T.C.
İZMİR
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2025/361 Esas
KARAR NO: 2025/400
DAVA: Tazminat (Rücuen Tazminat)
DAVA TARİHİ: 08/10/2024
KARAR TARİHİ: 22/04/2025
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Rücuen Tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde; " Kurumumuz tarafından yapılan özel güvenlik hizmet alımı ihaleleri kapsamında yukarıdaki davalı firmalar bünyesinde özel güvenlik görevlisi olarak çalışmakta iken EYT yoluyla emekliye ayrılan... (TCKN:...) (16/04/2024 tarihinde 489.849,99-TL Brüt)'ya (Mülga) 1475 sayılı İş Kanunu md.14 gereğince hak etmiş olduğu kıdem tazminatı tutarı yasal kesintiler yapılmak suretiyle Kurumumuz tarafından net miktar (486.132,03-TL) üzerinden ödenmiş, söz konusu tutarın asıl sorumlusu olan yukarıda yazılı alt işveren/taşeron firmalardan paylarına düşen tutarları Kurumumuz hesabına yatırmaları istenmiş, ancak alt işveren/taşeron firmalardan sadece... Grup Güvenlik Koruma ve Eğitim Hizmetleri A.Ş. tarafından itirazen 13/06/2024 tarihinde 28.019,90-TL tutarında kısmi bir ödeme yapılmış olup, diğer firmalar tarafından ise herhangi bir ödeme yapılmamıştır. Bu nedenle tarafımızdan yapılan arabuluculuk kapsamında 18/09/2024 - ... Arabuluculuk Dosya No.lu arabuluculuk anlaşamama son tutanağı (e-imzalı) düzenlenmiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Müteselsil Sorumluk” ana başlıklı kısmının ‘Dış ilişkide’ başlıklı 61. maddesi; “Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır.” hükmünü, ‘İç ilişkide’ başlıklı 62. maddesi de; “Tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğu göz önünde tutulur. Tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişi, bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olur.” hükmünü haizdir. Dosyaya sunduğumuz davalı firmalarla imzalanan muhtelif tarihli sözleşmelerde yüklenicinin istihdam ettiği kişiler nedeniyle Kurumumuzun sorumlu tutulabileceği tüm zarar ve tazminatlardan yüklenicinin sorumlu olduğu yönünde hükümler bulunmaktadır. Gerek sözleşme hükümleri, gerek müteselsil sorumlulukta iç ilişkiye yönelik yasal düzenlemeler ve gerekse yukarıda yer verilen Yüksek Mahkemenin emsal mahiyetinde uygulamaya yönelik yeknesak kararları çerçevesinde, Kurumumuz tarafından davalı firmaların çalışanı olan...'ya yapılan toplam ödemenin asıl muhatabı ve ödemesi gereken yükümlüsü davalı şirketlerdir. Çünkü Sosyal Güvenlik mevzuatına uygun hareket etmek, çalışanlarının her türlü mevzuattan kaynaklanan haklarını yerine getirmekle yükümlü olan davalı şirketler buna aykırı hareket etmiştir. Bunun neticesinde de Kurumumuz hiçbir şekilde yükümlüsü ve sorumlusu olmadığı halde, Kurumumuz çalışanı olmayan ve davalı şirketlerin çalışanı olan ...'nun sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklı talepleriyle karşı karşıya kalmış, neticesinde de işbu rücu davasına konu tutarı ödemek zorunda kalmıştır. Ayrıca, Kurumumuz imzalanan sözleşmeler gereği davalı firmalara söz konusu kalemleri ihale bedeli kapsamında ödemiş olduğundan, böylece aynı hususlara ilişkin mükerrer ödeme yapılması durumu da söz konusu olmuştur. Neticede çalışanı üzerindeki mevzuattan kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmeyen davalı şirketlere karşı, davalılar çalışanı...'ya ödemiş olduğumuz tutarın tahsili amacıyla davalı şirketlere rücu etme zorunluluğu hâsıl olmuş ve huzurdaki dava sayın Mahkemenizde açılmıştır. Yukarıda izah edilen ve re’sen gözetilecek diğer hususlar çerçevesinde DAVAMIZIN KABULÜNE, fazlaya ilişkin tüm haklarımız saklı kalmak kaydıyla (yargılama esnasında Sayın Mahkemece yaptırılacak bilirkişi incelemesi neticesinde alınacak bilirkişi raporuyla firma sorumlulukları tespit edildiğinde toplam tutar üzerinden ıslah edilmek üzere) davalı firmalar çalışanı davadışı işçi... (TCKN: ...) (16/04/2024 tarihinde 489.849,99-TL Brüt)'ya ödenen toplam 489.849,99-TL'den... Grup Güvenlik Koruma ve Eğitim Hizmetleri A.Ş.'nin (13/06/2024 tarihinde 28.019,90-TL) yaptığı kısmi ödemenin mahsubuyla, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu md.109 hükmü gereğince şimdilik 10.000,00 TL'lik kısmının ödeme tarihlerinden itibaren hesaplanacak avans faiziyle birlikte davalı firmalardan her bir firmanın davadışı işçiyi çalıştırdıkları dönemle sınırlı sorumluluğu kapsamında tahsiline, yargılama masrafları ve vekâlet ücretinin de davalılara tahmiline karar verilmesini saygılarımla arz ve talep ederim. " şeklinde talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; "Bilindiği üzere; 6100 sayılı yasanın 6. Maddesi "Genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir.” hükmüne amirdir. Müvekkil şirketin merkezi "...d. No:... Ümraniye/İSTANBUL" dur. Bu kapsamda davacı kurum tarafından ikame edilen “Rücuen Tazminat” davasında, davaya bakma yetkisi İstanbul Anadolu Asliye Ticaret Mahkemelerindedir. Ayrıca; davacı ile davalı müvekkil şirket arasında "Koruma ve Güvenlik Hizmet Alımı Sözleşmesi" kapsamında ticari nitelikte hizmet sözleşmesi bulunmaktadır. Sözleşmenin 38. maddesinde "...uyuşmazlıkların çözümünde kurumun merkezinin bulunduğu yerdeki mahkemeler ve icra daireleri yetkilidir." hükmü yer almaktadır. Kurumun merkezinin Ankara olduğu, davanın davalıların sorumlulukları oranında kısmi dava şeklinde açıldığı, davalılar arasında müşterek müteselsil sorumluluğun bulunmadığı davacının da kabulündedir. Esasen mevcut dava; her bir davalı yönünden sorumlulukları oranında ayrı ayrı açılmıştır. Taraflar arasındaki sözleşmede sabit olduğu üzere, uyuşmazlıkların çözümünde müvekkil davalı yönünden yetkili mahkemeler "Ankara Asliye Ticaret Mahkemeleri' dir. Bu itibarla; tüm davanın yada tefrik edilmek suretiyle müvekkil davalı yönünde, Sayın Mahkeme' nin yetkisizliği ile dosyanın yetkili "Ankara Asliye Ticaret Mahkemeleri' ne gönderilmesi hukuki gereklilik arz etmektedir. Bu nedenlerle, davaya yetki yönünden itiraz ederiz. İtirazlarımız doğrultusunda dosyanın öncelikle "İstanbul Anadolu Asliye Ticaret Mahkemeleri' ne gönderilmesine; bu talebimizin kabul görmemesi halinde sözleşmede düzenlenen yetki kuralı kapsamında dosyanın "Ankara Asliye Ticaret Mahkemeleri"ne gönderilmesine karar verilmesini talep ederiz. Davacı, huzurdaki davayı davacının sorumluluk miktarlarını belirlemediği için tüm davalılar yönünden tam dava olarak açmıştır. Talep edilen miktar 10.000,00-TL olup; kabul anlamına gelmemek kaydıyla, bu rakamın tamamından sorumlu olmadığımız ve keza davalıların müşterek müteselsil sorumluluğunun bulunmadığı davacının da kabulündedir. HMK gereğince; davacının davalıdan talebini açık ve net olarak belirlemesi ve dava dilekçesinde belirtmesi gerekmektedir. Bu husus davanın niteliği gereği olduğu kadar, tarafımızın savunma hakkının kısıtlanmaması yönünden de hukuki elzem teşkil etmektedir. Bu itibarla, tam dava olarak açılan huzurdaki yargılamada, sorumlu olduğumuz rakam açık ve net olarak belirtilmediğinden, hukuk aykırı açılan işbu davanın öncelikle usulden reddine karar verilmesini, şayet Sayın Mahkeme aksi kanaatte ise -davayı kabul anlamına gelmemek kaydıyla- tarafımız yönünden tüm dava değeri üzerinden dava açıldığının esas alınmasına ve davanın reddine; kısmi sorumluluğumuzun çıkması halinde ise kısmen reddine karar verilmesini talep ederiz. Şartnamelerde müvekkil şirketin dava konusu alacağın tamamından sorumlu olduğuna ilişkin bir düzenleme yer almamaktadır. Davacı; dava dışı işçi...' nun EYT yoluyla emekliye ayrıldıkları ve yasal düzenleme kapsamında hak etmiş oldukları kıdem tazminatı tutarları yasal kesintiler yapılmak suretiyle Davacı Kurum tarafından net miktarlar üzerinden ödendiği ve işbu dava ile davalı müvekkil dahil alt işveren firmalara sorumlulukları oranında rücu edildiğini iddia etmiştir. Davacı Kurum ile müvekkil Şirket arasında Özel Güvenlik Hizmeti Alımına ait Sözleşme imzalanmış olup, Sözleşme 01.01.2021 ile 31.12.2022 ve 01.01.2023 ile 31.01.2023 tarihleri arasında devam etmiş ve 31.01.2023 tarihinde sona ermiştir. Dava dışı işçinin asıl ve tek işvereni davacı Kurum olup, dava dışı personel de davacının yetki ve sorumluluğunda olacak şekilde ve davacının emir ve talimatları doğrultusunda istihdam edilmiştir. Nitekim işyerinde personelin işe giriş çıkış işlemleri esasen asıl işveren davacı tarafından gerçekleştirilmektedir. Müvekkil Şirketin davacı iş yerinde çalışan işçi üzerinden herhangi bir kontrol yetkisi bulunmamakta; keza işe alınma ve çıkarılmalarında yetki sahibi olması da söz konusu değildir. Bu nedenle müvekkil Şirketten kıdem tazminatı talep edilemeyecektir. Sözleşme ve şartnamalerde kıdem tazminatından alt işverenleri sorumlu kılan düzenlemeler mevcut olsa dahi, kurumun kanundan doğan sorumluluğunun ortadan kaldırılması hukuken mümkün değildir. Aksini içeren hükümler geçersizdir. Müvekkil şirketin de davacı ile imzaladığı sözleşmeleri müzakere etme olanağının ve sözleşmeler üzerinde herhangi bir tasarruf yetkisinin bulunmadığı, serbest bir iradeden söz edilemeyeceği, iradesinin bu noktada sakatlandığı ve genel işlem koşulu niteliğindeki maddelerin geçersiz sayılması gerektiği açıktır. Bu itibarla; müvekkil şirketin davacı kurum bünyesinde çalışan işçilerin işçilik alacaklarından herhangi bir sorumluluğundan söz edilemeyecektir. Davacının kıdem tazminatlarından sorumluluğunun teknik şartname veya sözleşme ile ortadan kaldırılması hukuken mümkün değildir. Davayı kabul anlamına gelmemek kaydıyla, müvekkilin sorumlu olup olmadığı ve sorumluluğunun oranı belirlenirken yüksek mahkeme kararları esas alınmalıdır. Yer verdiğimiz güncel Yargıtay Kararları ve Bölge Adliye Mahkeme Kararlarından da anlaşılacağı üzere; asıl-alt işveren ilişkilerinde, devir söz konusu olduğunda kıdem tazminatı ödemesinden alt işveren, kendi dönemiyle ve kendi dönemindeki son ücret ile sorumludur. Bu kapsamda ilgili personel şirketimiz bünyesindeki 01.01.2021-31.01.2023 tarihleri arasındaki hizmet dönemi içerisinde ödenen son brüt ücret üzerinden yapılan kıdem tazminatı hesaplaması neticesinde, dava dışı işçiye hak kazandığı kıdem tazminatı ödemesi davacıya ödenmiş olup, işbu ödeme davacının kabulündedir. Müvekkil şirketin dava dışı işçi yönünden sadece davacıya ödenen miktar kadar sorumluğu bulunmaktadır. Davacının kabulünde olan ödeme ile müvekkil yükümlülüğü yerine getirmiş olup, davaya konu borcu bulunmamaktadır. Sonuç olarak, sorumluluğu bulunmayan müvekkil şirket yönünden davanın reddine karar verilmesini talep ederiz. Yukarıda izah ettiğimiz nedenlerle; davacıya karşı tüm talep ve dava haklarımız saklı kalmak kaydı ile; Davaya yetki yönünde itiraz eder, dosyanın yetki tirazlarımız doğrultusunda öncelikle "İstanbul Anadolu Asliye Ticaret Mahkemeleri' ne gönderilmesine; bu talebimizin kabul görmemesi halinde sözleşmede düzenlenen yetki kuralı kapsamında dosyanın "Ankara Asliye Ticaret Mahkemeleri"ne gönderilmesine, davacının, usul ve yasaya aykırı davasının müvekkil şirket yönünden reddine, mahkeme masrafları ile ücret-i vekâletin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ederiz." talep ve dava etmiştir.
Dava taraflar arasındaki "TRT İzmir Müdürlüğü Koruma ve Güvenlik Hizmeti Alımı Sözleşmesi" başlıklı hizmet sözleşmesi kapsamında dava dışı işçilere ödenen tazminatların rücuen tahsili istemine ilişkindir.
Dava öncelikle mahkememizin ... Esasına kaydedilmiş olup, aralarında ihtiyari dava arkadaşlığı bulunan davalılardan... Grup Güvenlik Koruma Ve Eğitim Hizmetleri Anonim Şirketi hakkında dava dosyası yetki itirazı nedeniyle tefrik edilerek yukarıda belirtilen esasa kaydedilmiştir.
Medeni Usul Hukukunda yetki kavramı, bir davaya hangi yerdeki görevli hüküm (hukuk) mahkemesi tarafından bakılacağını belirler (Kuru, Baki-Arslan, Ramazan-Yılmaz, Ejder: Medeni Usul Hukuku, Ankara 1995, 7.baskı, s.137; Diğer tanımlar için bakınız:Üstündağ, Saim:Medeni Yargılama Hukuku, İstanbul 1997, s.194; Pekcanıtez/Atalay/Özekes: Medeni Usul Hukuku, Ankara 2009, s.114).
Bir davaya yer itibariyle bakma iktidarına sahip mahkemeye “yetkili mahkeme”, bu hususu düzenleyen kurallara da “yetki kuralları” adı verilir (Alangoya/Yıldırım/Deren Yıldırım: Medeni Usul Hukuku Esasları, İstanbul 2009, s.83; Pekcanıtez/Atalay/Özekes: a.g.e., s.114).
Her mahkemenin yargı yetkisi, belli bir coğrafi bölge ile sınırlıdır; buna o mahkemenin “yargı çevresi” denir. Bu yargı çevresinin sınırları, idari teşkilat sınırlarına göre belirlenir. Asliye ve sulh mahkemesinin yargı çevresi, bulunduğu ilçenin veya il merkezindekiler için merkez ilçenin sınırları içinde kalan bölgeyle sınırlıdır (Kuru, Baki-Arslan, Ramazan-Yılmaz, Ejder: a.g.e., s.137). Böylece her mahkeme, kendi kaza (ilçe) çevresine dahil olan ihtilaflar hakkında yetkilendirilmiştir (Üstündağ, Saim:a.g.e., s.194).
Genel yetkili mahkeme, davalının ikametgahındaki mahkemedir. Yani her dava, (kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça) açıldığı tarihte davalının (Medeni Kanun gereğince) ikametgahı sayılan yer mahkemesinde görülür (Kuru, Baki-Arslan, Ramazan-Yılmaz, Ejder: a.g.e., s.138; Pekcanıtez/Atalay/Özekes: a.g.e., s.114; Üstündağ, Saim:a.g.e., s.196).
Nitekim belirtilen ilke,6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (H.M.K.) 6.maddesinin 1.fıkrasının 1.cümlesinde aynen; “Genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir.” şeklinde ifade edilmiştir.
Bazı davalar için davalının ikametgahı mahkemesinin yanında, başka yer mahkemeleri de yetkili kılınmıştır. Örneğin sözleşmeden doğan davalarda, sözleşmenin yerine getirileceği yerdeki mahkeme de yetkilidir (H.M.K. m.10). İşte, bazı dava veya dava çeşitleri için kabul edilen istisnai nitelikteki yetki kurallarına (genel olmayıp, yalnız belirli durumlara ilişkin oldukları için) “özel yetki kuralları” denir.
Kural olarak, özel yetki genel yetkiyi kaldırmaz, yani onunla birlikte uygulanır. Yani davacı, isterse genel yetkili (davalının ikametgahındaki) mahkemede, dilerse özel yetkili (sözleşmeden doğan davalarda sözleşmenin yerine getirileceği yerdeki) mahkemede davasını açabilir.
Fakat istisnai olarak, bazı davaların mutlaka belli bir yer mahkemesinde açılması kanunla öngörülmüştür ki, bu halde kesin yetki söz konusudur. Örneğin taşınmazın aynına ilişkin davalar, yalnız gayrimenkulün bulunduğu yerde açılabilir (H.M.K. m.12); davalının ikametgahı mahkemesinde açılamaz. Bu hallerde (kesin yetki hallerinde), genel yetki kaldırılmış olup, dava yalnız bu özel (ve kesin) yetkili mahkemede açılabilir (Kuru, Baki-Arslan, Ramazan-Yılmaz, Ejder: a.g.e., s.138).
6100 sayılı HMK.'nun genel yetkiyi düzenleyen 6. maddesinin 1. fıkrasına göre; "Genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir”. Aynı Yasa'nın 7. maddesinde “Davalı birden fazla ise dava, bunlardan birinin yerleşim yeri mahkemesinde açılabilir. Ancak, dava sebebine göre kanunda, davalıların tamamı hakkında ortak yetkiyi taşıyan bir mahkeme belirtilmişse, davaya o yer mahkemesinde bakılır.” hükmü düzenlenmiştir.
6100 sayılı HMK'nın 6. maddesi gereğince bir davada genel yetkili mahkeme, davalının yerleşim yerinin bulunduğu yer mahkemesidir. Aynı Kanunun 10. maddesinde sözleşmeden doğan davalar için, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinin, yine HMK'nın 14. Maddesinde bir şubenin işlemlerinden doğan davalarda, o şubenin bulunduğu yer mahkemesinin de yetkili olduğu belirtilmiştir. Ayrıca 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 89. maddesi uyarınca para alacağına ilişkin davalarda aksi kararlaştırılmadıkça para borcu alacaklının yerleşim yerinde ödenmesi gerektiğinden alacaklının bulunduğu yer mahkemesi de yetkilidir. Dolayısıyla dava, davacının seçimine göre, hem genel ve hem de özel yetkili mahkemede açılabilir. (Bkz. HGK. 5.11.2003, 2003/13-640-627 sayılı kararı)
Öte yandan dava tarihi itibariyle yürürlükte olan 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun yetki sözleşmesini düzenleyen 17. maddesinde; "Tacirler veya kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilirler. Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır" düzenlemesine yer verilmiştir. Görüldüğü üzere, yetki sözleşmesi düzenleyebilecek şahıslar sadece tacirler veya kamu tüzel kişileri olarak belirlenmiştir. Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça, yapılan yetki sözleşmesi, münhasır yetki sözleşmesi olacaktır. Taraflar, yetkili kıldıkları mahkemenin ve icra dairelerinin yanında, kanunen yetkili kılınan genel veya özel yetkili mahkeme ve icra dairelerinin de yetkisinin devam etmesini, diğer bir anlatımla, münhasır olmayan yetki sözleşmesi yapmak istiyorlarsa, bu durumun yetki sözleşmesinde ayrıca belirtilmesi gerekir. Öte yandan maddede belirtilen tacir sıfatının Türk Ticaret Kanunu’na göre tayin edilmesi gerekir. (Bkz. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 2014/19748 Esas, 2014/27612 Karar sayılı kararı)
Somut olayda, dava dosyasının taraflarının tüzel kişi tacir oldukları ve taraflar arasında dava dilekçesinin ekinde yer alan "TRT İzmir Müdürlüğü Koruma ve Güvenlik Hizmeti Alımı Sözleşmesi" başlıklı sözleşmesinin bulunduğu ihtilafsızdır. Dava dilekçesinin davalıya 25/10/2024 tarihinde tebliğ edildiği, süre uzatım kararı sonra cevap süresinin son gününün 15/11/2024 tarihi olduğu, davalı vekili tarafından da cevap dilekçesinin süresi içerisinde 12/11/2024 tarihinde verildiği görülmekle, taraflar arasındaki ihtilafsız sözleşmesinin 38. Maddesine göre yetkili mahkemenin davacı kurumun merkezinin bulunduğu yer olarak düzenlendiği, davacının yetki sözleşmesine karşılık davasını İzmir ilinde ikame ettiği bu nedenle de yetkili mahkemeyi seçme hakkının davalı tarafa geçtiği görülmekle süresinde yapılan yetki itirazı sonucu HMK' nun 6. Maddesi gereği eldeki ihtilafta İstanbul Anadolu Asliye Ticaret Mahkemelerinin yetkili olduğu anlaşıldığından dava dilekçesinin yetki yönünden reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Dava dilekçesinin yetki yönünden REDDİNE,
2-Kararın kesinleşmesine müteakip süresinde müracaat halinde yetkili ve görevli İstanbul Anadolu Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesi'ne gönderilmesine,
3-HMK'nun 331/2. maddesi gereğince yetkisizlik kararından sonra davaya yetkili mahkemede devam edilmesi hâlinde harç, yargılama gideri ve vekalet ücretinin yetkili mahkemece hüküm altına alınmasına, yetkisizlik kararından sonra davaya bir başka mahkemede devam edilmemesi halinde talep üzerine mahkememizce dosya üzerinden bu durumun tespiti ile yargılama giderlerine ilişkin karar verilmesine,
Dair, tarafların yokluğunda KESİN olmak üzere verilen karar verildi. 22/04/2025
Katip...
E imza
Hakim...
¸eimza