T.C.
İZMİR
6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2025/1149 Esas
KARAR NO: 2025/1013
DAVA: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 23/06/2025
KARAR TARİHİ: 21/11/2025
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesiyle özetle; 14.06.2023 günü saat 22:10 da sürücü ...’in sevk ve idaresinde ruhsat sahibi ... Şti olan ... plakalı ... marka araç, müvekkiline ait ... plakalı ... marka araca arkadan çarpması neticesinde müvekkilinin aracın kontrolden çıkarak yolun sağına savrularak pert olduğunu, ... idaresindeki ... marka araç, süratli ve makas atar bir halde üstelik çakar tabir edilen ışıklar ile kontrolsüz bir şekilde araç kullanması sonucunda, hem müvekkil aracına arkadan çarpmış hem de yolun en sağında park halinde bir araca çarparak bu araçtan inmiş bir annenin ölümüne neden olduğunu, bu ölümlü ve maddi hasarlı trafik kazası nedeniyle İzmir ... Ağır Ceza Mahkemesinin ...E. Sayılı davası istinaf aşamasında devam ettiğini, ceza dosyasından alınan son İstanbul Teknik Üniversitesi bilirkişi raporuna göre; çakarlı bir araç ile sürekli makas atarak ve aşırı hızlı bir şekilde araç kullanan davalı ... asli kusurlu kabul edildiğini, tehlikeyi ön göremeyen müvekkilinin ise tali kusurlu kabul edildiğini, bu kaza nedeniyle müvekkilinin aracı pert olduğunu, ... yüzünden haksız yere uzun süre cezaevinde kaldığını, ... AŞ ... plakalı ... marka aracın zorunlu mali mesuliyet sigortası kapsamında, ... Aş müvekkilin kasko şirketi kapsamında hasardan sorumlu olduğunu, sigorta şirketlerine yapılan başvurular ilgili sigorta şirketleri tarafından kabul edilmediğini, akabinde tüm taraflar için zorunlu arabuluculuk başvurusu yapılmış ise de taraflar ile anlaşma sağlanamadığını, araç sürücüsü ve ruhsat sahibi kaza tarihinden itibaren ticari faizi ile birlikte tüm hasar bedeli, ikame araç bedelinden sorumlu olduğunu, sigorta şirketleri ise sigorta limitleri dahilinde sorumlu olduğunu, gerek kusur oranı, gerek hasar bedeli ve ikame araç bedeli miktar hesaplanabilir olmadığından davanın belirsiz alacak davası olarak açtıklarını, ileride bedel attırımı yapmak kaydıyla, belirsiz alacak olarak işlemiş ve işleyecek faizi ile birlikte şimdilik 750.000 TL araç bedelinin, ileride bedel attırımı yapmak kaydıyla, belirsiz alacak olarak işlemiş ve işleyecek faizi ile birlikte şimdilik 5.000 TL ikame araç bedelinin tüm davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsili (sigorta şirketleri yönünden poliçe limiti kapsamında);
yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava dilekçesinde, hasar bedeli ve ikame araç bedeli miktarının hesaplanabilir olmadığından davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı belirtildiğini, belirsiz alacak davası açılabilmesi için alacaklının/davacının, dava konusu alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerin mevcut olması gerektiğini, bu durumda alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabileceğini, somut olayda ise davacının zararı kasko şirketi tarafından karşılanmış olmakla birlikte mahkeme aksi kanaatte ise dahi açılacak davanın belirsiz alacak davacı olabilmesi mümkün olmadığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte davacı dava dilekçesinde aracın piyasa değerinin ne olduğunu belirtildiğini, ikame araç konusunda ise sigorta şirketince pert bedelinin davacıya ne zaman ödeneceğini bilmemesi hayatın olağan akışına aykırı olup bu sebeple ikame araç bedelinin hesaplanması davacı açısından beklenemeyecek bir durum teşkil etmediğini, tüm bu sebeplerle davaya konu alacak kalemlerinin belirsiz alacak olarak açılması açıkça usule aykırı olup davanın öncelikle usulden reddi gerektiğini, dava zamanaşımına uğradığını, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, her ne kadar davacı taraf müvekkili aleyhine işbu davayı ikame etmişse de, dava tarihi itibarıyla ileri sürülen talepler zamanaşımı süresi içerisinde olmadığını, somut olayda kaza tarihi 14/06/2023 olup işbu dava ise 23/06/2025 tarihinde açıldığını, Kara Yolları Trafik Kanunu’nun 109. maddesi gereğince trafik kazalarına bağlı tazminat taleplerinde zamanaşımı süresi, haksız fiillere dayalı davalarda olduğu gibi, zararın ve tazminat yükümlüsünün öğrenildiği tarihten itibaren 2 yıl, her hâlükârda 10 yıl olduğunu, dolayısıyla 14/06/2023 tarihinde başlayan iki yıllık süre en geç 14/06/2025 tarihinde sona erdiğini, buna rağmen dava, yasal sürenin bitiminden sonra, 23/06/2025 tarihinde açıldığını, kanunen süresinde açılmamış bir davanın dinlenmesi mümkün olmadığından, zamanaşımı defi’mizin kabulü ile davanın esasına girilmeksizin reddine karar verilmesi gerektiğini, davacı, 14.06.2023 tarihinde gerçekleşen kazanın meydana gelmesindeki etkisini dikkate almadan, müvekkili ...’in kusurlu hareketi olduğunu ve bu hareketler sebebi ile kazanın meydana geldiğini iddia ettiğini, yaşanan kazada meydana gelen ölüm sebebi ile derdest olan ceza yargılamasında tutuklanmış olmasını dahi müvekkilinin sebep olduğunu iddia ettiğini, ancak somut olay davacının iddia ettiği gibi hasıl olmadığını, nitekim derdest ceza dosyasında yürütülen yargılama kapsamında davacı hakkında da mahkûmiyet hükmü tesis edilmiş olup bu durum davacının kazanın meydana gelişindeki sorumluluğunu açıkça ortaya koyduğunu, buna rağmen davacı, gerçeğe aykırı biçimde kendisini tamamen mağdur konumunda göstermeye gayret etmiş, hatta müvekkilinin tutuklu kaldığı süreyi dahi ona yüklenmesi gereken bir sorumluluk gibi göstermeye çalıştığını, ceza yargılamasındaki gelişmeler açıkça göstermektedir ki söz konusu kazada davacının kusuru bulunduğunu, dolayısıyla davacının, kusur oranını tamamen yok sayarak 750.000 TL gibi fahiş ve hakkaniyete aykırı bir araç hasarı talep etmesi hukuken kabul edilemez nitelikte olduğunu, talep edilen bu meblağ, hem kaza şartları hem de piyasa rayiçleriyle kıyaslandığında gerçek zararın çok üzerinde olup, hakkaniyet ve adalet ilkelerine açıkça aykırı olduğunu, hal böyle iken davacının tek taraflı iddiaları ve abartılı zarar talepleri, yargılamada dikkate alınmamalı; müvekkilinin kusurunun tek başına kazaya sebebiyet verdiği yönündeki beyanlarının asılsız olduğu, ayrıca talep edilen tazminat miktarının da fahiş nitelikte bulunduğu kabul edilmesi gerektiğini, dava dilekçesinde, İzmir ... Ağır Ceza Mahkemesinin ...E. sayılı dava dosyasında alınan bilirkişi raporuna atıf yapılarak, müvekkili ...'in gerçekleşen olayda asli kusurlu olduğu iddia edildiğini, rapordaki tespitin hatalı olduğu kanısında olup dava istinaf aşamasında devam ettiğini, bunun yanı sıra TBK madde 74 uyarınca, dava açısından atıf yapılan bilirkişi raporunun bir geçerliliği olmadığını, yapılacak yargılama sürecinde kusur tespitine ilişkin bilirkişi incelemesi yapılması gerekeceğini belirterek, işbu rapora atıfla müvekkilinin asli kusurlu olduğunu belirten davacıya itiraz ettiklerini, ceza yargılamasındaki bilirkişi raporundaki eksikliği bekletici mesele yapan bir hukuk hakiminin kararı Hukuk Genel Kurulunun 06.06.2018 tarihli 2017/15-248 E., 2018/1175 K. sayılı kararında hatalı bulunarak ceza mahkemesince alınan bilirkişi raporunun da hukuk hâkimini bağlamayacağının yasa hükmü olduğu, hukuk hâkimince alınan raporun yeterli olması, diğer yandan ceza yargılamasında alınan raporun ise yetersiz bulunması ancak ceza yargılamasında bekletici mesele yapılabileceği, hukuk hâkiminin kendisini bağlamayacak rapor için ceza yargılamasının sonucunu beklemesinin ancak yargılamanın uzamasına sebep olacağı belirtildiğini, dolayısıyla müvekkili ...'in kusurlu olup olmadığı, kusurlu ise bunun ne oranda olduğunun tespitinin Mahkemece atanacak bilirkişi incelemesi sonucu tespit edilmesi gerekeceğini, davacı taraf, dava dilekçesinde ikame araç bedelini talep etmiş ise de, bu talebin dayanakları ve hesap yöntemine ilişkin hiçbir açıklama sunmadığını, araç mahrumiyet bedelinin tespitinde esas alınması gereken yöntem; mağdurun aracının pert olması sebebiyle sigorta şirketinden pert bedelini tahsil ederek yeni bir araç temin edebilmesine kadar geçen makul sürenin belirlenmesi ve bu süre üzerinden hesaplama yapılması gerektiğini, öncelikle davacının yeni araç edinimine kadar geçen sürenin uzman bilirkişiler marifetiyle tespit edilmesi gerektiğini, bu süre belirlendikten sonra ise, davacının mevcut kasko poliçesi kapsamında kendisine sağlanan 15 günlük ikame araç hakkı dikkate alınmalı ve tespit edilen toplam süreden bu sürenin düşülmesi suretiyle gerçek zarar süresi belirlenmesi gerektiğini, ancak davacı taraf, ne yeni araç temin etme süresine ilişkin herhangi bir beyanda bulunmuş ne de kasko poliçesi uyarınca kendisine ikame araç tahsis edilip edilmediği hususunda açıklık getirildiğini, bu durum, davacının talebinin soyut ve dayanaksız olduğunu açıkça ortaya koyduğunu, ayrıca, ikame araç bedeli objektif olarak hesaplanabilir ve belirlenebilir nitelikte olup, miktarı baştan itibaren tespit edilebilir olduğundan, bu talebin belirsiz alacak davası kapsamında ileri sürülmesi mümkün olmadığını, bu nedenlerle, davacının belirsiz alacak iddiası hukuken dayanaksız olup, ikame araç bedeline ilişkin talebinin reddi gerektiğini, somut olayda davacının ileri sürdüğü hasar ve ikame araç bedeli alacakları belirlenebilir nitelikte olup belirsiz alacak davası olarak açılması usule aykırı olduğunu, ayrıca, kaza tarihi 14.06.2023 olmasına rağmen dava 23.06.2025 tarihinde açılmış olup iki yıllık zamanaşımı süresi açıkça dolduğunu, derdest ceza dosyasında davacının da kusurlu olduğu mahkûmiyet kararıyla sabit olup, ceza yargılamasında alınan bilirkişi raporlarının hukuk hâkimini bağlamayacağını, kusur oranı ancak mahkemece atanacak bilirkişi marifetiyle tespit edilebileceğini, ikame araç talebi bakımından davacı, yeni araç edinim süresi ve poliçesi kapsamında sağlanan 15 günlük ikame araç hakkı konusunda herhangi bir açıklama yapmadığı, soyut ve dayanaksız bir talepte bulunulduğunu, bu nedenlerle davanın hem usulden hem de esastan reddi gerektiğini, davacının belirsiz alacak davası açmasının usule aykırı olması ve dava konusu taleplerin zamanaşımına uğramış bulunması karşısında davanın öncelikle usulden reddine, mahkeme aksi kanaatte ise esastan reddine, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiş ve savunmuştur.
Mahkememizin ... esasına kaydı yapılan davanın 19/11/2025 tarihli duruşmasının 7 nolu ara kararı uyarınca "Davalılardan ... yönünden gerçek kişiler açısından arabuluculuk ticari dava şartı zorunlu arabuluculuk olmamakla zamanaşımı def’inin kabulüne, iş bu davalı açısından evrakın tefriki ile neticeten zamanaşımı sebepli davanın usulden reddine, dair karar yazılmasına" tefrik dosyaya kırtasiye olmaması adına yalnızca dava dilekçesi, cevap dilekçesi ve davalıya ait tebligat mazbatasının çıktılarının alınmasına" karar verilmiş, dosya davalı ... yönünden tefrik edilmekle mahkememizin ... esasına kaydı yapılmıştır.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE & NETİCE VE KANAAT:
Dava; hasar ve değer kaybı tazminatı talebine yönelik yapılan tazminat talebine ilişkindir.
Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; somut olayda 14.06.2023 günü saat 22:10 da sürücü ...’in sevk ve idaresinde ruhsat sahibi ... Şti olan ... plakalı ... marka araç, davacıya ait ... plakalı ... marka araca arkadan çarpması neticesinde aracın kontrolden çıkarak yolun sağına savrularak pert olması nedeniyle, ... AŞ karşı taraf zorunlu mali mesuliyet sigortası kapsamında ... AŞ başvurucu kasko şirketi kapsamında, araç sürücüsü ve ruhsat sahibinden kaza tarihinden itibaren ticari faizi ile birlikte tüm hasar bedeli, tüm maddi ve manevi zararlarının tazmini, ikame araç bedeli ve değer kaybı tahsili talepli olarak tazminat davası açtığı anlaşılmış olup,
Haksız fiillerde zamanaşımı, Borçlar Kanunu’nun 72.maddesinde ayrıca düzenlenmiştir.
TBK nın 72 maddesinde haksız fiilden zarar görenin bundan kaynaklanan zararın tazmini istemi ile açacağı davaların, zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren 2 yıl ve herhalde haksız fiil tarihinden itibaren 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi bulunduğu belirtilmiştir.
Buna karşılık, 2918 sayılı KTK.nun 109/1.maddesinde "Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve her halde, kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar." hükmüne, yine aynı kanunun 109/2 maddesinde ise, "dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve Ceza Kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş ise, bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir." hükmüne yer verilmiştir.
Bu düzenlemeye göre "Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır.
Haksız fiil dolayısıyla zarar gören bakımından bir borç doğmuşsa zarar gören, haksız fiilden doğan tazminat istemi zamanaşımına uğramış olsa bile, her zaman bu borcu ifadan kaçınabilir.
Madde metninden açıkça anlaşılacağı üzere, haksız fiillere uygulanacak üç ayrı zamanaşımı süresi belirlenmiştir.
Bunlar, zarar görenin zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlayacak olan 2 yıllık kısa süreli zamanaşımı; fiilin ‘vukuundan’ itibaren işleyecek 10 yıllık kesin süreli zamanaşımı ve fiilin aynı zamanda suç oluşturduğu durumlarda uygulanacak olan uzamış ( ceza davası) zamanaşımı süreleridir.
TBK'nun 72.maddesinin 1.fıkrasına göre, haksız fiil nedeniyle tazminat davası açma hakkı zarar görenin, zararı ve haksız eylemi öğrenmesinden itibaren başlayacak ve iki yılda zamanaşımına uğrayacaktır. Burada önemli olan zararı ve tazminat sorumlusunu öğrenmektir. Öğrenebilecek durumda olmak zamanaşımının işlemeye başlamasına sebep olmaz. Zarar ve sorumludan hangisi daha sonra öğrenilirse, zamanaşımı son öğrenme gününden itibaren işlemeye başlar. Eğer zarara uğrayan tüzel kişi ise, dava açmaya yetkili organın öğrenmesi dikkate alınır.
İki yıllık sürenin başlaması için zarar görenin, zarar ile birlikte tazmin borçlusunu da öğrenmiş olması gerekir. Kusur sorumluluğunda fail, kusursuz sorumlulukta kanunen sorumlu görülen kişinin öğrenilmesi gerekir.
TBK'nun, 72/2. fıkrasında düzenlenen ceza davası zamanaşımının uygulanabilmesi için öncelikle; zarar veren eylemin Ceza Kanunu ya da ceza hükmü taşıyan özel kanunda suç olarak düzenlenmiş olması gereklidir.
Özel kanunlarda haksız eylem için başka bir zamanaşımı süresi tayin edilmiş olmadıkça, haksız eylemden doğan maddi ve manevi zararların tazmini için açılacak davalarda TBK'nun 72.. maddesinde öngörülen zamanaşımı uygulanmak gerekir.
Öğretide ve yargısal inançlarda, TBK’nun m.72/2’deki hükmünün anlam ve amacı şu şekilde açıklanmaktadır:
Haksız fiillerin bir kısmı, sadece özel hukuk açısından değil, ceza kanununda ya da ceza hükümlerini taşıyan özel kanunlar bakımından da sorumluluğu gerektirir. Haksız fiilin faili, yani sorumlusu genellikle daha ağır sonuçları olan ceza kovuşturmasına konu olabileceği sürece, zarar görenin haklarını yitirmesinin mantık dışı olacağı kuşkusuzdur.
Bu bakımdan haksız eylem aynı zamanda ceza kanununda ya da ceza hükümlerini taşıyan özel kanunlarda suç teşkil ediyorsa ve bu yasalarda, bu eylem için daha uzun bir zamanaşımı süresi tayin edilmişse, tazminat davası da ceza davasına ilişkin zamanaşımı süresine tabi olur.
Bu hususa, 07.12.1955 gün ve 17/26 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulanmıştır. Zira, ceza davasının zamanaşımı "suçun türüne göre değişmekle beraber" çoğunlukla, TBK'nun m. 72/l'deki özel hukuk zamanaşımından daha uzundur.
O halde, fail hakkında açılmış bir ceza davası devam eder ve fakat o davaya şahsi davacı olarak zarar görenin katılma imkanı sağlanmaz ya da o uzun süreye denk olarak hukuk mahkemesinde ( hele ceza davası devam ederken ) tazminat davası açmasına izin verilmezse, denge bozulmuş olur.
2918 sayılı Kanunun anılan madde hükmünde, gözden kaçırılmaması gereken husus, ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin, tazminat talebi ile açılacak davalar için de geçerli olabilmesinin, sadece eylemin Ceza Kanununa göre suç sayılması koşuluna bağlanmış bulunmasıdır. Bu düzenlemenin iki ayrı sonucu bulunmaktadır. Söz konusu yasa hükmü, ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için sadece eylemin aynı zamanda bir suç oluşturmasını yeterli görmekte; bunun dışında, fail hakkında mahkumiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı, hatta böyle bir ceza davasının açılması ya da zarar görenin o davada tazminat yönünden bir talepte bulunmuş olması koşulu aranmamaktadır.
Somut olayda yaralanan kimse olmayıp maddi hasarla sonuçlanan kaza vardır.
Açıklanan ilkeler ışığında somut olay incelenecek olursa; dava aynı zamanda ceza soruşturması davası intaç etmeyen salt haksız fiilden kaynaklı dava olup,
Esas dosyada belirtildiği gibi davalı asil açısından arabuluculuk mahiyet itibari ile ticari dava şartı zorunlu arabuluculuk olmamakla Arabuluculuk Kanunu 1672 ve 18/A-15 hükümlerinden davacı istifade edemediğinden,
Bu itibarla maddi hasarla sonuçlanan kaza 14/06/2023 tarihinde gerçekleşmiş, davaya konu trafik kazası sonucunda davacıya ait araç hasarlanmıştır. Kaza tarihi olan 14/06/2023 tarihinden başlayarak dava tarihi olan 23/06/2025 tarihine kadar 2 yıllık zamanaşımı süresi dolduğu anlaşılmakla davanın zamanaşımı nedeniyle reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM; Gerekçesi ve ayrıntısı yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın zamanaşımı nedeniyle REDDİNE,
2-Alınması lazım gelen 615,40 TL başvurma harç ve 615,40 TL peşin harcın davacıdan tahsili ile Hazineye irad kaydına,
3-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca belirlenen 45.000 -TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
4-Taraflar tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta hüküm kurulmasına yer olmadığına,
5-Karar kesinleştiğinde bilgi mahiyetli olarak kararın mahkememizin tefrik öncesi esası olan ... E. Sayılı dosyasına gönderilmesine,
6-Zorunlu arabuluculuk hizmeti giderlerinin asıl dosya ... esas sayılı dosya üzerinden değerlendirilmesine,
Dair, tarafların yokluğunda, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde, mahkememize veya bulunduğu yerde varsa Asliye Ticaret Mahkemesi'ne, yoksa Asliye Hukuk Mahkemesine verilecek istinaf dilekçesi ile, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde, istinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup, usulen anlatıldı. 21/11/2025
Katip ...
e-imzalı
Hakim ...
e-imzalı