T.C.
İZMİR
4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2025/369 ESAS
KARAR NO: 2025/802 KARAR
DAVA: Kıymetli Evrak İptali (Çek İptali (Hasımlı))
DAVA TARİHİ: 18/04/2025
KARAR TARİHİ: 24/09/2025
Mahkememizde görülen Kıymetli Evrak İptali (Çek İptali (Hasımlı)) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Keşidecisi ... olan ... Adapazarı Şubesi'ne ait 21.03.2025 vade tarihli ...numaralı 500.000-TL bedelli çekin taraflar arasındaki ticari ilişkiye istinaden müvekkiline verildiğini, Bahse konu çekin müvekkilinin İstanbul Satış Yöneticisi...teslim edildiğini, ilgili kişinin imzasını taşıyan tahsilat makbuzu olduğunu, çekin müvekkilinin Torbalı Merkezi'ne gönderilmek üzere ... kargo şirketine verildikten sonra kargo paketinin şirket merkezine ulaştığını ancak içinden sadece tahsilat makbuzunun çıktığını, kargoyu kapatıp gönderirken tüm sürecin iş yeri kamerasına ve kargo teslim edilirken kargo şirketi kamerasına yansıdığını, müvekkiline verilen ancak kargoda kaybolan çekin iptal edilmesi amacıyla İzmir 2. Ticaret Mahkemesinin E:..sayılı dosyasında dava açıldığını, davada çekin ödenmemesi için tedbir kararı alındığını ve gazete ilanı yapıldığını, kaybolan çekin davalı tarafından Sakarya ... İcra Müdürlüğünün E:...sayılı dosyası ile 10.04.2025 tarihinde icra takibine konulduğunu, dava konusu çekin icra müdürlüğünün kasasında olduğunu, icra dosyasında alacaklı olarak davalı... Yapı Prj. Orm. Ür. San. Tic. Ltd. Şti.'nin göründüğünü, ancak müvekkili ile ... ile icra dosyasında borçlu olarak görünen ... arasında herhangi bir ticari ilişki olmadığını, müvekkilinin açtığı çek iptali davasında gazete ilanına istinaden çekin iptalini beklerken bu çekle ilgili olarak icra takibi başlatıldığını öğrendiğini, davalı tarafından icra takibine konulan çekin iptali talep edilen çek olduğunu, müvekkilinin elinden rızası dışında çıkıp kaybolan bu çekin arka yüzüne banka tarafından çekte ödemeden men yasağı olduğuna dair mahkeme bilgisini de içerir şekilde yazı yazılmış olmasına rağmen davalı tarafından çek bankaya ya da mahkemeye iade edilmediğini ve çeke dayalı olarak icra takibi başlatıldığını, iptali istenen çeke dayalı olarak takip yapılıp, bedelinin tahsil edilmesi durumunda müvekkilinin telafisi mümkün olmayan zararları doğacağını, bu zarara sebebiyet vermemek açısından, icra takip dosyası henüz tebligat aşamasında olduğundan, dosya kesinleşip ödeme süresi dolmadan davanın devamı süresince icra takibinin durdurulması yönünde tedbir kararı verilmesi gerektiğini, çekle ilgili olarak icra takibi başlatan firmanın çekin arkasındaki ciranta ve kargo firması hakkında Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduklarını, müvekkilinin rızası dışında elinden çıkan ve kaybolan çekin davalı şirkette olduğunu, açıkladığı sebeplerle; dava konusu çeke ilişkin olarak Sakarya ... İcra Müdürlüğünün E:.. sayılı dosyasında başlatılan takibin tedbiren durdurulmasını, dava konusu vakıfbank adapazarı şubesine ait 21.03.2025 tarih ve ... numaralı çekin davalıdan istirdadına ve müvekkiline iadesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı taraftan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili, cevap dilekçesinde özetle; davacının çekin istirdadını talep ettiği davayı ticaret sicile kayıtlı olduğu kendi yerleşim yeri olan izmir mahkemelerinde açtığını, ancak istirdat davasında yetkili mahkemenin tahdidi olarak sayıldığını, yetkili yer mahkemesinin alacaklının yerleşim yeri mahkemeleri veya icra takibinin yapıldığı yer mahkemesi olduğunu, ticari davalarda dava şartı olan arabuluculuk şartı yerine getirilmeden doğrudan istirdat davası açıldığını, türk ticaret kanunu'nda açıkça ticari davalarda dava şartı olarak arabuluculuk kurumuna başvuru şartı düzenlendiğini, dava şartı yerine getirilmeksizin açılan davanın usulden reddinin gerektiğini, davacı tarafça ödeme yasağına dayanılarak çekin istirdadı ve çekin iadesi talep edilse de itirazın ardındaki amacın takibin durmasını ve dolayısıyla alacağın tahsilini geciktirmek olduğunu, dava konusu çeki halil ibrahim ekinci'den ticari ilişkiler karşılığı ciro ile devralan müvekkilinin önceki cirantaları ve keşideciyi araştırma yükümlülüğü bulunmadığını, açıkladığı sebeplerle; sakarya icra dairesi'nin ... esas sayılı dosyasına konulan ihtiyati tedbirin ivedilikle kaldırılmasını, yetkisiz mahkemede açılan davanın yetkisizlik nedeniyle reddini, dava şartı eksikliği nedeniyle davanın öncelikle usulden reddini, mahkeme aksi kanaatte ise davanın reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı taraf üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava; 6102 sayılı TTK'nun 792. maddesi hükmüne istinaden açılan çek istirdadı istemine ilişkindir.
6102 sayılı TTK’nın 792. maddesi; “Çek, herhangi bir suretle hamilin elinden çıkmış bulunursa, ister hamile yazılı, ister ciro yoluyla devredilebilen bir çek söz konusu olup da hamil hakkını 790. maddeye göre ispat etsin, çek eline geçmiş bulunan yeni hamil ancak çeki kötü niyetle iktisap etmiş olduğu veya iktisapta ağır bir kusuru bulunduğu takdirde o çeki geri vermekle yükümlüdür.” hükmünü haiz olup anılan kanunî hüküm bağlamında iyi niyetli hamilin hak sahibi olmayan kimselerden elde ettiği kazanımlar korunmaktadır. Bu kapsamda bir kimsenin muntazam bir ciro zinciriyle çeki iktisabı, kendisine ancak şeklî anlamda meşru hamil sıfatını kazandıracak olup maddî hukuk anlamında hak sahipliğinin mevcudiyeti için devralanın çeki iktisabında kötü niyetinin yahut ağır kusurunun bulunmaması gerekmektedir. Aksi takdirde 6102 sayılı TTK’nın 792. maddesi uyarınca açılacak istirdat davası sonucu çeki iadeye mecbur kalır (Kendigelen, ...Hukuku, İstanbul 2019, s. 237-238).
İstirdat davası olarak nitelenen bu dava, özü itibariyle menkullerin iadesini sağlamak için açılan menkul davası niteliğindedir. Medenî hukukta bu dava gasp, çalınma veya zayi hâllerinde sadece kötü niyetli değil, iyi niyetli hamile karşı da açılmakta ise de, kambiyo senetleri yönünden bir sınırlama getirilmiş ve aynî haklardaki genel prensipten ayrılmak suretiyle, söz konusu davanın yalnızca kötü niyetli veya senedi iktisabında ağır kusuru bulunan kimselere karşı açılabileceği esası benimsenmiştir. Bu tür davalarda, davacının senedin rızası hilafına elinden çıktığını ve senedi elinde bulunduran şahsın kötü niyetli veya iktisabında ağır kusurlu olduğunu ispat etmesi gerekir (... Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara 2000, s. 294). Bu kapsamda yukarıda anılan kanunî düzenleme, emre yazılı çeklerle ilgili olarak, hâmile yazılı senetlere ilişkin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 990. maddesine paralel bir koruma sağlamakta olup bahse konu maddeye göre, “Zilyet, iradesi dışında elinden çıkmış olsa bile, para ve hamile yazılı senetleri iyiniyetle edinmiş olan kimseye karşı taşınır davası açamaz.” Ancak hâmilin çeki kötü niyetle iktisap ettiği veya iktisabında ağır kusuru bulunduğu takdirde iade davası açılabilecektir.
6102 sayılı TTK’nın 792. maddesinde belirtilen kötü niyetten maksat, senedin önceki hamilin elinden rızası hilafına çıktığını bilmek veya bilebilecek durumda bulunmaktır. Ağır kusur ise, senedin iktisabında olağan özenin gösterilmemesini ifade eder. Yine, 6102 sayılı TTK’nın 792. maddesindeki “Çek, herhangi bir suretle hamilin elinden çıkmış bulunursa...” ibaresi, çekin önceki hamilin elinden rızası hilafına çıkmış olmasını, yani çalınmasını, tehdit ya da hile ile alınmasını, kaybedilmesini veya rıza ile fakat devri sakatlayan hukuki olgularla elden çıkmasını ifade etmektedir. Ancak çeki çalan veya hile ile hamilinden alan ya da bulan kişinin senedi ciro ile devretmesi hâlinde, bunu bilmeyen ve bilebilecek durumda da olmayan, başka bir deyişle kötü niyetli ve ağır kusurlu bulunmayan yeni hâmil korunur. Bu tür davalarda, çekin önceki hâmilin elinden rızası hilafına çıkarak yeni hâmil tarafından kötü niyet veya ağır kusur ile iktisap edildiği iddiasını ispat külfeti davacıya ait olup anılan olgular tanık dâhil her türlü delile kanıtlanabilir (Bkz. Yargıtay HGK'nın 06/04/2021, E. ..., K.... tarih ve sayılı kararı).
7155 sayılı Kanun'un 20. maddesi ile 6102 sayılı TTK'ya eklenen dava şartı olarak arabuluculuk başlıklı 5/A maddesinde; "(1) Bu kanunun 4'üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır." düzenlemesi getirilmiştir.
Ticarî davalarda arabulucuya başvuru zorunluluğu getiren TTK m. 5/A(1) hükmü 28/03/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanunun 31. maddesiyle bu fıkrada yer alan "paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında” ibaresi “para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında," şeklinde değiştirilmiştir.
01/09/2023 tarihinde yürürlüğe giren 7445 sayılı Kanun'un m. 31 hükmü ile değişik 6102 sayılı TTK m. 5/A hükmünün son hâli "Bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır." şeklinde olup, eldeki davanın 18/04/2025 tarihinde açılmış olması nedeniyle olayda uygulanması gereken hüküm budur.
Yukarıda anılan ilke ve esaslar çerçevesinde yapılan değerlendirmede; 7445 sayılı Kanun'un m. 31 hükmü ile 6102 sayılı TTK m. 5/A hükmünde yapılan değişiklik ile uygulamada ortaya çıkan tereddütlerin giderilmesi amacıyla maddeye açıklık getirildiği, davanın 6102 sayılı TTK m. 792 hükmü uyarınca çek istirdadı talebine ilişkin olduğu ve 6102 sayılı TTK m. 4(1)-a kapsamında mutlak ticarî dava olduğu ve konusunun da istirdat olduğu, kanunda istisna belirtilmeden istirdat davalarının dava şartı arabuluculuk kapsamında kabul edildiği, somut olayda parasal değeri olan bir şeyin (çekin) aynen iadesi talebini içeren istirdat davalarının da 01/09/2023 tarihinden itibaren dava şartı (zorunlu) arabuluculuk kapsamında olduğu, dava konusu çeklerin de üzerinde yazılı meblağ kadar parasal değer içerdiği ve çek istirdadı davasının aynı zamanda konusunun bir miktar para olduğu anlaşılmıştır.
Öte yandan, 6325 sayılı HUAK'a "Dava Şartı Olarak Arabuluculuk" başlığı ile eklenen 18/A maddesinin 2. fıkrasında ise "Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir." düzenlemesi getirilmiştir.
Bu yasal düzenleme gereğince konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce uyuşmazlıkla ilgili arabulucuya başvurup anlaşılamaması halinde son tutanağın aslının veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğinin dava dilekçesine eklenmesi zorunludur. Arabulucuya başvurulmadan doğrudan dava açıldığının anlaşılması halinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilecektir.
Genel dava şartlarının düzenlendiği 6100 sayılı HMK m. 115 hükmünde; dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise, bunun tamamlanması için mahkemenin kesin süre vereceği; dava şartı noksanlığının, mahkemece, davanın esasına girilmesinden önce fark edilmemiş, taraflarca ileri sürülmemiş ve fakat hüküm anında bu noksanlık giderilmişse, başlangıçtaki dava şartı noksanlığından ötürü, davanın usulden reddedilemeyeceği ifade edilmiştir. Ancak 6325 sayılı HUAK m. 18/A(2) hükmünde, kanun koyucu açık düzenleme yaparak arabuluculuk dava şartının tamamlanabilir nitelikte olmadığı konusunda iradesini net olarak ortaya koymuştur. Bu nedenlerle, 6325 sayılı HUAK m. 18/A(2) hükmünün özel ve emredici nitelikte olması nedeniyle, 6100 sayılı HMK’nın sonradan tamamlanabilen dava şartlarına ilişkin m. 115 hükmünün uygulanma olanağı bulunmamaktadır.
Dosya kapsamından, davacı vekilince ara buluculuk yoluna başvurulmadan eldeki davanın açıldığının 24/09/2025 tarihli duruşmada beyan edildiği, yani davacının zorunlu arabuluculuk sürecine başvurmadan ve dolayısıyla zorunlu arabuluculuk süreci tamamlanmadan eldeki davayı açtığı, davanın çek istirdadı istemine ilişkin olduğu ve mutlak ticari dava olduğu, konusunun da bir miktar para olduğu, kanunda istirdat davalarının dava şartı arabuluculuk kapsamında kabul edildiği, parasal değeri olan bir şeyin aynen iadesi talebini içeren çek istirdadı davasının da 01.09.2023 tarihinden itibaren dava şartı olarak zorunlu arabuluculuk kapsamında olduğu, dava konusu çekin üzerinde yazılı meblağ kadar parasal değer içerdiği, davanın konusunun bir miktar para olduğu anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, mahkememizce, re'sen gözetilmesi gereken ve sonradan tamamlanabilir nitelikte olmayan dava şartına ilişkin 6102 sayılı TTK m. 5/A(1) ve 6325 sayılı HUAK m. 18/A(2) hükümleri gözetilerek davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmesi (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2024/1595 Esas, 2024/9423 Karar Sayılı ilamı ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi 2025/467 dosya ve 2025/1303 karar numaralı ilamıda aynı yöndedir) gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuş, iş bu dava sebebiyle yapılan yargılama giderleri HMK nın 326. Maddesi uyarınca davacı üzerinde bırakılmış ve davalı yararına AAÜT nin 7/2.maddesi gereğince maktu vekalet ücreti takdir olunmuş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis etmek gerekmiştir.
H Ü K Ü M :Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-6102 Sayılı TTK'nun 5/A maddesi ve 6325 Sayılı Hukuk uyuşmazlıklarında Arabulucuk Kanunu'nun 18/A-2 maddesi uyarınca zorunlu arabuluculuk yoluna başvurulması prosedürünün yerine getirilmeden ve anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanak aslı veya onaylı örneği sunulmadan dava açılması nedeniyle, zorunlu arabuluculuk yoluna başvuru koşulunun usulüne uygun yerine getirilmemiş olması nedeniyle HMK'nun 114(2) ve 115(2) maddeleri uyarınca; davanın, DAVA ŞARTI YOKLUĞU NEDENİYLE USULDEN REDDİNE,
2-Peşin alınan 8.538,75-TL harçtan, Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken maktu ret harç tutarı olan 615,40-TL’nin mahsubu ile fazladan alınan 7.923,35-TL harcın talep halinde ve karar kesinleştiğinde davacı tarafa verilmesine,
3-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca davalı yararına takdir olunan 30.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
4-Davacının yapmış olduğu yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
5-Davalının yaptığı bir yargılama gideri olmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
6-Davacı ve davalı yanca yatırılan delil ve gider avansından sarf edilmeyen kısmın karar kesinleştiğinden yatıran tarafa iadesine,
ilişkin, davacı vekilinn yüzlerine karşı, diğer tarafın yokluğunda gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde, mahkememize veya bulunduğu yerde varsa Asliye Ticaret Mahkemesi'ne, yoksa Asliye Hukuk Mahkemesine verilecek istinaf dilekçesi ile, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17.Hukuk Dairesi nezdinde, istinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup, usulen anlatıldı.24/09/2025
Katip...
¸e-imzalıdır
Hakim ...
¸e-imzalıdır