T.C.
İZMİR
3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2020/485 Esas
KARAR NO : 2025/935
DAVA : Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 09/09/2020
KARAR TARİHİ: 22/10/2025
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkil şirket ile davalı şirket arasında cerrahi lastikli maske makinesi teslimi konusunda 28/02/2020 tarihinde protokol tanzim edildiği, cerrahi maske makinelerinin bedeli açısından bir adet makine fiyatı 65.000,00 dolar+ KDV olarak, dolar kurunun 6,15 TL üzerinden sabitlendiği, ödeme şekli açısından sipariş başına %50 ön ödeme yapılacağı, kalan bakiye tutarın makine tesliminde tahsil edileceği şekilde anlaşıldığını, teslim şekli açısından bir adet makinenin teslim süresinin sipariş tarihinden itibaren 30 gün olarak belirlendiğini, makine bedelinin yarısının UTT tarafından...'ye ödenmesinden itibaren sözleşmenin devreye gireceği, cezai şart açısından makine teslim tarihi aşıldığı taktirde günlük 500 dolar cezai işlem uygulanacağı, müvekkil şirket ile davalı arasında tanzim edilen protokol kapsamında 32500 ABD dolarının protokolde belirlenen Türk Lirası karşılığı müvekkil şirket yetkilisi tarafından "maske makinesi yüzde 50 ön ödemesi" açıklaması ile ödendiğini, imzalanan protokol gereği 30 gün içerisinde makine davalı... tarafından müvekkil şirkete teslim edilmesi gerekirken davalı tarafın 15/04/2020 tarihinde makine anlaşması iptal ettiğini belirterek 32500 ABD dolarının Türk Lirası karşılığını ödeme yapılan hesaba "maske makine iptal bedelini iade" şeklindeki açıklama ile iade ettiklerini, müvekkil şirketin söz konusu protokole ve makinenin teslimine güvenerek ticari hayatını şekillendirdiğini, makinenin teslim edilmemesi nedeniyle çalışmadıkları halde işçi istihdam ettiklerini, gerektiği gibi üretim yapılamadığını, görüşmesi ve ön mutabakata varılan işler açısından farklı yerlerden ve daha farklı maliyetlerle yeni makineler alınmak zorunda kalındığını, beklenen gelirin ve karın elde edilmediğini, taahhüt edilen işlerin yapılamaması ve üretim anlaşmalarında sorun yaşanması dahil olmak üzere bir çok farklı nedenle maddi zararlar yaşadıklarını, açıklanan nedenlerle faiz alacağı olarak şimdilik 1.000,00 TL, cezai şart alacağı olarak şimdilik 31.750,00 TL, fiyat farkı, yeni makine alımı, yoksun kalınan kar, işlerin büyütülmesi, hizmet alımı yapılması ve fazla personel alınması, kaçırılan fırsatlar dahil davalı tarafla yapılan dolaylı maddi zararlar açısından şimdilik 1.000,00 TL olmak üzere toplam 33.750,00 TL alacağın talep edilen faizlerle birlikte davalıdan alınması dava ve talep edilmiştir.
CEVAP: Davalı vekilinin cevap dilekçesinden özetle; davacının eksik harç yatırmış olduğu, harcı tamamlaması gerektiğini, davacının hesaplanabilir ve aslında dava dilekçesi içerisinde talep ettiği rakam ve alacakları dava değeri olarak göstermediğini, davacıya talepleri ile ilgili olarak harcı tamamlaması için iki haftalık kesin süre verilmesini aksi taktirde davanın reddine karar verilmesini talep ettiklerini, davacının dava dilekçesi incelendiğinde davacının taleplerinin rakamsal olarak basit yargılama sınırını geçtiği, bu sebeple de davanın hem heyet nezdinde yürütülmesi hem de yazılı yargılama usulüne tabi olması gerektiğini, davacının taleplerine karşı zamanaşımı ve hak düşürücü süre itirazları bulunduğunu, davacının cezai şart dışındaki talepleriyle ilgili husumeti sözleşme imzaladığını iddia ettiği (kur farkı için uyarlama davası gibi), sözleşme imzalayacağını iddia ettiği gerçek kişi veya tüzel kişilere veya basiretli tacir gibi davranmayarak fırsatları kaçırdığını iddia ettiği kendi şirketinin yetkililerine yöneltmesi gerektiğini, bu talepler açısından davanın tefrik edilmesi ve davanın usulden reddine karar verilmesini talep ettiklerini, davacının cezai şart dışındaki talepleri ile ilgili davayı açmakta hukuki yararı bulunmadığını, davacının diğer talepleri ilgili olarak harcın tamamlattırılarak bu taleplerle ilgili davanın tefrik edilmesine ve davanın usulden reddine karar verilmesini talep ettiklerini, davacının delil olarak sunmuş olduğu yabancı dilde hazırlanmış olan evrakların apostil şerhleri ile birlikte ve noter onaylı çevirisi ie mahkemeye sunulması gerektiğini, bu eksikliğin tamamlatılması aksi taktirde delilden vazgeçmiş sayılacağının ihtar edilmesini talep ettiklerini, Davalının kusurlu olmaması (mücbir sebep) veya protokolde cezai şart kararlaştırılmış olması sebebiyle davacının faiz talep edemeyeceğini, Davacının, ödeme yaptığı 32.500USD üzerinden ödeme tarihi olan 28.02.2020 tarihinden iade tarihi olan 15.04.2020 tarihine kadar bankalarca uygulanan en yüksek ticari avans faizi oranı üzerinden faiz talep ettiğini, taraflar arasında imzalanan 28.02.2020 tarihli protokol incelendiğinde tarafların bir adet makina teslimi için dolar kurunun 6.15 olarak sabitlenerek 65.000USD üzerinden anlaştıkları, makina teslimi için 30 günlük teslimat süresi belirlendiği, ödemenin yarısının sözleşme tarihinde ödeneceğinin kararlaştırıldığı ve teslim süresinde gecikme olması durumunda her gün için 500 USD cezai şart belirlendiği anlaşıldığını, Davalının protokol sonrasında hemen makine üretimine başlamış ve makina üretimiyle ilgili olarak tedarik siparişlerini verdiğini, makina imalatının büyük bölümünü de teslimat süresinden önce tamamladığını, ancak tedarikte yaşanan problemler sebebiyle de kalan kısmı tamamlayamadığını, protokol tarihinin 28.02.2020 tarihi olduğu, 11 Mart 2020 tarihi itibariyle pandemi ilan edildiğini, ayrıca Dünya Sağlık Örgütünün pandemi ilanı öncesinde de başta Çin olmak üzere birçok ülke karantina uygulamaya başlamış durumda olduğunu, davalının makina parçalarının çoğunluğunun Çin'den gelmesi sebebiyle tedarikte problemler yaşamaya başladığını, tedarikte yaşadığı problemden dolayı da davacıya Mücbir sebebe dayalı olarak makinanın gövde kısmı hazır olduğunu bu şekilde teslim edebileceğini ve maske gövdelerini bu şekilde üretebileceklerini, maske kulaklarının yapımı için kullanılan makinanın son kısmını da parçalar gelince teslim edebileceğini (bu süreçte otomatik olmayan makina ile maske kulaklarını takabileceklerini) veya makinayı geç teslim edeceğini bildirdiğini, ancak davacının makul bir süre vermediğini, makinayı da bitmiş şekli ile de teslim almadığını, sonrasın da ise davacı satın alımdan vazgeçtiğini ve ödediği bedeli iade etmesini istemiş davalının da davacının ödediği bedeli iade ettiğini, ayrıca da bir iyi niyet göstergesi olarak 23.600 TL tutarında cezai şart ödemesi de yaptığını, tüm dünyada görülmekte olan mücbir sebep dolayısıyla da davalının makinanın teslimindeki gecikmede Kesinlikle kabul anlamına gelmemekle birlikte mücbir sebep dolayısıyla müvekkilin surunun olmaması sebebiyle davacının cezai şart ödemesi talebinin reddi gerekmesine, Davacının fiyat farkı talebinde bulunması iyi niyetli olmamakla birlikte haksız kazanç elde etmeye yönelik bir talep olduğunu, açıklanan nedenlerle davanın reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesinin talep edildiği görülmüştür.
DELİLLER:
SGK ve ... Türk Katılım Bankası A.Ş. Genel Müdürlüğüne, Keçiören İlçe Emniyet Müdürlüğü'ne, Keçiören İlçe Nüfus Müdürlüğü'ne yazılan yazı cevapları, talimat mahkemesi aracılığıyla dinlenen tanık beyanları, bilirkişi raporları, davacı vekili tarafından sunulan ıslah dilekçesi dosyamız arasındadır.
Mahkememizin 10/01/2023 tarihli duruşmanın 1 nolu ara kararı gereği mahkememizce yapılan uyuşmazlık tespiti göz önüne alınmak suretiyle davacının davalı ile imzalanan söz konusu sözleşmenin yerine getirilmediği iddiasından kaynaklı sözleşme konusu ürünlerin dava dışı başka firmalardan satın alınıp alınmadığı, alınmış ise satın alma bedelinin ne olduğu, davacı tarafça bu alım satıma yönelik ödeme yapılıp yapılmadığı ve bu kapsamda davacının fiyat farkına yönelik zararının oluşup oluşmadığı ile davalıdan yeni makine alımına ilişkin talepte bulunup bulunmayacağı, söz konusu sözleşmenin yerine getirileceği inancıyla işlerini büyütüp büyütmediği, hizmet alımı yapıp yapmadığı, fazla personel temin edip etmediğinin kayıtlara yansıma şeklinin belirlenmesi ile temin edilen personelin sırf bu sözleşme gereği ile yahut işlerin büyütülmesinin sırf bu sözleşme gereğince yapıldığının tespiti halinde işlerin ne miktarda büyütüldüğü, temin edilen personele ne miktarda fazla ödeme yapıldığı ve ayrıca davacının yoksun kalınan kârının bulunup bulunmadığı ayrıca davacının dava dışı ... Ltd Şti ile imzalanamadığı belirtilen sözleşmeden kaynaklı davacının kaçırılan fırsat alacağının olup olmadığı ile miktarının tespitine yönelik hazırlanacak raporun dosyaya sunulması için Ankara 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne talimat yazılarak bilirkişi raporu aldırılmış olup, sunulan 27/08/2024 tarihli bilirkişi raporunda özetle; 2019 yılında işe başlamış olamakla ve 2020 yılında adres değişikliğinden sonra ile 2021 yılındaki faaliyeti ile karşılaştırma yapılmasının mümkün olmadığını, davacı taraf sözleşme imzalayarak bir makine alımı ile faaliyetine başlamayı ve işyeri adres değişikliği ile kurum ve kuruluşlara adres değişikliklerini şubat ayında başlattığını, esas faaliyeti ile ilgili işçi alımlarını haziran ayında yaptığı ve makine alımlarını ise Nisan ayında ve Mayıs ayında tamamlamış bu tarihten itibaren her hangi bir makine alımı yapmadıklarını, işçilerin çalışmaları makine alınması ile doğru orantılı olduğu ve Aralık ayına kadar işçi alınmaması ve çıkartılmaması ile sözleşme konusu makine alımı ile ilgili olmadığının düşünüldüğü, üretime konu işçilik giderleri dışında işçi alımlarının işin büyütülmesi için alındığı kanaati net bir şekilde belirlenebilmesi eldeki veriler ile mümkün olmadığını, davalı tarafın çalıştırmış olduğu Nisan 2020 ile Ağustos 2020 yılları Hizmet Bordro vs evraklarından personellerin mesleki açısından tasnifi yapılmış ve flash bellekte bulunan makinenin videosundan direk işçilik giderleri açısından işçilerin makinanın alınamaması nedeniyle çalıştırılıp çalıştırılamayacağı veya ikame alınan bir makine ile mi çalıştırılıp çalıştırılmadığının tespiti uzman bir bilir kişiden görüş alınması yerinde olacağını, dava konusu makinanın Davacı tarafından teslim edilememesi nedeniyle ikame olarak çalıştırılan işçilerin görev tanımı makinede kaç işçi çalıştırılır bu makinanın üretim yaptığı adet veya işçilerin mesai saatleri vs konular mesleki bilgisi dahilinde olmadığından konunun uzmanı makine mühendisi bilirkişiden görüş alınmasının yerinde olacağını, defter incelemesinde direkt tamamının maliyet unsuru taşıdığı düşünülürse Ağustos 2020 dahil işçilik oranında bir artıştan söz edilemeyeceği, yerine getirilmediği iddiasından kaynaklı sözleşme konusu ürünlerin dava dışı başka firmalardan satın alınmış olduğu tespit edildiği, davacı tarafça 11 adet makine alımı olduğu, bu alıma yönelik 6.799.458,35 TL ödeme yapıldığı ve aktifine kayıt edildiği, ... Ltd. Şti. İle ilgili defterlerinde herhangi bir kayda rastlanmadığından sözleşmeden kaynaklı davacının kaçırılan fırsat alacağının olamayacağı, cezai şart alacağının mesleki yeterliliğinin dışında bulunduğundan yorumda bulunamayacağını, fiyat farkı ve yeni makine alımından, işlerin büyütülmesi, hizmet alımı yapılması ve fazla personel alımından kaynaklı alacağın yoksun kalınan kar alacağı ve kaçırılan fırsat alacağından kaynaklı maddi tazminat alacağının söz konusu olmadığı şeklinde görüş ve kanaat bildirilmiştir.
Yine 18/09/2024 tarihli duruşmanın 2 nolu ara kararı gereği mahkememizce yapılan uyuşmazlık tespiti kapsamında yukarıda belirtilen talimat dosyası üzerinden hazırlanan rapor içeriği ile rapora yapılan itirazlar göz önüne alındığında raporun mahkeme ara kararını tam olarak karşılamadığı ancak her ne kadar daha evvelden mali kayıtların incelenmesine yönelik ara karar kurulmuş ve devamında davacının talep ettiği, zarar hesaplaması ayrıca incelenecek ise de davacı yanın itirazları göz önüne alındığında bu hususun da bu aşamada olup olmadığının tespiti noktasında araştırma yapılabileceği kanaatine varılarak her ne kadar davacı tarafça yeni bir bilirkişiden rapor alınması talep edilmiş ise de yapılan itirazların bir kısmının önceki rapor sunan mali müşavir bilirkişi tarafından da incelenebileceği ve değerlendirilebileceği kanaatine varılmakla dosyanın önceki rapor sunan bilirkişi ile birlikte bu aşamada gerek görülen 1 makine mühendisi bilirkişi ve 1 nitelikli hesaplama uzmanı bilirkişiden oluşan heyete tevdi edilmesi üzerine hazırlanan 26/12/2024 tarihli raporda özetle; davacının davalı ile imzalanan söz konusu sözleşmenin, davalıca yerine getirilmediği iddiasında, taraflar arasında bir makine alımına ilişkin sözleşme yaptığı, davalının makine bedelini iade ettiği, Davacının bunun yerine 11 adet makineyi üçüncü kişiden aldığı, bedelini ödediği, Davacının bu alımda fiyat farkına ilişkin olarak zararının 15.637,97 TL zararının oluşabileceği, ancak mücbir sebebin takdirinin Sayın Mahkemede olacağı, Söz konusu sözleşmenin yerine getirileceği inancıyla işlerin büyütüldüğü, hizmet alımı yaptığına ilişkin olarak, söz konusu makinede bir işçinin çalışabileceğinin belirtildiği, işçi alımlarının gerek sayısı gerekse sözleşme zamanlamasının farklı olduğu, önceki raporda da belirtildiği üzere, işlerin büyütülmesinin satışa konu makinelerle ilgisi bulunmadığı, yeni bir makinalara ilişkin olduğu, davacının bu işten kaynaklanan yoksun kalma kârına ilişkin bir hesaplama yapılamadığı gibi, dava dışı...Ltd Şti ile imzalanamadığı belirtilen sözleşmenin de kaçırılan fırsat olarak değerlendirilemeyeceği tespit edilmiş olup, yukarıdaki değerlendirmelerin tümü verilen görev çerçevesinde yapılmış tespitler olup, sözleşmenin süresinde yerine getirilememesi, gecikme ve gecikme cezası, mücbir sebep,cezai şart gibi hususlara ilişkin değerlendirmenin görevlendirme dışı olduğu anlaşıldığından, hukuki nitelikte bulunan değerlendirmeler yapılmadığı, delillerin nihai yorum ve takdirinin mahkemeye ait olduğu bildirilmiştir.
Mahkememizin 18/01/2022 tarihli duruşmasında davalı tanığı ... beyanında; "Ben davalı ... A.Ş.'yi müşterimiz olması sebebiyle bilirim. Biz davalı tarafa mal satışı yapmaktaydık. Fakat yaklaşık 4-5 aydır kendilerine mal satışı yapmıyorum. Çünkü bizde kendisi ile ufak bir ticari problem yaşamıştık. Gerçi daha sonra çözdük ama şu aşamada bir satışım yoktur. Biz pinomatik yani hava ekipmanları yönünden ihtalatçı firma olarak faaliyetimizi sürdürüyoruz. Davalı tarafa da bu kapsamda mal satışı yapmaktaydık. Ürünlerimizin bu anlamda çoğunu Çin ve Tayvan ülkelerinden temin etmekteydik. Fakat pandemi şartları ve Uluslararası oluşan ekonomik sebeplerle biz bu ürünlerin tedariki yani ithalatını bizden kaynaklanmayan sebeplerle yerine getiremedik" şeklinde beyanda bulunduğu; davalı tanığı ... beyanında; "Ben davalı...A.Ş.'nde 03/03/2020'den beri talaşlı imalat usta başısı olarak çalışıyorum ve halen çalışmaktayım. Biz özel makine siparişleri üzerine bu şekildeki talaşlı imalatı yapıyoruz. Torno bölümünde usta başı olarak çalışıyorum. Davacı ile makine yapım ve satışı yönünde anlaşmışlardı. Ancak malzeme tedarikindeki problem nedeni ile makineye başladık fakat sadece kaynak dişilisini temin edemediğimizden bitirip teslim edemedik. Bu aşamada davacı taraf yetkilisi çalıştığım firmadan ya makine teslim edin yada parayı verin dedi. Patron da kendisine ücretini, ödedi. Bizim ana tedarik yani promatik sistemler konusundaki ana tedari,kçimiz ...isimli firmadır ayrıca gerekli görürsek başka firmalardan da tedariki sağlıyoruz fakat yurt dışında tedarikteki yaşadığımız sıkıntıdan ötürü tamamlayamadık. Davacı şirkete makineyi bu şekilde teslim edelin gelince montajı yapıp bitiririz dedik fakat kendileri kabul etmedi" şeklinde beyanda bulunduğu, talimat mahkemesi aracılığıyla ifadesi alınan davalı tanığı ... beyanında; "Ben ...Ultrasonik şirketinin vermiş olduğu vekalete istinaden gümrük işlerini yapmaya yetkiliyim, pandemi döneminde Çin'de tedarik zinciriyle ilgili kırılmalar oldu, özellikle 2020Ocak ayında Çin kapanmaya geçiş ve oradan gelecek olan malzemelere ilişkin sıkıntılar oldu, yaklaşık 4 ay sürdü, 4 ayın sonunda da malzemeler gecikmeli olarak geldi, dolayısıyla da Çİn'den imalat için gelecek olan malzemeler zamanında gelmediğinden... şirketinin üretimi gecikti, çünkü bu parçaların Türkiye'de temini mümkün olmadığı, neticede pandemi sebebiyle yaşanan aksaklıklar nedeniyle gecikmeler oldu, hatta Türkiye'ye gelmesi gereken malzemenin başka bir ülkeye örneğin Almanya'ya gittiği olmuştur" şeklinde beyanda bulunduğu, talimat mahkemesi aracılığıyla ifadesi alınan davalı tanığı ... beyanında; "Ben 2020 yılı ramazan ayına kadar davalı ... firmasında ustabaşı olarak çalıştım. Davacı firma çalıştığım davalı firmadan maske makinası sipariş vermişti. Pandemi dönemi olduğu için ve çinden gelmesi gereken yedek parçayı zamanında tedarik edemediğimizden biz makinayı verilen sürede yapıp teslim edemedik. Kendilerine durumu izah ederek bir müddet daha süre vermelerini istedik ancak süreyi kabul etmeyip ya makinayı yada paramı isterim dediler. Bizde bunun üzerine parasını iade ettik. Pandemi döneminde davalı firma çok sıkıntı yaşadı. Pandemiden dolayı gümrükte sorunlar yaşandı. Çinden malzemelerin gelmesi konusunda sıkıntı yaşandı. O dönem çok sıkıntılı olağanüstü bir dönemdi. Maske çok hayati öneme sahipti. Ancak davalı firma elinde olmayan sebeplerden dolayı makinayı verilen sürede davacıya teslim edemedi. Davalı firma davacı dışında da başka firmalara makina satışı yaptı. Bu siparişlerde de aynı nedenle gecikme yaşandı ancak o müşteriler anlayışlı davranarak ek süre verdi ve onlarla sorun yaşanmadı" şeklinde beyanda bulunduğu, talimat mahkemesi aracılığıyla ifadesi alınan davacı tanığı ... beyanında; "Ben davacı firmada yeni kurulduğu aşamada ilk başta 2020 Nisan ayında çalışmaya başladım. İlk çalışmaya başladığımda firmada çevirmenlik yapıyordum. Daha sonra grafik tasarımlarını da yaptım. İlk başta söz konusu işyeri daha yeni açıldığı için bu kapsamda makine alımı yapılıyordu. Makinenin parçalarını... Sanayinden temin işini ben yapıyordum ve yurt dışı temin işi ile de ilgili de ödeme hususuna kadarki kısmı ile ilgili ben iletişime geçiyordum. Davalı firmadan yüklü bir şekilde rulo istendi ve ruloların bir kısmı fabrikaya getirildi. Bir kısmı ise hiç getirilmedi. Getirilenlerin de bir kısmında hasar vardı. Devlet Malzeme Ofisi davacı firmanın kurulduğu süre zarfında yapılan hammaddenin bir kısmını devletini verdiklerini söylediler. Bu sebeple gecikmenin yaşandığını o tarihlerde söylediler. Fakat daha sonra da bildiğim kadarı ile teslimi yerine getirmediler." şeklinde beyanda bulunduğu, talimat mahkemesi aracılığıyla ifadesi alınan davacı tanığı ... beyanında; "Ben davacı şirkette sigortasız bir şekilde bir ay çalıştım. Daha sonra ilgili şirketin Sincandaki fabrikasında 6 ay kadar çalıştım. Fabrikada sigortalı çalıştım. Sonrasında beni sebepsiz yere işten çıkardılar. Ben davalı şirket ile davacı şirket arasında bana bahsetmiş olduğunuz maske makina hususu ile ilgili bilgi sahibi değilim. Ben sadece şirkette işçi olarak çalıştım. Aralarındaki sözleşme ve protokolden bilgi sahibi değilim. Fakat ben çalıştığım dönem zarfında yaptığım iş rulo şeklinde ürünleri indirip fabrikaya koymaktı. Bunun dışında bilgi sahibi değilim. İlk çalıştığım 1 aylık dönem zarfında üretim yapılmadı. Çünkü makina yoktu. Sadece malzeme temini yapıldı." şeklinde beyanda bulunduğu, talimat mahkemesi aracılığıyla ifadesi alınan davacı tanığı ... beyanında; "Ben davacı şirkette kuruluşundan beri çalışmaktayım, iş yerine maske makinelerinin geldiğini biliyorum ancak bu makinelerin kim tarafından teslim edildiğini bilmiyorum, hangi tarihte geldiğini hatırlamıyorum, geldikten iki ay sonra makineler faaliyete geçti, makinelerin çalışabilmesi için yurt dışından ekipler gelip, bazı işlemler yaptılar, makineler ancak bu şekilde çalıştı" şeklinde beyanda bulunduğu görülmüştür.
Davacı vekili tarafından sunulan 28/04/2025 tarihli ıslah dilekçesi ile 17.647,97 TL tutarındaki alacaklarının dava dilekçesinde belirtilen dava değerine eklenmesine ve toplamda, faiz alacağı olarak şimdilik 3.210,00 TL, cezai şart alacağı olarak şimdilik 31.750,00 TL, fiyat farkı alacağı/zararı açısından şimdilik 15.637,97 TL olmak üzere ve toplamda 51.397,97 TL şeklinde ıslah edildiği, ıslah harcının yatırıldığı görülmüştür.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Mahkememizce yapılan yargılama sonucunda; tarafların iddia ve savunmaları, deliller ve tüm dosya kapsamına göre;
Dava, eser sözleşmesinden kaynaklı davacı iş sahibinin sözleşmenin yerine getirilmemesi ve borçlu temerrütüne dayalı gecikme faizi, (bakiye) cezai şart alacaklarının tahsili ile uğradığı zararının davalı yükleniciden tazmini istemine ilişkindir.
Taraflar arasında 65.000 USD + KDV (Dolar kuru 6,15 TL'ye sabitlenmek sureti ile) bedelli, ürün özellikleri sözleşmede belirtilmiş, cerrahi lastikli maske makinesinin üretimi ve teslimi konusunda 28/02/2020 tarihli davacının iş sahibi ve davalının yüklenici olduğu eser sözleşmesinin imzalandığı, davacının 32.500 USD karşılığı 200.000,00 TL ön ödemeyi sözleşmeye dayalı olarak 28/02/2020 tarihinde banka havalesi ile davalıya gönderdiği, davalının ise 15/04/2020 tarihinde söz konusu tutarı ve 23.600,00 TL tutarı toplamı olan 223.600,00 TL'yi davacıya banka havalesi ile gönderdiği, gönderilen 23.600,00 TL'lik tutarın sözleşmedeki cezai şarta ilişkin olduğu konularında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık noktaları; sözleşmenin hangi tarafça sona erdirildiği, sözleşmenin kimin kusurlu hareketi nedeni ile ifa edilmediği, davalının sözleşmesel yükümlülüğü yerine getirmemekte kusuru olup olmadığı ve mücbir sebep hal ve koşullarının bulunup bulunmadığı, davacının davalın uhdesinde bir zaman bulunan ve davacıya iade edilen yukarıda belirtilen tutar yönünden davalıdan faiz alacağı olup olmayacağı, ifa ile belirlenen süreye eklenen 30 günlük sürenin sonundan fesih tarihine kadarki süre arası döneme yönelik davacının davalıdan cezai şart talep edip edemeyeceği, edilebileceğinin anlaşılması halinde miktarının anlaşılması, davacının davalı ile imzalanan söz konusu sözleşmenin yerine getirilmemesinden kaynaklı, sözleşmeye konu ürünü dava dışı başka firmalardan satın alıp almadığı, bu hususa ilişkin ödeme yapıp yapmadığı, bu doğrultuda davacının davalıdan fiyat farkı ve yeni makine siparişine ilişkin alacak talebinde bulunup bulunamayacağı, sözleşmenin yerine getirilmemesinden kaynaklı olarak davacının bu sözleşmenin yerine getirileceği inancı ile işlerini büyütüp büyütmediği, hizmet alımı yapıp yapmadığı, fazla personel temin edip etmediği, yaptığının ve temin ettiğinin anlaşılması halinde bu hususlardan kaynaklı davalıdan alacaklı olup olmayacağı, davacının söz konusu sözleşmenin yerine gelmemesinden ötürü yoksun kalınan kârının bulunup bulunmadığı, bulunması halinde miktarının tespiti ve davalıdan tahsilinin mümkün olup olmadığı ve dava dışı ...Ltd. Şti. ile imzalanamadığı belirtilen sözleşmeden kaynaklı davacının kaçırılan fırsat alacağının doğup doğmadığı, doğması halinde miktarının tespiti ile davalıdan tahsilinin mümkün olup olmadığı hususlarında yapılacak inceleme neticesi varılacak kanaate esas faiz alacağı, cezai şart alacağı, fiyat farkı ve yeni makine alımından, işlerin büyütülmesi, hizmet alımı yapılması ve fazla personel alımından kaynaklı alacağın yoksun kalınan kar alacağı ve kaçırılan fırsat alacağından kaynaklı olduğu anlaşılmaktadır.
Tarafların haklılık durumunun ve özellikle davalının savunma sebeplerinin yerinde olup olmadığının tespiti bakımından öncelikle sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkan ifa imkânsızlığı ve aşırı ifa güçlüğü gibi hukuksal kavramlara ilişkin genel bir açıklamada bulunmakta yarar vardır.
6098 sayılı TBK'nun 26. maddesine göre, "taraflar, bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilirler."
Sözleşme hukukunda sözleşmeye bağlılık (ahde vefa) ve sözleşme serbestliği ilkeleri benimsenmiştir. Bu ilkeler çerçevesinde, sözleşme yapıldığı andaki gibi aynen uygulanmalıdır. Başka bir anlatımla, sözleşme koşulları borçlu için sonradan ağırlaşmış, edimler dengesi sonradan çıkan olaylar nedeni ile değişmiş olsa bile, kural olarak borçlu sözleşmedeki edimini aynen ifa etmelidir.
Sözleşmeye bağlılık ilkesi, hukuki güvenlik, doğruluk, dürüstlük kuralının bir sonucudur. Ancak bu ilke özel hukukun diğer ilkeleriyle sınırlandırılmıştır. Sözleşme yapıldığında karşılıklı edimler arasında mevcut olan denge sonradan şartların olağanüstü değişmesiyle büyük ölçüde tarafların biri aleyhine katlanılamayacak derecede bozulabilir. İşte bu durumda sözleşmeye bağlılık ve sözleşme adaleti ilkeleri arasında bir çelişki meydana gelir ve artık bu ilkeye sıkı sıkıya bağlı kalmak adalet, hakkaniyet ve objektif iyiniyet kurallarına aykırı bir durum yaratır. Hukukta bu zıtlık sözleşmenin değişen şartlara uydurulması ile giderilmeye çalışılmaktadır.
Öte yandan sözleşmede öngörülmeyen haller nedeniyle sözleşmenin gereği gibi yerine getirilememesi halinde borçlunun sorumluluğu ortadan kalkacaktır.
Somut olayda davalı taraf savunmasında; davalının sözleşme imzalandıktan sonra makine üretimine başladığını, makinenin üretimi ile ilgili olarak tedarik siparişlerini verdiğini, makine imalatının büyük bölümünü de teslimat süresinden önce tamamladığını, ancak tedarikte yaşanan problemler sebebiyle kalan kısmı tamamlayamadığını, sözleşme tarihi 28/02/2020 olduğu değerlendirildiğinde Dünya Sağlık Örgütü tarafından ülkemizde ilk Koronavirüs vakasının görüldüğü 11 Mart 2020 tarihinde pandemi ilan edildiğini, ayrıca Dünya Sağlık Örgütünün pandemi ilanı öncesinde de başta Çin olmak üzere birçok ülkede karantina uygulamaya başlandığını, karantina uygulamaları ve pandemi nedeniyle tüm dünyada olduğu gibi davalının da makine parçalarının çoğunluğunun Çin'den gelmesi sebebiyle tedarikte problemler yaşamaya başladığını, bu sebeple davacıya üreteceği makina parçalarının tedarikinde de problem yaşadığını, tedarikte yaşadığı problemden dolayı davacıya mücbir sebebe dayalı olarak makinanın gövde kısmının hazır olduğunu bu şekilde teslim edebileceğini ve maske gövdelerini bu şekilde üretebileceklerini, maske kulaklarının yapımı için kullanılan makinanın son kısmını da parçalar gelince teslim edebileceğini (bu süreçte otomatik olmayan makina ile maske kulaklarını takabileceklerini) veya makinayı geç teslim edeceğini bildirdiğini ancak davacının bu hususta davalıya makul bir süre vermediğini ve makineyi bitmiş şekli ile teslim almadığını, sonrasında davacının teslimden vazgeçtiğini ve ödediği bedeli iade etmesini istediğini, davalının da davacının ödediği bedeli kendisine iade ettiğini, ayrıca bir iyi niyet göstergesi olarak 23.600TL tutarında cezai şart ödemesi yaptığını, tüm dünyada görülmekte olan mücbir sebep dolayısıyla da davalının teslimdeki gecikmede kusuru bulunmadığını savunmuştur.
Davalının savunması değerlendirildiğinde sözleşmenin kurulmasından sonraki imkânsızlık hali ve mücbir sebep üzerinde durulması gerekir. Bu nedenle, somut olay bakımından borçlunun sorumlu olmadığı sonraki imkânsızlık kavramına kısaca değinmekte yarar vardır.
TBK'nun 136/1 maddesine göre; "Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkânsızlaşırsa, borç sona erer."
Borçlanılan edimin yerine getirilmesinin sonradan ortaya çıkan olaylar nedeniyle objektif ve sürekli olarak mümkün olmamasına sonraki imkânsızlık denilir (..., Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2015, s.1299). Borçlunun sorumlu olmadığı sonraki imkânsızlık hali için en önemli koşul, borçlunun sonraki imkânsızlıktan sorumlu olmamasıdır. Diğer bir deyimle borçlu, edimin imkânsız hale gelmesinden sorumlu olmamalıdır. Edimin imkânsızlaşmasına yol açan sebepler borçluya yükletilemediği taktirde, borçlu sonraki imânsızlıktan sorumlu olmaz. Borçlu imkânsızlığa kendi kusuruyla sebep olmuşsa, mutlaka sorumludur (..., s.1301). Borçlunun edimin imkânsızlaşmasından kusuru bulunmasa bile sorumlu tutulacağı bazı haller vardır. Bunlardan ilki cins (çeşit) borçlarıdır. Çeşit (tür) yok olmayacağından, borçlu hiçbir kusuru olmadan borçlandığı edim yok olsa bile edimi ifa etmek zorundadır (..., s.1302).
Borçlunun sorumlu olmadığı imkânsızlık nedenleri arasında uygulamada en çok görülen nedenler, mücbir sebep ile umulmayan haldir. Bunları ispat yükü borçluya düşer (..., s.1302). Borcun ifa edilmemesinin, mücbir sebepten, umulmayan halden veya alacaklı yüzünden ileri geldiğini ispat ederse, borçlu kusuru bulunmadığını ispat etmiş olur ve borcun ifa edilmemesinden sorumlu tutulmaz (..., Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 11. Baskı, Cilt 1, s.418).
Borçlu, sözleşmenin kurulduğu sırada edimin sonradan imkânsız hale geleceğini tahmin edebiliyorsa, kusurlu sayılır ve TBK m.112'ye göre sorumlu olur (..., s.1302; ..., Borçlar Hukuku Genel Bölüm, C. III, İfa Engelleri Haksız Zenginleşme, İstanbul 2016, s.176).
Sözleşmelerde genel ilke ahde vefa olup, ifadan kaçınmayı veya sözleşme ile getirilen borç ve yükümlülüklerden kurtulabilmeyi öngören, işlem temelinin çökmesi, ifa imkansızlığı, aşırı ifa güçlüğü gibi kanun hükümlerinin olabildiğince dar yorumlanması esastır. Sözleşme hukukunda imkansızlık, ifanın objektif olarak imkansız olmasını ifade eder. Yoksa borçlunun kendi subjektif durumu itibariyle ifanın mümkün olmaması gerek TBK.nın 27. maddesi gerekse 136. maddesi anlamında imkânsızlık sayılmayacaktır. Zira dava konusu makinenin üretimi, ithalatı ve satışı esasen mümkün olmakla birlikte davalı şirket kur artışı vb. nedenlerle parça tedarikinin kendisine maliyetinin, döviz kurlarındaki artış nedeniyle öngörülemez olduğundan bahisle parça tedarikini ertelemiş yahut iptal etmiş ise gerek sözleşmenin hükümsüzlüğü sonucunu doğuracak şekilde baştaki imkansızlık gerekse, borçlunun ifa yükümlülüğünden kurtulması sonucunu doğuracak şekilde sonraki imkansızlık koşullarının somut olayda bulunmadığını kabul etmek gerekecek, davalının ifa imkânsızlığına ilişkin savunmasına itibar etmemek gerekecektir.
Davalının diğer bir savunması ise mücbir sebep niteliğinde Covid-19 pandemisi küresel tedarik krizinin sözleşmeye etkili olduğu, sözleşmenin ifasının imkânsız hale geldiği savunmasıdır.
Mücbir sebep genellikle "bir borcun veya genel bir davranış yükümünün ihlaline neden olan, borçlunun işletme faaliyeti ile ilgisi olmayan (harici), öngörülemez ve kaçınılamaz bir olay" olarak tanımlanmaktadır (..., Covid-19 Salgını Çerçevesinde Alınan Önlemlerin Sözleşme Hukuku ve Mücbir Sebep Kavramı Açısından Değerlendirilmesi, Covid-19 Salgınının Hukuki Boyutu, s.283).
Covid-19 salgını çerçevesinde alınan önlemler, borçlunun kontrolü dışında geliştiğinden, ilke olarak, borçluya herhangi bir kusur isnat edilemeyeceği düşünülebilir. Bununla birlikte, bu konuda bir sonuca varırken, alınan önlemlerin sözleşmenin kurulduğu tarihte öngörülebilir olup olmadığı, önlemlere rağmen borcu ifa etme olanağının bulunup bulunmadığı da dikkate alınmalıdır (..., s.285).
Covid-19 salgını (pandemi) Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve özel daireler önüne somut uyuşmazlık olarak gelmiş ve değerlendirilmiştir.
"Bilindiği üzere Aralık 2019 tarihinde Çin’in Vuhan şehrinde ortaya çıkan Covid-19, bütün dünyayı etkisi altına alan olağanüstü bir durum meydana getirmiş, Dünya Sağlık Örgütü de Covid-19’u yayılış hızı ve etkileri nedeniyle “pandemi” ilan etmiştir.
Covid-19 pandemisi, “mücbir sebep” veya borcu “imkânsız” kılan bir olgu olarak sözleşmelerin ifasını etkilemektedir. Covid-19, doğrudan bir salgın hastalık olması yanında aynı zamanda salgından korunmak için Devlet tarafından alınan önlemler sebebiyle de sözleşmeleri etkilemektedir. Birçok işyeri veya işletme kapatılmakta ya da faaliyetleri sınırlandırılmakta; toplantılar, gösteriler, uçuşlar, törenler gibi etkinlikler yasaklanmakta veya büyük ölçüde kısıtlanmakta; sokağa çıkma yasakları veya kısıtlamaları getirilmektedir. Alınan bu önlemler sözleşmelerin ifasını da doğal olarak etkilemektedir.
Mücbir sebep, kanunda tanımlanmış değildir. Roma hukukundan beri varolagelmiş olan bu kavram, doktrinde sözleşme sorumluluğu bakımından genellikle şu şekilde tanımlanmaktadır: Mücbir sebep (...), borçlunun faaliyet ve işletmesi dışında meydana gelen, borcun ihlâline mutlak ve kaçınılmaz bir şekilde yol açan, öngörülmesi ve karşı konulması mümkün olmayan olağanüstü bir olaydır [...Pandeminin (Covid-19’un) Sözleşmelerin İfasına Etkisi, Ankara 2021, s. 3].
Mücbir sebepten bahsedebilmek için, mücbir sebep oluşturan bir olayın meydana gelmesi gerekir. Bu olay, doğal afet, salgın hastalık gibi doğal; savaş, grev gibi insandan kaynaklanan toplumsal; ithalat-ihracat yasakları, seyahat engelleri gibi hukukî bir olay olması mümkündür. Küresel salgın olan Covid-19 da doğal bir olay ve hukukî engellere sebebiyet verebilmektedir.
Mücbir sebebi oluşturan olayın borçlunun sorumluluk alanı dışında gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu unsur haricilik (dışsallık) olarak da adlandırılmaktadır. Mücbir sebebin önemli diğer unsuru da kaçınılmazlıktır. Başka bir ifade ile söz konusu olay, borcun kaçınılmaz surette ihlâli sonucunu doğurmalıdır (Kırca, Karakaş, s. 4 vd.).
Covid-19 pandemisinin varlığı, sözleşmenin ifası açısından kendiliğinden mücbir sebep oluşturmaz. Mücbir sebep olarak kabul edilebilmesi için pandeminin yarattığı sonuçlar ile sözleşmenin ifasının engellenmesi arasında illiyet bağının bulunması gerekir. Bir olayın mücbir sebep olup olmadığının somut olayın özelliklerine göre tespit edilmesi gerekir. Bir sözleşme için mücbir sebep teşkil eden durum başka bir sözleşme için mücbir sebep teşkil etmeyebilir. Bu itibarla Covid-19, her durumda mücbir sebep oluşturduğu genellemesinden hareket edilemez; bir başka deyişle, her somut sözleşme için Covid-19’un mücbir sebep oluşturup oluşturmadığı denetlenmelidir (Kırca, Karakaş, s. 7)." (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 29.09.2022 tarih, ... Esas, ...Karar sayılı kararı).
"Dünyada ilk defa 2019 yılı Aralık ayında Çin'in ... Şehrinde ortaya çıkan, tüm dünyada hızla yayılan, Dünya Sağlık Örgütü tarafından 11.03.2020 tarihi itibariyle "pandemi" (bölgeler ve gruplar üstü coğrafi salgın) olarak ilan edilen, ülkemizde ise 2020 yılının Mart ayının 2. yarısından itibaren görülen Covid-19 virüsünün yayılmasının önlenmesi, öldürücülüğünün azaltılması amaçlı olarak TBMM tarafından bir kısım yasal düzenlemeler yapıldığı gibi Cumhurbaşkanlığı Kararları ve İçişleri Bakanlığının genelgeleri ile umuma açık istirahat yerleri ile eğlence mekanları kısmen veya tamamı kapatılmış, sokağa çıkma yasağı konulmuştur. Salgın hastalığa bağlı idari yasak ve tedbirler zaman içinde hafifletilse de, tedbirlerin büyük bir bölümü 01.07.2021 tarihine kadar devam etmiştir. Bu salgından doğrudan veya alınan idari tedbirler nedeniyle dolaylı olarak belli faaliyetlerin icra edildiği ticari işletmeler, oteller, okullar, hastaneler vs. gibi iş yerleri olumsuz olarak etkilenmiştir. Buna bağlı olarak, salgın döneminde TBMM tarafından çıkarılan kanuni düzenlemelerde de Covid-19 salgın hastalığı olağanüstü durum (mücbir sebep) sayılmıştır (Özellikle 7226 sayılı Kanun’un Geçici 1. maddesiyle Covid-19 salgın hastalığının ülkemizde görülmüş olması sebebiyle yargı alanındaki hak kayıplarının önlenmesi için bazı sürelerin durdurulmasına karar verilmiştir.).
Nitekim, Yargıtay içtihatlarında olağanüstü durum (mücbir sebep); sözleşmenin yapıldığı sırada önceden dikkate alınması ve önüne geçilmesi imkansız olan ve dış etkilerden kaynaklanan sel, yangın, deprem, salgın hastalıklar gibi olaylar olarak tarif edilmiştir (Hukuk Genel Kurulunun ..: E.,...K., Dairemizin ... E.,...K.,...E., ...K. sayılı ilamları).
Yukarıda yer verilen açıklamalar çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde; 11.03.2020 tarihi öncesinde yapılmış olan kira sözleşmesinde; Covid-19 salgın hastalığının, kiralananın sözleşmede öngörülen kullanım amacını ve tarafların borçlarını etkilediği ölçüde, sözleşmenin yapılması sırasında öngörülemeyen olağanüstü bir durumun sonradan ortaya çıktığının ve buna bağlı olarak 6098 sayılı Kanun’un 138. maddesinde öngörülen uyarlamanın ilk koşulunun gerçekleştiği kabul edilmelidir." (Yargıtay 3. ... 19.02.2025 T, ... E, ... K).
Öğretideki görüşler ve Yargıtay kararları ışığında somut olaya baktığımızda; davalının bu yöndeki savunması bakımından deliller toplanmış, tarafların bildirdiği tanıklar dinlenmiş, dosyaya sunulan delil ve belgeler bir bütün olarak değerlendirilmiştir. Taraflar arasında sözleşmenin kurulduğu, davacının avans olarak sözleşme bedelinin yarısını davalıya ödediği tarih 28.02.2020 tarihidir. Dünya Sağlık Örgütü tarafından Covid-19 salgın hastalığının "pandemi" (bölgeler ve gruplar üstü coğrafi salgın) olarak ilan edildiği tarih 11.03.2020 tarihidir. Dolayısıyla pandemi koşulları ortaya çıkmadan önce sözleşme gereği taahhüt altına giren davalı yüklenicinin, küresel salgın hastalık nedeniyle uluslararası ticaret ve lojistik sisteminin sekteye uğrayacağını, üretmeyi taahhüt ettiği makinenin ana veya yan unsurları olarak malzeme ve parça tedarikinde sorunlar yaşayacağını öngörmesi beklenemez. Dinlenen tanıklar da makinenin üretimi ve montajı için gerekli parçaları davalının yurt dışından tedarik etmekte zorlandığını ve bu nedenle ifada güçlüğe düştüğünü ve geciktiğini doğrulamıştır. Dolayısıyla somut olayda davalının mücbir sebep savunması yerindedir. Yaşanan pandemi sebebiyle sözleşmeye konu makinenin temel malzemelerinin temininde yaşanan sorun nedeniyle kaçınılmaz şekilde üretim sorunu yaşandığı, taraflar arasında mevcut sözleşmeye bu durumun doğrudan etkisinin olduğu anlaşılmaktadır. Bu tespitler doğrultusunda davacının taleplerinin ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekmektedir.
Davacının gecikme faizi alacağı yönünden yapılan değerlendirme;
Tazminatın kapsamı, zarar miktarı ile sınırlıdır. Zararı aşan bir tazminat söz konusu olmaz. Meğer ki kanun zarara bağlı olmaksızın bir götürü tazminat esasına yer vermiş olsun. Örneğin, para borçlarında borçlu temerrütü halinde gecikme tazminatını ifade eden temerrüt faizi alacaklının zararı daha az olsa da ödenecektir (... age, s.439). Temerrüt faizi ödeme borcunun doğması, borçlunun kusurunun ve zararın varlığını gerektirmez (..., ..., s.502)
TBK'nun 136/2 maddesine göre; "Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde imkânsızlık sebebiyle borçtan kurtulan borçlu, karşı taraftan almış olduğu edimi sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri vermekle yükümlü olup, henüz kendisine ifa edilmemiş olan edimi isteme hakkını kaybeder. Kanun veya sözleşmeyle borcun ifasından önce doğan hasarın alacaklıya yükletilmiş olduğu durumlar, bu hükmün dışındadır."
Öğretide bu hale sebepsiz zenginleşme oluşturmadığı halde kanunun bu hükümlere tabi kıldığı durum olarak gösterilmekte, TBK m.136/2 hükmündeki kusursuz imkansızlık, ani edimli bir sözleşmede ortaya çıkmış olsa bile, borç ilişkisini sadece ileriye etkili olarak ortadan kaldırdığı görüşü savunulmaktadır (..., Sebepsiz Zenginleşme, s.108-109).
TBK'nun 136/3 maddesine göre; "Borçlu ifanın imkânsızlaştığını alacaklıya gecikmeksizin bildirmez ve zararın artmaması için gerekli önlemleri almazsa, bundan doğan zararları gidermekle yükümlüdür."
Somut olayda, borçlunun sorumlu olmadığı sonraki imkânsızlık hali söz konusu olup, uygulama kabiliyeti bulunan m.136 hükmü uyarınca davalının, davacıdan 28.02.2020 tarihinde almış olduğu sözleşme bedelinin yarı oranındaki avansı, edimin ifasının imkânsız hale geldiği, pandemi çıkış tarihi olan 11.03.2020 tarihinden itibaren yahut en geç ifa zamanı olan 30 gün sonrasına kadar davacıya iade etmekle yükümlüdür. Ancak sözleşmede teslim süresi 30 gün sonrası olup, 28.02.2020 tarihinden başlayarak 30 gün sonrası 28.03.2020 (Cumartesi) tarihine denk gelmektedir.
TBK m.93'e göre; "İfa zamanı veya sürenin son günü, kanunlarda tatil olarak kabul edilen bir güne rastlarsa, kendiliğinden bu günü izleyen ve tatil olmayan ilk güne geçer.
Bu durumda, ifa zamanı ilk iş günü olan 30.03.2020 tarihi olmaktadır. Davacı, davalıya 200.000 TL avans ödemesi yaptığına, davalı da bu tutarı 15.04.2020 tarihinde iade ettiğine göre, 30.03.2020 - 15.04.2020 tarihleri arası gecikme faizi ödemekle yükümlüdür. Ancak davacı bu tutara dava ve ıslah dilekçesi ile 28.02.2020 tarihinden itibaren gecikme faizi işletilmesi suretiyle talepte bulunmuştur.
Öte yandan, taraflar sözleşme ile ifaya eklenen cezai şart kararlaştırdıklarından ve cezai şartın türü zaman itibariyle davalının eseri teslimde gecikmesinden kaynaklı cezai şart olduğundan ("makine teslim tarihi aşıldığı taktirde günlük 500 $ cezai işlem uygulanacak"), davacı yalnız ifaya eklenen bu cezai şartı talep edebilecektir. Zira taraflar gecikmeye bağlanan sonucu gecikme faizinin yerine geçecek nitelikte bir cezai şart kararlaştırmışlardır. Sözleşmenin kurulduğu tarihte yıllık yasal faiz oranı %9, ticari işlere uygulanan avans faizi oranı %13,5 olup, taraflar gecikilen her bir gün için 500 USD cezai şart kararlaştırmıştır. Davalı tacir olduğundan kendi temerrütü nedeniyle ticari işlere uygulanan avans faizi işletilmesi gerekmekle sözleşme bedelinin sözleşmede belirtilen sabit kur üzerinden Türk Lirası karşılığı hesaplandığında yıllık temerrüt faizi tutarı (65.000*6,15*%13,75) 54.965,625 TL, günlük temerrüt faizi tutarı ise 150,59 TL olmaktadır. Ancak tarafların kararlaştırdığı cezai şart tutarı gecikilen her bir gün için (500*6,15) 3.075 TL olduğu anlaşılmaktadır. Tacir olan tarafların sözleşmede böyle yüksek bir oranda cezai şart kararlaştırmalarında bir sakınca bulunmamakla birlikte cezai şartın türü itibariyle davacının ayrıca gecikme faizi isteminde bulunması yerinde değildir. Davacı dava ve ıslah dilekçesi ile cezai şart isteminde bulunduğundan ayrıca gecikme faizi isteyemeyecektir. Bu nedenlerle davacının gecikme faizi istemi yerinde görülmemiştir.
Davacının cezai şart alacağı yönünden yapılan değerlendirme;
Davacı ceza koşulu talep etmiş olup, iş sahibinin yükleniciye yönelttiği bu alacak talebi yönünden sözleşme hükümlerinin yorumlanmasından önce genel bir açıklamada bulunulmasında yarar vardır.
Alacaklı, borçlunun edimi hiç veya gereği gibi ifa etmeme ihtimaline karşı alacağını güvence altına alma, kuvvetlendirme yolları arayabilir. Bu yönde olmak üzere alacaklı, borçluya belli bir miktar para ödeme taahhüdünü de kabul ettirebilir. Bu halde ceza koşulu söz konusu olur. Ceza koşulu, borçlunun alacaklıya karşı mevcut bir borcu hiç veya gereği gibi ifa etmemesi halinde ödemeyi üstlendiği, hukukî işlem ile belirlenmiş ekonomik değeri olan bir edimdir (..., s.1181).
TBK m.179/II'ye göre; "Ceza, borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir."
İfaya eklenen ceza koşulunda koşul gerçekleştiği taktirde alacaklı hem ifayı hem de cezayı talep eder (..., s.1185).
Somut olayda tarafların sözleşmede "makine teslim tarihi aşıldığı taktirde günlük 500 $ cezai işlem uygulanacak" şeklinde hükümle ifaya eklenen cezai şart kararlaştırdıkları anlaşılmaktadır. Davalı 200.000 TL avans ödemesini davacıya 15.04.2020 tarihinde iade ettiği gibi 23.600 TL cezai şart ödemesi yaparak toplam 223.600 TL ödeme gerçekleştirerek davacının cezai şart alacağını kabul etmiştir. Ancak sözleşmede teslim süresi 30 gün sonrası olup, 28.02.2020 tarihinden başlayarak 30 gün sonrası 28.03.2020 (Cumartesi) tarihine denk gelmektedir. Somut olayda taraflar aksine bir anlaşma yapmadıklarına göre TBK m.93/I'e göre ifa zamanı 28.03.2020 (Cumartesi) tatil gününe denk geldiğinden izleyen ilk iş günü olan 30.03.2020 (Pazartesi) gününün eseri teslim tarihi olarak kararlaştırıldığı, gecikme nedeniyle doğan cezai şart alacağının da bu nedenle 30.03.2020 tarihini izleyen 31.03.2020 tarihinden itibaren başlatılması gerekecektir. Bu ilke ve esaslar çerçevesinde ceza koşulu hesaplandığında davalının ödeme yaptığı 15.04.2020 tarihine kadar geçen 16 günlük süre üzerinden cezai şart hesaplaması yapılması gerektiği, davacının ise dava ve ıslah dilekçesinde hatalı olarak 18 günlük süre üzerinden hesaplama yaptığı anlaşılmaktadır.
Doğru hesaplama yapıldığında sonuç olarak; sözleşme ile kararlaştırılan döviz kuru (1 USD = 6,15 TL) üzerinden 16 GÜN gecikme nedeniyle toplam cezai şart tutarının (16*500*6,15) 49.200 TL olduğu, davalının yaptığı ödemenin bu nedenle yetersiz olduğu sonucuna varılarak, davacının (49.200 - 23.600) 25.600 TL (bakiye) cezai şart alacağının bulunduğu anlaşılmakla, davacının cezai şart isteminin kısmen yerinde olduğu ve kabulüne karar vermek gerektiği sonucuna varılmıştır.
Davacının tazminat alacağı yönünden yapılan değerlendirme;
TBK m.180/I'e göre alacaklı hiçbir zarara uğramamış olsa bile, kararlaştırılan cezanın ödenmesi gerekir. Burada cezanın ödenmesi için borçlunun kusuru da aranmaz. Borçlu ister kusurlu ister kusursuz olsun, alacaklı ister zarar görsün ister görmesin kararlaştırılan ceza ilke olarak ödenir. Ancak asıl borç kusursuz sonraki imkânsızlık nedeniyle sona ererse, aksi sözleşmeyle kararlaştırılmış olmadıkça, ceza ödeme borcu da ortadan kalkar (..., s.1186-1187).
Cezai şart (ceza koşulu) kararlaştırılan sözleşmelerde ceza tutarını aşan zararın tazmini istenirken TBK m.180/II uyarınca ispat yükü kendiliğinden yer değiştirir ve alacaklı borçlunun kusurunu ispatla yükümlü olur (... s.415).
Yargılama kapsamında dinlenen tanık beyanlarından, edimin ifası imkansız hale gelmeden önce edimin ifasının güçleştiğini, aşırı ifa güçlüğü ortaya çıktığını, pandemi nedeniyle gecikme yaşandığını davalının davacıya bildirdiği ve ek süre istediği, ancak davacının bu ek süre istemini kabul etmediği tanık beyanlarından anlaşılmakla; davalının kusuru olmaksızın edimin ifasını yerine getiremediği anlaşılmaktadır. Davalının aldığı avans ile birlikte bir miktar cezai şart ödediği ve bu doğrultuda sözleşmenin kendi kusuru ile imkansız hale geldiğini yahut gecikmede kusuru bulunduğunu örtülü olarak kabul ettiği yönünde yorumlansa dahi; davacının ceza tutarını aşan zararını ispat edemediği, fiyat farkından kaynaklanan zararının bilirkişi raporu ile 15.637,97 TL olarak hesaplandığı, ancak davacıya ödenen (23.600 TL) ve ödenmesi lazım gelen (25.600) cezai şart tutarı toplamının 49.200 TL olduğu, dava öncesi ödenen ve mahkememizce hükmedilen toplam cezai şart tutarını aşan bir zararı bulunduğunu davacının geçerli ve somut deliller ile ispat edemediği sonucuna varılmış; öte yandan, mücbir sebep nedeniyle ifanın sonradan imkansız hale geldiği yönündeki kabul doğrultusunda, davalının kusuru bulunmayan sonraki imkansızlık nedeniyle ceza tutarını aşan zarardan sorumlu olmadığı, davalının kusurunun davacı tarafından kanıtlanması gerektiği ancak davalının kusurunun kanıtlanamadığı, tüm bu nedenlerle davacının tazminat talebinin yerinde olmadığı ve reddi gerektiği sonucuna varılmıştır.
HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;
1-Davanın kısmen kabulü ile 25.600,00 TL cezai şart alacağının dava tarihi olan 09/09/2020 tarihinden itibaren işleyecek değişen oranlarda avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin zarar, ziyan ve tazminat taleplerinin reddine,
2-Alınması gereken 1.748,73-TL karar ve ilam harcından, 576,37- TL peşin harç ve 616,00-TL ıslah harcının mahsubu ile eksik kalan 556,36-TL karar ve ilam harcının davalıdan alınarak Hazine' ye gelir kaydına,
3-Davacı tarafça yatırılan 576,37-TL peşin harç ve 616,00-TL ıslah harcı toplamı 1.192,37-TL' nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
4-Davacı tarafça yapılan 62,20-TL ilk dava açma gideri, 1.079,50-TL davetiye ve posta müzekkere gideri ile 12.000,00-TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 13.141,70-TL yargılama giderinden davanın kabul oranına göre belirlenen 6.544,56-TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiyesinin davacı üzerinde bırakılmasına,
5-Davalı tarafça yapılan 624,40 TL yargılama giderinden davanın red oranına göre belirlenen 313,44-TL'nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, bakiyesinin davalı üzerinde bırakılmasına,
6-Artan avansın karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,
7-Davacı lehine AAÜT uyarınca takdir olunan 25.600,00-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
8-Davalı lehine AAÜT uyarınca takdir olunan 25.797,97-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
9-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/A-11-13. maddesi uyarınca ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği Tarife hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin (yargılama gideri) davanın kabul oranına göre belirlenen 657,36-TL'lik kısmının davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,
10-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/A-11-13. maddesi uyarınca ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği Tarife hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 1.320,00-TL arabuluculuk ücretinin (yargılama gideri) davanın red oranına göre belirlenen 662,64-TL'lik kısmının davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,
Dair, davacı vekili ve davalı vekilinin yüzüne karşı, kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içerisinde mahkememize ve bulunulan yer Asliye Hukuk (Ticaret) mahkemesine dilekçe ile başvurmak koşuluyla İzmir BAM nezdinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 22/10/2025
Katip ...
¸
Hakim ...
¸