T.C.
İZMİR
6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2021/172
KARAR NO : 2024/362
DAVA : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)
DAVA TARİHİ : 05/02/2021
KARAR TARİHİ : 08/05/2024
Mahkememizde görülmekte olan tazminat (ölüm ve cismani zarar sebebiyle açılan tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacılar vekili Av. ...'nun İzmir Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine verdiği dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin kardeşi muris ...'ın 17/02/2018 tarihinde ...'nin sevk ve idaresindeki ... plakalı araçla ile meydana gelen trafik kazasında vefat ettiği, söz konusu kazayla ilgili olarak İzmir .... Asliye Ceza Mahkemesi ... esas - ... karar sayılı dosyasıyla sanık sürücü ..., 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırıldığını, ve hükmün açıklanmasının geri bırakıldığını, kardeşlerini bu acı trafik kazasında kaybeden müvekkillerinin hem derin bir ızdırap içine düşürdüğünü, hem de maddi açıdan çok zor zamanlar geçirdiklerini, müteveffa ...'ın eşi ve çocuğu olmadığı, geride aile olarak sadece müvekkili olan kardeşleri kaldığını, birbirlerine maddi-manevi her açıdan destek olan müvekkillerinin bu kaza neticesinde gerçekleşen ölüm ile oldukça sarsıldıklarını, kardeşlerinin eğer yardım edecek güç ve olanakları varsa, koşullar gerektiriyorsa, hiç bir yasal zorunluluk olmadan, kardeş sevgisiyle ve sorumluluk duygusuyla kardeşlerine yardım edebileceklerini, bu yardımın parasal olabileceği gibi bakıp gözeterek de olabileceği, bu anlamda kardeşlerinin manevi desteği yanı sıra maddi desteğinden de yoksun kalan müvekkilleri adına destekten yoksun kalma tazminatı talep ettiklerini, 6908 sayılı TBK m.49'ya göre kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlü olduklarını, İzmir ... Asliye Ceza Mahkemesi ... esas - ... karar sayılı kararı ile araç sürücüsü ...'nin üzerine atılı suçu işlediğinin sabitlendiğini, 17/02/2018 tarihinde gerçekleşen ölümlü trafik kazasına karışan ... plakalı aracın ... Sigorta A.Ş. Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları uyarınca Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası kapsamında ... poliçe numarasıyla sigortalı olduğunu, bu anlamda kazanın meydana geldiği aracı sigortalayan sigorta şirketi olarak, kaza tarihindeki poliçe limiti ile tazminat ödemekle yükümlü olduğunu, 03/11/2020 tarihinde taraflarınca sigorta şirketine başvurulduğunu, sigorta şirketinin 05/11/2020 tarihli yazısı ile olumsuz cevap alındığını, bunun üzerine davalılar ile müzakere yoluna gidilerek arabuluculuk süreci başlatıldığını, buradan da olumlu bir sonuç alınamadığını, tüm bu hususlar değerlendirildiğinde müvekkillerinin maddi-manevi zarar gördüğünün ortada olduğunu, bu sebeplerle zararlarının giderilmesi gerektiğini, müvekkilinin yaşadığı sıkıntıların telafisi mümkün olmasa da yukarıda açıklanan nedenlerle ortaya çıkan zararın müvekkillerinin rahatlatması adına fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava haklarının saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL maddi, şimdilik 10.000,00 manevi tazminatın, davalı ... adına kaza tarihinden davalı ... Sigorta A.Ş. 'den ise başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ettiklerini, müvekkillerinin destekten yoksun kaldığının kesin olarak belirlenmesinin mümkün olduğu anda artırılmak üzere şimdilik 1.000,00 TL maddi ve şimdilik 10.0000 TL manevi olan destekten yoksun kalma tazminatının davalı sürücü yönünden kazanın gerçekleştiği 17/02/2018 tarihinden itibaren, sigorta yönünden ise başvuru tarihi olan 03/11/2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsilini, vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... vekili Av. ...'in mahkememize vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın dava dilekçesinde ileri sürmüş olduğu iddialar hukuken kabul edilebilir nitelikte olmadığını, tüm bu iddialar ile haksız ve mesnetsiz olduğundan davanın reddi gerektiğini, 17.02.2018 tarihinde davacıların kardeşi ... ile müvekkilinin sevk ve idaresindeki ... plakalı araç ile bir trafik kazası meydana geldiğini, bu kazaya ilişkin İzmir ... Asliye Ceza Mahkemesi'nin ... esas dosyası üzerinden yapılan yargılamada davacıların kardeşi müteveffa ...'ın olay mahallinde yolun karşı tarafına geçişini yakın mesafede bulunan yaya üst geçidinden yapması, geçiş yaptığı takdirde sol tarafından gelmekte olan araçların seyir durumlarını kontrol etmesi, ilk geçiş hakkını sanık sürücü idaresindeki otomobile vermesi gerekirken bahsedilen bu hususlara riayet etmediği, kendi can güvenliğini tehlikeye düşürecek şekilde yolun karşı tarafına kontrolsüzce geçmeye çalıştığı sırada gerçekleşen olayda dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranışları ile gerçekleşen kazada kusurlu olduğu açıkça tespit edildiğini, söz konusu kazada müvekkilinin bir kusur atfedilemeyeceği kanaatinde olduklarını, müteveffanın kaza yerinin 20 m ilerisinde üst geçit bulunmasına rağmen üst geçidi kullanmadan müvekkilinin aracının önüne çıktığını, müvekkilinin müteveffanın yola fırladığını görünce frene bastığını ancak müteveffanın aracı da görmesine rağmen yoldan çekilmediğini ilerlemeye devam ettiğini ve kazaya sebebiyet verdiğini, mahkememizce yargılama kapsamında yapılacak olan keşif ve bilirkişi incelemesi neticesinde müvekkilinin kusurunun olmadığı açıkça ortaya çıkacağını, söz konusu kazadan doğan zararı meydana getiren asıl hareket davacıların kardeşi müteveffaya ait olduğunu, bu hususun yukarıda izah ettikleri üzere Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Daire Başkanlığı'nın 27.02.2020 tarihli raporunda ve İzmir ... Asliye Ceza Mahkemesi'nin ... esas sayılı dosyasından verilen kararda açıkça tespit edildiğini, mahkememizce de malum olunduğu üzere zarın doğmasına kendi kusuru ile neden olan tarafın tazminat talebinde bulunması hukuken mümkün olmadığını, müvekkilinin kazada kusursuz olduğu ve bu nedenle aleyhine herhangi bir tazminata hükmedilmemesi gerektiği yönündeki beyanlarını tekrarla ve asla kabul anlamına gelmemekle birlikte tazminata hükmedilecekse bu miktarın hakkaniyete uygun bir şekilde belirlenmesi, davacıların kardeşi müteveffanın kusuru göz önünde bulundurulması gerektiğini, her ne kadar müvekkilinin söz konusu kazada kusuru olmasa da kaza anından itibaren her aşamada davacıların kardeşi müteveffa ... ile ilgilenmiş maddi manevi yanında olduğunu, kaza meydana gelince derhal polis ve sağlık ekiplerini arayarak olay yerine çağırdığını tüm süre boyunca müteveffanın yanında bulunduğunu, ...'ın hastaneye kaldırılması üzerine kendisi de polis merkezinden çıkar çıkmaz hastaneye gittiğini, devam eden günlerde de vefat tarihine kadar geçen yaklaşık 3 aylık sürede neredeyse her gün hastaneye giderek, gidemediği zamanlarda dahi mutlaka telefon ile hastaneye ulaşarak müteveffanın durumu hakkında bilgi almış ve her an yanında olduğunu, bu husus yargılama kapsamında dinlenecek olan tanıkların anlatımları ile açıkça ortaya konmuş olacağını, davacıların mütevaffanın kardeşleri olduğunu, mahkememizce takdir edileceği üzere destekten yoksun kalma tazminatı talebinin şartları oluşmadığını, destekten yoksun kalma tazminatı açısından hayatta kalan kardeş, ölen kardeş nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatına hak etmediğini, varsayımsal olarak kardeşlerin ileriye yönelik desteklik ilişkisi miras ile ilgili olmadığını, fiili veya farazi desteklikle ilgili olduğunu, destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilmesi için öncelikle ölen ile destekten yoksun kalan arasında maddi yönden düzenli ve eylemli bir yardımın varlığı gerektiğini, davacılar tarafından "şimdilik 10.000 TL manevi olan destekten yoksun kalma tazminatının" ibaresi ile talep edilen tazminat talebi açık olmamakla beraber iş bu talep destekten yoksun kalma tazminatı ise manevi tazminat talebi zaten mevcut olmadığından bu konuda bir karar verilmemesini talep ettiklerini, zira işbu davalarda istenen destekten yoksun kalma tazminatı, maddi tazminat kalemleri içerisinde olup manevi tazminat anlamına gelmediğini, mahkememizce iş bu talebin manevi tazminat olarak değerlendirilmesi halinde öncelikle mahkememizce de takdir edileceği üzere hukuka aykırı bir eylem yüzünden çekilen elem ve üzüntüler, o tarihte duyulan ve duyulması gereken bir hal olduğunu, başka bir anlatımla üzüntü ve acıyı zamana yaymak suretiyle, manevi tazminatın bölünmesi, bir kısmının dava konusu yapılması kalanın saklı tutulması olanağı olmadığını, niteliği itibariyle manevi tazminatın bölünmeyeceğini, bir defada istenilmesi gerektiğini, davacıların bu taleplerinin haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olduğu açık olmakla reddi gerekmekte olup açıklanan nedenlerle daha sonra ıslah dilekçesi ile de manevi tazminat miktarının değiştirilemeyeceği açıkça ortada olduğunu, bu nedenlerle iş bu manevi tazminat kısmi dava şeklinde ileri sürülemeyeceğinden usulen reddini talep ettiklerini, mahkememiz aksi kanaatte ise müvekkilinin iş bu davada kusursuz olması, yukarıda belirtilenler üzere bu olay nedeni ile manevi olarak üzerine düşen tüm yükümlülükleri yerine getirmesi sebebi ile manevi tazminat talebinin reddini talep ettiklerini, davacı tarafından talep edilen manevi tazminat miktarı da fahiş nitelikte olduğunu, Borçlar Kanunu'nun ilgili hükümleri tazminatın kişiyi zenginleştirici nitelikte olamayacağını açıkça düzenlendiğini, ancak davacı tarafından talep edilen miktar açıkça fahiş nitelikte olup tamamen zenginleşme amacı taşıdığını, bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep ettiklerini, davanın usulden aksi takdirde esastan reddine ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiş ve savunmuştur.
Davalı ... Sigorta Anonim Şirketi vekili Av. ...'ın mahkememize vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; poliçe ve kaza tarihinden önce 26.04.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6704 sayılı kanun ile 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 97. Maddesinin değiştirildiğini, trafik kazasından doğan tazminat talepleri için dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta şirketine yazılı olarak başvuru bir dava şartı haline getirildiğini, davacı yanca müvekkili olan şirkete yapılan başvuruya istinaden şirket nezdinde hasar dosyası açılmışsa da ibrazı zorunlu evraklardan, Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırma ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu raporları hakkında yönetmelik çerçevesinde düzenlenmiş sağlık kurulu raporu, avukata ait nüfus cüzdan fotokopisi ve ibanın, kaza tespit tutağı, kaza raporu eksik olması nedeniyle yeterli değerlendirme yapılamadığını, dolayısıyla müvekkili olan şirkete yapılan başvurunun ktk madde 97 kapsamında geçerli bir başvuru sayılması mümkün olmadığını, bu nedenle dava şartı yokluğundan huzurdaki davanın reddine kararı verilmesi gerektiğini, ... plaka sayılı araç müvekkili olan ... Sigorta A.Ş. nezdinde ... numaralı Trafik Sigorta Poliçesi Karayolu Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk sigortası ile sigortalı olduğunu, müvekkili olan şirketin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası gereğince dava konusu zararlara ilişkin olarak sorumluluğu poliçe limiti ile sınırlı olup sigortalı araç sürücüsünün kusuru oranında ve zarar nispetinde olduğunu, poliçeye müstenit müşterek müteselsil sorumluluğumuz poliçe limitiyle sınıtlı olmakla beraber masraf, vekâlet ücreti sorumluluğumuz da bu miktara isabet eden oranlarda olacağını, poliçe limiti maktuen ödenecek rakam olmadığını, poliçe limiti üzerindeki zararlardan müvekkili olan şirketin sorumluluğu bulunmadığını, zorunlu trafik sigortası sorumluluk sigortası olduğunu, bu nedenle bu sigorta ile sigorta ettiren kişinin işleteni olduğu motorlu araçların üçüncü kişilere verdikleri zararların karşılanmasının amaçlandığını, araç işleteninin ve sürücünün kusursuz olduğu hallerde sigortacının da tazminat ödeme yükümlülüğü bulunmadığını, kabul anlamına gelmemekle beraber kazaya sebep olan olayda öncelikle kusur durumunun net ve kesin olarak tespiti gerektiğini, davacının sigortalıları araç sürücüsüne raci kusur ve zarari kanıtlaması gerektiğini, zararın kanıtlanamaması halinde müvekkili olan şirketin sorumluluğu olmadığını, davada kardeşler açısından destekten yoksun kalma tazminatı talep edilmesi hukuka ve hakkaniyete aykırılık teşkil ettiğini, kardeşlerin birbirlerine destekliğinden bahsedebilmek için müteveffanın maddi anlamda refah içinde olduğunun ve kardeşlerine destek sağladığının davacı tarafça ispatlanması gerektiğini, davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte müteveffa açısından destekten yoksun kalma tazminatı talep eden davacı müteveffanın ölmeden önceki sürekli ve düzenli desteğini maddi olgularla ispat etmesi gerektiğini, yine aktüerya hesaplamasında dikkat edilmesi gereken husus ölüm tarini itibariyle müteveffanın yaşı olduğunu, müteveffanın gelir durumunun ispatı ise davacı tarafa düştüğünü, destekten yoksun kalma tazminatı, bilindiği gibi zarar görenin gelecekte gerçekleşmesi muhtemel farazi bir zararının karşılanmasını konu aldığını, bu bağlamda tazminatın hesaplanabilmesi için müteveffa ve destekten yoksun kalanın ömürleri, çalışma hayatları ve gelir düzeyleri ve sair konularda varsayımlarda bulunmak gerektiğini, bu varsayımlar temelinde bir takım teknik hesaplamalar sonucu destekten yoksun kalma tazminatı bulunduğunu, yani davaya konu sigorta poliçesinin teminatı maktuen ödenecek rakam olmadığını, poliçede belirtilen limit, ölüm halinde mutlak ve likit ödenecek meblağ olmadığını, vefat edenin bakmakla yükümlü olduğu kişilerin yoksun kaldıkları zararın, yani destekten yoksun kalma tazminatının hesaplanması sonucunda belirleneceğini, müvekkili olan şirketin hiçbir mesuliyeti olmamakla birlikte mahkememizin takdiri ile destekten yoksun kalma tazminatı hesabı yapılması halinde 24.11.2009 tarihinde ... Birliği'nce yayınlanan tebliğ ile destekten yoksun kalma tazminatlarının Aktüerler Siciline kayıtlı aktüerler tarafında yapılması gerektiği bildirilmiş olduğu, bu hususun da dikkate alınmasını talep ettiklerini, aktüer bilirkişiler tarafından yapılan hesaplamalar, bu amaçla özel olarak geliştirilmiş kompleks yöntem, yazılım ve sistemle hesabı etkileyen tüm parametreler dikkate alınmak suretiyle yapılması gerektiğini, ayrıca, davacıların hak sahibi olup olmadıklarının mahkememiz kanalıyla tespit edilmesini talep ettiklerini, müteveffanın herhangi bir sosyal sigorta kurumuna bağlı olup olmadığı araştırılması gerektiğini, müteveffanın, bir sosyal sigorta kuruna bağlı olması halinde, bu kurum tarafından yapılan ödemeler şirketleri tarafından talep edilemeyeceğinden dolayı mükerrer ödemeden imtina amacıyla bu hususun tespiti gerektiğini, davacı yanın, müteveffanın gelir durumunu somut belgelerle ispat etmesi gerektiğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla, gelir durumuna ilişkin olarak somut belge ve delil sunulamaması halinde yaşal asgari ücret esas alınarak hesaplama yapılması gerektiğini, müvekkili olan şirket nezdindeki trafik sigorta poliçesi 24.10.2018 tarihinde tanzim edilmiş olduğundan bu poliçe 01.06.2015 tarihli Trafik Sigorta Poliçesi Genel Şartlarına tabi olduğunu, bu durumda kabul anlamına gelmemek kaydıyla, 01.06.2015 tarihli Trafik Sigorta Poliçesi Genel Şartları ve ilgili mevzuat gereği maluliyet tazminatına ilişkin hesaplama, güncel TRH-2010 (KADIN-ERKEK HAYAT) tabloları esas alınarak yapılması gerektiğini, müvekkili olan şirketin sigorta bedelini ödeme yükümlülüğü dava tarihinde muaccel hale geldiğini, bu sebeple sayın mahkemenizce faize hükmedilmesi halinde hükmedilecek faiz dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faiz olacağını, aleyhlerine açılan davanın reddine, yargılama harç ve giderleri ile vekâlet ücretinin davacıya tahmiline karar verilmesini talep etmiş ve savunmuştur.
İzmir .... Asliye Hukuk Mahkemesi 06/02/2021 tarih ve ... esas ve ... karar sayılı kararı ile; "...davacı tarafından, haksız fiil teşkil eden trafik kazasından kaynaklı tazminat talebine ilişkin olarak, araç sürücüsü ile ZMMS sigortacısı olan sigorta şirketine karşı birlikte dava açılmıştır. Haksız fiilden kaynaklanan tazminat davalarında görevli mahkeme, genel hukuk mahkemesi olan asliye hukuk mahkemesi ise de; dava, gerçek kişiler ile birlikte karşı tarafın ZMMS yaptırdığı sigorta şirketine karşı da açılmışsa, davalı sigorta şirketi, sigorta poliçesi nedeniyle sorumlu tutulmuş olması ve zorunlu sigortalar TTK'nın 1483 ve devam eden maddelerinde düzenlendiğinden TTK'nın 4/1-(a) ve 5.maddeleri gereğince Asliye Ticaret Mahkemesi görevlidir.HMK'nın 1.maddesinde de görev hususunun kamu düzenine ilişkin olduğu, mahkemece yargılamanın her aşamasında resen gözetileceği düzenlenmiştir.Bu nedenle mahkememizin görevsizliğine, karar kesinleştiğinde ve talep halinde dosyanın İzmir Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesi'ne gönderilmesine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur..." şeklinde görevsizlik kararı verdiği, dosya mahkememize tevzi edilerek mahkememizin ... esasına kaydı yapılmıştır.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE & NETİCE VE KANAAT:
Davalı şirket tarafından sigorta poliçesi, hasar dosyası, ekspertiz raporu ve fotoğrafların gönderilmiştir. Kazaya karışan araçlara ait trafik tescil kayıtlarının temin edilmiştir. Sigorta Bilgi Gözetim Merkezi tarafından araçların tramer kaydı ve ilgili evrakların gönderildiği görülmüştür.
Trafik Kazasının Oluş Şekli; 17/02/2018 günü gece saat 00:15 sıralarında davalı ... sevk ve idaresindeki ... otomobili ile ... Caddesi üzerinde ... istikametine doğru bölünmüş yolun orta şeridi üzerinde ... durağına ve yaya üst geçidine yaklaştığı esnada yolun sağından taşıt yoluna girerek karşıya geçmek isteyen yaya ...'a otomobilin ön kısmı ile orta şerit üzerinde çarparak trafik kazası meydana meydana geldiği anlaşılmıştır.
Dosyanın re'sen seçilecek kusur bilirkişisine tevdi edilerek, dosya kapsamı, taraf beyanları ve uyuşmazlık noktaları esas alınarak yasal düzenlemelere uygun olarak tarafların kusur durumuna ilişkin denetime elverişli ayrıntılı raporda özetle; Mevcut verilere göre:
-Müteveffa ...
Zararlı sonuca neden ...'ın davranışı:
*2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanununun 68. Maddesi ile Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 138. Maddesinin “bendinin 3. fıkrasında düzenlenen: ” Taşıt yolunun karşı tarafına geçmek isteyen yayalar. taşıt yolunu yaya ve okul geçidiyle kavşak giriş ve çıkışlarından geçmek zorundadırlar.” şeklindeki kurallarının ihlali niteliğindedir.
*Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 138. Maddesinin “b“ bendinin 3. Fıkrasında düzenlenen: “Yayalar için özel olarak yapılmış alt veya üst geçit, yaya köprüsü veya yaya tüneli gibi tesisler varsa yayalar buralardan yararlanmak zorundadırlar.” şeklindeki kurallarının ihlali niteliğindedir.
*2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanununun 68. Maddesi ile Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 138. Maddesinin “bs bendinin 3. fıkrasında düzenlenen: “Yollarda güvenli geçiş, önce sola sonra sağa bakılarak, sakınca yoksa taşıt yoluna girmek. geçiş sırasında sola ve sağa bakılarak yürüyüşe devam etmek, taşıt yoluna girmeden güvenle duramayacak kadar yaklaşmış taşıtlar varsa, ilk geçiş hakkını onlara verip geçişlerini beklemek suretiyle yapılır.” şeklindeki kuralı ihlali niteliğindedir.
-Davalı ... Plakalı Otomobil Sürücüsü ...
Zararlı sonucun oluşmasına katkıda bulunan davalının davranışı:
*2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunun 47. maddesinde düzenlenen: “d) Trafik güvenliği ve düzeni ile ilgili olan ve yönetmelikte gösterilen diğer kural, yasak, zorunluluk veya yükümlülüklere. uymak zorundadırlar. (Dikkatsiz ön tedbirsiz araç kullanmak-zararlı sonucu önlemek adına alınması olanaklı ve zorunlu tedbirleri zamanında almamak)” şeklindeki kuralın ihlali niteliğindedir.
Şeklinde görüş ve kanaatine varıldığı rapor edilmiştir.
Dosyanın re'sen seçilecek aktüer bilirkişiye tevdi edilerek dosya kapsamına ve uyuşmazlık noktalarına ve Dosyanın destekten yoksun kalmaya göre hesap yönelik enetime elverişli ayrıntılı raporda özetle; Mevcut verilere göre:
17.02.2018 tarihli trafik kazası sonucu 21.05.2018 tarihinde hayatını kaybeden ...'ın desteğinden yoksun kaldıkları iddiasında olan davacıların, desteken yoksun kalma tazminat talepleri açısından,
—Tüm dosya kapsamına göre, Müteveffa ...'ın refah içinde olduğu, davacı kardeşlerin bakıma muhtaç olduğu, müteveffanın kardeşlerine düzenli ve eylemli yardımda bulunduğu ve yardım etmediği takdirde kardeşlerin yoksulluğa düşeceği hususlarında bir bulguya rastlanmadığından, müteveffa ...'ın davacı kardeşlerinin desteği sayılamayacağı kanaatine varılmıştır.
— Ancak Sayın Mahkemenizce, ...'ın davacı kardeşlerinin desteği kabul edilmesi hali için, kusur indirimi Sayın Mahkemenin takdirinde olmak üzere,
Davacı kardeş ... için (111 .085,74)TL,
Davacı kardeş ... için (11 1.085,74)TL,
Davacı kardeş ... için (111.085,74)TL,
Davacı kardeş ...için (101.224, 16)TL,
Davacı kardeş ... için (11 1.085,74)TL destekten yoksun kalma zararı hesaplandığına dair görüş ve kanaatine varıldığı rapor edilmiştir.
Taraf vekillerinin itirazları doğrultusunda aktüerya bilirkişisinden ek rapor alınmasına şeklinde karar verilmiş ve bilirkişi tarafından hazırlanan ek raporda özetle; Mevcut verilere göre:
Taraf vekillerinin itirazları irdelenmiş olup, 18.04.2022 tarihli kök raporumdaki görüş ve hesaplamalarımda bir değişiklik olmadığına dair ek rapor sunulduğu görülmüştür.
Dosya tesliminin münhasıran trafikçi bilirkişiye yapılarak Kusur oranlarının/nisbetlerinin da tayin ve tespiti için ek rapor alınmasına şeklinde karar verilmiş ve bilirkişi tarafından hazırlanan ek raporda özetle;
1-Davalı ... Plakalı Otomobil Sürücüsü ...;
Zararlı sonucu öngördüğü andan itibaren davalı sürücünün ilk geçiş hakkının ihlal edileceği açıktır. Bu andan itibaren kendisinden beklenen özenin ölçüsü olası bir kazayı önlemek adına yaygın dikkat halinden toplu dikkat haline geçerek derhal etkili klakson uyarısı ile birlikte fren tedbiri almak olması gerekirken; bu konuda kendisinden beklenen dikkat ve özeni gösteremeyerek geç kalarak aldığı fren tedbiri etkisiz kalan sürücünün; karşısındaki kişinin kurallara aykırı hareket et anladığında sürücülere zararlı sonucu önlemek için tedbir yükümlüğü getiren “Başkalarına Zarar Ver-me“ şeklindeki yazılı olmayan genelnitelikteki davranış kuralının ihlali den davalının kaza esnasındaki davranışının: 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunun 47. maddesinde düzenlenen: “d) Trafik güvenliği ve düzeni ile ilgili olan ve yönetmelikte gösterilen diğer kural, yasak, zorunluluk veya yükümlülüklere, uymak zorundadırlar.(Dikkatsiz ön tedbirsiz araç kullanmak-zararlı sonucu önlemek adına alınması olanaklı ve zorunlu tedbirleri zamanında almamak)” şeklindeki kuralın ihlali niteliğinde olduğu kanaatine varıldığı,
1-Yaya ...;
Yayanın karşıya geçtiği yerin 100 metre yakınında yayalar için özel olarak yapılmış olan üst geçidi kullanması yasal zorunluluktur. Olay mahallinde ilk geçiş hakkı davalıya aittir. Yaya üst geçidi kullanmamak şeklindeki objektif bir kuralı ihlal ederek yasaya aykırı bir noktadan olan yol üzerinden karşıya geçmek isterken de, yaygın dikkat halinden toplu dikkat haline geçerek taşıt yoluna girmeden önce bölünmüş yolda sağa ve sola bakarak yolu kontrol edip, yoldan gelen taşıtların uzaklık ve hızını kontrol ettikten sonra herhangi bir sakınca bulunmuyorsa, taşıt yoluna girmek, taşıt yoluna girmeden durmayacak kadar yaklaşmış taşıtlar varsa, ilk geçiş hakkını onlara verip geçişlerini beklemek, zorunda olmasına rağmen, bu hususlara uymayıp; yolun sağındaki yaya kaldırımı üzerinden taşıt yoluna girerek geçişi esnasında, yolun solunu kontrol etmeden dikkatsiz şekilde sürücünün seyir halinde olduğu orta şeride giriş yaparak kendisine motorlu vasıtanın ön köşe kısmı ile çarpması şeklinde gelişen olayda, ...'ın; 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanununun 68. Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 138. Maddesinin “bendinin 3. Fıkrasında ”Taşıt yolunun karşı tarafına geçmek isteyen yayalar, taşıt yolunu yaya ve okul kavşak giriş ve çıkışlarından geçmek zorundadırlar.” şeklindeki” kuralları, Trafik Yönetmeliğinin 138. Maddesinin “b* bendinin 3. Fıkrasında "Yayalar için özel olarak yapılmış alt veya üst geçit, yaya köprüsü veya yaya tesisler varsa yayalar buralardan yararlanmak zorundadırlar.” şeklindeki kuralı ve 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanununun 68. Maddesi ile Karayolları Trafik netmeliğinin 138. Maddesinin “b* bendinin 3. fıkrasında düzenlenen: “Yollarda güvenli geçiş, önce sola sonra sağa bakılarak, sakınca yoksa taşıt yoluna girmek, geçiş sırasında sola ve sağa bakılarak yürüyüşe devam etmek, taşıt yoluna girmeden güvenle duramayacak kadar yaklaşmış taşıtlar varsa, İlk geçiş hakkını onlara verip geçişlerini beklemek suretiyle yapılır.“ şeklindeki kuralı ihlali niteliğinde olduğu görüş ve kanaatine varıldığı rapor edilmiştir.
Safahatte alınan kusur raporunda ek raporda da gerekçeleri belirtilerek kusur oranı tespit edilmemekle; dosyanın itiraz ve kusura dair, özellikle bilirkişi raporunda kusur oranlarına dair tespit yapılmamakla; Kusura dair itiraz noktalarında; Kusur nispetlerinin tayin ve taksimi; Ve bütün dosya muhtevası itibari ile rapor tanzimi için; dosyanın İTÜ Fen Heyeti Trafik Kürsüsü nezdinde resen seçilecek 3 ayrı ihtisas sahibi bilirkişiden oluşan bilirkişiye heyetine tevdi edilerek, dosya kapsamı, taraf beyanları ve uyuşmazlık noktaları esas alınarak yasal düzenlemelere uygun olarak tarafların kusur durumu ve oran/nisbetlerine ilişkin denetime elverişli bilirkişi heyeti raporunda özetle; Mevcut verilere göre;
-Davalı sürücü ... % 25 oranında kusurludur.
-Davacıların murisi ... % 75 oranında kusurlu olduğu görüş ve kanaatine varıldığı rapor edilmiştir.
Davacı ve davalı vekili itirazlarını karşılar surette bilirkişilerden ek rapor alınmasına şeklinde karar verilmiş ve bilirkişiler tarafından hazırlanan ek raporda özetle; Mevcut verilere göre;
Kök raporda bir değişiklik olmayacağı görüş ve kanaatine varıldığı rapor edilmiştir.
Davacılar vekilinin 12/02/2024 tarihli değer artırım dilekçesiyle; taleplerinin kabulü ile yekun 545.567,12 TL maddi ve manevi tazminatın davalı sürücü yönünden kaza tarihinden itibaren, sigorta yönünden ise başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte taraflarına ödenmesine, yargılama giderlerinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiş, dilekçesini harçlandırmış ve davalılara tebliğ edilmiştir.
Dava, ölüm ve cismani zarar sebebiyle açılan tazminat davasıdır.
Toplanan deliller, alınan bilirkişi raporları, incelenen takip dosyası ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, taraflar arasındaki uyuşmazlığın 17/02/2018 tarihinde meydana gelen kazada kazaya karışanların kusur durumu, davacıların maddi ve manevi tazminat talep edip edemeyecekleri, hangi davalının hangi tazminattan hangi oranda sorumlu olduğu, Karayolları Trafik Kanunu 97. maddesi hükümlerine uygun olarak davacının davalı sigortaya başvuru yapıp yapmadığı, davacı tarafın faiz talep edip edemeyeceği, hangi tarihten itibaren ne tür faiz talep edebileceği, noktalarında toplandığı,
Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde;
Delillerin toplandığı, bilirkişilerin yapmış olduğu inceleme sonucu düzenlediği raporlarında Müteveffa ...'ın refah içinde olduğu, davacı kardeşlerin bakıma muhtaç olduğu, müteveffanın kardeşlerine düzenli ve eylemli yardımda bulunduğu ve yardım etmediği takdirde kardeşlerin yoksulluğa düşeceği hususlarında bir bulguya rastlanmadığından, müteveffa ...'ın davacı kardeşlerinin desteği sayılamayacağı, davalı sürücü ... % 25 oranında kusurlu olduğu, davacıların murisi ... % 75 oranında kusurlu olduğu;
Bu nedenle kusur durumu, kazadan itibaren geçen zaman ve maluliyet miktarı nazara alınarak takdiren manevi tazminat olarak 5.000 TL'nin 17.02.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan (...) tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Davanın maddi tazminata müteallik kısmı vefat edenin kardeşlerinin talep ve davalarına dairdir. Kardeşlerin destek durumu hakkında mevzuat ve tatbikat birtakım hususiyetler arz etmekrtedir.
Konya ilişkin bilimsel bir makaleden alınan müessesenin mana ve muhtevasını, şümulü ve gayesini izah eden bir makaleden alıntı yapmak gerekirse;
"...Destekten yoksun kalma tazminatının amacı, ölen kişinin yardımlarından kaza tarihinde ve/veya gelecekte mahrum kalacak kişinin zararının giderilmesidir. Bu kapsamda talepte bulunacak kişinin, ölenin mirasçısı olması şartı bulunmamaktadır. Nitekim bu husus 6098 sayılı TBK md.53’te de “ölenin desteğinden yoksun kalan kişiler” olarak açıkça belirtilmiş olup “mirasçı” kavramı kullanılmamıştır. Kaldı ki; destekten yoksun kalan kişinin mirası reddetmesi halinde de destekten yoksun kalma tazminatı talep etme hakkı bulunmaktadır. (Y.4.HD., ...... E., ... K., 15.05.2019)..."
... edilemeyecektir.
Link bağlantısı makale;
Bu itibarla mirası red hâlinde dahi destek alacağı miras haklarından bağımsız, müstakil bir mahiyete sahip sıhri olan ancak aynı manada maddi ve manevi beraberliğe , dayanışmaya dair bir alacak hakkı doğuran kendine özgü bir hukuki müessese olarak tanımlanmaktadır.
Yine konuyu gerek hukuki gerekse de bilimsel olarak mütalala eden örnek bir yargıtay içtihadı incelendiğinde;
Yargıtay .... Hukuk dairesinin ... E.-... K. Sayılı ilamından alıntılanan aşağıdaki metne bakıldığında;
"....
Bu noktada üzerinde durulması gereken hususlardan birisi, 2918 sayılı KTK’nun 92/b maddesinde yer alan “İşletenin; eşinin, usul ve füruunun, kendisine evlat edinme ilişkisi ile bağlı olanların ve birlikte yaşadığı kardeşlerinin mallarına gelen zararlar nedeniyle ileri sürebilecekleri taleplerin zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamı dışında olduğuna” ilişkin hükümdür.
Bu hükümle kanun koyucu; tehlike sorumlusu zorunlu mali sorumluluk sigortacısının sorumluluğu kapsamından sadece, tehlike sorumlusu olan işletenin eşinin, usul ve füruunun, kendisine evlat edinme ilişkisi ile bağlı olanların ve birlikte yaşadığı kardeşlerinin mallarına gelen zararları çıkarmıştır.Şu haliyle, anılan kişilerin mallarına gelen zararlar dışında kalan ölüm ve yaralanmaya ilişkin cismani zararlar ise sigortacının sorumluluğu kapsamında bırakılmış; böylece tehlike sorumlusunun yakınlarının dahi belirtilen anlamda sigorta kapsamında olduğu benimsenmiştir.Durum bu olunca, işletenin; eşinin, usul ve füruunun, kendisine evlat edinme ilişkisi ile bağlı olanların ve birlikte yaşadığı kardeşlerinin ölüm veya yaralanmaları halinde bundan kaynaklanan zararlarının zorunlu sigorta kapsamında olduğu kabul edilmelidir.
Araç sürücüsünün veya yakınlarının talepleri ise 92.madde kapsamında yer almamakla sigortacının sorumluluğu kapsamında kabul edilmiştir.
Destekten yoksun kalma tazminatı, B.K'nun 45/II. maddesinde düzenlenmiş olup; "Ölüm neticesi olarak diğer kimseler müteveffanın yardımından mahrum kaldıkları takdirde onların bu zararını da tazmin etmek lazım gelir." şeklinde hükme bağlanmıştır. Görülmektedir ki, destekten yoksun kalma tazminatının konusu, desteğin yitirilmesi nedeniyle yoksun kalınan zarardır. Buradaki amaç, destekten yoksun kalanların desteğin ölümünden önceki yaşamlarındaki sosyal ve ekonomik durumlarının korunmasıdır. Olaydan sonraki dönemde de, destek olmasa bile, onun zamanındaki gibi aynı şekilde yaşayabilmesi için muhtaç olduğu paranın ödettirilmesidir.Haksız bir eylem sonucu desteğini yitiren kimse BK'nun 45/II. maddesine dayanarak uğradığı zararın ödetilmesini isteyebilir. Ancak, destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilmesi için öncelikle, ölen ile destekten yoksun kalan arasında maddi yönden düzenli ve eylemli bir yardımın varlığı gerekir.
Borçlar Kanunu’nun 45.maddesinde sözü geçen destek kavramı hukuksal bir ilişkiyi değil, eylemli bir durumu hedef tutar ve ne hısımlığa ne de yasanın nafaka hakkındaki hükümlerine dayanır; sadece eylemli ve düzenli olarak geçimini kısmen veya tamamen sağlayacak şekilde yardım eden ve olayların olağan akışına göre eğer ölüm vuku bulmasaydı, az çok yakın bir gelecekte de bu yardımı sağlayacak olan kimse destek sayılır. O halde destek sayılabilmek için yardımın eylemli olması ve ölümden sonra da düzenli bir biçimde devam edeceğinin anlaşılması yeterli görülür.Bununla birlikte destekten yoksun kalan kimse devamlı ve gerçek bir ihtiyaç içerisinde bulunmalıdır. Genel olarak bakım ihtiyacı, sosyal düzeye uygun olan yaşamın devamını sağlamak için gerekli olanaklardan yoksun kalmayı anlatır. Eğer ölenin eylemli olarak baktığı davacı, ölüm yüzünden bu bakımın sağladığı yaşama düzeyinin altına düşmüş olursa, ihtiyaç bulunma koşulu gerçekleşmiş sayılır. Burada önemli olan, destekten yoksun kalan kimsenin ve ailesinin temsil ettiği sosyal ve ekonomik düzeye göre normal karşılanan giderlerdir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 21.04.1982 gün, 979/4-1528 E., 1982/412 K. sayılı kararı). Diğer taraftan, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 06.03.1978 tarih ve 1/3 sayılı kararının gerekçesinde de: "Destekten Yoksun Kalma Tazminatının eylemin karşılığı olan bir ceza olmayıp, ölüm sonucu ölenin yardımından yoksun kalan kimsenin muhtaç duruma düşmesini önlemek ve yaşamının desteğin ölümünden önceki düzeyde tutulması amacına yönelik sosyal karakterde kendine özgü bir tazminat olduğu”hususu vurgulanmış; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 30.11.2005 gün ve ...-... E.-... K. sayılı ilamında da aynı esaslar benimsenmiştir.
Önemle vurgulanmalıdır ki, Borçlar Kanunu’nun 45/III. maddesine göre destekten yoksun kalma tazminatı, desteğin mirasçısı olarak geride bıraktığı kişilere değil, desteğinden yoksun kalanlarına aittir. Destekten yoksun kalma tazminatı isteyebilecek kişiler, mirasçılardan başka kişiler de olabileceği hususunda da herhangi bir ihtilaf yoktur. Murisin trafik kazasından kaynaklanan bir sorumluluğu söz konusu olduğunda ve koşulları oluştuğunda mirasçıları bundan sorumlu olduğu halde, aynı olay nedeniyle destekten yoksun kalan ve fakat mirasçı olmayan kişiler bundan sorumlu değildir (HGK.nun 15.06.2011 gün ve ...-... E. -... K. sayılı ilamı).
Davacıların destekten yoksun kalma tazminatı talebine dayanak olarak gösterdikleri zarar; işletenin ölümü sonucunda meydana gelmekle birlikte işleten üzerinde doğan bir zarardan ayrı ve salt onun desteğinden yoksun kalınması olgusuna dayalı, mirasçılık sıfatıyla bağlı olmaksızın uğranılabilen bir zarardır. Böyle bir zararın işletenin kendisinin sahip olacağı hakla bir ilişkisi olmadığı gibi, doğrudan işletenin zararıyla bağlı ve onunla sınırlı bir zarar da değildir. İşletenin ölümü zararı doğuran olay olmakla birlikte, zarar doğrudan üçüncü kişi durumundaki destekten yoksun kalanlar üzerinde oluşmuştur. Buradaki zarar, mirasçıların salt bu sıfatla devraldıkları murislerinin uğradığı ve ondan intikal eden bir zarar da değildir.
Destekten yoksun kalma tazminatına dayanak teşkil eden hak, salt miras yoluyla geçen bir hak olsa idi doğrudan işleten üzerinde doğup ondan mirasçılarına intikal edeceğinden, bu yöndeki savunmalar ölenin desteğinden yoksun kalanlara karşı ileri sürülebilecekti. Oysa yukarıda da açıklandığı üzere, destekten yoksun kalma tazminatına konu davacıların zararı, desteklerinin ölümü nedeniyle destekten yoksun kalan sıfatıyla doğrudan kendileri üzerinde doğan zarardır. Bu zarardan doğan hak desteğe ait olmadığına göre, onun kusurunun bu hakka etkili olması da düşünülemez. Şu hale göre; işleten murisin, ister kendi kusuru ister bir başkasının kusuru ile olsun salt ölmüş olması, destekten yoksun kalanlar üzerinde doğrudan zarar doğurup; bu zarar gerek Kanun gerek poliçe kapsamıyla teminat dışı bırakılmamış olmakla, davacıların hakkına, desteklerinin kusurunun olması etkili bir unsur olarak kabul edilemez ve destekten yoksunluk zararından kaynaklanan hakkın sigortacıdan talep edilmesi olanaklıdır.
Davacıların üçüncü kişi konumunda oldukları hem mahkeme, hem de özel dairenin kabulünde olduğu gibi, işletenin yakınlarının uğradıkları destek zararlarının trafik sigortacısının sorumluluğu kapsamı dışında kaldığına ilişkin Kanunda ve buna bağlı olarak poliçede açık bir düzenleme bulunmadığı da, uyuşmazlık konusu değildir.
Davacıların uğradıkları zarara bağlı olarak talep ettikleri hak, salt miras yoluyla geçen bir hak olmayıp, bilimsel ve yargısal içtihatlarda kabul edildiği üzere destekten yoksun kalanın şahsında doğrudan doğruya doğan, asli ve bağımsız bir talep hakkıdır.
Davacıların ölenin salt mirasçısı sıfatıyla değil, destekten yoksun kalan üçüncü kişi sıfatıyla dava açtıklarına, ölüm nedeniyle doğrudan davacılar üzerinde doğan destekten yoksunluk zararının oluşumundaki kusurun davacılara yansıtılamayacağına; dolayısıyla araç sürücüsünün veya işletenin tam kusurlu olmaları halinde, desteğinden yoksun kalan davacıları etkilemeyeceğine; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ve Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’na göre, aracın zorunlu mali sorumluluk sigortacısı davalı sigorta şirketi, işletenin üçüncü kişilere verdiği zararları teminat altına aldığına ve olayda işleten veya sürücü tam kusurlu olsalar bile, destekten yoksun kalan davacılar da zarar gören üçüncü kişi konumunda bulunduğundan, davalı sigorta şirketinin sorumlu olacağına karar vermek gerekir. (HGK'nun 15.6.2011 gün ve ...-... esas-... karar, HGK'nun 22.2.2012 gün ...-... esas ... karar sayılı ilamları uyarınca)
O halde mahkemece, davacının eşinin ölümü nedeni ile uğradığı destekten yoksun kalma zararı yönünden davalı ... Sigorta A.Ş karşısında 3. kişi olarak tazminat talebinde bulunabileceği kabul edilerek karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
....."
Bu manada Yargıtay ın görüşü ve hukuki yorumu da bu minvalde şekillenmiştir.
Dolayısıyla hadisede taraf sıfatı anlamında hak sahipliği mevcut olup ispat hukuku ve hususiyetleri noktasında araştırma ve delil takdiir, buna dair hukuki tahlil ve tavsif yapmak icap etmiş olup,
Kardeşler arası destek hallerine dair unsurların incelenmesinde;
İspat hukuku açısından akarabalık rabıtalarının yanı sıra fiili, maddi beraberlik, bakım ve bundan kaynaklı hukuki-fiili sorumluluklar ile una dair hak sujeleri birbiri ile yarışmaktadır. Yine örnek bir içtihat muvacehesinde ölen çocuğun desteği kabul edilmekle beraber onun eğitim ve sair zorunlu masraflı mahsup konusu edilmiştir.
Yargıtay .... Hukuk dairesinin ...- ... E.- K. Sayılı ilamından alıntılanan aşağıdaki metne bakıldığında;
".....
3-Dava trafik kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminatı, cismani zarar nedeniyle maddi tazminat ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Destekten yoksun kalma tazminatının konusu, desteğin yitirilmesi nedeniyle yoksun kalınan zarardır. Buradaki amaç, destekten yoksun kalanların, desteğin ölümünden önceki yaşamlarındaki sosyal ve ekonomik durumlarının korunmasıdır. Olaydan sonraki dönemde de, destek olmasa bile, onun zamanındaki gibi aynı şekilde yaşayabilmesi için muhtaç olduğu paranın ödettirilmesidir. Yani, haksız bir eylem sonucu desteğini yitiren kimse, TBK'nun 53. maddesine dayanarak uğradığı zararın ödetilmesini isteyebilir.
Destekten yoksun kalma zararının hesabında, destekten yoksun kalanlara müteveffanın sağlığında sağlamış olduğu yardımın miktarı belirlenmelidir. Ölenin parasal veya bedensel destekliğinin derecesi ile bundan yoksun kalanların tazminat isteklerinin ölçüsü ya da hesaplama yöntemi konusunda, öğretide görüş birliği yoktur. Gerçek yardım miktarının yeterli delillerle ispat edilemediği durumlarda yargıç, takdir hakkını kullanarak yardım miktarını belirleyebilecektir. Bu belirlemede, destek ile destek olunan kimse arasındaki yakınlığın derecesi, aralarındaki manevi bağ, davacıların yaşları, dahil oldukları sosyal ve ekonomik çevre, yaşam standartları, cinsiyetleri gibi bakım ilişkisine ve miktarına etkili olabilecek unsurlar da göz önünde bulundurulacaktır. Hayatın olağan akışı içinde, destek sayılan kimsenin, baktığı kimselere gelirini belli paylara bölerek baktığı pek söylenemese de tazminat hesabında bir paylaştırma yapmak zorunlu hale gelmektedir.
Davacıların desteği olan ..., kaza tarihinde 14 yaşındadır. Trafik kazası sonucu çocuk ölmeseydi ana ve babaya bakması muhtemeldir. Uygulamada çocuğun 18 yaşına gelmesi ile birlikte gelir elde edeceği ve ana babasına destek olacağı varsayılmaktadır. Ancak ileriki yaşlarda çocuğun büyüyerek evleneceği ve en az iki çocuğunun olacağı, gelirinin bir kısmını ana ve babasına da ayıracağı varsayılır.
Somut olayda; davacı ...’nin kızı olan destek kaza tarihinde 14 yaşında olup, hükme esas alınan hesap bilirkişi raporunda desteğin kaza tarihinden itibaren davacıya destek olacağı kabul edilmiş ise de, destek en erken 18 yaşından itibaren anne ve babasına destek olabilecektir. Desteğin anne ve babasının olay tarihinden önce boşanmış oldukları, destek Elif’in velayetinin babası davacı ...’ye verildiği, 18 yaşına kadar ilk 4 yıl kendi evinin hizmetlerindeki desteğinden babasının yararlanabileceği, aynı çatı altında yaşamayan annesinin yararlanamayacağı, 18 yaşından sonra aktif çalışmasından elde edebileceği kazançlardan annesinin de yararlanabileceği kabul edilerek, destek zararı hesaplanmıştır. Bu durumda mahkemece, Dairemizin yerleşik uygulamaları ile belirlenen ve yukarıda ifade olunan destek payları esas alınmak suretiyle, destek ...’in 18 yaşından itibaren gelir elde etmeye başlayacağının kabulü ile davacı baba Remzi’nin talep edebileceği tazminat miktarının belirlenmesi konusunda, rapor düzenleyen bilirkişiden ek rapor alınarak karar verilmesi gerekirken, destek hesabının kaza tarihinden itibaren belirlendiği rapordaki hesaplamanın kabulü doğru görülmemiştir.
4-Türk Medeni Kanunu'nun 185. madde hükmü gereğince, anne-baba birlikte çocukların bakımından sorumludur, aynı yasanın 327. maddesinde ise “Çocuğun bakımı, eğitimi ve korunması için gerekli giderler ana ve baba tarafından karşılanır” denilmektedir.
Her baba ve annenin çocuğunu belli bir yaşa kadar büyütmek, yetiştirmek ödevi olup çocuğun ölümü nedeni ile artık yapılması gerekmeyecek yetiştirme giderlerinin belirlenecek destekten yoksun kalma tazminatından düşülmesi gerekmektedir. Somut olayda, mahkemece hükme esas alınan aktüerya raporunda, desteğin 14 yaşında olduğu ve babasına destek olacağı kabul edilmiş, yetiştirme gideri tenzil edilmemiştir. Oysa, 14 yaşındaki desteğin 18 yaşında kazanç elde etmeye başlayacağı, davacı babanın yetiştirme gideri yapacağı kabul edilmelidir. O halde mahkemece yapılacak iş, yukarıda açıklanan yönlerin de gözetildiği ek rapor alarak sonucuna göre karar vermektir.
........"
Davanın kardeşler arası destek talebine müteallik olması ciheti ile yukarıda yer verilen bilimsel makalede buna dair olan kısım konuya tam manası ile temas eder surette aşağıda yer verilmiş olup buna göre ;
"...
Kardeşler arasında destekten yoksun kalma tazminatı çok sınırlı şekilde karşımıza çıkmaktadır. Nitekim kardeşler arasında bakım yükümlülüğü olmaması nedeni ile bu durum karine olarak kabul edilmemiş olup, desteğin varlığının ispatlanamaması durumunda sağ kalan kardeş tarafından tazminat talep edilemeyecektir. (Y.....HD., ... E., ... K., 09.02.2012) Ancak bir kardeşin diğer kardeşe eylemli ve düzenli yardım etmesi ve bu hususun ispatlanması halinde desteğin varlığı kabul edilecek ve sağ kalan kardeş lehine destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilecektir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 364.maddesinde “Herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür. Kardeşlerin nafaka yükümlülükleri, refah içinde bulunmalarına bağlıdır.” hükmüne yer verilmiştir. İlgili kanun maddesinden yola çıkarak ölen kardeşin refah içinde olması koşulu ile diğer kardeşine yardım etmemesi halinde yoksulluğa düşecek ise desteğin varlığı kabul edilecek ve sağ kalan kardeş lehine destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilecektir. Nitekim bu görüşün belirtildiği Yargıtay .... Hukuk Dairesi’nin ... E., ... K. sayılı ve 18.01.2018 tarihli kararındaki somut olayda; desteğin ve kardeşinin babasının destekten önce vefat ettiği, sağ kalan kardeşin 15 yaşında olduğu, kardeşlerin birlikte yaşadığı, ölen kardeşin bekar olduğu ve desteğin diğer kardeşin geçimine destek olması nedeni ile belli bir süre ile sağ kalan kardeşin tazminat talep etme hakkı olduğu belirtilmiştir
....."""
... edilemeyecektir.
Link bağlantısı makale;
Gerek sigorta dairesi olan .... H.d. Gerekse de genel tazminat dairesi ... H.d. Kararları itibari ile destek ilişkisi fevkâlade tahlil edilmiş spesifik bir hukuk sahası olagelmiştir.
Yargıtay .... Hukuk dairesinin ...- ... E.- K. Sayılı ilamından alıntılanan aşağıdaki metne bakıldığında;
Dairece onama kararı verilmekle beraber muhalefet şerhini de mevcut olup muhalefet şerhine bakıldığında;
Karşı Oy Yazısı
"....
Destekten yoksun kalma tazminatı, haksız fiil sonucu bir kişinin ölümü sonucunda ölenin yardımından mahrum kalanlara ödenecek bir tazminat türüdür.Kaynağını B.K.’nun 45/2 maddesi oluşturmaktadır. Bu madde hükmüne göre, “Ölüm neticesi olarak diğer kimseler müteveffanın yardımından mahrum kaldıkları takdirde onların bu zararını da tazmin etmek lazım gelir.”
Gerek yasalara ve uygulamalara, gerekse doktrindeki görüşlere göre “destek” ölen kişidir. Destek tazminatı alacaklıları ise sağ eş, çocuk, ana, baba, kardeş, nişanlı ve kanun ya
da sözleşme ile verilmiş bir görev olmadan devamlı ve düzenli bir şekilde ölenden (destekten) yardım gören veya gelecekte farazi olarak destek görecek kişi veya kişilerdir. Bunlar hizmetçi, kapıcı, evlatlık, resmi olmamakla birlikte fiilen evli gibi yaşayan kişiler v.s. olabilir.
Ölenin destekliği, gerçek ve farazi olmak üzere iki türlüdür. Gerçek destek; ölümüne kadar başkasına fiilen, devamlı ve düzenli olarak bakan kimsedir. Farazi destek ise, ölüm olayı olmasa idi hayatın ve olayların akışı içinde gelecekte kurulması beklenen bakma ilişkisi gereğince bakması umulan kişidir.
Destekten yoksun kalma tazminatı davalarında, tazminat alacaklılarını tarafların ispat yükümlülüğü yönünden desteğin yasa gereği bakma zorunluluğu altında bulunanlar ve bulunmayanlar olarak iki guruba ayırmak mümkündür.
Reşit olmayan çocuklar M.K.’nun 185/2 maddesine göre ana ve babanın, eşler ise M.K.’nun 186/3 maddesine göre diğer eşin bakma zorunluluğu altında bulunurlar. Buna karşılık reşit olan çocuk, ana, baba, kardeş, nişanlı ve kanun ya da sözleşme ile verilmiş bir görev olmadan devamlı ve düzenli bir şekilde ölenden yardım gören veya gelecekte yardım göreceği umut edilen hizmetçi, kapıcı, evlatlık, vs. gibi kişiler yasalar gereği desteğin bakım sorumluluğu altında bulunmamaktadırlar. Bunun sonucu olarak bu tür davalarda, reşit olmayan çocuklar ana ve babanın, eşler ise diğer eşin kendilerine destek olacağını ispat etmek zorunda değildir. Bu kabulün aksi yani ana babanın reşit olmayan çocuklara, eşin diğer eşe destek olmadığı veya olamayacağı iddia edilirse bu hususun ispatı davalı tarafa düşer.
Buna karşılık yasa gereği desteğin kendilerine bakma zorunluluğu olmayan yukarıda sayılan kişiler ise, açacakları destekten yoksun kalma tazminatı davalarında, destek ile aralarındaki bağlantıyı ölmeden önce desteğin kendilerine devamlı ve düzenli olarak ne miktarda ve ne şekilde baktığını, gelecekteki farazi destek için kendilerinin gelir durumu ile bakmakla yükümlü oldukları kişi sayısını, desteğin gelir durumu ve bakmakla yükümlü olduğu kişi sayısı itibariyle kendilerine devamlı ve düzenli olarak hangi miktar ve ne şekilde bakacağını ispat etmeleri gerekir. Zira, herkes iddiasını ispat etmek zorundadır şeklindeki genel hukuk prensibi yanında, B.K.’ nun 42. maddesi gereğince de “zararı ispat etmek müddeiye düşer.”
Uygulamada, yasal bakım zorunluluğu altında bulunan reşit olmayan çocuklar ve eş yönünden bu konuda uyuşmazlık olmamakla birlikte, desteğin yasal bakım zorunluluğu altında bulunmayanlar (özellikle anne ve baba) yönünden ispat yükünün hangi tarafa ait olacağı ve destek tazminatı gerekip gerekmediği hususlarında görüş ayrılığı vardır. Örneğin, çocuğun ölümü halinde davacı olan anne ve babanın destek tazminatı alacağı hakkının ispatı aranmaksızın ölen çocuğun işsiz, evli, çocuklu, asgari ücretli veya destek tazminatı isteyen ana ve babadan daha az gelire sahip olduğu ve bir anlamda ölmeden önce anne ve babadan yardım ve destek gördüğü hallerde dahi anne ve baba lehine çocuğun destek olacağı karine olarak kabul edilerek destek tazminatına karar verilebilmektedir. Bu durum ise davalının aleyhine, onun adalet duygularını sarsan sonuçlar doğurmaktadır.
Bu itibarla, mahkemece öncelikle destek tazminatı talebinde bulunan kişinin desteğin yasal bakım zorunluluğu altında bulunan veya bulunmayan kişi olup olmadığı tespit edilmeli, daha sonra desteğin yasal bakım zorunluluğu altında bulunan reşit olmayan çocuklar ve eşler yönünden aksi savunma varsa davalı taraftan, desteğin yasal bakım zorunluluğu altında bulunmayan reşit olan çocuklar, ana, baba, kardeş, nişanlı, vs. davacı ise, sayılan bu davacılardan iddia ve savunmaları doğrultusunda varsa delillerini bildirmeleri bakımından süre verilmeli, deliller toplanarak varılacak sonuca göre destek tazminatına veya tazminat talebinin reddine karar verilmesi gereklidir.
Somut olayda ; davacıların desteği olduğu ileri sürülen ve cinayet sonucu ölen ...’ın babasına ait zahire ticareti işi ve gübre bayiliğinde diğer erkek kardeşi olan ... ile birlikte çalıştıkları, iş yeri sahibi olan baba ...’ın ayrıca çiftçilik yaptığı, tarlaları, dört adet dairesi, yedi adet işyerinin (dükkanının) ve arabasının olduğu, çocukları gelinleri ve torunları ile birlikte kendi evinde oturduğu, çocuk ve torunlarına kendisinin baktığı, sağlık yönünden çalışmasına engel halinin bulunmadığı, buna karşılık ölen ...’ın evli ve 2 çocuklu olduğu anlaşılmaktadır.Bu şartlar altında ölen ...’ın baba ve annesine destek olmasının mümkün olmadığı, dosyadaki zabıta araştırması sonuçlarına göre gelecekte de destek olabileceğinin kanıtlanamadığı sonucuna varılmaktadır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacılardan baba ve anne yönünden destek tazminatının reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesinde olduğumuzdan sayın çoğunluğun kararın onanması yönündeki görüşlerine katılmıyoruz.
....""
Karar onama olmakla beraber kararın 3e 2 oy çokluğu ile çıkması ve fiili hayat ve bakım ilişkilerini detaylı analizi ciheti ile muhalefet şerhi bu yönü ile alınmıştır.
Yargıtay .... Hukuk dairesinin ... - ... E.- K. Sayılı ilamından alıntılanan aşağıdaki metne bakıldığında;
Dairece bozma kararı verildiği ve gerekçesine bakıldığında;
"....
1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-Davacı vekili davalı şirkete Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası ile sigortalı aracın yaptığı kazada araçta yolcu olarak bulunan ...’ın kardeşi ...’ın da vefaat ettiğini ve davacının kardeşinin desteğinden de yoksun kaldığını belirterek tazminat talebinde bulunmuştur.Mahkemece kardeşin diğer kardeşe destek olduğunun kabul edilebilmesi için ölenin refah içinde olması gerektiği ve kardeşine düzenli ve eylemli destek olduğunun ispat edilemediği gerekçesi ile davacının kardeşi yönünden talep ettiği tazminatın reddine karar verilmiştir,
Ancak ölüm olayı olmasaydı yaşamın normal akışı içerisinde anne ve babanın da ölmüş olması nedeniyle ileride kurulacak bakma ilişkisi uyarınca ağabeyin kız kardeşine destek olması beklenen bir hadisesir. Ölüm tarihinde refahta olmaması veya kardeşine eylemli ve düzenli destekte bulunmamış olması nedeniyle ileride bakım gücüne kavuşarak destek olmayacağı sonucuna varılamaz. Ağabeyin anne ve babanın da ölmüş olması durumunda küçük kız kardeş için farazi destek olduğunun kabulü gerekir.
Somut olayın özelliğine göre davacının ölenin refah içinde olduğunu kendine destek olunmadığı takdirde zarurete düşecek olmasının ispat edilmesi davacıdan beklenemez Olay tarihinde davacı ... 12 yaşında olup anne babasını ve ağabeyini kaybetmiştir ve yaşı itibariyle bakım ve desteğe ihtiyacı olduğu açıktır. Ölen ağabey olay tarihinde 19 yaşında olup gelir elde edebileceği ve 12 yaşındaki kardeşine destek olabileceği yaşta ölmüştür.Açıklanan nedenlerle dava konusu olayda ağabeyin kız kardeşine evlenme yaşına kadar destek olacağı kabul edilerek aktüerya uzmanından rapor alınıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
....."""
Mezkûr karar ile yaşı küçük kardeşlerin birbirleri ile destek ilişkisinde büyük kardeşin vefat etmese idi küçük kardeşe evlilik yaşına kadar farazi desteğinin olacağı kabul edilmektedir.
Yargıtay .... Hukuk dairesinin ... - ... E.- K. Sayılı ilamından alıntılanan aşağıdaki metne bakıldığında;
Dairece onama kararı sonrası karar düzeltme kararı verildiği ve gerekçesine bakıldığında;
"....
1-Dosya içeriğine, mahkeme kararında belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan ve 6100 sayılı HMK’nun geçici 3. maddesinin 2. fıkrası delaletiyle 1086 sayılı HUMK’nun 440. maddesinde sayılan nedenlerden hiç birisine uygun olmayan diğer karar düzeltme sebebinin reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Dava, trafik kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma nedeniyle maddi tazminat ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Kazada vefat eden Müteveffa ..., davacı ...’ın eşidir. Müteveffanın ölüm tarihinde (kaza tarihine) davacı ile arasında boşanma davasının devam ettiği,ancak ölüm nedeni ile konusuz kaldığı,bunun üzerine mütevveffa ... diğer yasal mirasçılarının Türk Medeni kanunu 181. Maddeye göre davaya devam ettiği ve Erzurum Aile Mahkemesince evlilik birliği ölüm ile sonuçlandığından konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına, davalı ...'ın boşanma davasında ağır kusurlu olduğunu tespitine karar verildiği görülmüştür.
Destek, Hukuk sistemimizde bir başkasının geçimini sağlayan veya ileride sağlayacak olan kişidir. Destek tazminatı isteyebilmek için; ölenin kanuni ve akdi bakım yükümlülüğünün bulunması veya fiilen veya düzenli olarak bakması veya ileride bakması kuvvetle muhtemel olması yeterlidir. Desteğin kanunen bakmakla yükümlü olduğu kişiler de desteğin sağlığında herhangi bir yardım görmeseler bile tazminat talep edebilirler. Ölenin ölüm tarihine kadar bakma mükellefiyetini yerine getirmemiş olması destekten yoksun kalma tazminatı talep edilmesine engel değildir. Evlilik birliği devam ettiği sürece ayrı yaşıyor olsalar dahi eşler birbirlerinin desteği sayılır, boşanma halinde dahi nafaka ödeniyorsa yine destek sayılır.
Eldeki davada yukarıda açıklanan husular gözetilmeden Mahkemece yanılgılı değerlendirme ile Mütevvefa ... ile davacı arasında maddi yönden düzenli ve eylemli yardımın tam olarak devam etmediği bu nedenle davacı yönünden tespit edilen destek tazminatından TBK 50.maddesine dayanarak yasal miras payı olan 1/2 oranında hakkaniyet indirimi yapılmak suretiyle tazminatın kısmen reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir. Bu durumda, dairemizin bozma ilamının gerekçesinin maddi yanılgıya dayalı olduğu anlaşıldığından, davacının karar düzeltim isteminin kabulü ile gerekçenin belirtilen şekilde değiştirilmesi gerekmiştir.
..."
Yargıtay a göre evlilik hukuken son bulmadığından ağır kusur dahi olsa farazi bakım ve evlilik birliğindan kaynaklı bakım-gözetimin uzantısı olarak karar düzeltme safhasında görüş değiştirildiği müşahede edilmektedir.
Yargıtay .... Hukuk dairesinin ... - ...
E.- K. Sayılı ilamından alıntılanan aşağıdaki metne bakıldığında;
Dairece bozma kararı verildiği ve gerekçesine bakıldığında;
"....
2-Dava, trafik kazası sonucu oluşan ölüm nedeniyle, ölenin yakınlarının, destekten yoksun kalma ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Destekten yoksun kalma zararının hesabında, destekten yoksun kalanlara müteveffanın sağlığında sağlamış olduğu (ya da ileride sağlaması muhtemel olan) yardımın miktarı doğru biçimde belirlenmelidir. Bu belirlemede, destek ile destek olunan kimse arasındaki yakınlığın derecesi, aralarındaki manevi bağ, davacıların yaşları, dahil oldukları sosyal ve ekonomik çevre, yaşam standartları, cinsiyetleri gibi bakım ilişkisine ve miktarına etkili olabilecek unsurlar da göz önünde bulundurulacaktır.
Davacıların farazi desteği olan ..., kaza tarihinde 16 yaşındadır. Mahkemenin hükme esas aldığı 15.01.2015 tarihli raporda bilirkişi tarafından, desteğin 21 yaşına kadar olan dönemde davacı anne babaya %25'er; 21-25 yaş arası dönemde %15'er; 25 yaşında evlendikten sonra %7,5'ar; çocuğu olduktan sonra %5'er ve davacı babanın destekten çıktığı dönemden sonra davacı anneye %5 pay ayıracağı kabul edilerek hesaplama yapıldığı görülmektedir.
Trafik kazası sonucu ölen çocuk ölmeseydi ana ve babaya bakması muhtemeldir. Uygulamada çocuğun 18 yaşına gelmesi ile birlikte gelir elde edeceği ana ve babasına destek olacağı varsayılmaktadır. Ancak ileriki yaşlarda çocuğun büyüyerek evleneceği ve en az iki çocuğunun olacağı, gelirinin bir kısmını ana ve babasına da ayıracağı varsayılır. Bu şartlarda çocuğun gelir elde etmesi ile birlikte, evleninceye kadar gelirinin yarısını kendisine ayıracağı yarısını da ana ve babası ile paylaşacağı varsayılması hayatın olağan akışına uygun düşecektir. Ancak çocuk yaşasa idi ileriki yıllarda evlenecektir. Evlenmesi ile birlikte pay esasına göre 2 pay desteğe ayrılacak, 2 pay eşine, birer pay ana ve babaya verilecektir. Destek, ileriki yıllarda evlenmesi ile birlikte bir süre sonra ilk çocuğu ve yine bir süre sonra ikinci çocuğu olacağı varsayılır. Bu nedenle çocukların olacağı süreler içinde desteğe 2 pay, eşe 2 pay, çocuklara birer pay ayrılacak ve ana ve babaya da birer pay verilecektir. Bu durumda ana ve babanın payları 1/8 olacaktır. Esas alınan bilirkişi raporu, davacıların destek paylarının belirlenmesi bakımından hatalıdır.
Diğer yandan; kaza tarihinde 16 yaşında olan desteğin ölümü sebebiyle, annenin çalışıyor olması halinde hem anne hem de baba yönünden hesaplanacak tazminattan, asgari ücretin %5'i oranında; annenin çalışmayıp aile ekonomisine katkısının bulunmadığının tespiti halinde ise, sadece baba yönünden hesaplanacak tazminattan asgari ücretin %5'i oranında yetiştirme giderinin indirilmesi gerektiği gözetilmelidir. Hükme esas alınan raporda; davacı annenin destek zararı hesabında, %5 yetiştirme gideri indirilmiştir. Düzenli bir işi ve geliri olmayan ve ev hanımı olduğu iddia edilen davacı anne için hesaplanan tazminattan yetiştirme gideri düşülmesi doğru değildir.
..."
Yine desteğin hesaplanmasına dair kriterleri tayin eden örnek bir içtihat olması hasebi ile yer verilen karar maddi-fiili bakım, çalışma, yaş, evlili,k, doğacak muhtemel çocuk sayısı vb pek çok kritere göre bir hesap yapılmasını öngörmüş olup bu anlamda destek olgusunun maddi ve hukuki olarak ta bu tespitlere göre ispatının lazım geldiği anlaşılmaktadır.
Dosya kapsamında kardeşler arasındaki destek taleplerine dair dava dilekçesinde davacı tarafça :
"...Kardeşlerini bu acı trafik kazasında kaybeden müvekkiller, hem derin bir ızdırap içine düşmüş hem de maddi açıdan çok zor zamanlar geçirmektedirler. Müteveffa ...'ın eşi ve çocuğu olmayıp, geride aile olarak sadece müvekkil kardeşleri kalmıştır. Birbirlerine maddi-manevi her açıdan destek olan müvekkiller bu kaza neticesinde gerçekleşen ölüm ile oldukça sarsılmışlardır.
Kardeşler, eğer yardım edecek güç ve olanakları varsa, koşullar gerektiriyorsa, hiç bir yasal zorunluluk olmadan, kardeş sevgisiyle ve sorumluluk duygusuyla kardeşlerine yardım edebilirler. Bu yardım parasal olabileceği gibi, bakıp gözeterek de olabilir. Bu anlamda kardeşlerinin manevi desteği yanı sıra maddi desteğinden de yoksun kalan müvekkiller adına destekten yoksun kalma tazminatı talep ediyoruz.... "
Gerekçelerine müstenid destek talep edilmiştir.
Nüfus aile kayıt tablosu itibari ile davacıların 1963 ilâ 1978 yılları arasında doğum tarihlerinin olduğu, yaşları ve halihazır vaziyetleri itibari ile kendi hayatlarını idame ettirdikleri, müşterek hayat sürmedikleri, evli oldukları;
Bu cihetle müteveffa ile çocukluk-yetişme anlamında müşterek yaşam ve bakım durumu olmadığı gibi özellik arz eden maddi durum, hastalık-engellilik, muhtelif sebepler itibari ile zorunlu beraberlik vb düzenli ya da düzensiz maddi yardım yahut bakım yapıldığı yahut bu nevi destek icap ettiren hallere ihtiyacı ile bunlara dair maddi deliller ve olgular bulunmamaktadır.
Yukarıda muhtelif misalleri olduğu üzere kardeşler arası destek ilişkisi sıhriyet ve mirastan bağımsız bir hak olarak kabul edilmekte ancak bu hallerde ayrıca fiili desteğin ispatı ve somutlaştırılması zaruret arz etmektedir.
Açıklanan gerekçelerle destekten yoksun kalmaya müteallik talepler açısından davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesisine karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır.
HÜKÜM :
Yukarıda yazılı bulunan gerekçeye göre;
1-Davanın KISMEN KABULÜNE,
a-)Manevi tazminat olarak 5.000 TL nin 17.02.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan (...) tahsili ile davacıya verilmesine,
b-)Destekten yoksun kalmaya müteallik talepler açısından davanın reddine,
2-Alınması gereken 427,60 TL nispi ilam harcından, peşin alınan 59,30 TL peşin harç ve 9.500,00 TL ıslah harcın toplamı 9.559,30 TL'nin mahsubu ile fazla alınan 9.131,70 TL talep halinde davacı tarafa iadesine,
3-Davacılar kendisini duruşmalarda vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'ne göre davanın kabul oranına göre takdir ve tayin edilen 5.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak, davacıya verilmesine,
4-Davalı ... kendisini duruşmalarda vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'ne göre davanın red oranına göre takdir ve tayin edilen 81.679,40 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak, davalı ...'ye verilmesine,
5-Davalı ... Sigorta Anonim Şirketi kendisini duruşmalarda vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'ne göre davanın red oranına göre takdir ve tayin edilen 82.379,40 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak, davalı ... Sigorta Anonim Şirketi'ye verilmesine,
5-Davacı tarafından yapılan 195,50 TL e-tebligat masrafı, 775,00 TL posta masrafı, 5.100,00 TL bilirkişi ücreti, 0,60 TL kep ücreti toplamı 6.071,10 TL yargılama giderinden davanın kabul oranına göre hesaplanan 55,64 TL'nin davalı ...'den alınarak davacıya verilmesine,
6-Davacı tarafından peşin yatırılan 59,30 TL başvuru harcı, 59,30 TL peşin harç ve 9.500,00 TL tamamlama harcı toplamı 9.618,60 TL'nin TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine,
6-Davacıların yatırdığı gider avansından kullanılmayan kısmının, karar kesinleştiğinde davacıya re'sen iadesine,
7-Davalıların yatırdığı gider avansından kullanılmayan kısmının, karar kesinleştiğinde davacıya re'sen iadesine,
8-HUAK 18/A mad gereğince zorunlu arabuluculuk kapsamında suçüstü ödeneğinden ödenen 1.400,00 TL arabulucuk giderinin 6831 sayılı Yasa hükümlerine göre davalıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,
Dair; davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı ... vekilinin yüzüne karşı, Davalı ... Sigorta vekilinin yokluğunda
Dair karar gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 6100 s. HMK'nın 341. v.d.maddeleri gereğince (2) hafta içerisinde, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi Başkanlığına sunulmak üzere Mahkememize verilecek dilekçe ile istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı.08/05/2024
Katip...
E-imzalı
Hakim...
E-imzalı