T.C.
İZMİR
3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2024/378 Esas
KARAR NO : 2025/178
DAVA : Alacak (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 24/06/2024
KARAR TARİHİ : 26/02/2025
Mahkememizde görülmekte olan Alacak davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin kurucusu olduğu şirket için sağlık polikliniği ruhsatı almaya karar verdiğini ve bu amaçla davalı şirket olan ... Reklam ve Danışmanlık Hizmetleri Ltd.Şti.'nin müvekkiline sağlık poliklinik ruhsatı bulacağını, bunu müvekkilinin yetkilisi ve kurucusu olduğu ... Şirketine devir ettireceği konusunda müvekkilini ikna ettiğini, davalı şirketin bu amaçla müvekkili ... kapora bedeli olarak 350.000TL aldığını, aradan uzun zaman geçmiş olmasına rağmen davalının hiç bir şekilde müvekkilinin kurucusu ve yetkilisi olduğu ...'ne sağlık polikliniği ruhsatı bulmadığını, müvekkilinin yetkilisi olduğu şirket üzerine sağlık polikliniği ruhsatını da devretmediğini, müvekkilinin uzun uğraşları sonucu davalı şirketten dilekçe ekinde sunulan ödeme dekontlarından görüleceği üzere kısmi ancak çok cüzi ödemeleri ve miktarları geri alabildiğini, davalı şirketin müvekkiline, 16.11.2023 tarihinde 10.000 TL, 01.12.2023 tarihinde 10.000 TL, 03.01.2024 tarihinde 8.000 TL, 30.01.2024 tarihinde 8.000 TL, 13.02.2024 tarihinde 8.000 TL, 23.02.2024 tarihinde 9.000 TL, 01.03.2024 tarihinde 9.000 TL geri ödediğini, diğer kalan yüksek miktar borcun halen daha müvekkiline geri ödenmediğini, müvekkilinin davalı şirket ve yetkilileri hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ... Soruşturma numaralı dosyası ile nitelikli dolandırıcılığa uğradığı iddiası ile şikayetçi olduğunu ve soruşturmanın devam ettiğini belirterek, davanın kabulü ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 288.000,00 TL'nin temerrüt tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan alınarak müvekkiline ödenmesi, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; taraflar arasındaki ticari ilişkinin gelişmesi ve davalı müvekkili tarafından davacıya yapılan önceki tüm işlerin teslim edilmesi akabinde davacı tarafından davalı müvekkili şirket yetkilisine olan güvenin artmış olmasından dolayı kendisinden ruhsat işinin de halledilmesinin istendiğini, davalı müvekkili tarafından ruhsat işi tamamlanamadığından, taraflar arasındaki ticari ilişkinin sona erdiğini, poliklinik ruhsatı almak için gereken bazı şartlar bulunduğunu, davacı tarafından da ikrar edilen hukuken geçersiz bir sözleşme olduğunu, davacının basiretli bir tacir olma yükümlülüğü kapsamında bile bile davalı müvekkiline ödeme yaptığını, taraflar arasında yapılan "poliklinik ruhsatı bulunması"na yönelik sözleşmenin hukuka ve ahlaka aykırı amaç içerdiğini, davacının hekim olmadığını, eğer öyle olsa idi ruhsatını kendisinin alabileceğini, hekim olmayan davacının Sağlık Polikliniği açabilmek için danışmanlık hizmeti de veren davalı müvekkili şirketten hukuka ve ahlaka aykırı bir amaç güderek poliklinik ruhsatı bulmasını istediğini, davalı müvekkilinin faaliyet alanında sağlık sektörü bulunmadığını, davacının ise basiretli bir tacir gibi davranmak zorunda olduğunu, ticari işletmesini gerçek bir doktor olmaksızın işletebilmesinin mümkün olmayacağını, bu ticari işletmeyi dışarıdan alınacak bir ruhsat ile işletmenin suç olarak nitelendirilebileceğinin farkında olmak zorunda olduğunu, davacı doktor olmadığından ve en az iki doktor ile açılabilecek iş için gerekli olan ruhsatı hukuka uygun olarak temin edemeyeceğinden faaliyete başlayamamış olduğunu düşündüklerini, bu durumun da davacının davalı müvekkiline ruhsat için hukuka ve ahlaka aykırı bir amaç için ödeme yaptığını gösterdiğini, davacının sebepsiz zenginleşme kapsamında dahi dava konusu ettiği alacağı talep edemeyeceğini, davacının müvekkili davalıya ait şirketlere dilekçenin başında belirtilen alanlarda hizmet verdiğini dava dilekçesinde belirtilen faturaların buna ilişkin olup davacının davalı müvekkilinden bir alacağı bulunmadığını, taraflar arasındaki ihtarlar incelendiğinde davacı tarafından çekilen ihtarda özellikle taraflar arasındaki ticari ilişkinin reddedildiğini, ancak delil dilekleri incelendiğinde davalı müvekkili ile davacı arasındaki ilişkinin ortaya çıkacağını belirterek, öncelikli olarak davanın hukuka veya ahlaka aykırı bir amaç için ödenen bedelin iadesi talep edilemeyeceğinden davanın reddine, aksi halde ödenen bedelin taraflar arasındaki ticari ilişkide sunulan hizmetler karşılığı olması nedeni ile davanın reddine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava alacak davasıdır.
Asliye Ticaret Mahkemeleri, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5. Maddesi gereğince ticari davalara bakmakla görevlidir. Ticarî davalar, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4/1. maddesinde sayılmış olup, buna göre, “Her iki tarafın da ticarî işletmesi ile ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın aynı maddenin a), b), c), d), e) ve f) bentlerinde sayılan davalar” ticari dava olarak adlandırılmıştır.
TTK’nun 4. maddesine göre; tarafların tacir olup olmadıklarına ve dava konusu edilen işin ticarî nitelikte olup olmadığına bakılmaksızın ticarî dava olarak sayılan dava türleri mutlak ticarî davalar, tarafları tacir olan ve tarafların ticarî işletmesi ile ilgili olan uyuşmazlıklar nispi ticari davalardır. Bir davanın nispi ticari dava sayılabilmesi için; uyuşmazlığın her iki tarafının tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticarî işletmesi ile ilgili olması gerekli ve zorunludur.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5. maddesini değiştiren 6335 sayılı Kanun ile Asliye hukuk mahkemeleri ile Asliye ticaret mahkemeleri arasındaki ilişki, iş bölümü ilişkisi olmaktan çıkarılıp, görev ilişkisi haline getirilmiştir. Görev ilişkisi mahkemece re'sen davanın her aşamasında nazara alınan ve kamu düzeninden sayılan bir dava şartıdır. Ancak, 6335 sayılı Yasa’nın 38. maddesi uyarınca 6102 sayılı TTK’na eklenen geçici 9. madde ile bu kanunun göreve ilişkin hükümlerinin, bu kanunun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden önce açılan davalarda uygulanmayacağı, bu davaların açıldıkları tarihte yürürlükte bulunan kanun hükümlerine tabi olduğu belirtilmiştir.
Mahkemenin görevi dava şartlarından olup göreve ilişkin dava şartı olup olmadığı mahkemece resen her aşamada dikkate alınması gerekir.
Somut olayda; davacı tarafça davalı ile davacı arasındaki anlaşma gereğince davalı tarafça davacıya verilecek sağlık poliklinik ruhsatı karşılığında ödemiş olduğu kapora bedelinden sözleşmenin ifa edilmemesi nedeniyle bakiye kalan kısımlarının davalıdan tahsili istemine yönelik dava açıldığı, taraflar arasındaki sözleşme Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenmediğinden davanın mutlak ticari dava olmadığı, ayrıca davacı hakkında yapılan tacir araştırmasında davacının 1994 yılında mükellefiyet kaydının bulunduğu ve 1995 yılında mükellefiyetini terk ettiği, 1995 yılından bu yana herhangi bir ticari faaliyetinin bulunmadığı, davacı her ne kadar bir çok ticari şirket ortağı ve yöneticisi olsa da şirket ortaklığı ve yöneticiliğinin bir kişiye tacir sıfatını kazandırmayacağı, kişinin bizatihi kendi adına bir ticari işletmeyi işletmesi gerektiği, davacının ticaret sicilinde tacir olarak kayıtlı olmadığı gibi Vergi Dairelerinden gönderilen yazı cevabında da anlaşılacağı üzere 1995 yılından bu yana ticari faaliyetine ilişkin bir mükellefiyetinin bulunmadığı, bir ticari faaliyetinin bulunmadığı, davacının ticari şirket ortağı ve yönetici olmasının kendisine tacir sıfatını kazandırmayacağından davacının tacir olmadığı, bu nedenlerle davanın nispi ticari dava olarak da nitelendirilemeyeceği, 6100 Sayılı HMK'nın 1. maddesi uyarınca açılan davada görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu kanaatine varılmakla davanın usulden reddine ve mahkememizin görevsizliğine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davanın GÖREVSİZLİK NEDENİ ile 6100 sayılı HMK'nın 114/1-c ve 115/2 maddeleri gereğince USULDEN REDDİNE,
2-Görevli Mahkemenin İzmir Asliye Hukuk Mahkemesi olduğuna,
3- Karar kesinleştiğinde ve talep halinde dosyanın görevli ve yetkili İzmir Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesi'ne gönderilmesine,
4- 6100 sayılı HMK'nın 20. maddesi gereği karar istinaf edilmeksizin kesinleşmesinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde; kararın istinaf incelemesi sonucu kesinleşmesi halinde ise Bölge Adliye Mahkemesi Kararının tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde dosyanın görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesinin talep edilmemesi halinde iş bu dosya resen ele alınarak Mahkememizce davanın AÇILMAMIŞ SAYILMASINA KARAR VERİLMESİNE,
5- Yargılama giderleri konusunda görevli ve yetkili mahkemece karar verilmesine, davanın açılmamış sayılma şartları oluştuğu takdirde yargılama giderleri konusunda MAHKEMEMİZCE KARAR VERİLMESİNE,
Dair taraf vekillerinin yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İzmir Bölge Adliye mahkemeleri nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verildi.
26/02/2025
Katip ...
E-imzalıdır.
Hakim ...
E-imzalıdır.