T.C.
İZMİR
4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2025/941
KARAR NO: 2025/867
DAVA: Maddi ve Manevi Tazminat (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 03/10/2025
KARAR TARİHİ: 07/10/2025
Mahkememizde açılan davanın dosya üzerinden yapılan incelemesi sonucunda;
İDDİA ;
Davacı vekili dava dilekçesi ile özetle; müvekkilinin bir kısım sağlık sorunu sebebiyle hastaneye başvurduğunu, kendisine "meme küçültme ameliyatı olması gerektiği, eğer bu ameliyatı olmazsa ileride kambur olma riski olduğunun" söylendiğini, fıtıkların vücudunda meydana getirdiği ağrılar üstüne kambur kalma korkusu eklenen müvekkilinin sağlığı için meme küçültme ameliyatı olmaya karar verdiğini, davalı doktor ... ile görüştüğünü, "ameliyat ücretinin 120.000,00 TL olduğunun" söylendiğini, sosyal medya fenomeni olması nedeniyle "indirim uygulanacağının ve 95.000,00 TL'ye düşeceğinin" doktor tarafından söylendiğini ve "yılbaşından sonra fiyatların artacağının" da ifade edilerek müvekkili üzerinde psikolojik baskı oluşmasına neden olunduğunu ve müvekkilinin ikna olduğunu, müvekkilinin, eser sözleşmesi kapsamında davalı doktor ... tarafından, diğer davalı Smyrna Özel Sağlık Hizmetleri A.Ş. bünyesinde bulunan Özel ... Hastanesinde 18/12/2023 tarihinde meme küçültme operasyonu geçirdiğini, ameliyat sonrası bir kez bile doktor kontrolü görmediğini, ameliyat sonrası hissettiği ağrılar nedeniyle iğne enjekte edilerek ağrılarının dindirilmeye çalışıldığını ve ertesi gün taburcu edilerek evine gönderildiğini, müvekkiliinin taburcu olduğu dönemde yaşadığı şiddetli ve dayanılmaz ağrılar nedeniyle ayağa kalkabilecek durumda olamadığını, tuvalet ihtiyacını bile gideremediğini, bu süreçte hasta bezi kullanmak ve bu konuda kız kardeşi ile annesinden yardım almak zorunda kaldığını, müvekkilinin 22/12/2023 tarihinde direnlerinin çıkarılması amacıyla hastaneye gittiğinde göğsünde "nekroz" bulunduğunun görüldüğünü, müvekkilinin göğsüne bastırılması üzerine kanama gerçekleştiğini, direnlere bağlanan cihazla müvekkilinin göğsündeki kanın boşaltılmasının sağlandığını, direnlerin çıkarılması için hastaneye gidildiğinde "birkaç gün daha kalması gerektiğinin" söylenerek müvekkilinin eve gönderildiğini, ağrıları artan ve doktor tarafından hiçbir konuda aydınlatılmadığı için sağlığı konusunda endişe ve meraka kapılan müvekkilinin eve gider gitmez nekrozun ne anlama geldiğiyle ilgili araştırmalar yaptığını ve bunun sonucunda hücre ve doku ölmesi sonucunu görerek yıkıldığını, yine de doktoruna güvendiğini, kendisine verilen ilaçları talimatlar doğrultusunda uyguladığını ve her akşam yaralarının ve direnlerinin fotoğrafını doktora attığını ancak müvekkilinin göğüs ucunun giderek kararmaya, ağrıları artmaya ve yaralarının derinleşmeye devam ettiğini, ihmallerin müvekkilinin meme ucunu kaybetmesine neden olduğunu, müvekkilinin endişeyle sürekli hemşirelere mesajlar atarak durumunun gidişatını öğrenmek istediğini ancak sadece "iyileşeceksin" şeklinde yanıtlar aldığını, 30/12/2023 tarihinde müvekkilinin direnlerini çıkarttırmak üzere tekrar hastaneye gittiğini, direnleri çıkartılan müvekkilinin ağrılarının şiddetlendiğini, davalı doktor ..." isimli bir ilacı kullanmasını tavsiye ettiğini, bu tavsiyeye uyan müvekkilinin göğüslerinin bu defa şişmeye başladığını ve ameliyat dikişlerinin adeta patlarcasına tek tek açıldığını, dikişlerin açıldığı yerlerden kan ve iltihapla karışık sıvılar aktığını gören müvekkilinin panikle davalı doktor... aradığını, doktorun duyarsız bir şekilde "bu durumun normal olduğunu" ifade ettiğini, gün geçtikçe açılan dikişlerin aralığının genişlemeye başladığını, bu esnada doktorun müvekkilini kontrol için hastaneye çağırdığını ve bu defa kullanması için "opsite" ve "rif" isimli ilaçları reçete ettiğini, ilaçlarını düzenli olarak kullanmaya devam eden müvekkilinin yaralarında hiçbir düzelme olmadığı gibi ağrılarının da giderek arttığını, 15/01/2025 tarihinde yapılan kontrol sonrasında 16/01/2025 günü müvekkilinin ... Hastanesi'nde ikinci kez davalı doktor... tarafından ameliyat edildiğini, müvekkilinin ameliyattan çıktığında dayanılmaz derecede ağrı duyduğunu ve göğüslerinin biraz daha küçüldüğünü fark ettiğini, tekrar iyileşememe ve göğüsünü tamamen kaybetme korkusuna kapıldığını, ameliyattan sonra taburcu edilen müvekkilinin birkaç gün sonra direnlerini çıkarttırmak üzere tekrar hastaneye gittiğini ancak aradan geçen bu birkaç günlük süre zarfında ağrılarının çok şiddetli bir şekilde devam ettiğini, gerçekleştirilen ikinci ameliyattan sonra her ne kadar iyileşmeyi umut etse de ağrılarının hiç azalmadığını, bu sürecin üzerinde oluşturduğu psikolojik travma nedeniyle kendini sürekli yorgun hissettiğini, tükenmişlik psikolojisiyle günlük rutin hayatına devam edemeyecek hale geldiğini, nitekim ikinci ameliyattan bir süre sonra müvekkilinin göğüs bölgesindeki dikişlerin tekrar açılmaya başladığını ve göğsünden sürekli olarak su, iltihap ve kan karışımı sıvılar akmaya devam ettiğini, müvekkilinin vücudunda bulunan yoğun iltihabın müvekkilinin sağlığını ciddi derecede etkilediğini, dikişlerin tekrar açılması ve göğsünden sürekli olarak iltihap akması üzerine müvekkilinin doktoruyla görüşmek istediğini, bu amaçla hemşiresiyle iletişime geçtiğinde "davalı doktor ... yurt dışına çıktığı" bilgisinin alındığını, müvekkilinin çektiği ağrılara ve açık yaralarının vaziyetine katlanamayarak 06/02/2024 tarihinde Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi acil servis bölümüne gittiğini, acil serviste görevli doktorun "Şu anda bu durum karşısında ne yapacağımızı bilmiyoruz, yanlış bir müdahalede bulunmak istemiyoruz." diyerek müvekkiline pansuman dahi yapmayı reddettiğini, müvekkilinin bu süre zarfında alanında uzman birçok doktorla durumun düzeltilmesi için görüşmüşse de, görüştüğü tüm doktorlardan "yaralarının kapatılabileceği ancak asla çok iyi geçecek bir ameliyat beklememesi gerektiği ve sonuç garantisi vermedikleri" yönünde cevaplar aldığını, bu süreçte davalı doktor... ile iletişim kurulduğunu ve üçüncü ameliyat için gün verildiğini, 09/02/2024 tarihinde bu kez davalılardan Özel ... Sağlık Hizmetleri ve Gereçleri San. ve Tic. Ltd. Şti. bünyesinde bulunan ... Tıp Merkezi'nde üçüncü ameliyatını olduğunu, müvekkilinin ertesi gün hastaneden taburcu edilerek eve gönderildiğini, davalı doktorun reçete ettiği kremleri kullanmasına rağmen ameliyattan üç gün sonra göğsünün alt kısmında yine iltihaplanma ve şişme meydana geldiğini, bu durumu dile getirdiğinde davalı doktor ...müvekkiline "kendi kendine pansuman yapmasını ve göğsündeki izler içinse bir lamba alıp lambadan gelen sarı ışığı göğsüne tutmasını" söylediğini, üçüncü ameliyattan yaklaşık bir ay sonra müvekkilinin dikişlerinin yine açılmaya başladığını ve önceki iki ameliyatta olduğu gibi bu sefer de dikişlerin açılan yerlerinden iltihaplı sıvılar geldiğini, 16/03/2024 tarihinde ise dikişlerin tamamen açıldığını, müvekkilinin göğsünün önceki ameliyatlarda olduğu gibi yine açık yaralar tutacağı korkusuyla kontrole gittiğini, bu kontrolde de içinde bulunduğu ağır duruma rağmen kendisine önceki seferlerde de olduğu gibi yalnızca krem reçete edilmesi ve başkaca herhangi bir tedavi uygulanmaması üzerine müvekkilinin bir daha davalı doktor Murat Mersin'i aramadığını ve muayeneye gitmediğini, 20/03/2024 tarihinde Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi'nde görev yapan Doktor ... randevu alarak kontrole gittiğini, Mustafa Yılmaz'ın müvekkilin açık yaralar bulunan göğsünü incelediğinde "Hangi kasaba ameliyat oldun, bu göğsünün hali ne böyle?" şeklinde tepki verdiğini, ardından "sürekli ameliyat, dikişlerin tabii ki tutmaz, öncelikle iltihaplı yarayı kurutup sonra ameliyat etmesi lazımdı." diyerek operasyonla göğüslerinde meydana getirilen estetik bozukluk ve meme uçları tahribatının düzeltilebilmesi konusunda kesin sonuç elde edilemeyeceğini belirterek ameliyat etmediğini, müvekkiline açık yaraları için krem önerdiğini, doktor ... reçete ettiği kremi düzenli olarak kullanan müvekkilinin yaralarında az da olsa iyileşme olduğunu fark ettiğini ancak yine de ağrılarının dinmediğini, müvekkilinin ameliyat olduğu ilk günden beri dinmeyen ağrılar ve iyileşmeyen açık yaraların yanı sıra vücudunda oluşan kalıcı hasarın yarattığı psikolojik travmalarla mücadele etmeye çalıştığını, gerçekleştirilen operasyonlar sonrasındaki süreci gösterir fotoğraflar ve müvekkilinin davalı doktorun hemşiresiyle gerçekleştirdiği ... yazışma kayıtlarının sunulacağını; taraflar arasındaki eser sözleşmesi kapsamında davalı doktor Murat Mersin'in müvekkilinin memelerindeki fazla yağ dokusunun alınması, sarkık olan memelerin küçültülmesi ve dikleştirilmesi ile meme uçlarının yukarı kaldırılması hususlarında vaatte bulunduğunu ancak gerçekleştirilen üç operasyon sonrasında taahhüt edilen sonucu gerçekleştiremediğini, söz konusu operasyonun başarısızlıkla sonuçlanmasının yanı sıra müvekkilinin vücudunda büyük hasar meydana geldiğini, meme uçlarından birinin tamamen diğerinin büyük ölçüde tahrip olduğunu, doku ve hassasiyet kaybı geliştiğini, yara ve dikiş izleri, memelerinde şekil bozukluğu ve memeler arasında orantısızlık meydana geldiğini, Yargıtay içtihatlarında da belirtildiği üzere, müvekkili ve davalı doktor arasındaki hukuki ilişki "eser sözleşmesi" niteliğinde olup davalı doktorun yükümlülüklerini yerine getirmediğini, taahhütlerine ve tıbbın gereklerine uygun ameliyatlar gerçekleştirmediğini, ameliyat sonrası süreci usule uygun şekilde yürütmediğini, estetik amaçlı ameliyatın başarısız olduğunu ve bu başarısızlığın sonucunda da müvekkili nezdinde maddi ve manevi zararın doğduğunu, gerçekleştirilen operasyonlar öncesinde her ne kadar müvekkiline "onam formu" başlıklı belgeler imzalatılmışsa da; onam formları incelendiğinde anlaşılacağı üzere, müvekkiline maktu metin imzalatıldığını, gerçekleştirilecek operasyon ya da gelişebilecek komplikasyonlara ilişkin herhangi bir aydınlatma içeriğine yer verilmediğini, dolayısıyla müvekkilinden aydınlatılmış onamının alınmadığını, ameliyat esnasında ya da ameliyat sonrasında doğabilecek, öngörülebilir ve tıbben bilenen risklerin müvekkiline anlatılmadığını, müvekkilinin maruz kaldığı maddi ve manevi zarardan davalı doktor ve diğer davalı hastane işletenlerinin müşterek ve müteselsil olarak sorumlu olduklarını, Yargıtay içtihatlarında da belirtildiği üzere müvekkilinin doktorun çalışmakta olduğu hastaneye başvurduğunu, ameliyat ve tedavi sürecinin hastanede takip edilmesi nedeniyle elde edilmek istenen sonuca ulaşılamaması dolayısıyla davalı doktor ve hastane işletenlerinin müşterek ve müteselsil olarak zarardan sorumlu olduklarını; müvekkilinin vücudunda oluşan zarardan çok daha büyük bir manevi zararının oluştuğunu, söz konusu süreç ve meydana gelen sonucun müvekkilinde kalıcı fiziki hasar ve telafisi imkansız psikolojik travmaya sebebiyet verdiğini, bu sebeple müvekkilinin özel hayatının da alt üst olduğunu, evlilik hazırlıkları yapmayı hayal ederken, erkek arkadaşı tarafından yaşanan bu süreç sonucu oluşan fiziksel görünümü ve bebek sahibi olması durumunda bebeğini emziremeyeceği gerçeği sebep gösterilerek terk edildiğini, bu durumun müvekkilini daha da derinden kahrına neden olduğunu ve müvekkilinin bu durumun yarattığı psikolojik travmayı atlatamadığını; arabuluculuk görüşmelerinde tarafların anlaşma sağlayamadığını; müvekkilinin üzerine kayıtlı bir taşınmaz ya da taşınır mal varlığının bulunmadığını, çalışamadığını, bilikte yaşadığı ailesinin yardımlarıyla hayatını sürdürdüğünü, dava harçlarını ödeyebilecek imkanının bulunmadığını belirterek; HMK'nın 107. maddesi gereği bedelin belirli hale gelmesi anında harca esas bedelin artırılması hakkı ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla; müvekkili hakkında adli yardım kararı verilmesine, müvekkili tarafından ödenen tedavi masrafları için şimdilik 95.000,00 TL'nin operasyon tarihi olan 18/12/2023 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte, meydana gelen sağlık sorunlarının tedavisi ve istenmeyen estetik görüntünün düzeltilmesi için harcanması gerekecek masraf olarak şimdilik 100,00 TL muhtemel tedavi gideri masrafının operasyon tarihi olan 18/12/2023 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte, müvekkilinin iyileşme süreci boyunca elde etmekten mahrum kaldığı kazanç için şimdilik 100,00 TL geçici iş göremezlik tazminatının operasyon tarihi olan 18/12/2023 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte, müvekkilinin vücudunda meydana gelen maluliyet dolayısıyla oluşan mağduriyetinin giderilmesi amacıyla şimdilik 100,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatının operasyon tarihi olan 18/12/2023 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte ve gerçekleştirilen başarısız estetik operasyonlar nedeniyle müvekkilinin yaşadığı elem ve ıstırabın bir nebze olsun denkleştirilmek suretiyle 10.000.000,00 TL manevi tazminatın operasyon tarihi olan 18/12/2023 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı taraf üzerine bırakılmasına karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE ;
Dava; eser sözleşmesi nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen maddi ve manevi zararın tazmini istemine ilişkindir.
Görev kamu düzenine ilişkin olup, yargılamanın her aşamasında mahkeme tarafından kendiliğinden dikkate alınacağından, öncelikle uyuşmazlığın çözümlenmesinde mahkememizin görevli olup olmadığı hususu tartışılmıştır.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesine göre, bir davanın ticari dava sayılması için uyuşmazlık konusu işin taraflarının her ikisinin birden ticari işletmesiyle ilgili olması ya da tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin tarafların ticari işletmesiyle ilgili olup olmamasına bakılmaksızın, Türk Ticaret Kanunu veya diğer kanunlarda o davaya Asliye Ticaret Mahkemesi'nin bakacağı yönünde düzenleme bulunması gerekir. Aynı kanunun 19/2 maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmez. Zira; Türk Ticaret Kanunu ile kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde ticari davalar, ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlenmiştir.
28/11/2013 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan ve 28/05/2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 2. maddesinde kanunun kapsamı “bu Kanun, her türlü tüketici işlemi ile tüketiciye yönelik uygulamaları kapsar.” şeklinde açıklanmıştır.
Kanun'un “tanımlar” başlıklı 3. maddesinin (l) bendinde ise tüketici işlemi; “Mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dahil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi ifade eder.” şeklinde tanımlanmıştır. 6502 sayılı kanunun 73. maddesi ile tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğacak uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemesi görevli kılınmıştır. 83.maddesinde de taraflardan birini tüketicinin oluşturduğu işlemler ile ilgili diğer kanunlarda düzenleme olmasının, bu işlemin tüketici işlemi sayılmasını ve bu kanunun görev ve yetkiye ilişkin hükümlerinin uygulanmasını engellemeyeceği belirtilmiştir.
Somut olayda; davacı taraf "davalılardan ... gerçekleştirdiği meme küçültme ameliyatının hatalı olduğunu, bu nedenle maddi ve manevi zarar gördüğünü" ileri sürerek, bu zararının davalılardan tazminini istemiştir. Estetik tıbbi müdahalelerde doktor ile hasta arasındaki sözleşme eser sözleşmesi olarak kabul edildiğinden, davacı tacir olmayıp tüketici olduğundan, yapılan meme küçültme işlemi de bir tüketici işlemi olup, uyuşmazlığın çözümlenmesinde yukarıda anılan yasal mevzuat çerçevesinde Tüketici Mahkemeleri görevli olduğundan, mahkememiz görevli olmadığından, göreve ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM ; Yukarıda yazılı bulunan gerekçeye göre;
1-Mahkememizin görevsiz olması, görevli mahkemenin İzmir Tüketici Mahkemesi olması nedeniyle davanın göreve ilişkin dava şartı yokluğundan dolayı 6100 sayılı HMK'nın 114/1-c ve 115/2 maddeleri gereğince USULDEN REDDİNE,
2-Kararın kesinleşmesinden itibaren yasal 2 haftalık süre içerisinde mahkememize başvurulması halinde dava dosyasının görevli İzmir Nöbetçi Tüketici Mahkemesine gönderilmesine,
3-Davacı tarafın adli yardım isteğinin görevli mahkeme tarafından değerlendirilmesine,
4-Harç ve yargılama giderlerinin 6100 sayılı HMK'nın 331. maddesinin 2. fıkrasının 1. cümlesi uyarınca görevli ve yetkili mahkemece değerlendirilmesine,
5-6100 sayılı HMK'nın 20. maddesi gereğince taraflardan birinin iki haftalık süre içerisinde gönderme isteğinde bulunmaması durumunda "davanın açılmamış sayılmasına" karar verilerek, aynı karar ile yargılama giderlerinin 6100 sayılı HMK'nın 331. maddesinin 2. fıkrasının 2. cümlesi uyarınca karara bağlanmasına,
Dair; dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, tarafların yokluğunda, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Bölge Adliye Mahkemeleri nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 07/10/2025
Başkan...
¸E-imza
Üye...
¸E-imza
Üye...
¸E-imza
Katip ...
¸E-imza