T.C.
İZMİR
6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2023/702 Esas
KARAR NO: 2024/641
DAVA: Menfi Tespit (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 13/09/2023
KARAR TARİHİ: 11/09/2024
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesiyle özetle; İzmir .... İcra Müdürlüğünün ... sayılı takip dosyası dayanığı 30/12/2021 keşide tarihli 50.000,00 TL miktarlı çek arkasında müvekkilinin kaşesi üzerine atılan ciro imzasının şirket yetkilisine ait olmadığını, müvekkili aleyhine açılan bu takipten dolayı borçlu olmadığını, borçlu bulunulmadığının tespitine karar verilmesini talep ettiklerini, dava sonuçlanıncaya kadar mahkememizce verilecek tedbir kararı uyarınca takip dosyasına depo borç miktarının alacaklı tarafa ödenmemesi hususunda tedbir kararı verilmesini, İzmir ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyasından dolayı borçlu bulunulmadığının tespitine, haksız takip nedeniyle %20 tazminata hükmolunmasına, gider ve ücretin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Mahkememizin 18/09/2023 tarihli ara kararı ile davacı tarafın ihtiyati haciz talebinin reddine karar verilmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava dilekçesinde bilgilerine yer verilen çekte, davacı şirket keşideci olmayıp ciranta olduğunu, söz konusu çeki müvekkiline cirolayan da davacı şirket olmadığını, İzmir ... İcra Dairesinin ... sayılı takip dayanağı olan çekin karşılıksız çıkması üzerine keşideci ve cirantalara karşı takip başlatılmış, takibe herhangi itiraz yapılmamasının akabinde takip kesinleştiğini, bir yıldan fazla bir süre geçmesinin akabinde dosyaya herhangi bir ödeme yapmaktan imtina eden davacının menfi tespit talebi herhangi iyi niyet taşımamakla birlikte iddiaları kanıttan ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, huzurdaki dava, dava konusu çekin cirantası olan davacı şirketin çeki cirolamak maksatlı imzasının bulunmadığı ve dolayısıyla böyle bir borcunun bulunmadığı iddiasıyla mahkeme önüne getirildiğini, ancak dava dilekçesinden de görüleceği üzere, bunları herhangi bir şekilde kanıtlama iddiasına veya iddialarını açıklama gayretine dahi girişmediğini, menfi tespit davalarında ispat külfeti, borç ilişkisinin doğduğunu bildirerek başka bir nedenle hukuki ilişkinin geçersiz olduğunu veya son bulduğunu ileri süren davacıya (borçluya) ait olduğundan, ispat yükünü üstümüze almadığımızı belirterek haksız ve mesnetsiz dava olduğunu, davacının borçtan kurtulmak için ileri sürdüğü iddialar gerçeği yansıtmadığını, davaya konu borç, kambiyo senedinden (çek) kaynaklandığını, kambiyo senetleri doğumlarına neden olan hukuki işlemle bağlı durumda bulunmayan senetler olduğunu, bu kapsamda huzurdaki davaya konu çekte mündemiç olan hak temel ilişkinden bağımsızdır, soyut olduğunu; bir diğer ifade ile illetten mücerret olduğunu, bu itibarla davacılarının ''asıl borç ilişkisine ilişkin gerçekle bağdaşmayan iddiaları'' kendilerini kambiyo senedi borcundan kurtarmayacağını, çeki müvekkiline cirolayan icra dairesinde bulunan çekte görüleceği üzere davacı taraf olmayıp kendilerinden sonra iki ciranta daha bulunduğunu, müvekkiline çeki cirolayan da son ciranta olduğunu, bu doğrultuda, müvekkili ile davacı arasında direkt bir bağlantı olmayıp müvekkilinin imzanın geçerliliğini ve borcun ifa edilip edilmediğini doğrulama gibi bir imkanı bulunmadığını, son cirantanın müvekkilline içinde bulunduğu borç ilişkisinden kaynaklı çekin ödenmemesi üzerine icra takibi başlatıldığını, bu borçtan kaynaklı olarak TTK ve Çek Kanuna göre çekin keşidecisinin ve tüm cirantaların sorumluluğu bulunmadığını, davacı taraf çek üzerindeki imzanın şirket yetkilisi tarafından atılmadığını iddia etse de şirket yetkilsinin kimler olduğunu veya ticaret sicil gazetesi örneğini sunmaktan imtina ettiğini, ayrıca çek üzerinde imzalayanın kimlik bilgileri de bulunmadığını, Mahkemece, keşidecinin imza beyannamelerini gösterir geriye dönük olarak belgelerin ilgili noter ve kurumlardan temin edilmesini talep ettiklerini, mahkemenizce imza incelemesi yapılacak ise çekin keşide tarihine yakın tarihli imza örneklerinin bulunduğu belge asılları celp edilmek sureti ile işbu belge asılları ile takibe konu çek üzerindeki imza örneği mukayese edilmek üzere sayın mahkemece dosyanın grafoloji dalında uzman 3 kişilik bilirkişi kuruluna inceleme yaptırılmak üzere tevdi edilmesini talep ettiklerini, dolayısıyla salt “borcum yoktur” ya da "imza yetkiliye ait değildir" gibi dayanaktan yoksun iddalar davacının kötü niyetli olduğunun açık göstergesi olduğunu, dolayısıyla, müvekkilinin talep ettiği alacak hukuken mevcut ve takip edilebilir bir alacak niteliğinde olup, borçlunun açmış olduğu menfi tespit davası haksız, yersiz ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, her ne kadar borçlu taraf dilekçesinde teminat yatırdığını belirtmişse de ne ilgili icra dosyasında ne de Mahkeme dosyasında herhangi bir teminat mektubu veya nakit görülmediğinden tedbir talebi reddedilmiş olmakla birlikte, müvekkilinin alacağı likit ve haklı bir alacak olmasına rağmen davacı tarafından haksız ve mesnetsiz açılan bu dava sebebiyle müvekkilin alacağını geç tahsil etmesi söz konusu olduğunu, bu sebeple davanın reddine ve İİK uyarınca müvekkilinin uğradığı zararın tazmini için davacı borçlunun yüzde yirmiden aşağı olmamak üzere tazminata mahkûm edilmesini talep ettiğini, haksız davanın reddi gerektiğini, haksız ve dayanaksız huzurdaki davanın tüm talepler yönünden reddine, İİK m.72/4 uyarınca müvekkilin uğradığı zararın tazmini için davacı borçlunun yüzde yirmiden aşağı olmamak üzere tazminata mahkûm edilmesine, mahkemece imza incelenmesine yönelik karar vermesi durumunda, imza incelemesinin dilekçede belirttiği üzere geniş kapsamlı yapılmasına, yargılama masrafları ile vekalet ücretinin karşı yana yükletilmesine karar verilmesini talep etmiş ve savunmuştur.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE & NETİCE VE KANAAT:
6102 sayılı TTK.'nun 5-(A) maddesine göre dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olup, davacı vekilince dava dilekçesi ekinde arabuluculuk son tutanağı aslının veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğinin sunulmadığı, arabuluculuk son tutanak fotokopisinin/ suretinin sunulduğu görülmekle davacı vekiline 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18-(A)-2) maddesi gereğince; tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğinin yedi günlük kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği; aksi takdirde, davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren tensip tutanağının tebliğ edildiği, verilen kesin süre içerisinde tutanağın aslı veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğinin sunulmadığı görülmekle 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18-(A)-2) maddesindeki düzenleme gereğince; davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
Dava; icra takibinden sonra açılan menfi tespit davasıdır.
01/01/2019 tarihinde yürürlüğe giren 03/01/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5'inci maddesinden sonra gelmek üzere eklenen maddeye göre;
"Madde 5/A - (1) Bu kanunun 4'üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, dava konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır.
6235 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 3'üncü maddesinin birinci fıkrasına eklenen cümle ile,
"Dava şartı olarak arabuluculuk,
Madde 18/A - (1) İlgili kanunlarda arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olarak kabul edilmiş ise arabuluculuk sürecine aşağıdaki hükümler uygulanır.
(2) Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılmadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması halinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir.
Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması halinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir."
TTK nun 5/A maddesindeki düzenleme ile talep sonucuna değil dava konusuna açıkça vurgu yapılarak dava konusunun bir miktar paranın ödenmesi olması şartı aranmış olduğu, menfi tespit davalarının esas itibariyle bir miktar paranın ödemesine ilişkin olmaları da dikkate alındığında dava şartı arabuluculuk kapsamında kaldığının kabulü gerekir. Aksinin kabulü halinde hem kanun koyucunun amacına aykırı yorum yapılmış olacak hem de uygulamada büyük bir kargaşa yaşanacağından mahkemece taraflar arasındaki davanın zorunlu dava şartı arabuluculuk kapsamında kabul edilerek dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun bulunmuştur.
6102 sayılı TTK.'nun 5-(A) maddesine göre dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olup, davacı vekilince dava dilekçesi ekinde arabuluculuk son tutanağı aslının veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğinin sunulmadığı görülmüş,
Mevzuat bu hususta tetkik edildiğinde;
Dava şartı olarak arabuluculuk madde başlığı ile 6102 sayılı TTK nun,
MADDE 5/A- (Ek:6/12/2018-7155/20 md.)
(1) Bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır.
Mevzuat.gov.tr dipnotu itibari ile "28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanunun 31 inci maddesiyle bu fıkrada yer alan “paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında” ibaresi “para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında,” şeklinde değiştirilmiştir." 8 no lu dipnot son değişikliğe temas etmiştir.
Menfi tespit ve istirdat davalarında da 7445 sayılı kanunun 31.maddesi ile iş bu dava türlerinini de zorunlu arabulucuya başvuru şartına bağlandığı, dolayısıyla bir dönem yargıtay ın salt menfi tespit için arabulucuk zorunlu değildir şeklindeki görüşününü de açık kanuni düzenleme ile artık tatbik sahasının kalmayacağı anlaşılmaktadır.
6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18-(A)-2) maddesindeki düzenleme gereğince; davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-DAVANIN USULDEN REDDİNE,
(6102 sayılı kanuna 7445 sayılı kanun ile yapılan ilave ile menfi tespit ve istirdat davalarının da 01.09.2023 ten itibaren arabuluculuğa tâbi olup dava açılması öncesinde arabuluculuk yapılmadığı ve dava şartlarının re’sen her safhada nazar-ı itibare alınması gereken hâllerden olup arabuluculuğa dair dava şartının ikmal edilebilir dava şartı olmadığı anlaşılmakla)
2-Alınması gerekli 427,60 TL harçtan peşin alınan 853,88 TL'den mahsubu ile kalan 426,28 TL'nin talep halinde davacıya iadesine,
3-Davalının kendisini duruşmalarda vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 7/1 maddesine göre takdir ve tayin edilen 17.900,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak, davalıya verilmesine,
4-Davacı tarafından yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmın karar kesinleştiğinde resen davacıya iadesine,
5-Davalı tarafından yatırılan delil avansı ve yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
6- Kasadaki evrakın hüküm kesinleştiğinde merciine iadesine,
Dair; davacı vekilinin yüzüne karşı , davalı vekilinin yüzüne karşı,
Dair karar HMK 341 vd maddeleri gereğince tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içerisinde mahkememize veya aynı nitelikteki başka yer mahkemeye verilecek dilekçe ile istinaf yoluna başvurabileceği belirtilerek;
Açıkça okunup usulden anlatıldı. 11/09/2024
Katip...
e-imzalı
Hakim...
e-imzalı