getirmemenin yaptırımı, ispat yükünü yerine getirmemektir. Bu ise, aslında vakıanın ispata elverişli kabul edilememesi ve bunun sonucu olarak da belirsizlik rizikosuna katlanma şeklinde gerçekleşecektir." şeklinde belirtildiği üzere, davacının davasında, deliller arasında çok sayıda kaçak elektrik tespit ve tahakkuku bulunmasına rağmen bunlardan hangisinin takip ve davanın konusunu oluşturduğu belirtilmemek suretiyle belirsizlik oluşturulduğu ve ispat edilebilecek somut bir vakıanın ileri sürülmediği anlaşıldığından davanın reddine karar verilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40-TL harcın peşin olarak alınan 427,60-TL harçtan mahsubu ile bakiye 187,80-TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
3-Davacı tarafından sarf edilen yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde ve resen ilgili taraflara iadesine,
5-Dava şartı arabuluculuk kapsamında hazine tarafından karşılandığı anlaşılan 3.120,00-TL arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsil edilerek hazineye gelir kaydına, bu hususta harç tahsil müzekkeresi yazılmasına,
Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, diğer tarafların yokluğunda gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde mahkememize bir dilekçe verilmesi veya tutanağa geçirilmek kaydıyla mahkememiz zabıt katibine beyanda bulunmak ve bu beyanın mahkememiz Hakimi tarafından onaylanması sureti ile istinaf kanun yoluna gidilebileceği, yasal süre içinde istinaf kanun yoluna başvurulmadığı takdirde kararımızın kesinleşeceği, yasal sürede istinaf kanun yoluna gidilmesi halinde dosyanın ilgili İzmir Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi'ne istinaf konusunda karar verilmek üzere gönderileceği açıklanmak sureti ile açık yargılama sonunda verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.
17/04/2025
Katip ...
e-imzalıdır
Hakim ...
e-imzalıdır