T.C.
İZMİR
6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2025/425 Esas
KARAR NO: 2025/939
DAVA: Banka Dışındaki Diğer Kredi Kuruluşlarına İlişkin Düzenlemelerden Kaynaklanan (Menfi Tespit)
DAVA TARİHİ: 02/07/2021
KARAR TARİHİ: 05/11/2025
Mahkememizde görülen Banka Dışındaki Diğer Kredi Kuruluşlarına İlişkin Düzenlemelerden Kaynaklanan (Menfi Tespit) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili İzmir Nöbetçi Tüketici Mahkemesine vermiş olduğu dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin okuma yazma bilmediğini, Bornova ... Noterliğinin ... yevmiye numaralı düzenlenme şeklinde mühür beyannamesi ile gerçek ve tüzel kişilerle, kamu kurumlarında yapacak tüm işlemlerde mührünü ve sol el baş parmağını kullanacağını beyan ettiğini, komşusu ...'ın yanıltması ile bankaya gittiğini, ... adına kullandırılan genel kredi sözleşmesine imza atması istendiğini, banka görevlileri ve ...'ın imza at önemli değil şeklinde müvekkilini yönlendirdiklerini, müvekkilinin imza attığını, davalı tarafça müvekkili aleyhine icra takibine girişildiğini, takibin kesinleştiğini, ve davalı kurum tarafından evine hacze gelindiğini ... İlçesindeki ... Mahallesi ... Ada, ... Parsel nolu bahçesine haciz konulduğunu belirterek, geçerli olmayan kefalet ilişkisi yüzünden bahçesini kaybetme riski altında olduğunu, bu nedenle telafisi zararlar doğmaması ve hak kaybı yaşanmaması için İzmir ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasındaki icra takibinin durdurulmasını, takibin iptalini, %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasını talep etmiştir.
Davalı vekili İzmir ... Tüketici Mahkemesine vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; davanın tarımsal kredi sözleşmesinden kaynaklı bir dava olduğunu, bu nedenle görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemesi olduğunu belirterek, davanın reddini talep etmiştir.
İzmir ... Tüketici Mahkemesinin 15/04/2021 tarih, ... esas, ... karar sayılı kararı ile "...taraflar arasında genel kredi sözleşmesinin kurulduğu, genel kedi borcunun ödenmesine yönelik davacı ile davalı arasında kefalet sözleşmesi imzalanmış olmasına rağmen genel kredi sözleşmelerinin tüketici kredisi olmayıp ticari kredi olması nedeniyle Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümleri kapsamında bir tüketici işleminin varlığının da söz edilemeyeceği sonucuna varılmıştır. Uyuşmazlığın Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamına girmediği, dolayısıyla tüketici mahkemelerinin görevli olmadığı, uyuşmazlığın ticari kredi olması nedeniyle asliye ticaret mahkemesinde çözümlenmesi gerektiği anlaşılmakla 6100 sayılı HMK’nın dava şartlarını düzenleyen 114. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi hükmüne göre mahkemenin görevli olmasının dava şartı olduğu, görevle ilgili düzenlemelerin kamu düzenine ilişkin olup taraflar ileri sürmese dahi yargılamanın her aşamasında resen gözetileceği kanaatine varılmakla, Mahkememizin görevsiz olduğundan davanın usulden reddine ve asliye ticaret mahkemesinin görevli olduğuna..." karar verilmiş dosya mahkememize tevzi edilmekle mahkememizin ... esas sırasına kaydı yapılmıştır.
Mahkememizce yapılan yargılama sonucunda; 30.05.2022 tarih ... E. - ... karar sayılı kararı ile " iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; dava dışı ... taraflar arasında imzalanan tarımsal kredi sözleşmesinin her sayfasında davacının imzasının bulunduğu, okuma yazma bilmeyen kişilerin herhangi bir eğitim öğretim kurumuna kaydı ya da diploması bulunmasa da okuma yazma bilmelerine rağmen bilmediklerini iddiaları hakkın kötüye kullanımı teşkil ettiği, hak ve özellikle fiil ehliyeti olan ve ayrıca irade fesadı bulunmayan durumlarda kişi okuma yazma bilmediğine dair mühür sahibi olup ta bunu iradi ve bilinçli olarak kendisi kullanmamış ve ileri sürmemiş, imza atmış ise bu işlem geçerli olup kendisini ve üçüncü kişileri bağlayıcı olduğu, münhasıran okuma yazma bilmemeye istinadın hata, bankanın bunu araştırma,bilme yükülülüğü olmaması ve bu halin tek başına hata hile teşkil etmeyeceği, davacının davasını ispat edemediği, davalı bankaya borçlu olduğu, belirtilerek; davacının davasının reddine" karar verilmiştir.
Mahkememiz kararı davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi ...Hukuk Dairesinin ... esas-... karar sayılı kararı ile "... imza ve yazı incelemesine esas olacak şekilde davacının yazı örnekleri temin edilip huzurda da yeteri kadar medarı tatbik yazı örnekleri alındıktan sonra dosyasının Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi veya üniversitelerin ilgili bölümlerinde görevli grafoloji uzmanlarından oluşan bilirkişi kuruluna tevdi edilerek kefalet sözleşmesi yönünden kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini gösteren kefalet sözleşmesinde yernalan yazının davacıya ait olup olmadığını gösterir tarafların iddia ve savunmalarını karşılayacak şekilde açıklamalı, ayrıntılı, denetime elverişli uzmanlık raporu alınarak, bu şekilde teknik inceleme eksikliği tamamlandıktan ve bu yöndeki itirazlar da giderildikten sonra oluşacak sonuca göre usuli kazanılmış haklar gözetilerek infazda tereddüte neden olmayacak şekilde davacının tüm talepleri hakkında karar infaza elverişli şekilde bir karar verilmesi, gerekirken, eksik araştırma ve incelemeyle yazılı biçimde karar verilmesi doğru görülmemiştir" şeklinde karar verilerek mahkememiz kararının bozularak mahkememizin ... esasına kaydı yapılmıştır.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE & NETİCE VE KANAAT
Davacı vekili mahkememizde 1 nolu celsede ki beyanında özetle; "...müvekkilim okuma yazma bilmemektedir. Dava dosyasında sunulu Bornova ... Noterliğinin mühür beyannamesinden de görüleceği üzere müvekkilim iki şahit ve noter huzurunda okuma yazma bilmediğini resmi işlemlerde sol el baş parmak izi ve mühürü kullanacağını beyan etmiştir. Müvekkil komşusu ...ın yanıltması üzerine onunla beraber bankaya gitmiştir. Davalı kurumca ...a kullandırılan genel kredi sözleşmesine imza atması istenmiştir. Müvekkil bu sırada okuma yazma bilmediğini beyan etmiştir. Hem banka görevlisi hem de ... bunun önemi yok imza at demişlerdir. Müvekkil de sözleşmeyi imzalamıştır. Akabinde müvekkile ödeme emri gönderilmiş, okuma bilmeyen müvekkil evrakı alıp bir yere bırakmış, takip kesinleşmiş, evine hacze gelinmiş, hacze kabil mal bulunamamış sonra ... ilçesindeki bahçesine hacze gidilmiş, dosyada kıymet takdiri yapılmış şu anda müvekkilin bahçesi satış aşamasındadır .okuma yazma bilmeyen birinini hiç okuyamadığı sözleşmeye üstelik imza atarak kefil olması kredi sözleşmesini geçersiz hale getirir. Yasal mevzuat bu yöndedir. Ayrıca şekil kefalet sözleşmesinde sıhhat şartıdır bu nedenle şekle uyulmadan yapılan kefalet sözleşmesi kesin hükümsüzdür. Yargıtay kararları da bu yöndedir. Geçersiz işlem nedeni ile müvekkil bahçesini kaybetme riskiyle karşı karşıyadır. Bu nedenle telafisi olanaksız zararlar doğmaması için öncelikle ve acilen tedbiren teminatsız takibin durdurulmasını, sonrasında takibin iptalini ve davalının kötüniyet tazminatına mahkum edilmesini talep ediyoruz..." şeklinde beyanda bulunmuştur.
Davalı vekili mahkememizde 1 nolu celsede ki beyanında özetle; "...davacı vekilinin tüm beyanları dava dilekçesinde yazılıdır bu beyanların tümüne cevap verdik. Kredi sözleşmesinde davacı tarafın imzası okudum anladım şeklinde açıkça vardır. Ayrıca borçlu ... Şubesinden kredi çekmeden önce aynı şekilde ıslak imzasıyla ... Şubesinden de kredi kullanmıştır. Davacının bağı satış aşamasına geldikten sonra kötüniyetli olarak iş bu davayı ikame etmiştir. Davacının okuma yazma bilmediği iddiası tamamen takibi sürüncemede bırakma amacıyla yapılan asılsız bir iddiadır. Cevap dilekçemizi aynen tekrarla davanın reddine karar verilmesini talep ediyoruz..." şeklinde beyanda bulunmuştur.
İzmir ... İcra Dairesinin ... esas sayılı dosyasının incelenmesinde; dosyamız davacısı ve dava dışı ...'ın borçlu, davalı bankanın ise alacaklı olduğu, 102.186,64 TL alacağın tahsiline ilişkin icra takibi başlatıldığı anlaşılmıştır.
Mahkememizce düzenlenen 10.02.2022 tarihli cevap kağıdına dava konusu sözleşmeyi düzenleyen davalı banka personeli ... tarafından cevaplanan cevap kağıdında; davacı ... dosyası ile ilgili olarak; davacının yazı ve imza nüshalarının bulunduğu sayfalardaki imza ve yazıların ...'ın yazı ve imzasına benzemediği düşünülmekte olup davacının dosyada bulunan yazı ve imza nüshaları bizzat kendileri tarafından huzurumuzda yazılmış ve imzalandığını, sözleşme öncesi ... okuma yazma bilip bilmediği tarafınca sorulduğunu,(Banka mevzuatı. doğrultusunda okuma yazma bilmeyen kişilerin kefalet imzaları alınmamamaktadır.) davacı sözleşme yapılması esnasında kendisinde okuma yazma bilmediğine dair herhangi bir beyanda bulunmadığını beyan ettiği anlaşılmıştır.
Bornova ... Noterliğinin ... yevmiye numaralı düzenlenme şeklinde mühür beyannamesi ile ilgili ilgili noterlikten 10.07.2012 tarihli belgenin verilmesi aşamasında evrakta mühür basılması itibariyle fiziki mührün davacı tarafından en başından mı temin edildiği, yoksa noterlikçe evrak tanzim anında mı teslim edildiği hususu, Ayrıca okuma yazma bilmeyenlere dair iş bu belgenin resmi kurum kuruluşlara, bankalara ve sair birimlere gönderilip gönderilmediği hususları sorulmuş gelen cevabi yazıda özetle; ... T.C.Kimlik numaralı ...'e ait noterliğin10.07.2012 tarih ve ... yevmiye numaralı mühür beyannamesi ile ilgili olarak evrak üzerindeki fiziki mührün ilgili, tarafından önceden temin edilerek üçer adet parmak iziyle birlikte basıldığı ve fiziki mührün ilgiliye tekrar teslim edildiği, ayrıca evrak iki nüsha düzenlenip biri ilgiliye diğeri de noterlikte saklanmak üzere alınarak hiçbir kurum ve kuruluşa gönderilmediği bildirilmiştir.
Dava, kefaletin geçersizliği ile davalı bankaya borçlu olmadığının tespiti talebinden kaynaklanmaktadır.
Mahkememizce yapılan yargılamada toplanan deliller ile tarafların beyanları, Bornova ... Noterliğinin, İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğünün cevabi yazısı, dosya kapsamı ile birlikte değerlendirildiğinde; uyuşmazlık davalı banka ile davacının komşusu olan dava dışı ... taraflar arasında imzalanan tarımsal kredi sözleşmesinde davacının kefil sıfatıyla attığı imzanın geçersizliği ve dolayısıyla sözleşmenin sıhhat şartının bulunmaması noktalarında olduğu, dava konusu tarımsal kredi sözleşmesinin her sayfasında davacının imzasının bulunduğu,
Mahkememizden verilen 30/05/2022 tarih ve ... Esas ... Karar sayılı kararı İzmir Bölge Adliye Mahkemesi ... Hukuk Dairesinin 28/04/2025 tarih ve ... Esas ... Karar sayılı karar ilamıyla kaldırılması üzerine istinaf ilamına belirtilen eksikliğin giderilmesi için 25/05/2025 tarihli tensip kararı ile;
"..Davacı vekilinin dava dilekçesi ile imza ve yazı itirazında bulunduğu ( nun istinaf ilamına göre değerlendirildiği,)
Bu kabul kapsamında inceleme yapılması icap etmekle)
Bu doğrultuda sözleşmedeki hangi yazılara itiraz edildiğinin sarih, vazıh ve muayyen, müşahhas surette belirtilmesi, falan sahife falan yazı vb gibi, dava dilekçesindeki müphem ve muğlak duruma nihayet verdirilmesi,
İlave olarak
Davacı kefil şahısın ayrı ayrı imza ve yazı örneklerinin bulunduğu merciiler ve örnek istenecek evrakın hangisi, neler olduğu hakkında beyanda bulunmak üzere 1 aylık kesin süre verilmesine,
Aksi halde yazı örneğine dair itirazdan vazgeçmiş sayılacağının ihtarına,
Beyanın falan mercii, falan evrak muhtevası-sureti vb şeklinde verilmesine, x,y,z kurumlardan istenilmesi gibi flu ve belirsiz ifade ve beyanın nazar-ı itibare alınmayacağının bilinmesine,.."
Şeklinde karar verildiği ve davacı vekiline 01/06/2025 tarihinde tebliğ olduğu, ancak belirtilen kesin süre içerisinde davacı bu iddiasını yasal olarak ispatlayacak yazılı bir delil olan imza ve yazı örneği temin edilecek evraklar hakkında tensip zaptında belirtilen hususlar ile ilgili beyanda bulunmadığı,
Bu bağlamda yapılan incelemede,
Davanın dayanağı olan vakıaların soyut olarak gösterilmesi yetmez, bu vakıaların ispata elverişli şekilde zaman, mekan ve içerik olarak somutlaştırılması zorunludur. Somutlaştırmak, bir iddiayı, zaman, mekân, kişi, oluş şekli gibi unsurlarıyla algılamaya, anlamaya, tartışmaya, ispata elverişli şekilde ortaya koymaktır.
Davacının dilekçesinde talebine dayanak yaptığı bazı iddialar (vakıalar) olmakla birlikte, bunlar somut ve açık değilse, o zaman somutlaştırma yükünün yerine getirilmemesinden söz edilmelidir. Somutlaştırma yükü yerine getirilmeden ne karşı tarafın sağlıklı savunma yapması ne de sağlıklı bir hüküm verilmesi mümkündür. Çünkü, karşı tarafın hukukî dinlenilme hakkının gereği olarak açıklama ve ispat hakkını kullanabilmesi için, öncelikle kendisine yöneltilen iddialar hakkında tam olarak bilgilenmesi zorunludur (m. 27). Keza, hükümde nelerin yer alması gerektiğini belirten Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 297 gereğince, tarafların iddia ve savunmalarının, uyuşmazlık noktalarının, hükmün dayandığı ve sabit görülen vakıların, tam olarak gösterilmesi aranmaktadır (m. 297/1-c). Somut vakıalar olmadan, hâkimin sağlıklı ve somut bir karar vermesi de mümkün değildir.
Davanın dayanağı olan vakıaların soyut olarak gösterilmesi yetmez, bu vakıaların ispata elverişli şekilde zaman, mekan ve içerik olarak somutlaştırılması zorunludur. Somutlaştırmak, bir iddiayı, zaman, mekân, kişi, oluş şekli gibi unsurlarıyla algılamaya, anlamaya, tartışmaya, ispata elverişli şekilde ortaya koymaktır. Vakıaların somutlaştırılmasından sonra, karşı tarafça savunma yapılabilir ve mahkemece bir vakıa tam olarak algılanabilir, ispat faaliyeti yürütülebilir ve vakıa üzerinde inceleme ve tartışma yapılarak karar verilevilir (..., s. 31 vd.; s. 665). Soyut ve genel ifadelerle dilekçe yazmak, tarafın kendi bilmediği bir şeyi karşı tarafın bilmesini ve mahkemenin de talepte dahi bulunanın bilmediği, somut olarak ileri sürmediği, belirsiz bir şeyden sonuç çıkarmasını beklemek anlamına gelir ki, bu durum hukuk kuralları bir yana mantık kurallarıyla da bağdaşan bir durum değildir. Yargıtay'ın yerleşik kararlarında da belirtildiği üzere, dava malzemesini getirmek tarafların, hukuku uygulamak mahkemenin işidir. Taraflar dava malzemesini eksik değil, tam olarak getirmek durumundadırlar. Unutmamak gerekir ki, talebin tam tespit edilemediği belirsiz alacak davasında dahi, talep konusu belirsiz olsa dahi, Kanun hukuki ilişkinin belirtilmesini zorunlu kılmıştır (HMK m. 107). Çünkü, kişi, belirsiz ve bilinmeyen bir hukukî ilişki ve vakıadan hareketle bir talepte bulunamaz.
Somutlaştırma yükü de iddia yükü gibi usûlî bir yük olmakla birlikte (..., s. 36), sonucu iddia yükünden farklıdır. İddia yükünde ortada bir vakıa yokken, somutlaştırma yükünde bir vakıa mevcut, ancak kanunun aradığı şekilde açık ve somut değildir. Bu durumda, özellikle hâkimin davayı aydınlatma ödevi (HMK m. 31) ile ön inceleme hükümleri (HMK m. 320, 137, 140) dikkate alınmalıdır. Çünkü, "maddi ve hukuk açıdan belirsiz yahut çelişkili" hususlarda hâkim davayı aydınlatmak durumundadır (V. ..., Medenî Usûl Hukukunda Hâkimin Davayı Aydınlatma Ödevi, 2013). Somut olmayan vakıalarda, maddi ve belirli ölçüde hukuki belirsizlik mevcuttur, bu belirsizliğin giderilmesi gerekir. Bu belirsizlik dilekçelerin verildiği aşamada giderilebileceği gibi, özellikle gerek Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 320 gerekse m. 137 ve 140 hükümleri gereğince, hâkim tarafından bu konuda çaba gösterilmesi gerekir. Çünkü, ön incelemede tarafların iddia ve savunmalarının tespit edilmesi, anlaştıkları ve anlaşamadıkları noktaların tek tek belirlenmesi gerekli ve zorunlu olup bu aynı zamanda hâkimin ödevidir. Bu çerçevede hâkimin ön incelemede mutlaka somutlaştırmayı sağlaması gerekir. Bu sebeple, sadece tarafların dilekçelerini tekrar ettikleri yönündeki beyanların tutanağa geçirilmesi veya soyut ifadelerle tespit yapılması yeterli değildir. Bu, mahkemenin yargılamayı yürütmesi bakımından sağlıklı olmayacağı ve Kanuna aykırı olacağı gibi, Yargıtay denetimine elverişli bir durum da oluşturmayacaktır. Bunun gibi, tarafların üzerinde bulunan yükleri (iddia, somutlaştırma ve ispat yükü) ve hâkimin görevi ve ödevini bilirkişinin üzerine yıkarak, bilirkişinin bu tespitleri yapması da beklenemez ve bu tespitlere göre de dava yürütülemez. Zira, tarafın iddiası olmayan veya somutlaştırmadığı bir hususu, bilirkişi incelemez, değerlendiremez; bilirkişi hâkimin yerine de geçerek davayı aydınlatamaz, uyuşmazlık ve vakıa belirlemesinde bulunamaz. Bilirkişi ancak, varolanı inceleyebilir, açıklayabilir, teknik bilgisiyle istenen hususu tespit edebilir. Başlangıçta taraflarca ve hâkim tarafından gerçekleştirilmeyen bu işlemlerin sonradan bilirkişi marifetiyle giderilmesi usûlen mümkün değildir.
Eğer somutlaştırma yükü, hâkimin davayı aydınlatma ödevi ve ön incelemedeki görevine rağmen, davacı tarafından yerine getirilmemişse, o zaman bu yüke bağlanan yaptırım ortaya çıkacaktır. Somutlaştırma yükünün yerine getirmemenin yaptırımı, ispat yükünü yerine getirmemektir. Bu ise, aslında vakıanın ispata elverişli kabul edilememesi ve bunun sonucu olarak da belirsizlik rizikosuna katlanma şeklinde gerçekleşecektir. Böyle bir durumda, somutlaştırma yükü ve dolayısıyla ispat yükü yerine getirmediğinden, ispat edilemeyen davanın reddi sonucu doğacaktır ki, bu da davanın esastan reddi olup işin esası bakımından kesin hüküm oluşturacaktır. (..., s. 36; s. 666; Umar, s. 144).
Sonuç olarak dava dilekçesinde, gerek Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 119/1-e gerekse m. 194 gereğince somutlaştırma yükünün yerine getirilmemiş olması halinde, önce hâkim davayı aydınlatma ödevi ve ön incelemedeki görevi gereği, somut olmayan hususların belirlenmesini (yeni bir vakıa meydana getirmeden, sadece mevcut vakıa kapsamında) davacıdan istendiği, bu eksiklik tamamlanmadığı ve vakıaların somutlaştırılmadığı görülmektedir.
TMK'nın 6. maddesine göre "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür."
HMK'nın 190. maddesi gereğince de, "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir." hükümleri uyarınca;
Davacı tarafça isnat edilen herhangi bir vakıa bulunmadığından ve dava açılırken dayanılan imza inkarı vakıası yargılama aşamasında ispat edilemediğinden davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Yukarıda yazılı bulunan gerekçeye göre;
1-Davanın USÛLDEN REDDİNE(kesin sürede tensip 2 no lu karar mucibince imza ve yazı örneği temin edilecek merciilere dair beyanda bulunulmaması münasebeti ile),
2-Alınması gereken 615,40 TL harcın peşin alınan 1.745,09 TL harçtan mahsubu ile kalan 1.129,69 TL harcın karar kesinleştiğinden talep halinde davacıya iadesine,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Davacı tarafından yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının kararın kesinleşmesinden sonra resen davacıya iadesine,
5-Davalı, kendisini vekille temsil ettirdiğinden hüküm gününde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca 45.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı tarafa verilmesine,
6-Davalı tarafından yatırılan delil avansının kullanılmayan kısmının kararın kesinleşmesinden sonra resen davalıya iadesine,
Dair; davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı vekilinin yüzüne karşı,
Dair karar HMK 341 vd maddeleri gereğince tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içerisinde mahkememize veya aynı nitelikteki başka yer mahkemeye verilecek dilekçe ile istinaf yoluna başvurabileceği belirtilerek; Açıkça okunup usulden anlatıldı. 05/11/2025
Katip ...
e-imzalı
Hakim ...
e-imzalı