T.C.
İZMİR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2024/184
KARAR NO : 2025/255
DAVA : Tazminat (Trafik Sigorta Sözleşmesi Kaynaklı Rücuen)
DAVA TARİHİ : 04/03/2024
KARAR TARİHİ : 18/03/2025
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Trafik Sigorta Sözleşmesi Kaynaklı Rücuen) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA :
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 20.07.2023 tarihinde ...'ne ait ve ... sevk ve idaresindeki... plakalı aracın, müvekkiline ait... plakalı yabancı araca çarpması neticesinde maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiğini, müvekkilinin aracı ile Konya ili, Selçuklu ilçesi, Belh caddesi istikametinden gelip, Adana çevre yolu istikametine seyir halinde iken trafiğin sıkışması üzerine yavaşlayınca, davalı şirket nezdinde sigortalı araç sürücüsü aynı yerde duramayarak aracının ön kısımları ile müvekkiline ait... plakalı aracın arka kısımlarında çarparak zarar verdiğini, Konya Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü ekiplerince tanzim edilen kaza tespit tutanağına, taraf beyanlarına ve olay yeri fotoğraflarına göre davalı ...plakalı araç sürücüsünün, Karayolları Trafik Kanunu'nun ilgili hükmünü ihlal ederek maddi hasar oluşmasına sebebiyet verdiğini, davalı şirket ile kusurlu araç arasında geçerli ZMMS poliçesi bulunduğunu, teminatlar dahilinde sorumlu olduğunu, müvekkilinin seçimlik hakkını kullanarak aracını ikametgahı olan Almanya'da bulunan... isimli firma tarafından düzenlenen teknik maliyet ekspertiz raporuna göre hasar miktarının, KDV dahil 6.094,22 Euro, değer kaybının, 465,00 Euro, günlük 119,00 Euro'dan 3 günlük kullanım kaybı tazminatının 357,00 Euro, ekspertiz rapor ücretinin 1.295,20 Euro olarak tespit edildiğini, davalı sigorta şirketine 06/01/2024 tarihinde bildirim yapıldığını, sigorta şirketinin 17.01.2024 tarihinde temerrüde düştüğünü, müvekkilinin aracının yabancı plakalı olup müvekkilin daimi ikametgahının da Almanya olduğundan ve orada Euro üzerinden harcama yapacağından, araçtaki zararın Türkiye piyasasına göre değil Alman rayiç değerlerine göre belirlenmesi gerektiğini, arabuluculukgörüşmelerinin anlaşamama ile sonuçlandığını, belirsiz alacak olarak şimdilik, 30,00 Euro hasar ve 10,00 Euro değer kaybı olmak üzere toplam 40,00 Euro tazminatın davalı şahıs ve araç malikinden kaza tarihi olan 20.07.2023 tarihinden itibaren, davalı sigorta şirketinden ise, teminat limitleri ile sınırlı olmak üzere temerrüt tarihi olan 17.01.2023 tarihinden itibaren müşterek ve müteselsilen, yabancı para bakımından 3095 sayılı yasanın 4/a maddesine göre yürütülecek değişken faiziyle birlikte ve fiili ödeme tarihindeki Merkez Bankası Euro Efektif Satış Kuru karşılığı Türk Lirası olarak tahsiline, belirsiz alacak olarak şimdilik 10,00 Euro kullanım kaybı-araç mahrumiyet bedelinin sadece davalı şahıs ve araç malikinden kaza tarihi olan 20.07.2023 tarihinden itibaren müşterek ve müteselsilen, yabancı para bakımından 3095 sayılı yasanın 4/a maddesine göre yürütülecek değişken faiziyle birlikte ve fiili ödeme tarihindeki Merkez Bankası Euro Efektif Satış Kuru karşılığı Türk Lirası olarak tahsiline, Alman BVSK listesine göre orantılı olarak belirlenmiş, 1.295,20 Euro ekspertiz rapor ücretinin, davalılardan müşterek ve müteselsilen fiili ödeme tarihindeki Merkez Bankası Euro Efektif Satış Kuru karşılığı Türk Lirası olarak yargılama giderlerinden sayılmasına, diğer yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP :
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin merkez adresi itibarıyla yetkili mahkemenin İstanbul Mahkemeleri olduğunu, kazaya karışan ...plakalı aracın müvekkili şirket tarafından ... numaralı ve... vadeli Zorunlu Mali Sorumluluk Poliçesi Sigorta Poliçesi ile sigortalı olduğunu, kazanın 20/07/2023 tarihinde meydana geldiğini, kaza tarihi itibariyle müvekkili şirketin sorumluluğunun 120.000,00-TL ile sınırlı olduğunu, davacı lehine sebepsiz zenginleşmeye mahal verilmemesi adına, öncelikle başvuru sahibinin huzurdaki kaza sebebi ile kasko sigorta şirketinden ödeme alıp almadığı hususunun netleştirilmesi gerektiğini, davacıya ait aracın kazadan önceki kayıtlarının celbinin gerektiğini, müvekkili şirketin davacı aracı üzerindeki gerekli incelemeli yapmasının engellendiğini, hasan inceleme ve tespiti yapmak için verilen süreye rağmen müvekkili şirkete gerekli bilgi ve belgeleri vermeyen davacının işbu davacının reddinin gerektiğini, araç mahrumiyet bedeli teminat kapsamında olmadığından taleplerin reddinin gerektiğini, davacı tarafça fatura ibraz edlmediğinden KDV taleplerinin haksız olduğunu ve reddinin gerektiğini, müvekkili aleyhine tazminata hükmedilecek olması durumunda iskonto dahil hesaplamanın dikkate alınması gerektiğini, müvekkili şirketin sorumluluğunun sigortalısının kusuru ile ve poliçe limitleri ile sınırlı olacağını, davacı tarafından talep edilen ekspertiz ücretinin kabulünün mümkün olmadığını, huzurdaki dava belirsiz alacak şeklinde açılabilir ve bilirkişi incelemesi yargılama kapsamında yapılabilirken ikinci defa ekspertiz raporu alınmasının usul ekonomisine aykırılık teşkil ettiğini, davacının efektif satış kuru üzerinden faiz talebi yerinde olmayıp reddinin gerektiğini, Türkiye’de gerçekleşen bir kaza neticesi yabancı plakalı bir araçta meydana gelen zararın, haksız fiil tarihinde ve memleket parası üzerinden Türkiye koşulları dikkate alınarak hesaplanması ve hükmün buna göre kurulması gerektiğini beyan etmekle, davanın usulden ve esastan reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER :
1-İzmir Arabuluculuk Bürosunun... Arabuluculuk numaralı Arabuluculuk Son Anlaşamama Tutanağı,
2-20/07/2023 tarihli Trafik Kazası Tespit Tutanağı,
3-Davalı ... Anonim Şirketi nezdinde 20/07/2023 tarihli kaza nedeniyle düzenlenen... numaralı Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası poliçesi, trafik kazası kapsamında davacı tarafından yapılan başvuruya ilişkin olarak başvuru evrakları ile başvurunun davacıya tebliğini gösterir tebligat evrakları, başvuru neticesinde varsa açılan hasar dosyası, başvuru neticesinde varsa davacıya yapılan ödemeleri gösterir ödeme evrakları,
4-Dava konusu kazanın gerçekleştiği 20/07/2023 tarihi ve mevcut durum itibariyle ...ve... plaka sayılı araçların trafik tescil ve ruhsat belgeleri,
5-Sair deliller.
DAVA KONUSU :
Açılan dava, 20/07/2023 tarihinde meydana gelen maddi hasarlı trafik kazası neticesinde davacı ... maliki olduğu... plakalı araçta meydana gelen hasarın onarım bedeli, değer kaybı bedeli ve ikame araç bedeli miktarlarının belirlenmesi ile belirlenecek hasar onarım bedeli ve değer kaybı bedellerinin davalı... ile ... yönünden kaza tarihinden, davalı sigorta şirketi yönünden ise teminat limiti 120.000,00-TL ile sınırlı olmak kaydıyla temerrüt tarihinden itibaren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 99. maddesi gereğince 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizi Hakkında Kanun'un 4/a. maddesi uyarınca işleyecek faizi ile birlikte fiili ödeme tarihindeki Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası Efektif Satış Kuru Türk Lirası karşılığının davalılardan müştereken ve müteselsilen, ikame araç bedelinin ise kaza tarihinden itibaren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 99. maddesi gereğince 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizi Hakkında Kanun'un 4/a. maddesi uyarınca işleyecek faizi ile birlikte fiili ödeme tarihindeki Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası Efektif Satış Kuru Türk Lirası karşılığının davalılar... ile ... müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesi, davacı tarafından ödenen 1.100,63-EUR bilirkişi ücretinin ise yargılama giderleri arasında değerlendirilmek suretiyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesi taleplerine ilişkindir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Haksız fiil, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49 maddesinde; ''Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.'' şeklinde düzenlenmiştir. Aynı Kanun'un 50. maddesinde ise ''Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler.'' hükmü yer almaktadır.
Haksız fiil öğretide hukuka aykırı zarar verici fiil olarak tanımlanmakta ve unsurları; eylem, hukuka aykırılık, zarar, kusur ve illiyet bağı olarak belirlenmektedir. Buna göre haksız fiilden bahsedebilmek için hukuka aykırı bir eylem bulunmalı, bu eylemden bir zararın doğması zararlandırıcı eylemde bulunan kişinin kusurlu bulunması ve zarar ile kusur arasında illiyet bağının olması gerekmektedir.
Bu beş unsurun varlığı halinde zarar veren kişi eylemden dolayı zarara uğrayan kişi ya da kişileri maddi ve manevi zararlarını karşılamak durumundadır. Türk Medeni Kanunu’nun 6.maddesine göre haksız fiilin unsurlarını ispat etme yükü davacıdadır. Davacı zararı haksız eylemi ve zarar ile haksız eylem arasındaki illiyet bağını ispat etmek durumundadır.
Hakim, kusurlu veya hukuka aykırı bir fiili ile başkasına zarar verenin kusur durumunu, zararın ağırlını ve oluşan durumun özelliklerini gözeterek uygun ve hakkaniyete uygun bir tazminat belirler.
Haksız fiiller meydana geldikleri anda hukuki sonuç doğurur ve zarara neden olanların zararı tazmin borcu haksız fiil tarihinde ortaya çıkar. Haksız fiilin unsuru olan zarar, zarar görenin malvarlığında rızası dışında meydana gelen azalma ile zarar verici fiil olmasa idi bulunacağı durum arasındaki farktır ve zarar haksız fiilin meydana gelmesi ile gerçekleşmiş sayılır. Zarar verenin ve diğer sorumluların zararı tazmin yükümlülüğü herhangi bir ihbara ve ihtara gerek kalmaksızın olay tarihinde doğar. Haksız fiile bağlanan hukuki sonuçlar haksız fiil tarihi esas alınarak belirlenir ve bu nedenle haksız fiillerde olay tarihinde yürürlükte bulunan hukuk kuralları uygulanır. Başka bir deyişle zararın belirlenmesinde olay tarihinde yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerinin dikkate alınması gerekmektedir.
Sorumluluk sigortaları 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1473. ve devamı maddelerinde ''Sigortacı sorumluluk sigortası ile, sözleşmede aksine hüküm yoksa, sigortalının sözleşmede öngörülen ve zarar daha sonra doğsa bile, sigorta süresi içinde gerçekleşen bir olaydan kaynaklanan sorumluluğu nedeniyle zarar görene, sigorta sözleşmesinde öngörülen miktara kadar tazminat öder.'' şeklinde düzenlenmiştir. Sorumluluk sigortalarında sigorta şirketi tarafından zararı karşılanan kişi sigorta sözleşmesinin tarafı değildir. Sigorta ettiren kendisi ya da sorumluluğu altında bulunan kişiler tarafından üçüncü kişilere verilecek zararları sigorta şirketine ödediği prim karşılığında sigorta ettirmektedir. Sorumluluk sigortası, sigorta ettirenin üçüncü kişilere vereceği zararları teminat altına alırken hem üçüncü kişiyi hem de sigortalıyı koruma altına alan bir sigorta türüdür.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1473. ve 1486. maddelerinde yapılan düzenlemeye göre sorumluluk sigortalarını isteğe bağlı sigortalar ile zorunlu sigortalar olarak ikiye ayırmak gerekir.
Tehlike sorumluluklarında üçüncü kişilerin zararının karşılanması amacıyla bazı alanlarda kamu yararı ve zarar görenlerin korunması gerekçesi ile sorumluluk sigortası yaptırmak yasal zorunluluk haline getirilmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun da 1483 ve 1484. maddelerinde de zorunlu sorumluluk sigortalarında uygulanacak hükümler ayrıca düzenlenmiştir. Bu düzenlemelere göre zorunlu sigortalarda sigorta şirketinin zarar gören üçüncü kişiye karşı olan sorumluluğu kanundan doğan bir sorumluluktur. 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 13. maddesi ile bazı hallerde Bakanlar Kurulu'na da zorunlu sigortalar ihdas etme yetkisi verilmiştir. Zorunlu sorumluluk sigortalarının kamu yararı taşıması ve yapılmasının yasa ile zorunlu kılınması nedeniyle zorunlu sigortalarda zarar görenlerin korunması amacıyla bazı düzenlemeler yapılmıştır.
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 91/1. maddesinde, ''İşletenlerin, bu kanunun 85/1. maddesine göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere mali sorumluluk sigortası yaptırmaları zorunludur.'' hükmüne, aynı Kanun'un 85/1. maddesinde, ''Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar.'' hükmüne, aynı Kanun'un 85/son. maddesinde ise, ''İşleten ve araç işleticisi teşebbüsün sahibi, aracın sürücüsünün veya aracın kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusurundan kendi kusuru gibi sorumludur.'' hükmüne yer verilmiş, Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’nın A-1. maddesinde de, ''sigortacı bu poliçede tanımlanan motorlu aracın işletilmesi sırasında bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebebiyet vermesinden dolayı 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’na göre işletene düşen hukuki sorumluluğu, zorunlu sigorta limitlerine kadar temin eder.'' düzenlemesi yapılmıştır.
Yukarıda açıklanan madde hükümlerinden, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası; motorlu bir aracın karayolunda işletilmesi sırasında, bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına neden olması halinde, o aracı işletenin zarara uğrayan 3. kişilere karşı olan sorumluluğunu belli limitler dahilinde karşılamayı amaçlayan ve yasaca yapılması zorunlu kılınan bir zarar sigortası türü olduğu anlaşılmaktadır.
Motorlu araçların işletilme tehlikesine karşı, zarar gören üçüncü şahısları, korumak amacıyla getirilmiş olan bu düzenleme ile öngörülen sorumluluğunun bir kusur sorumluluğu olmayıp, sebep sorumluluğu olduğu; böylece araç işletenin sorumluluğunun sebep sorumluluğunun ikinci türü olan tehlike sorumluluğuna ilişkin bulunduğu, öğretide ve yargısal içtihatlarla kabul edilmektedir. (EREN Fikret, Borçlar Hukuku, 9. B, s. 631 vd.; KILIÇOĞLU Ahmet, Borçlar Hukuku, 10. B., s. 264 vd.).
2918 sayılı Kanunun 86. maddesinde ise, bu Kanun’un 85. maddesinde düzenlenen sorumluluktan kurtulma ve sorumluluğu azaltma koşullarına yer verilmiştir.
Bu düzenlemelere göre, araç işleteni veya araç işleteninin bağlı bulunduğu teşebbüs sahibi, kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmaksızın ve araçtaki bozukluk kazayı etkilemiş olmaksızın kazanın bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulabilecek; sorumluluktan kurtulamayan işleten veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi ise kazanın oluşunda zarar görenin kusurunun bulunduğunu ispat ederse, hakim, durum ve şartlara göre tazminat miktarını indirebilecektir.
Burada kanun koyucu zarar görenin kusuru nispetinde indirim yapılabileceğini öngörmüş ve indirimi zorunlu tutmayarak hâkimin taktirine bırakmıştır. Uygulama ve öğretide de (S. Ünan, “Ergün A. Çetingil ve Rayegan Kender’e 50. Birlikte Çalışma Yılı Armağanı 2007”, s. 1180) bu husus kabul edilmektedir.
Kanun koyucu, açıklanan düzenlemeler yanında 2918 sayılı KTK’nın 91. maddesiyle de; işletenin aynı Kanun’un 85. maddesinin birinci fıkrasına göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere mali sorumluluk sigortası (Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası) yaptırma zorunluluğunu getirmiştir.
Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin yerleşik içtihatları kapsamında değer kaybı, aracın trafik kazası sonucu hasarlanıp, onarılmasından sonraki değeri ile hiç hasarlanmamış haldeki değeri arasındaki farka ilişkin olup, araçtaki değer kaybı belirlenirken, aracın markası, yaşı, modeli ve hasar gördüğü kısımları dikkate alınarak aracın kaza tarihinden önceki ikinci el satış değerinin tespiti ile aracın tamir edildikten sonra ikinci el satış değerinin tespiti ve arasındaki fark göz önüne alınmaktadır.
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 90. maddesinde; ''Zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminatlar bu Kanun ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda öngörülen usul ve esaslara tabidir. Söz konusu tazminatlar ve manevi tazminata ilişkin olarak bu Kanun ve genel şartlarda düzenlenmeyen hususlar hakkında 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun haksız fiillere ilişkin hükümleri uygulanır.'' hükmü düzenlenmiştir.
Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları'nın A.5. Bölümünde belirtilen 'Kapsama Giren Teminat Türleri' başlığı altında bulunan (a) bendinde 'Maddi Zararlar Teminatı' kapsamında araçta meydana gelen değer kaybı da sayılmıştır.
İlgili maddede Maddi Zararlar Teminatı; ''Hak sahibinin bu genel şartta tanımlanan ve zarar gören araçta meydana gelen değer kaybı dahil doğrudan malları üzerindeki azalmadır.'' olarak tanımlanmıştır.
Her ne kadar davalı ... vekilince iş bu davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasında davacı tarafın hukuki yararının bulunmadığı iddiası ile davanın dava şartı yokluğunda usulden reddine karar verilmesi talep edilmiş ise de, yerleşik Yargıtay İçtihatları ve Bölge Adliye Mahkemesi kararları göz önünde bulundurulduğunda davaya konu trafik kazasının gerçekleşmesinde kazaya karışan araçların kusur oranlarının ve davacıya ait araçta oluşan hasar ve değer kaybı ile ikame araç bedeli miktarlarının hesaplanmasının teknik bilirkişilerce yapılabileceği, tarafın teknik bilirkişiler vasıtasıyla belirlenebilecek hususları kendi başına belirleyerek dava açmasının kendisinden beklenemeyeceği, bu nedenle davanın belirsiz alacak davası olarak açılabileceği, ayrıca Anayasa Mahkemesinin 20/04/2022 tarihli ve 31815 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 2019/12190 Başvuru numaralı 22/02/2022 Karar tarihli kararında, belirlenebilir bir alacağın belirsiz alacak davası açılmak suretiyle talep edilmesi akabinde davanın hukuki yarar yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmesinin davacının mahkemeye erişim hakkını kısıtlar mahiyette olduğuna ve mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine, hukuki yarar yokluğu sebebiyle davanın usulden reddine karar verilmesinin başvurulacak son çare olduğuna karar verildiği göz önünde bulundurularak, davalı ... vekilinin hukuki yarar yokluğu sebebiyle davanın usulden reddine karar verilmesi talebinin reddine karar verilerek yargılamaya devam olunmuştur.
Davaya konu uyuşmazlığın, maddi hasarlı trafik kazası neticesinde davacıya ait araçta meydana gelen hasarın onarım bedeli, değer kaybı bedeli ve ikame araç bedeli miktarlarının belirlenmesi ile belirlenecek hasar onarım bedeli, değer kaybı bedeli ve ikame araç bedelinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesi taleplerine ilişkin olduğu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 16. maddesinde haksız fiilden doğan davalarda, haksız fiilin işlendiği veya zararın meydana geldiği yahut gelme ihtimalinin bulunduğu yer ya da zarar görenin yerleşim yeri mahkemesinin de yetkili olduğunun düzenlendiği, ayrıca 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun "Hukuki Sorumluluk ve Sigorta" başlıklı sekizinci kısmının beşinci bölümünde "Ortak Hükümler" ana başlığı altında "Yetkili Mahkeme" alt başlıklı 110. maddesinde ise motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davaların, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi, kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabileceğinin belirlendiği, yerleşik ve güncel Yargıtay içtihatları ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarında davalı sigorta şirketinin Bölge Müdürlüğünün bulunduğu yer mahkemesinin de yetkili olduğunun kararlaştırıldığı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 7. maddesinde; ''(1)Davalı birden fazla ise dava, bunlardan birinin yerleşim yeri mahkemesinde açılabilir. Ancak, dava sebebine göre kanunda, davalıların tamamı hakkında ortak yetkiyi taşıyan bir mahkeme belirtilmişse, davaya o yer mahkemesinde bakılır. (2) Birden fazla davalının bulunduğu hâllerde, davanın, davalılardan birini sırf kendi yerleşim yeri mahkemesinden başka bir mahkemeye getirmek amacıyla açıldığı, deliller veya belirtilerle anlaşılırsa, mahkeme, ilgili davalının itirazı üzerine, onun hakkındaki davayı ayırarak yetkisizlik kararı verir.'' hükmünün düzenlendiği, davalılardan...'nun cevap dilekçesi sunmadığı, bu davalı yönünden yetki ilk itirazı da bulunmadığı, mahkememizin davalı... yönünden yetkili hale geldiği, kaldı ki davalı ... Anonim Şirketinin İzmir ilinde Bölge Müdürlüğünün bulunduğu göz önünde bulundurulduğunda, mahkememizin iş bu davaya bakmaya yetkili olduğu anlaşılmakla, davalı ... vekili ve davalı ... Anonim Şirketi vekilinin yetki ilk itirazlarının ayrı ayrı reddine karar verilerek yargılamaya devam olunmuştur.
Davacı vekiline dava konusu aracın servis ve onarım kayıtlarını, varsa önceki kazalarını gösterir kayıtlar ile önceki kazalarda yapılan tamirat işlemlerini gösterir kayıtları, dava konusu aracın Almanya ülkesinde kasko sigortası poliçesinin bulunup bulunmadığı ile kaza neticesinde kasko sigortası poliçesini tanzim eden sigorta şirketi tarafından davacıya ödeme yapılıp yapılmadığına ilişkin belgeleri alarak tercümeli ve onaylı suretlerini mahkememize sunmak üzere ön inceleme duruşmasına kadar süre verilmiş olup, davacı vekili istenilen evrak ve kayıtlar ile ilgili bilgileri verilen kesin süre içerisinde mahkememize bildirmiştir.
20/07/2023 tarihli Trafik Kazası Tespit Tutanağı ve kazanın meydana geliş şekli birlikte değerlendirildiğinde, kazanın ...plakalı araç sürücüsü ...nun takip mesafesini yolun durumu ve trafiğin akışına göre ayarlamaması neticesinde... plakalı araca arkadan çarpması neticesinde meydana geldiği, bu kapsamda kazanın oluşumunda ...plakalı araç sürücüsü ...nun %100 oranında asli ve tam kusurlu olduğu kabul olarak yargılamaya devam olunmuştur.
Gerekli bilgi ve belgelerin temini akabinde dosyanın mahkememizce resen belirlenecek bir otomotiv alanında uzman bilirkişiye tevdi ile dosya kapsamı, tarafların iddia ve savunmaları, 20/07/2023 tarihli Trafik Kazası Tespit Tutanağı, hasar dosyası, ödeme evrakları, dava konusu araca ait yurt dışı tamirat evrakları, dava konusu aracın emsallerine ilişkin ilan suretleri ve sair hususlar göz önünde bulundurularak; 02/09/2021 tarihli trafik kazası sonucunda davacıya ait... plakalı araçta meydana gelen hasar miktarı ve hasarın onarım bedelinin ne kadar olduğu, yurt dışı tamirat evraklarının dava konusu trafik kazası ve hasar ile uyumlu olup olmadığı, araç açısından pert total işlemi uygulanması gerekip gerekmediği, aracın makul tamirat süresinin ne kadar olduğu, aracın emsalinin yabancı ülke piyasasında günlük ne kadar bedelle temin edilebileceği, bu kapsamda aracın tamirat süresince kullanılamamasından kaynaklı ikame araç bedelinin ne kadar olduğu, hasar sebebiyle oluşan değer kaybı bedeli miktarının, yerleşik Yargıtay içtihatları doğrultusunda aracın dava konusu kazadan önceki hasarsız alinin kaza tarihi itibarıyla ikinci el rayiç bedeli ile kazadan sonraki hasarlı halinin kaza tarihi itibarıyla ikinci el rayiç bedeli arasındaki fark esas alınmak suretiyle belirlenerek, ayrıca ekspertiz ücreti bedelinin yabancı ülke piyasa koşullarına göre makul olup olmadığının da değerlendirilmesi suretiyle düzenlenecek raporun mahkememize sunulmasının istenildiği, 10 numaralı ara kararda ise davacı vekiline mahkememizce yaptırılacak bilirkişi incelemesi açısından kullanılmak üzere 3.500,00-TL delil avansını mahkememiz veznesine yatırmak üzere iki haftalık süre verilmesine karar verildiği, verilen kesin süre içerisinde delil avansının mahkememiz veznesine yatırılmaması durumunda ilgili delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılacaklarının ve dosyanın mevcut durumuyla değerlendirileceğinin duruşmada hazır bulunan davacı vekiline tefhim yolu ile ihtar edildiği, davacı vekilinin mahkememizce yaptırılacak bilirkişi incelemesi açısından kullanılmak üzere 3.500,00-TL delil avansını verilen kesin süre içerisinde ve hali hazırda mahkememiz veznesine yatırmadığı, davacı vekilinin eksik delil avansı bedelini verilen kesin süre içerisinde mahkememiz veznesine yatırmaması sebebiyle dosyanın otomotiv alanında uzman bilirkişiye tevdi edilemediği anlaşılmakla, davacı tarafın bilirkişi incelemesi ve raporu delillerine dayanmaktan vazgeçmiş sayılmasına karar verilmiştir.
7251 sayılı Kanun'un 9. maddesiyle değişik Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “Harç ve gider avansının ödenmesi” başlıklı 120. maddesinde; ''Davacı, yargılama harçları ile her yıl Adalet Bakanlığınca çıkarılacak gider avansı tarifesinde belirlenecek olan tutarı, dava açarken mahkeme veznesine yatırmak zorundadır.
Avansın yeterli olmadığının dava sırasında anlaşılması hâlinde, mahkemece, bu eksikliğin tamamlanması için davacıya iki haftalık kesin süre verilir.
Taraflardan her birinin ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen delil avansına ilişkin 324 üncü madde hükümleri saklıdır.'' düzenlemesi bulunmaktadır.
Anılan maddenin gerekçesinde ise; ''Madde ile, dava açılırken yargılama harçlarının mahkeme veznesine yatırılması zorunluluğu düzenlenmiştir. Maddede ayrıca, 1086 sayılı Kanunda yer almayan, yeni bir düzenleme yapılarak, her türlü tebligat ücretleri, keşif giderleri, bilirkişi ve tanık ücretleri gibi giderleri karşılayacak tutarın, avans olarak davacı tarafından dava açarken yatırılması zorunluluğu getirilmiştir. Bu avansın yetmemesi durumunda ise tamamlanması için davacıya kesin süre verileceği hususu hüküm altına alınmıştır. Avans miktarının, davanın türü ve özelliklerine göre her yıl Adalet Bakanlığınca ilan edilecek tarifeye göre belirleneceği, maddede yer almıştır. Maddede yapılan bu düzenlemeyle, gerekli masrafların zamanında yatırılmamasından dolayı davaların gecikmesinin önüne geçilmesi amaçlanmıştır.'' ifadelerine yer verilmek suretiyle, her türlü tebligat ücretleri, keşif giderleri, bilirkişi ve tanık ücretleri gibi giderleri karşılayacak tutarın, avans olarak davacı tarafından dava açarken yatırılması zorunluluğu getirildiği vurgulanmıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 324. maddesinde; ''Taraflardan her biri ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin süre içinde yatırmak zorundadır. Taraflar birlikte aynı delilin ikamesini talep etmişlerse, gereken gideri yarı yarıya avans olarak öderler.
Taraflardan birisi avans yükümlülüğünü yerine getirmezse, diğer taraf bu avansı yatırabilir. Aksi hâlde talep olunan delilin ikamesinden vazgeçilmiş sayılır.
Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği dava ve işler hakkındaki hükümler saklıdır.'' hükmü düzenlenmiştir.
Anılan madde gerekçesinde de; ''…“Harç ve avans ödenmesi” başlıklı 125. maddede davacının dava masraflarının karşılığı olarak avans ödemesi öngörülmüştür. Bu avans, davacının delillerinin toplanması için yapılması gereken harcamaları da kapsar. Bu maddede ise daha çok davalının delillerinin toplanması için ödenmesi gereken avans düzenlenmiştir. Öte yandan davacının avansı yönünden “Dava şartları” başlıklı 119. maddede hüküm getirilmiştir. Davacının avansı yatırmış olması dava şartlarındandır. Şu hâlde davacı avansının yargılamanın devamı sırasında yetersiz kalması hâlinde, uygulanacak hüküm, bu maddeden ziyade 125. madde hükmüdür.'' ifadelerine yer verilmek suretiyle, gider avansının davacının dava masraflarının karşılanması amacıyla, delil avansının ise daha çok davalının delillerinin toplanması amacıyla getirildiği belirtilmiştir.
03/04/2012 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliğinin 45. maddesinde: ''Davacı, yargılama harçları ile her yıl Bakanlıkça çıkarılacak gider avansı tarifesinde belirlenecek olan tutarı dava açarken mahkeme veznesine yatırmak zorundadır. Gider avansı, her türlü tebligat ve posta ücretleri, keşif giderleri, bilirkişi ve tanık ücretleri gibi giderler için davacıdan alınan meblağı ifade eder.
Adli yardım talebiyle açılan dava ve işlerde adli yardım konusunda bir karar verilinceye kadar harç, gider ve delil avansı alınmaz. Kanunlardaki özel hükümler saklıdır.
Gider avansının yeterli olmadığının dava sırasında anlaşılması halinde, mahkemece bu eksikliğin tamamlanması için davacıya iki haftalık kesin süre verilir. Dava şartı olan gider avansının yatırılmaması veya tamamlanmaması halinde, dava, dava şartı yokluğundan reddedilir.
Taraflardan her biri ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin süre içinde yatırmak zorundadır. Delil avansı, tarafların dayandıkları delillerin giderlerini karşılamak üzere mahkemece belirlenen kesin süre içinde ödemeleri gereken meblağı ifade eder. Taraflar birlikte aynı delilin ikamesini talep etmişlerse, gereken gideri yarı yarıya avans olarak öderler. Taraflardan biri avans yükümlülüğünü yerine getirmediğinde, diğer taraf bu avansı da yatırabilir. Delil avansını yatırmayan taraf, o delilin ikamesinden vazgeçmiş sayılır. Tarafların üzerinde tasarruf edemeyecekleri dava ve işlerle, kanunlardaki özel hükümler saklıdır…'' düzenlemesi yer almaktadır.
Yönetmeliğin 45. maddesinde, gider avansı ve delil avansı birlikte düzenlenmiş olup gider avansının, her türlü tebligat ve posta ücretleri, keşif giderleri, bilirkişi ve tanık ücretleri gibi giderler için davacıdan alınan meblağı ifade ettiği, davacının, her yıl Bakanlıkça çıkarılacak gider avansı tarifesinde belirlenecek olan tutarı dava açarken mahkeme veznesine yatırmak zorunda olduğu, delil avansının ise tarafların dayandıkları delillerin giderlerini karşılamak üzere mahkemece belirlenen kesin süre içinde ödemeleri gereken meblağı ifade ettiği vurgulanmıştır.
Yukarıda açıklandığı üzere, Yönetmelikte gider avansının içinde delil avansı için gerekli giderler de gösterilmiştir. Gider avansının yatırılmaması hâlinde açılan dava, dava şartı yokluğundan reddedilir (Yön. m. 45/3); delil avansının yatırılmaması hâlinde ise, o delilden vazgeçilmiş sayılır (Yön. m. 45/3). Bu durumda Yönetmeliğin 45. maddesinin birinci fıkrası ile dördüncü ve beşinci fıkraları arasında uyum bulunmadığından, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 324. maddesi gözetilerek Yönetmeliğin 45. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkralarının öncelikle uygulanması gerekir (Pekcanıtez H./Atalay O./Özekes., M.: Hukuk Muhakemeleri Kanunu Hükümlerine Göre Medeni Usul Hukuku, 13. Bası, Ankara 2012, s. 354 ).
Yönetmelikte gider avansının içinde delil avansı için gerekli giderler de gösterilmiştir. Gider avansının yatırılmaması halinde açılan dava, dava şartı yokluğundan reddedilir (Yön. m. 45/3); delil avansının yatırılmaması halinde ise, o delilden vazgeçilmiş sayılır. (Yön. m. 45/3). Bu durumda Yönetmeliğin 45. maddesinin 1. fıkrası ile 4 ve 5 fıkraları arasında uyum bulunmadığından, HMK.’nun 324. maddesi gözetilerek Yönetmeliğin 45. maddesinin 4. ve 5. fıkralarının öncelikle uygulanması gerekir (Pekcanıtez H./Atalay O./ Özekes., M., Hukuk Muhakemeleri Kanunu Hükümlerine Göre Medeni Usul Hukuku 13. Bası, Ankara 2012, s.354).
Gelinen bu noktada "kesin süre" kavramı üzerinde de kısaca durulmalıdır.
Davaların kısa zamanda sonuçlandırılması, adaletin bir an önce tecellisi için, taraflarca veya mahkemelerce yapılması gereken bir kısım adli işlemler sürelere bağlanmıştır. Bu sürelerin bazılarını kanun bizzat belirlerken, bir kısım sürelerin tespiti ise işin özelliğine ve tarafların durumuna göre hâkime bırakılmıştır. Kanuni süreler açıkça belirtilen ayrıcalıklar dışında kesindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 90. maddesine göre, “Süreler, kanunda belirtilir veya hâkim tarafından tespit edilir. Kanunda belirtilen istisnai durumlar dışında, hâkim kanundaki süreleri artıramaz veya eksiltemez. Hâkim, kendisinin tespit ettiği süreleri, haklı sebeple artırabilir veya eksiltebilir; gerekli gördüğü takdirde, bu konudaki kararından önce tarafları da dinler".
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 94. maddesi ise; “Kanunun belirlediği süreler kesindir. Hâkim, tayin ettiği sürenin kesin olduğuna karar verebilir. Aksi hâlde, belirlenen süreyi geçirmiş olan taraf yeniden süre isteyebilir. Bu şekilde verilecek ikinci süre kesindir ve yeniden süre verilemez. Kesin süre içinde yapılması gereken işlemi, süresinde yapmayan tarafın, o işlemi yapma hakkı ortadan kalkar.” hükmünü içermektedir.
O hâlde, kanunun tayin ettiği süreler hâkim tarafından azaltıp çoğaltılamaz. Buna karşın, hâkimin belirlediği süreler ise kural olarak kesin değildir. Bu takdirde verilen ikinci süre kesindir. Ancak, hâkim kendi belirlediği sürenin kesin olduğuna da karar verebilir. Kesin sürenin tayin edilmesi hâlinde, karşı taraf yararına usuli kazanılmış hak doğacağı da kuşkusuzdur. Hemen belirtmek gerekir ki, ister kanun, isterse hâkim tarafından tayin edilmiş olsun kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesine yasal olanak yoktur.
Bu şekilde kesin sürenin kaçırılması, o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikte getirmekte, bazen davanın kaybedilmesine dahi neden olmaktadır. Bu itibarla geciken adaletin de bir adaletsizlik olduğu düşüncesinden hareketle, davaların yok yere uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere düzenlenen kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır. Öncelikle, kesin süreye ilişkin ara kararı her türlü yanlış anlaşılmayı önleyecek biçimde açık ve eksiksiz yazılmalı, yapılacak işler teker teker belirtilmelidir. Öte yandan, kesin süre tarafların yanında hâkimi de bağlayacağından uyulmaması halinde gereği hâkim tarafından hemen yerine getirilmelidir.
Yukarıda yer verilen yasa hükümleri dikkate alındığında, dava konusu tazminat talepleri açısından davacıya ait araçta oluşan hasarın miktarı ile onarım bedelinin ne kadar olduğu, kaza neticesinde oluşan hasar sebebiyle araçta değer kaybı oluşup oluşmadığı, oluşmuş ise ne kadar değer kaybı meydana geldiği, kazanın meydana gelmesindeki kusur durumu ve bu çerçevede neticeten tazminat miktarlarının belirlenmesi açısından zorunlu olan bilirkişi incelemelerinin, delil avansının yatırılmaması sebebiyle yaptırılamadığı dikkate alındığında, davacı tarafın bilirkişi incelemesi delillerine dayanmaktan vazgeçmiş sayılmaları gerektiği kanaatine varılmıştır.
Dava dilekçesi içeriği ile netice-i talep açısından karar verilebilmesi amacıyla esaslı unsurlardan olan davacının aracında meydana gelen hasar bedeli ve değer kaybı bedeli ile ikame araç bedeli miktarlarının belirlenmesi amacıyla yaptırılacak bilirkişi incelemesi açısından kullanılmak üzere gerekli olan delil avansının davacı vekiline verilen kesin süre içerisinde yatırılmaması sebebiyle, davacı tarafın hasar raporuna ilişkin bilirkişi incelemesi delillerine dayanmaktan vazgeçmiş sayılması gerektiği izahtan vareste olup, bahsi geçen hususların kesin ve net olarak belirlenmesi dosyada yeterli miktarda delil avansı olmaması sebebiyle mümkün bulunmamaktadır. Hasar ve değer kaybı ile ikame araç bedellerinin belirlenememesi çerçevesinde, davacının talep edebileceği ve hak kazanma ihtimalinin bulunduğu tazminat bedellerinin hesaplanması da olanaksız duruma gelmiştir. Açıklanan gerekçeler dahilinde davacı tarafın, iddiasını usulüne uygun deliller vasıtasıyla ispatlayamadığı kanaati hasıl olmuştur.
Tüm dosya kapsamı, tarafların iddia ve savunmaları, İzmir Arabuluculuk Bürosunun... Arabuluculuk numaralı Arabuluculuk Son Anlaşamama Tutanağı, 20/07/2023 tarihli Trafik Kazası Tespit Tutanağı, davalı ... Anonim Şirketi nezdinde 20/07/2023 tarihli kaza nedeniyle düzenlenen ... numaralı Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası poliçesi, trafik kazası kapsamında davacı tarafından yapılan başvuruya ilişkin olarak başvuru evrakları ile başvurunun davacıya tebliğini gösterir tebligat evrakları, başvuru neticesinde varsa açılan hasar dosyası, başvuru neticesinde varsa davacıya yapılan ödemeleri gösterir ödeme evrakları, dava konusu kazanın gerçekleştiği 20/07/2023 tarihi ve mevcut durum itibariyle ...ve... plaka sayılı araçların trafik tescil ve ruhsat belgeleri ile sair deliller birlikte değerlendirildiğinde; davaya konu uyuşmazlığın, 20/07/2023 tarihinde meydana gelen maddi hasarlı trafik kazası neticesinde davacı... maliki olduğu... plakalı araçta meydana gelen hasarın onarım bedeli, değer kaybı bedeli ve ikame araç bedeli miktarlarının belirlenmesi ile belirlenecek hasar onarım bedeli ve değer kaybı bedellerinin davalı... ile ... yönünden kaza tarihinden, davalı sigorta şirketi yönünden ise teminat limiti 120.000,00-TL ile sınırlı olmak kaydıyla temerrüt tarihinden itibaren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 99. maddesi gereğince 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizi Hakkında Kanun'un 4/a. maddesi uyarınca işleyecek faizi ile birlikte fiili ödeme tarihindeki Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası Efektif Satış Kuru Türk Lirası karşılığının davalılardan müştereken ve müteselsilen, ikame araç bedelinin ise kaza tarihinden itibaren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 99. maddesi gereğince 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizi Hakkında Kanun'un 4/a. maddesi uyarınca işleyecek faizi ile birlikte fiili ödeme tarihindeki Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası Efektif Satış Kuru Türk Lirası karşılığının davalılar... ile ... müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesi, davacı tarafından ödenen 1.100,63-EUR bilirkişi ücretinin ise yargılama giderleri arasında değerlendirilmek suretiyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesi taleplerine ilişkin olduğu, 21/11/2024 tarihli duruşmanın 10 numaralı ara kararında davacı vekiline mahkememizce yaptırılacak bilirkişi incelemesi açısından kullanılmak üzere 3.500,00-TL delil avansını mahkememiz veznesine yatırmak üzere iki haftalık kesin süre verilmesine karar verildiği, verilen kesin süre içerisinde belirtilen delil avansının mahkememiz veznesine yatırılmaması durumunda bilirkişi incelemesi deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayılacakları ve dosyanın mevcut durumuyla değerlendirileceği usulüne uygun şekilde tefhim yoluyla ihtar edildiği, usulüne uygun şekilde belirlenen delil avansı bedelinin verilen kesin süre içerisinde, yine usulüne uygun şekilde yapılan ihtara rağmen mahkememiz veznesine yatırılmadığı, dava dilekçesi içeriği ile netice-i talep açısından karar verilebilmesi amacıyla esaslı unsurlar olan davacının aracında meydana geldiği iddia edilen hasar bedeli ve değer kaybı bedeli ile ikame araç bedeli miktarlarının belirlenmesi amacıyla yaptırılacak bilirkişi incelemeleri açısından kullanılmak üzere gerekli olan delil avansının davacı vekiline verilen kesin süre içerisinde yatırılmaması sebebiyle, davacı tarafın hasar ile değer kaybı ve ikame araç bedelinin belirlenmesine yönelik bilirkişi raporuna ve rapora ilişkin bilirkişi incelemesi delillerine dayanmaktan vazgeçmiş sayılması gerektiği, hasar ve değer kaybı ile ikame araç bedellerinin belirlenememesi çerçevesinde davacının talep edebileceği ve hak kazanma ihtimalinin bulunduğu tazminat bedellerinin hesaplanmasının olanaksız duruma geldiği, yer verilen gerekçeler dahilinde davacı tarafın, iddiasını usulüne uygun deliller vasıtasıyla ispatlayamadığı anlaşılmakla, ispatlanamayan davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Açılan davanın davacı tarafça ispatlanamaması sebebiyle REDDİNE,
2-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince karar tarihi itibariyle alınması gereken 615,40-TL karar ve ilam harcından, davanın açılışı sırasında peşin olarak yatırılan 427,60-TL peşin harcın mahsubu ile bakiye alındığı anlaşılan 187,80-TL karar ve ilam harcının davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,
3-Yargılama giderlerinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına,
4-Davalının kendisini vekille temsil ettirdiği göz önünde bulundurularak karar tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 1.694,56-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
5-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A (14) maddesi gereğince ileride haksız çıkacak taraftan tahsil olunmak üzere Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 3.600,00-TL zorunlu arabuluculuk yargılama giderinin davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,
6-6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 333. maddesi gereğince kullanılmayan gider avansının talep halinde ve karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine,
Dair, davacı vekili ile davalı ... vekilinin yüzlerine karşı, davalı... ile davalı ... Anonim Şirketi vekilinin yokluklarında, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 345. maddesi gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık kesin süre içerisinde mahkememize veya mahkememize gönderilmek üzere bulunulan yer ya da başka bir yer Asliye Ticaret Mahkemesine verilecek bir dilekçe ile başvurmak ve istinaf harç ve masraflarını karşılamak koşulu ile İzmir Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 18/03/2025
Katip...
e-imzalıdır
Hakim...
e-imzalıdır