T.C.
İZMİR
4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2024/424 Esas
KARAR NO : 2025/570
DAVA : Alacak (Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 25/05/2022
KARAR TARİHİ: 18/06/2025
Yukarıda tarafları yazılı davanın mahkememizde yapılan yargılaması sonunda dava dosyası ve ekleri incelendi;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı tarafın Almanya'daki iş yerinde satışını yapmak üzere Davalı taraftan Çam Balı almak için anlaşma yapmış olduğunu, bu anlaşma neticesinde Davacı tarafın, şirket hesabına 13/07/2020 ve 13/07/2020 tarihinde 4.380 EURO havale yapmış olduğunu, Davacı tarafin biraz gecikme ile de olsa gönderilecek çam ballarını ayarlamış ve Davacı tarafın ... faturası düzenlendiğini, bu navlun faturasını da Davacı tarafın 11/08/2020 tarihli dekont ile 905 EURO olarak ödediğini, bundan sonra yaşanan gecikme Ve problemler ile ilgili olarak taraflar arasındaki görüşme ve ... yazışmaları ve mailler incelendiğinde, Davalı tarafından, Davacı tarafa ulaşmak üzere gönderilen balların daha Almanya'ya ulaşmadan Bulgaristan'dan, ... belgesi bulunmadığı nedeni ile Bulgaristan yetkilileri tarafından imha edildiğini, bu olaydan sonra Davacı tarafın 27/01/2021 tarihinde tekrar Davalı şirket adına 4.854 EURO yatırarak yeniden Çam Balı almak için girişimde bulunduğunu, Dava dilekçesinin ekinde bulunan belgeler incelendiğinde, iki farklı ambalajda toplam 3783.67 Kg'lık Çam Balının gönderilmesi hususunda tekrar mutabakat sağlamış olduğunu, bu. ikinci parti ürünler Almanya'ya Davacı tarafa ulaştığını ve Davacı tarafın bu ürünleri teslim alıp deposuna koyduğunu, Türkiye'den gelen bu malların satışının yapılabilmesi için analiz yaptırılmasının gerekmiş olduğunu, 17/03/2021 tarihli, 210-688781 numaralı test raporunun hem Almanca hem de Türkçeye çevrilmiş dilekçe örneklerinin dosyaya sunmuş olduklarım, test raporuna göre Davalı tarafin Davacı taraflı çam balı olarak gönderdiği ürünlerin laboratuvar sonuçlarına göre Almanya'daki mevcut bal yönetmeliğine göre bal vasfında olmadığının rapor edildiğini, raporda "Burada bulunan miktardaki nişasta taneleri balın doğal bileşenleri değildir, bu nedenle Alman Bal Yönetmeliği'nin 2. paragrafına (Özellikle 4/3) uymamaktadır" sonucunun rapor edildiğini, bu nedenle Davacı tarafin bu malları Almanya'da satamamış olduğunu ve halende deposunda durduğunu, netice itibari ile Davalı şirketin bahsedilen ödemeler karşılığında iki parti çam balı göndermesi gerekirken, birinci parti mal Bulgaristan'da resmi olarak hangi gerekçe ile imha edildiğini tam olarak bilinmeyen bir şekilde imha edildiğini ve Davacı tarafa ulaşmadığını, ikini parti çam balı olarak gönderilen balın, Davacı tarafin eline ulaştığını ancak çam balı olmayacak şekilde Alman Gıda Yönetmeliklerine göre Bal Vasfında Olmadığından satılamamış olduğunu, halen Davalı tarafından gönderilen balların Davacı tarafın deposunda durduğunu, netice itibari ile Davacı tarafından gönderilen balların Davacı tarafın deposunda durduğunu, Davacı tarafından Davalı tarafa 4.380 Euro + 905 Euro + 4.854 Euro toplam 10.139 Euro karşılığı 157.154,50 TL para karşılığında Davacı tarafin elinde satılabilir hiçbir ürünün olmadığını, bu durumda Davalı tarafin haksız yere zenginleşmiş olduğunu, Davacı taraf ile yapılmış olduğu bal satım sözleşmesinde Davacı tarafın edimini layıkı ile yerine getirmiş olmasına rağmen Davalı tarafın sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüğünü layıkı ile yerine getirememiş durumda olduğunu, Dava şartı arabuluculuk müracaatlarının 18/02/2022 tarihinde başladığını, 14/04/2022 tarihinde anlaşamama neticesi ile son bulmuş olduğunu, açıklanan bu nedenlerden dolayı Davacı tarafindan gerçekleşmeyen balı satışı nedeni ile ödenen 4.380 Euro + 905 Euro + 4.854 Euro toplam 10.139. Euro karşılığı 157.154,50 TL'nin arabuluculuk müracaat tarihi olan 18/02/2022 tarihinden itibanen işleyecek olan ticari faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesini, Dava masrafları ve vekalet ücretinin Davalı tarafa tahmiline karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı tarafın haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davasını kabul etmediklerini, davacı tarafa sattıkları ürünlerde kesinlikle ayıp olmadığını, Türk Ticaret Kanunu madde 23/1-e gereği ayıp ihbarı süresinde olmadığını bu nedenle zaman aşımı defi'nde bulunduklarını, bu Davada tarafların tacir olup, iş taciri olduğunu, Dava konusu satışın nitelikli ticari satış olduğunu, Türk Ticaret Kanunu madde 23/1-c "Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra 8 gün içinde incelenmek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür.” maddesinde açıkça belirtildiğini, Davalı tarafın, Davacı tarafa 21/07/2020 tarihli ... no'lu fatura ile 11296 parti ve 11297 parti olarak 2 parti halinde Süzme Salgı Çam Balı satmış olduğunu, sattıkları bu bala ilişkin ekte sundukları 2 adet Doğal ... Analiz Belgesi'nden görüleceği üzere her iki parti balının doğal arı balı olduğu ve ihracata uygun olduğunun tespit edildiğini, ayrıca ürünlere ilişkin Tarım ve Orman Bakanlığı Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü Sağlık Sertifikasını da cevap dilekçesinin ekinde sunduklarını, satılan ürünlerin Türk Gıda Kodeksine, Bal Tebliğine uygun olduğunun apaçık ortada olduğunu, Davalı tarafın sattığı balın ihracata uygun olduğuna dair Ticaret Bakanlığı tarafından verilen e-uygunluk belgesi de delillerinin arasında mevcut olduğunu, ayrıca yurt dışına çıkış belgesinin de mevcut olduğunu, Davacı tarafın Dava dilekçesinde malların imha edildiğini yazdığını, bu durumun Davalı taraf ile hiçbir ilgisinin bulunmadığını, cevap dilekçesinin ekinde görüleceği üzere ... satış söz konusu olduğunu, davacı tarafın tarafımızca teslim edildiğini, transferle malın Almanya'ya gitmesinin Davalı tarafın sorumluluğunda olmadığını, Davalı şirketin CHED-P belgesi ile ilgili hiçbir sorumluğunun bulunmadığını, davacı tarafın fatura kayıtlarına işlediğini ve yasal sürede etmediğini, zaten Davacı tarafin da Dava dilekçesinde bu satıştan sonra tekrar bal almak için girişimde bulunduğunu açıkça yazdığını, Davacı tarafın Dava dilekçesinde balların ayıplı olduğunu söylememekte olduğunu, Davacı tarafın belge eksikliğinden bahsetmekte olduğunu, ancak belge düzenlenmesi, tanzim edilmesi Davalı tarafın sorumluluğunda olmadığını, Davalı tarafın malı teslim ettiğini, FOB satışın söz konusu olduğunu, transfer ve her türlü belgen düzenlenmesine ilişkin yükümlülüklerin Davacı tarafa ait olduğunu, Davacı tarafın bahsettiği ...belgesi eksikliğinin, Bulgaristan makamlarının istediğini iddia ettiği bu belge, Davalı tarafın yükümlülüğünde olmadığını, Davalı tarafin sattığı ballarda ayıp olmadığını, bu yüzden Davacı tarafın, Davalı taraftan ikinci kez bal almak istemiş olduğunu, Davalı taraf ile çalışmak istediğini, Davalı tarafın daha sonra Davacı tarafa 10/02/2021 tarihli ...no'lu fatura ile 11337 parti ve 11338 parti olarak 2 parti halinde ... satmış olduğunu, sattıkları bu ballara ilişkin cevap dilekçesinde sunulan 2 adet analiz raporu sattığı balların Türk Gıda Kodeksine, Bal Tebliğine uygun olduğunu göstermekte olduğunu, akredite laboratuvar olan, Ege Üniversitesi İlaç Geliştirme ve Farmakokinetik Araştırma ve Uygulama Merkezi Laboratuvarı sonuçları uluslararası alanda geçerli olduğunu, Davalı tarafın ürünlerinin akredite laboratuvar koşullarına analiz edildiğini, ayrıca ürünlere ilişkin Tarım ve Orman Bakanlığı Gida ve Kontrol Genel Müdürlüğü Sağlık Sertifikalarını da cevap dilekçesinin ekinde sunduklarını, Davalı tarafin sattığı balın ihracata uygun olduğuna dair Ticaret Bakanlığı tarafından verilen e-uygunluk- belgesi de mevcut olduğunu, Davacı bu balların Almanya'da satılabilmesi için analiz yapılması gerektiğini ve de yaptırdığı analiz sonucunda Davalı tarafın sattığı balların Alman Bal Yönetmeliği'ne uygun olmadığını ve balları satamadığı için deposunda durduğunu belirttiğini, Davacı tarafın bahsettiği bu rapor özel istek raporu olduğunu, zorunlu olarak balların satışı için gerekli bir rapor olduğunu, Davacı taraf ile Davalı taraf arasında Alman Bal Yönetmeliği'ne uygun bir bal satışı konusunda anlaşma olmadığını, davacı tarafın özel istek raporundaki parametrelerin hiçbirisine Türkiye'de bakılmamakta olduğunu, sadece raporun 1. sayfasındaki Elektr. Leitfahigkeit (ASU L 40.00-5, Ms/fem 1,16 2003-12, mod) parametresine bakılmakta olduğunu, rapordaki bu analizin sonucu da olması gerektiği şekilde uygun olduğunu, Davacı tarafın kendi tasarrufu ile isteğe bağlı olarak aldığı bu rapordaki aleyhe olan hususları kabul etmeyerek zaman aşımı itirazlarını tekrar ettiklerini, Davacı taraf ile ile aralarındaki ticari satış ilişkisinde özel istek balı, Alman Yönetmeliklerine uygun bal anlaşmasının olmadığını, sattıkları balın Türk Gıda Kodeksine ve Bal Tebliğine uygun olduğunu, dosyaya sundukları analiz raporları, ihracata uygunluk belgeleri ve sair delillerinin de kanıtı olduğunu, 6102 sayılı TTK. 23/1-e maddesi uyarınca "Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek ve incelettirmekle ve bu iceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre de satıcıya ihbarla yükümlüdür. Bu durumda bilirkişi kurulu raporunda ayıbın açık ayıp olduğu saptandığına göre anılan madde hükmü gözetilerek ayıp ihbar süreleri üzerinde durulup, değerlendirme yapılarak bir karar verilmesi gerekirken, yasa hükmü gözetilmeden ayıp ihbarının makul sürede yapıldığından bahisle eksik inceleme ile yazılı şekilde arar verilmesi doğru görülmemiştir." maddesinde açıkça belirtildiğini, açıklanan tüm bu nedenlerden dolayı Dava konusu ürünlerde ayıp olmaması nedeniyle Davacı tarafın hukuki dayanaktan yoksun Davasının reddedilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin Davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
KANITLAR:
Bilirkişiler Niteliklik hesaplamalar uzmanı..., Gıda Mühendisi Beril İşçioğlu Gümrük Uzmanı... 08/06/2023 tarihli raporlarında özetle; Davanın taraflar arasında yapılan bal satışı kapsamında satış sözleşmesine konu ilk parti balların Bulgaristan'da ... belgesi bulunmaması nedeniyle imha edilmesinin hangi tarafın sorumluluğunda olduğu; ...sayı tarihli ihracat işleminde ... teslim şekli seçildiği, eşya teslim edildikten sonra sorumluluğun tamamen alıcıda olduğu, ...07.2020 sayı tarihli ihracat işleminde FOB teslim şekli seçildiği, her ne kadar FOB teslim şekli deniz taşımalarında kullanılmakta olup, meskür ihracat karayolu ile gerçekleşmiş olsa da eşyanın yurt dışı edildikten sonra sorumluluğun alıcıya geçtiği,
2- Taraflar arasındaki sözleşme gereğince balın transferinin hangi tarafın sorumluluğunda olduğu; ...sayı tarihli ihracat işleminde... teslim şekli seçildi seçildiği, eşya teslim edildikten sonra sorumluluğun tamamen alıcıda olduğu, ... sayı tarihli ihracat işleminde FOB teslim şekli seçildiği, her ne kadar FOB teslim şekli deniz taşımalarında kullanılmakta olup, meskür ihracat karayolu ile gerçekleşmiş olsa da eşyanın yurt dışı edildikten sonra sorumluluğun alıcıya geçtiği,
3- İkinci parti olarak gönderilen Balların Almanya'da depoda kalması, Almanya Bal Yönetmeliğine uygun olmamasından kaynaklı” olarak satılamamasının hangi tarafın sorumluluğunda olduğu; Davalı tarafından sunulan analiz raporlarının bu Davaya konu ballara ilişkin olup olmadığı,
Gıda Mühendisliği yönünden yapılan değerlendirmede; “Bal ihracatı için gerekli olan analiz ve belgelerin İhraç eden Davalı yan tarafından tamamlanarak ihraç işleminin gerçekleştirildiği yukarıda sıralanan maddelerde görüldüğü; Yapılan bu analizler, balın gerçek bal olduğunu kanıtlayan ve kalitesini belirleyen analizler olduğu; Resmi makamlarca alınan numuneler akredite laboratuvarlar tarafından akredite metotlarla ve usulüne uygun olarak analiz edildiği ; yurt içinde yapılan analizlerin ait olduğu ballar ile Almanya da yapılan analizlerin ait olduğu balların aynı ballar olmadığı düşüncesinin oluştuğu; % 30 den fazla nişasta içeriği balın tüm kalite kriterlerini bozacak ve Türkiye de yapılan testleri aykırı çıkaracak sonuçlara sebebiyet vereceği; ” sonucuna ulaşıldığı, söz konusu iddiaların ayıp niteliğinde olup olmadığı, ayıbın süresinde olup olmadığı, ... belgesi bulunmamasının satıcının sorumluluğunda görülmesi halinde hukuki ayıp olarak nitelenebileceği; şu halde, Sayın Mahkemenin görüşünün davalının oluşan hukuki ayıp nedeniyle sorumlu tutulması ve ayıp nedeniyle oluşan maddi zarardan sorumluluk yoluna gidilmesi halinde ise, 10.139 Euro'nun -davacı yanın talebi üzerine-, arabuluculuk süreci başlangıç tarihi olan 18.02.2022 tarihi itibari ile TCMB verilerine göre Türk Lirası karşılığı olan 10.139 X 15,47 = 156.850,33 TL'nin hesaplanmış bulunduğu; 10.139. Euro'nun dava tarihi olan 20.05.2024 Tarihi itibariyle TCMB verilerine göre Türk Lirası karşılığı olan 10.139 X 34,95 - 354.358,05 TL'nin hesaplanmış bulunduğu; Ancak Sayın Gümrük Bilirkişisinin malların sorumluluğunun Bulgaristan'da... belgesi istendiği sırada sorumluluğun davacı alıcıda olduğu yönündeki tespiti karşısında Satıcının zarardan sorumluluğu yoluna gidilip gidilmeyeceği mahkemenin takdirine bırakılarak raporlarını sunmuşlardır.
GEREKÇE :
Dava, ayıplı bal satışı nedeniyle ödenen bedelin iadesi istemine ilişkindir.
Tarafların tacir olduğu, uyuşmazlığın ise ticari nitelikteki satım sözleşmesinden kaynaklandığı hususu tartışmasızdır.
Tarafların tacir olup, uyuşmazlığın ise ticari nitelikteki satım sözleşmesinden kaynaklanması nedeniyle olaya dava tarihi itibariyle 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.
Bununla birlikte satım sözleşmesinde malın ayıplı olması halinde özel hükümler öngörülmüştür (TTK m. 23/1, a-c). Dolayısıyla tacirler arası satım sözleşmelerine Türk Borçlar Kanunu hükümleri ile birlikte TTK m. 23/1, a-c hükmü de uygulanacaktır.
Bu noktada uyuşmazlığın temelini oluşturan “ayıp ve ayıba karışı tekeffül” kavramları üzerinde durmakta yarar vardır:
Satıcının ayıptan sorumluluğu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 219-231. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Ayıp kavramının tanımı kanunda tam olarak bulunmamakla birlikte, ayıptan sorumluluk halleri bu maddelerde hüküm altına alınmıştır. Ayıp kavramı hakkındaki genel tanım, sözleşme gereği edimin taşıması gereken nitelik ile mevcut nitelik arasındaki fark şeklindedir.
TBK. m. 219’da sözleşmeye aykırılık halinde iki ayrı durum mevcuttur. Bunların ilki, satıcının alıcıya birtakım nitelikler bildirmesi ve bu niteliklerin söz konusu şeyde bulunmamasıdır. İkincisi ise sözleşme konusu şeyden beklenen faydayı azaltan veya ortadan kaldıran durumların mevcut olmasıdır. Buna dürüstlük kuralı çerçevesinde karar verilmektedir. Alıcının beklediği faydanın dürüstlük kuralı çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Burada objektif değer baz alınır.
Satıcının ayıptan sorumluluğunun doğması için aranan şartlar:
a) Ortada bir ayıp bulunmalıdır
Ayıp; maddi, ekonomik veya hukuki olabilir. Satılanın yırtık, bozuk, kırık, lekeli olması gibi haller maddi ayıp teşkil eder. Hukuki ayıp ise, satılanın değerini ve ondan beklenen faydaları etkileyen eksikliklerdir. Satıcının bildirimi yoksa fakat eşyanın niteliği gereği, eşyadan beklenen bir fayda varsa, dürüstlük kuralı çerçevesinde beklenen bu faydanın sağlanamaması durumunda ayıptan bahsedilebilir.
b) Satılandaki ayıp önemli olmalıdır.
Ayıp sonucunda, söz konusu şeyin değerinin veya elverişliliğinin önemli şekilde azalması veya tamamen ortadan kalkması gereklidir. Bu gibi durumlarda, satılan şeydeki ayıp önem kazanmış olur. Önemsiz ayıplardan dolayı satıcı sorumlu tutulamaz.
c) Alıcı malın ayıplı olduğunu bilmiyor olmalıdır.
Bu konu, TBK. m. 222’de düzenlenmiştir. Buna göre, “Satıcı, satış sözleşmesinin kurulduğu sırada alıcı tarafından bilinen ayıplardan sorumlu değildir. Satıcı, alıcının satılanı yeterince gözden geçirmekle görebileceği ayıplardan da, ancak böyle bir ayıbın bulunmadığını ayrıca üstlenmişse olur.” Böylece alıcı, sözleşmenin kurulması esnasında ayıpları biliyorsa, bunları kabul etmiş sayılır ve satıcı ayıptan sorumlu olmaz. Ancak bunların gerçekleşebilmesi için, alıcının sözleşmeden önce, satın aldığı şeyi gözden geçirme imkânını bulabilmesi gereklidir . Burada gözden geçirmeden kasıt, olağan bir muayenedir.
Alıcının satın aldığı şeyde, dikkatli özeni gösterseydi fark edebileceği ayıplardan da satıcı sorumlu değildir. Alıcının, malın ayıplı olduğunu bilmiyor olması gerekmektedir. Gizli ayıplarda, alıcının malın ayıplı olduğunu bilmesi mümkün değildir. Olağan gözden geçirme, malın alınırken kabaca gözden geçirilmesidir. İlk bakışta görülebilecek olan ayıplar mevcutsa, satıcının ayrıca bunu üstlenmesine gerek yoktur. Bu gibi durumlarda, sorumluluk aranmaz.
d) Ayıptan sorumluluk sözleşme ile kaldırılmıyor olmalıdır
e) Alıcı ayıbı kabul etmemiş olmalıdır
f) Alıcı ayıptan doğan sorumluluk hükümlerinden yararlanabilmek için kanunun kendisine yüklediği külfetleri yerine getirmiş olmalıdır
Alıcıya kanunen yüklenen külfetler, satılanı gözden geçirme ve varlığı iddia edilen ayıpları satıcıya bildirme külfetleridir. Alıcı, satın aldığı malı gözden geçirmek ve herhangi bir ayıp halinde de bunu satıcıya bildirmek zorundadır . Bu zorunluluklar TBK. m. 223’te düzenlenmiştir. TBK. 223’e göre, “Alıcı, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorundadır.” Burada kesin bir süre belirlenmemiştir, ancak alıcı ayıbı en kısa sürede bildirmekle yükümlüdür.
Tacirler arası ticari satımlarda, satılanın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli değilse, alıcı teslimden itibaren 8 gün, diğer hallerde ise 2 gün içinde satılanın gözden geçirilmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu hüküm 6102 Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenmiştir. TTK. m. 23/1.c’ye göre, “Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanunu’nun 223’üncü maddesinin ikinci fıkrası uygulanır.” Bu durumda, TBK. m. 223 burada da uygulama alanı bulacaktır. TBK. m. 225’e göre, satıcının ağır kusurlu olması halinde ayıbın kendisine zamanında bildirilmediğini ileri sürerek sorumluluktan kurtulamayacaktır. Aynı hüküm, satıcılığı meslek edinmiş kişiler için de geçerlidir.
Alıcı, satılanın durumunu gecikmeksizin usulüne göre tespit ettirmekle yükümlüdür. Bunu yaptırmazsa, ileri sürdüğü ayıbın, satılanın kendisine ulaştığı zamanda var olduğunu ispat yükü alıcıya düşer.
Bir sözleşmede ayıbın şartları mevcut ise ve alıcı da kendisinden beklenen külfetleri yerine getirmişse, bu durumda alıcı TBK. m. 227’de kendisine tanınan haklardan birini kullanabilir. Bu haklar;Sözleşmeden dönme, bedelde indirim talebi, satılanın ücretsiz onarımı talebi, imkân varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesi talebi (Kaynakça: ARAL, Fahrettin, Borçlar Hukuku (Özel Borç İlişkileri), 8. Baskı, Ankara, 2009- AVUZ, Cevdet, Borçlar Hukuku Dersleri (Özel H, 9. Baskı, İstanbul, 2011)
Diğer yandan; milletlerarası alanda yapılan ticaretin öneminin artmasıyla, farklı ülkelerde bulunan taraflar arasında yapılan satım sözleşmelerinin sayısı da artmış olup, bu sözleşmelerde ortaya çıkan problemlerde, hukuk sistemlerinin farklılığından kaynaklı bir takım sorunların giderilebilmesi için yapılan sözleşmelerden en önemlisi 11 Nisan 1980 tarihli Milletlerarası Mal Satımına İlişkin Birleşmiş Milletler Sözleşmesi (CISG), başka bir ifadeyle Viyana Satım Sözleşmesi’dir.
Anılan sözleşme milletlerarası satım hukukunun yeknesaklaştırılması amacıyla gündeme getirilmiş olup, Şubat 2012 tarihi itibariyle, 78 ülke taraftır. Söz konusu sözleşme çerçeve sözleşme niteliğinde olup, Türkiye'nin katılmasına ilişkin 11/3/2010 tarihli Bakanlar Kurulu kararı 7 Nisan 2010 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanmıştır. Almanya ülkesinin sözleşmeye taraf olduğu anlaşılmaktadır.
Sözleşmenin taraflar arasındaki satım sözleşmesine uygulanabilmesi için, sözleşmenin milletlerarası niteliğinin açık olması, tarafların iş yerlerinin farklı ülkelerde bulunması ve satım sözleşmesinin milletlerarası niteliğinin açık olması gerekmektedir. (Milletlerararası Mal Satımına İlişkin Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin -Viyana Satım Sözleşmesi- Uygulama Alanı, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi C. XVII, Y.2013, Sa. 1-2 ...,1094) Bahsi geçen sözleşmede:
''Malların Sözleşmeye Uygunluğu ve Üçüncü Kişilerin Hak veya Talepleri ile ilgili olarak
Madde 35 . maddesinde;
(1) Satıcı, miktarı, kalitesi ve türü sözleşmede öngörülen malları, sözleşmede belirtilen paket veya muhafaza içinde teslim etmek zorundadır.
(2) Taraflarca aksi kararlaştırılmadığı takdirde, mallar ancak aşağıdaki hallerde sözleşmeye uygun sayılırlar:
(a) aynı türden malların mutat olarak tahsis edildiği kullanım amacına uygun iseler; (b) sözleşmenin kurulması esnasında açıkça veya zımnen satıcıya bildirilen her türlü özel kullanım amacına uygun iseler; meğerki koşullardan, alıcının, satıcının bilgisine ve değerlendirmesine güvenmediği veya güvenmesinin makul olmadığı anlaşılsın;
(c) satıcının alıcıya örnek veya model olarak sunduğu malların kalitesine sahip iseler;
(d) ilgili türden mallar için mutat sayılan şekilde veya böyle mutat bir şeklin var olmadığı hallerde, malın muhafazası ve korunmasına uygun olan şekilde paketlenmiş iseler.
(3) Alıcının sözleşmenin kurulması anında bildiği veya bilmemesinin mümkün olmadığı sözleşmeye aykırılıklardan satıcı, fıkra 2'nin (a) ilâ (d) bendleri çerçevesinde sorumlu değildir.
Madde 36 ; (1) Satıcı, hasarın alıcıya geçtiği anda mevcut olan sözleşmeye aykırılıktan, sözleşmeye aykırılık bu andan sonra belirgin hale gelmiş olsa dahi, sözleşme ve bu Antlaşma uyarınca sorumludur.
(2) Satıcı, fıkra 1’de belirtilen andan sonra ortaya çıkan ve malların belirli bir süre için, mutat amaçlarına veya belirli bir amaca elverişli kalacağı veya belirli nitelikleri veya özellikleri muhafaza edeceği konusundaki garantinin ihlâli de dahil olmak üzere herhangi bir yükümlülüğünün ihlâline dayanan sözleşmeye aykırılıktan sorumludur.
"Madde 38
(1) Alıcı, malları, koşulların izin verdiği ölçüde kısa bir süre içerisinde muayene etmek veya ettirmek zorundadır.
(2) Sözleşme, malların taşınmasını gerektiriyorsa, muayene, malların varma yerine ulaşması sonrasına ertelenebilir.
(3) Mallar alıcı tarafından, muayene etmek için yeterli imkâna sahip olmaksızın, taşıma halindeyken başka bir yere yönlendirilir veya onun tarafından başka bir yere gönderilirse ve satıcı sözleşme kurulurken böyle bir yönlendirme veya başka yere gönderme ihtimalini biliyor veya bilmesi gerekiyor idiyse, muayene, malların yeni varma yerine ulaşması sonrasına ertelenebilir.
Madde 39
(1) Alıcı, bir sözleşmeye aykırılık saptadığı veya saptaması gerektiği tarihten itibaren makul bir süre içinde satıcıya, sözleşmeye aykırılığı türünü de belirterek bildirmezse, bu sözleşmeye aykırılığa dayanma hakkını kaybeder.
(2) Her halde, alıcı, malların fiilen kendisine verildiği tarihten itibaren en geç iki yıllık bir süre içinde sözleşmeye aykırılığı satıcıya bildirmezse, bu sözleşmeye aykırılığa dayanma hakkını kaybeder; meğerki, bu süre sözleşmesel bir garanti süresiyle bağdaşmıyor olsun.
Madde 40
Sözleşmeye aykırılık, satıcının bildiği veya bilmemesinin mümkün olmadığı ve alıcıya açıklamadığı olgulara dayanıyorsa, satıcı 38 ve 39. madde hükümlerine dayanamaz."hükümleri yer almakta olup;"
Sözleşmenin Satıcı Tarafından İhlâli Halinde Alıcının Sahip Olduğu Hukukî İmkânlar" bölümünde ise;
"Madde 45
(1) Satıcı, sözleşmeden veya bu Antlaşmadan doğan yükümlülüklerinden herhangi birini yerine getirmezse, alıcı:
(a) Madde 46 ilâ 52'de öngörülen haklarını kullanabilir.
(b) Madde 74 ilâ 77'de öngörülen tazminatı talep edebilir.
(2) Alıcı diğer hukukî imkânlardan yararlanmakla tazminat talep etme hakkını kaybetmez.
(3) Alıcı, sözleşmenin ihlâl edilmesi halinde sahip olduğu hukukî imkânlardan birine başvurduğu takdirde, satıcıya, bir mahkeme veya hakem tarafından ek süre tanınamaz.
Madde 46
(1) Alıcı, satıcıdan yükümlülüklerini ifa etmesini talep edebilir, meğerki bu talebiyle bağdaşmayan bir hukukî imkândan yararlanmış olsun.
(2) Mallar sözleşmeye uygun değilse, alıcı ancak bu uygunsuzluğun sözleşmeye esaslı bir aykırılık oluşturması ve 39. madde uyarınca yapılacak bildirimle veya bildirimden itibaren makul bir süre içinde talepte bulunması halinde ikame mal teslimini isteyebilir.
(3) Mallar sözleşmeye uygun değilse, alıcı, satıcıdan sözleşmeye aykırılığın onarım yoluyla giderilmesini isteyebilir; meğerki tüm koşullar gözönüne alındığında bu, makul olmayan bir talep oluştursun. Onarım talebi 39. madde uyarınca yapılacak bildirimle veya bildirimden itibaren makul bir süre içinde yöneltilmelidir.
Madde 47
(1) Alıcı satıcıya, yükümlülüklerini ifa etmesi için makul uzunlukta ek bir süre tanıyabilir.
(2) Bu süre içinde yükümlülüklerini ifa etmeyeceği konusunda satıcıdan bir bildirim almadıkça, alıcı, bu ek süre içinde, sözleşmeye aykırılık halinde sahip olduğu hukukî imkânlardan hiçbirine başvuramaz. Ancak bu yüzden alıcı, gecikmiş ifa nedeniyle tazminat talep etme hakkını kaybetmez."
Madde 49
(1) Alıcı aşağıdaki durumlarda sözleşmenin ortadan kalktığını beyan edebilir:
(a) Satıcının sözleşmeden veya bu Antlaşmadan doğan yükümlülüklerinden herhangi birini yerine getirmemesi sözleşmeye esaslı bir aykırılık oluşturuyorsa veya
(b) Teslim etmeme durumunda satıcı, alıcı tarafından 47. maddenin 1. fıkrası uyarınca verilmiş ek süre içinde malları teslim etmez veya verilmiş süre içinde bunları teslim etmeyeceğini açıklarsa.
(2) Ancak, satıcının malları teslim ettiği hallerde alıcı, sözleşmenin ortadan kalktığını beyan etme hakkını yitirir; meğerki
(a) gecikmiş teslim halinde, teslimin yapıldığını öğrendiği andan itibaren makul bir süre içinde sözleşmenin ortadan kalktığını beyan etmiş olsun,
(b) gecikmiş teslimden farklı bir sözleşmeye aykırılık halinde,
(i) bu aykırılığı bildiği veya bilmesi gerektiği andan itibaren;
(ii) alıcı tarafından 47. maddenin 1. fıkrası uyarınca verilmiş herhangi bir ek sürenin geçmesinden sonra veya satıcının bu ek süre içinde yükümlülüklerini yerine getirmeyeceğini açıklamasından sonra; veya
(iii) satıcı tarafından 48. maddenin 2. fıkrası uyarınca belirlenmiş sürenin tamamlanmasından sonra veya alıcının ifayı kabul etmeyeceğini açıklamasından sonra; sözleşmenin ortadan kalktığını makul bir süre içinde beyan etmiş olsun.
Madde 50
Malların sözleşmeye uygun olmaması durumunda semen ödenmiş olsun veya olmasın alıcı semeni, fiilen teslim edilen malların teslim anındaki değeri ile sözleşmeye uygun malların aynı andaki değeri arasındaki farkla orantılı olarak indirebilir. Ancak satıcı 37. veya 48. maddeler uyarınca yükümlülüklerinin ifasındaki bütün eksiklikleri giderirse veya alıcı, satıcının bu maddelere uygun olarak yaptığı ifayı red ederse, alıcı semeni indiremez.
Madde 51
(1) Satıcı malların yalnızca bir kısmını teslim etmiş ise veya teslim edilmiş malların yalnızca bir kısmı sözleşmeye uygun ise, 46 ilâ 50. maddeler eksik veya sözleşmeye uygun olmayan kısım için uygulanır.
(2) Eksik veya sözleşmeye uygun olmayan ifanın sözleşmeye esaslı aykırılık teşkil etmesi halinde alıcı sözleşmenin tamamının ortadan kalktığını beyan edebilir.'' denilmektedir.
Anılan sözleşme hükümleri uyarınca, alıcıya, koşulların elverdiği ölçüde en kısa sürede ihbar yükümlülüğü getirilmiş olup, süresinde ihbarda bulunulmadığı takdirde ayıba dayanılarak talepte bulunma hakkının kaybedileceği hükme bağlanmıştır.
Ayıp ihbarının yasal sürede yapılıp yapılmadığını kimin kanıtlaması gerektiğini bulabilmek için hukukumuzda “ispat yükü”nün nasıl düzenlendiğine bakmak gerekmektedir.
Bir davada çekişmeli olguların kimin tarafından ispat edilmesi gerektiği konusuna, ispat yükü denir.
Her iki taraf da ispat yükünün kime düştüğünü gözetmeden delil göstermişler ise bu halde hâkimin ispat yükünün hangi tarafa düştüğünü araştırmasına gerek yoktur. Çünkü hâkim, ilk önce tarafların gösterdikleri delilleri incelemekle yükümlüdür.
İki tarafın (veya bir tarafın) gösterdiği deliller ile davaya ilişkin bütün çekişmeli olgular aydınlanmış ise yine ispat yükünün hangi tarafa düştüğünü araştırmakta bir yarar yoktur. Buna karşılık, gösterilen delillerin hâkime dava hakkında tam bir kanaat vermemesi halinde, ispat yükünün hangi tarafa düştüğünün tespit edilmesinde yarar vardır.
Delillerin davayı etkileyecek çekişmeli hususlarda gösterileceği ve ispat faaliyetinin çekişmeli vakıalar için söz konusu olduğu hususu göz önünde bulundurulmalıdır (1086 sayılı HUMK m. 238/1; 6100 sayılı HMK m.187/1).
Türk Medeni Kanunun 6. maddesinde “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” denilmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “İspat yükü” başlıklı 190. maddesinde ise bu düzenlemeye paralel bir düzenleme getirilmiştir. Anılan maddede “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.” denilmiştir.
İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir. Hâkimin kendisine ispat yükü düştüğünü bildirdiği taraf, uyuşmazlık konusu olguyu ispat edemezse davayı kaybeder. O taraf davacı ise davası reddedilir, davalı ise mahkûm edilir.
Kendisine ispat yükü düşmeyen taraf, karşı (kendisine ispat yükü düşen) tarafın iddiasını (olguyu) ispat etmesini bekleyebilir. Kendisine ispat yükü düşen taraf iddiasını ispat edemezse, diğer (kendisine ispat yükü düşmeyen) tarafın onun iddiasının aksini (hilafını) ispat etmesine gerek yoktur; o olgu ispat edilmemiş (yani dava bakımından yok) sayılır.
Somut olayda davacı kendisine teslim edilen malların ayıplı olduğuna dair davalıya bildirimde bulunduğunu iddia etmiştir. Bu durumda, ayıbın varlığı ve ayıp ihbarının yapıldığını ispat yükü davacı taraftadır.
24.07.2020 tarihli satışa ilişkin yapılan değerlendirme; Davalı tarafça 24.07.2020 tarihli ihracat işlemi Fob satış şeklinde gerçekleştirilmiştir. Fob satışlarda malın gümrük işlemleri satıcı tarafından yapıldıktan sonra sorumluluk alıcıya geçmektedir. 24.07.2020 tarihine konu mallar karayolu ile taşınmış olup davalı tarafça ihracat işleminin eksiksiz yerine getirildiği, malların yurdışına çıktığı ve davalının sorumluluğunun sona erdiği anlaşılmaktadır. Ched belgesinin bulunmaması nedeniyle balın imha edildiği, ihraç işleminden sonra davalı satıcının sorumluluğunun bulunmadığı, AB ülkesinden malın geçişini sağlayan belgenin alıcı tarafından temin edilmesi gerektiği, bu belgenin balın niteliğine ilişkin olmadığı, davalı satıcı tarafından bu belgenin alınacağının ayrıca üstlenilmediği, imha işlemi gerçekleştikten sonra da davacı tarafından sözleşmeden dönülmediği yeniden bal siparişi verildiği görülmüştür.
11.02.2021 tarihli satışa ilişkin yapılan değerlendirme; 11.02.2021 tarihli ihracat işleminin... teslim şeklinde gerçekleşmesi nedeniyle malın davalı satıcının işyerinden teslim edildikten sonra sorumluluğunun davacıya geçtiği, davacı tarafından Almanya ülkesine getirtilen ballar üzerinde yapılan analizlerin Alman Bal Yönetmeliğine uygun olmaması nedeniyle yönetmeliğe uygun olmadığının analiz edildiği, davalının Alman Bal Yönetmeliğine uygun bal teslimi konusunda bir yükümlülüğünün bulunmadığı, taraflar arasında da bu konuda ayrıca bir sözleşme yapılmadığı, davalı tarafça ihraç edilen ballar üzerinde birden fazla laborutavarda analiz yaptırıldığı ve ürünlerin Bal Tebliğine uygun olduğunun tespit edildiği, davacının davalıya anılan sürelerde ihbarda bulunduğunu yazılı bir delil ile kanıtlayamadığı, davanın 25/05/2022 tarihinde açıldığı anlaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle TTK'nin 23.maddesine göre alıcı malı teslim aldıktan sonra 8 gün içinde incelemek veya incelettirmek ile ve bu inceleme sonucu malın ayıplı çıkması halinde durumu satıcıya bildirmekle yükümlü olduğu, 8 günlük muayene ve ihbar yükümlülüğüne uymayan alıcının malı o hali ile kabul etmiş sayılacağı, ayıplar için kanunun kendisine tanıdığı hakları kaybedeceği, süresinde ayıp ihbarında bulunmayan davacının TBK'nun 227/2 maddesinden de yararlanamayacağı, davalı tarafından yaptırılan analiz raporları dikkate alındığında balların gizli ayıbının bulunmadığı, ... belgesi alınması ve Alman Bal Yönetmeliğine uygun bal satışı yapılacağının davalı tarafça ayrıca üstlenilmediği, balların imhasından sonra davacı tarafça ihtarname çekilmediği, davacı tarafça Türkiye'de analizi yaptırılan bal ile Almanya'da bulunan balların aynı olmadığına bu nedenle ispat yükünün davalıda olduğuna ilişkin iddiaların ise ayıp konusundaki ispat yükünün davacı tarafta olması nedeniyle itibar edilmeyerek davanın reddine karar verilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
Davanın REDDİNE,
1-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40 TL maktu ret harcından davacı tarafından peşin yatırılan 2.683,81 TL harcın mahsubu ile bakiye 2.068,41 TL harcın karar kesinleştiğinde davacıya iadesine,
2-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
3-Davalı tarafından yapılan her hangi bir yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
4-Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, hüküm tarihinde yürürlükte olan AAÜT hükümlerine göre 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacı taraftan alınarak davalı tarafa verilmesine,
5-Taraflarca yatırılan kullanılmayan gider avansının kalan kısmının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı kararın taraflara tebliğinden itibaren 6100 sayılı yasanın 345. Maddesi uyarınca 2 haftalık kesin süresi içerisinde Bölge İstinaf Mahkemesine başvuru yolunun açık olduğu açıkça okunup usulünce anlatıldı. 18/06/2025
Katip ...
¸E-imza
Hakim ...
¸E-imza