T.C.
İZMİR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2024/402 Esas
KARAR NO : 2025/897
DAVA : Alacak (Vade Farkından Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 14/05/2024
KARAR TARİHİ : 30/09/2025
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Vade Farkından Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA :
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; İzmir ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin... Karar sayılı dosyasında; taraflarınca özetle; "müvekkil ile davalı şirket arasında 27/03/2009 tarihli sözleşmenin imzalandığını, bu sözleşme ile tarafların, “davalı...'e ait olan “... Sokak, No:... Yenişehir-İZMİR" adresindeki yapının bodrum kat, zemin kat, 1. kat, 2. kat ve teras katına bazı inşaat işlerinin yapımı” konusunda anlaşmaya vardıklarını, yapılacak işlere ilişkin 5 sayfalık iş listesinin sözleşmeye eklenerek taraflarca imzalandığını, sözleşmede işin süresinin 3 ay olarak belirlendiğini, ancak işin yapılacağı taşınmazda kaba inşaatın başka bir yüklenici tarafından yapılmakta olması sebebiyle müvekkilinin işe başlama tarihinin “kaba inşaatı yapan yüklenicinin işini bitirip müvekkiline teslim edeceği tarih olacağının” kararlaştırıldığını, söz konusu yüklenicinin inşaatı genel olarak yaptıktan sonra oturma raporunun alınabilmesi için 20/06/2009 tarihinde geçici olarak müvekkiline teslim ettiğini, bu teslim tarihinden itibaren “bir adet çelik kapının, 4 adet ahşap kapının, merdiven demir doğrama ve aksamın, geçici camların, 2 adet mutfak dolabının, 4 adet banyo küvetinin ve bataryaların yapılması” işleminin müvekkili tarafından yapılarak inşaatın 03/07/2009 tarihinde yeniden yüklenicisi olan dava dışı ...’ye teslim edildiğini, bu teslimin ardından oturma raporunun alınması işlerinin inşaatın yüklenicisi ve müvekkili tarafından takip edilerek 04/09/2009 tarihinde oturma raporunun alınabildiğini, ardından yüklenicinin taşınmazı 15/09/2009 tarihinde müvekkiline teslim ettiğini, müvekkilinin de işi tamamen bitirerek 15/12/2009 tarihinde işverene teslim ettiğini, sözleşmede iş bedelinin 250.000,00-TL olarak kararlaştırıldığını ancak müvekkilinin bazısı işin gereği olarak bazısı da işverenin isteği ile olmak üzere fazla işler yaptığını, yine sözleşmede olup da yapılmayan işlerin de bulunduğunu, bunların her birinin listesini dosyaya sunduklarını, müvekkili tarafından yapılan fazla işlerin bedeli ile sözleşmeden kaynaklanan alacağın davalı tarafça ödenmediğini, müvekkilinin başvurusu üzerine İzmir... Asliye Ticaret Mahkemesi’nin...D.İş sayılı delil tespiti dosyasında delil tespiti yapıldığını ve yapılmamış işler ile fazla işlerin belirlendiğini, müvekkilinin KDV hariç 58.000,00-TL alacağı olduğunun ortaya konduğunu, aslında bu alacak miktarının 59.965,00-TL olduğunu, müvekkilinin sözleşmede öngörülen bedelden dolayı 60.280,00-TL ödenmemiş alacağının olduğunu, davalılara ait işlerin müvekkili tarafından yapıldığını, tespitten sonra gerek sözleşme gereğince yapılan gerekse fazla yapılan işlerden ve tespit giderlerinden dolayı toplam KDV hariç 120.743,00-TL’nin ödenmesi için davalılara İzmir... Noterliği’nden 25/03/2010 tarihli,... yevmiye numaralı ihtarnameyi gönderdiklerini, ihtarnamenin davalı şirkete 29/03/2010, davalı...’e 27/03/2010 tarihinde tebliğ edildiğini, ancak bugüne kadar ödeme yapılmadığını belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 100.000,00 TL’nin davalılardan...’den 29/03/2010 tarihinden, davalı şirketten ise 31/03/2010 tarihinden itibaren işleyecek reeskont avans faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsiline, tespit giderleri ile ihtarname bedeli olan 151,31 TL’nin de müştereken ve müteselsilen davalılardan tahsiline karar verilmesi talep edildiğini, mahkemece; "-Davanın KISMEN KABULÜ ile; 50.796,95-TL’nin davalı ... San. ve Tic. Ltd. Şti. yönünden 31/03/2020 tarihinden itibaren, davalı... yönünden 29/03/2010 tarihinden itibaren yürütülecek avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak, davacıya verilmesine," hükmedildiğini, ancak belirtilen alacağın doğduğu tarihin 2009 olduğunu, hal böyle iken yargılamanın çok uzun sürmesi ve bunun da davalıların eylem ve işlemleri ile de yargılamanın uzamasına sebebiyet vermiş olduğu gibi akabinde de bundan dolayı, bu tarihte ödenmesi gereken tazminat oranının ceplerinde kalması nedeniyle sebepsiz olarak zenginleştiklerini, müvekkilinin ise bu olay nedeniyle ciddi şekilde zarar gördüğünü, elde edilen tazminatın faizleri ile karşılanamayacak düzeyde zarara uğradığını, mahkemece verilen hüküm tarafımızca temyiz edilmiş olsa bile bu aşamada mahkemece hüküm altına alınmış olan kısım yönünden müvekkilinin doğmuş olan munzam zararının tazmininde güçlük olmaması ve bundan dolayı daha fazla zarar görmemesi açısından munzam zararın tazmini için işbu davanın açılması gerektiğini, mahkemece hüküm altına alınan 50.796,95-TL için, paranın tahsili yolunda davalı taraf ortalama hesap olarak 10/08/2023 tarihinde parayı ödemiş olduğundan bu tarihe kadar geçen zaman içerisinde 50.796,95-TL'nin değer kaybı ve paranın alım gücü, denkleştirici adalet ilkesi ve diğer nedenler göz önüne alındığında tahakkuk etmiş faizler ile zararın karşılanmasının olanaklı olmadığını, hukukumuzda kabul edildiği üzere, bu zararın müsebbibi olan davalılardan bu zararın tazmin edilmesi gerektiğini, ancak bu tür bir zarar hesabı uzman bilirkişilerce yargılama sırasında tespit edilebilecek olduğundan belirsiz alacak davası olarak açılmasının bir zorunluluk olduğunu, bu nedenlerle 50.796,95-TL asıl alacak yönünden davalıların temerrüde düştükleri 29/03/2010 tarihi itibariyle ödenmesi gerekli bu meblağın, paranın ortalama olarak ödendiği tarih olan 10/08/2023 tarihleri arasında paranın alım gücü ve diğer unsurlar uzman bilirkişi marifetiyle değerlendirilmek ve müvekkili zararının faizle karşılanmayan kısmının tespiti ile dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont avans faizi ile birlikte tahsiline, yargılama giderleri ve ücreti vekaletin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP :
Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafından iş bu davada iddia olunan konu ve taleplerinin tamamı ile haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olup yerleşik Yargıtay İctihatlarına da aykırı olduğunu, alacağın varlığını kabul anlamında olmamak üzere davacı tarafın Akde/borca aykırılık nedeni ile dava açma hakkı varken bu hakkına dayanmayıp davasını sebepsiz zenginleşmeye dayandırdığını, bu seçimin taraflar ve mahkeme için de artık bağlayıcı olduğunu, bu neviden alacakların öğrenmeden itibaren 2 yıl ve her halükarda 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğunu, bu nedenle davacı tarafın iddia ettiği alacağın zamanaşımına uğradığını, bu sebeple zamanaşımı defiini ileri sürdüklerini, davanın belirsiz alacak davası olarak açılmış olup bu durumun hukuka uygun olmadığını, davacının zararını bilmesi veya bilebilecek durumda olması nedeni ile davanın usulden reddini talep ettiklerini, davalının müvekkili şirket ile davacı arasında imzalanmış eser sözleşmesinin konusu olan inşaat işinin ödemeleri ve yapılan imalatlardaki eksiklik ve kalite farkı nedeni ile taraflar arasında uyuşmazlık çıktığını, her iki tarafta ayrı ayrı delil tespiti yaptırdığını, davacının kendi yaptırdığı tespite dayanarak ödeme ihtarında bulunduğunu, ardından da dava açtığını, davacının açtığı davada müvekkili tarafından dosyaya sunulan bazı ödeme belgelerindeki imzalara itiraz ederek savcılığa şikayette bulunması üzerine davalılar hakkında ceza davası açıldığını, alacak davasının görüldüğü Asliye Ticaret Mahkemesinin ceza davasını bekletici mesele kabul ettiğini, ceza mahkemesinde yapılan yargılama sonucunda belgelerin birindeki imzanın davacıya ait olmaması ama belge içeriğinde yer alan çeklerin davacı tarafından teslim alınarak tahsil edildiğinin anlaşılması üzerine davalı şirket yetkilisi ve diğer davalının para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiğini, kararın her iki tarafça da temyiz edildiğini Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleştiğini, ceza mahkemesi kararının kesinleşmesinin ardından Asliye Ticaret Mahkemesinin yargılamaya devam ederek karar verdiğini, kararın ardından davanın varlığından rahatsız olan müvekkillerinin kararı istinaf etmediklerini ve davacının hesapladığı alacağı hemen ödediklerini, davacı tarafın herhangi bir somut zarar iddiasında da bulunmadığını, davacı tarafın açtığı iş bu davada faiz ile karşılanmayan zararının bulunduğunu iddia ederek davasını TBK 122. Maddesinde düzenlenmiş bulunan aşkın/munzam zarar hükümlerine dayandırdığını, davacı somut zarar iddiasında bulunmadığı için munzam zarar talebinin reddi gerektiğini, munzam zararın ödenmesinin bir diğer koşulunun da kusur olarak belirlendiğini, davalı müvekkillerinin davacının munzam zararı var ise dahi oluşumunda kusurlu olmadıklarını, müvekkillerinin davanın daha fazla uzamasından dolayı daha fazla yıpranmamak için kararın icraya dahi konulmasını beklemeden ve fakat icra ücretleri de dahil olarak kararda hükmolunan alacağı reeskont avans faizi ile birlikte ödediklerini, davacının alacağına yürütülen avans reeskont faizinin son yıl hariç yaşanan TÜFE'den daha yüksek olduğunu, enflasyon baz alındığında davacının herhangi bir zararı bulunmadığını, davacının munzam zarar iddiasını kabul anlamında olmamak üzere böyle bir zararı var ise dahi müvekkillerin eylemleri ile iddia olunan zarar arasında illiyet bağı da olmadığını, davacıların sadece anayasal haklarının sadece kişilik haklarını korumak için kullandıklarını, bu nedenlerle, öncelikle davanın usulden reddini, bu talep kabul edilmediği takdirde haksız ve hukuki dayanağı bulunmayan davanın eseastan reddine, masraf ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER :
1-İzmir Arabuluculuk Bürosunun ... Arabuluculuk numaralı Arabuluculuk Son Anlaşamama Tutanağı,
2-Davacı... ile davalı...'e ait vukuatlı nüfus aile kayıt örnekleri,
3-Davalı şirkete ait ticaret sicil kayıtları,
4-İzmir ... Asliye Ticaret Mahkemesinin ...Esas sayılı dosyası,
5-Serbest Muhasebeci Mali Müşavir bilirkişinin 15/04/2025 havale tarihli raporu,
6-Davacı vekilinin 16/07/2025 tarihli bedel arttırım dilekçesi,
7-Sair deliller.
DAVA KONUSU :
Açılan dava, taraflar arasındaki davalı...'e ait olan “...okak, No:...Yenişehir-İZMİR" adresindeki yapının Bodrum Kat, Zemin Kat, 1. Kat, 2. Kat Ve Teras Katına Bazı İnşaat İşlerinin Yapımı konusunda tanzim olunan ve imzalanan 27/03/2009 tarihli sözleşme kapsamında ve sözleşme dışında yapılan işlerden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla davacı tarafından davalılar aleyhinde İzmir... Asliye Ticaret Mahkemesinin... Karar sayılı dosyasında ikame edilen davanın yargılaması neticesinde hüküm altına alınan bedelin, alacağın doğduğu tarihin 2009 olduğu, yargılamanın çok uzun sürmesi ve davalıların eylem ve işlemleri ile de yargılamanın uzamasına sebebiyet verdiklerinden dolayı, ödenmesi gereken tazminat bedelinin davalıların uhdelerinde kaldığı ve davacının ciddi şekilde zarar gördüğü, elde edilen tazminatın faizleri ile karşılanamayacak düzeyde zarara uğradığı, hüküm altına alınan 50.796,95-TL'nin değer kaybı ve paranın alım gücü, denkleştirici adalet ilkesi ve diğer nedenler göz önüne alındığında tahakkuk etmiş faizler ile zararın karşılanmasının olanaklı olmadığından bahisle, 50.796,95-TL asıl alacak yönünden davalıların temerrüde düştükleri 29/03/2010 tarihi itibarıyla ödenmesi gerekli bu meblağın, paranın ortalama olarak ödendiği tarih olan 10/08/2023 tarihleri arasında paranın alım gücü ve diğer unsurlar değerlendirilmek ve davacının zararının faizle karşılanmayan kısmının tespiti ile dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont avans faizi ile birlikte davalılardan tahsili ile davacıya verilmesi taleplerine ilişkindir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık konusunun temelini oluşturan aşkın (munzam) zarara ilişkin olarak ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 122. maddesi “Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür.
Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.” hükmünü haizdir. Bu hükümle uygulamada munzam zarar, kanunî tanımı ile aşkın zarar olarak adlandırılan hukukî kurum düzenleme altına alınmış olup mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (BK) 105. maddesi de bu hususta aynı yönde düzenleme içermektedir.
Aşkın (munzam) zarar, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Bu anlamda aşkın (munzam) zarar, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğuna dair ilkelere bağlı bir zarar türü olarak kabul edilir (Uygur, Turgut: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Cilt I, 2012, s. 810). Aşkın (munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır.
Para borçlarında borçlunun temerrüdünün bir sonucu niteliğindeki munzam (aşkın) zarar Türk Borçlar Kanununun 122. maddesi hükmünde düzenlenmektedir. Söz konusu hükmün ilk fıkrasında; "Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür" düzenlemesi bulunmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 10.11.1999 tarihli ve 1998/13-353 Esas 1999/929 Karar sayılı kararında da vurgulandığı üzere munzam zarar, sorumluluğu kusura dayanan borçlu temerrüdünün hukukî bir sonucudur ve alacaklının zararının faizi aşan bölümüdür. Munzam zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. Diğer bir anlatımla temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğu kurallarına bağlı bir zarar şeklinde tanımlanabilir.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ilk koşul, bir para borcunda borçlunun temerrüdünün varlığıdır. Bu para borcunun kaynağının, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliği için herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Bu anlamda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 122. maddesi, kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir. Borcun dayanağı haksız fiil, sözleşme, sebepsiz zenginleşme, kanun yahut vekâletsiz iş görme olabilir. Öte yandan hemen belirtilmelidir ki; aşkın (munzam) zarar borcunun hukukî sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. Bu nedenle borçlunun aşkın (munzam) zararı tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun, ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ikinci koşul; borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyetidir. Ancak alacaklının zararının temerrüt faizinden az yahut temerrüt faizine eşit olması durumunda, zararın temerrüt faiziyle karşılanacak olması sebebiyle aşkın (munzam) zararın varlığından söz edilemez. Bu aşamada önemle belirtilmelidir ki; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 122. maddesi kapsamına kanunî temerrüt faizinin yanında akdi temerrüt faizinin uygulandığı borç ilişkileri de dâhildir. Eş söyleyişle alacaklının, borçlu ile arasındaki hukukî ilişkiden doğan temerrüt faizinin akdi yahut yasal olması, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğine engel teşkil etmez. Burada önem arz eden husus alacaklının temerrüt faiziyle karşılanamayan zararının mevcudiyetinin ispatıdır.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken üçüncü koşul; borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Zira aşkın (munzam) zarar sorumluluğu, temerrüt faizinden sorumluluktan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayanmakta olup burada aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Ancak aşkın (munzam) zarar iddiasının ileri sürüldüğü durumlarda sorumluluk için, diğer koşulların varlığı durumunda borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır. Başka bir anlatımla temerrüt sonrasında borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun alacaklı tarafından ispatı gerekmez. Aksine borçlu, temerrüde düşmede kusursuz olduğunu ispatlamadıkça ortaya çıkan aşkın (munzam) zarardan sorumludur.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken son koşul ise; borçlunun temerrüdü ile alacaklının aşkın (munzam) zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetidir. Bu çerçevede alacaklı, borçlunun temerrüde düşmesi ile ileri sürdüğü aşkın (munzam) zarar olgusu arasındaki illiyet bağını ispatla yükümlüdür.
Aşkın (munzam) zarar bu hukukî niteliği ve karakteri itibariyle, asıl alacak ve faizleri yönünden icra takibinde bulunulması veya dava açılmasıyla sona ermeyeceği gibi, icra takibi veya dava açılması sırasında asıl alacak ve temerrüt faizi yanında talep edilmemiş olması hâlinde dahi (TBK m. 122/2) takip veya davanın konusuna dâhil bir borç olarak da kabul edilemez. Bu nedenle asıl alacağın faizi ile birlikte tahsiline yönelik icra takibinde veya davada munzam zarar hakkının saklı tutulduğunu gösteren bir ihtirazî kayıt dermeyanına da gerek bulunmamakta olup ayrı bir dava ile de zamanaşımı süresi içerisinde her zaman istenmesi mümkündür.
Uyuşmazlık çerçevesinde üzerinde durulması önem arz eden bir diğer husus ise, aşkın (munzam) zararın ispatı olup esasen aşkın zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerindedir. Bu bağlamda aşkın (munzam) zarar alacaklısı, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 122. maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır.
Aşkın (munzam) zararın talebinde varlığı iddia olunan zararın, yine alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başka bir anlatımla alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz (Uygur, s. 816).
Ayrıca bir para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alınarak belli bir oranda olacağı benimsenmiş ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 120. maddesi yollaması ile 3095 sayılı Kanun'un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranları belirlenmiştir. Buradan hareketle kanun koyucu tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip, bunların doğuracağı zarar dolayısıyla tazminat oranını T.C. Anayasası'ndan aldığı yasa yapma yetkisine dayanıp temerrüt faizi olarak belirlemiş iken, zımnen bu takdirin yerinde olmadığı ileri sürülüp sadece aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın geçmiş günler faizinden fazla olduğu kabul edilemez.
Uğranıldığı iddia olunan zararın, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 122. maddesine dayanılarak aşkın (munzam) zarar istenilmesi hâlinde ise artık açılmış olan davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da yasal, elverişli ve geçerli delillerle, geçerli ispat kuralları dairesinde kanıtlanmalıdır. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır.
Yargıtay .. Hukuk Dairesinin 13.01.2025 tarih ve ...Karar sayılı ilamında munzam zararın hesaplanmasında esas alınması gereken yöntemler aynen; ''Munzam zararın hesaplanmasında somut ve soyut yöntemler dikkate alınır.
Somut yöntemde; davacı alacaklının munzam zarar kaleminin oluştuğunu somut bir biçimde ispatlaması gerekir. Örneğin borcunu zamanında tahsil edememesi nedeniyle kredi borçlanması yaptığını veya 3. kişilere borcunu zamanında ödeyememesi nedeniyle temerrüd faizi ödediğini, cezai şart gibi ödemelerde bulunduğunu, yine dövizle yapmış olduğu borçlanmadan dolayı borcunu zamanında ödeyememiş olması nedeniyle kur farkından kaynaklanan zararı olduğunu, ödemekle yükümlü olduğu vergi, sosyal sigorta prim ödemeleri gibi ödemeleri zamanında ifa edememesi nedeniyle gecikme faizi ödemek zorunda kaldığını iddia ederek bu zararını ispatlayabilir.
Soyut yöntemde; yaşayan hayatın gerçekleri ve deneyimlerinin zorunlu kıldığı herkesçe bilinen normal durumlar ile fiili karineler başka bir deyişle Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesinde belirtilen genel kuralın istisnaları şeklinde ispat yükünü ortadan kaldıran olgular, ispat hukuku açısından alacaklı lehine değerlendirilir. Ülkemizde seyreden hiper enflasyon nedeniyle bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için çaba ve girişimlerde bulunmak, örneğin en azından vadeli mevduat, altın, devlet tahvili, döviz gibi yatırımlarda değerlendirmesi olayların normal akışına, hayat tecrübesine uygun bir karine olarak kabul edilmesi zorunludur. Enflasyonist ortamda yaşayan normal makul bir insanın parasını atıl bir biçimde tutmayacağı, gelir getirecek bir yatırıma yatıracağı bilinen bir gerçektir. 818 sayılı Borçlar Kanun’un 232 (TBK 187, madde de belirtildiği üzere herkesçe bilinen vakıalarla ikrar edilmiş vakıalar çekişmeli sayılmaz). Yasal deyimle bu maruf ve meşhur vakıaların ispatına gerek yoktur.
Yüksek Enflasyon Dönemlerinde; sürekli ve yüksek enflasyonun görüldüğü ülke ekonomilerinde para borcunun zamanında ödenmemesi halinde alacaklının borçluyu temerrüde düşürmesi, borcun ifasının uzun süre alması nedeniyle alacaklı her zaman zarara uğrar. Bu zararın bazı ispat kolaylıkları ile de olsa ispat edilmesi gerekir. Paranın değer kaybetmesi alacaklının mal varlığında bir eksilmeye yol açması halinde alacaklının zararının bulunduğu kabul edilmelidir.
Normal Enflasyon Döneminde; normal enflasyon dönemlerinde temerrütten sonra ifa anına kadar paranın değer kaybetmesi kural olarak zararın varlığını göstermez. Enflasyon ülke ekonomisinde süreklilik ve yükseklik arzetmiyorsa bu durumda alacaklının somut olaylarla zararını ispatlaması gerekir.
20.10.1989 gün ve 1988/4 esas 1989/3 karar sayılı İçtihatı Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararında “para her zaman kullanılması mümkün ve temettü meta olduğundan geç ödenmesi halinde zararın varlığı kesindir.” denilerek para borcunu ödemekte geciken borçlunun bu eyleminden dolayı alacaklının zararının doğacağı kabul edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuru sonucunda vermiş olduğu, 21.12.2017 gün ve...sayılı başvuru no.lu kararına konu uyuşmazlıkta, başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamındaki alacağının enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğratılarak ödendiği anlaşıldığından başvurucuya şahsi ve olağan dışı bir külfet yüklendiği, bu tespite rağmen derece mahkemelerinin başvurucunun zarara uğradığını ayrıca ispatlaması gerektiği yönündeki katı yorumu nedeniyle somut olay bakımından kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında kurulması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine değerlendirilip mülkiyet hakkının ihlâl edildiğine ve yeniden yargılama yapılmasına karar verilmiş olması karşısında, hak ihlâline neden olmamak düşüncesiyle munzam zararın somut delillerle kanıtlanması gerektiği uygulamasından vazgeçilmiş, gelişen ekonomik koşullar, mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasındaki adil dengenin korunması Anayasa Mahkemesi'nin ihlâl kararlarının bağlayıcılığı gözönünde tutularak enflasyon ve buna bağlı olarak döviz kurları, mevduat faizleri, devlet tahvilleri ve diğer yatırım araçlarının faiz oranları ile birlikte getirilerinin temerrüt faizden fazla olması halinde munzam zararın varlığının karine olarak kabul edilmesi gerektiği benimsenmiştir.
Yine Anayasa Mahkemesi'nin ... başvuru numaralı 27.11. 2019 tarihli kararında da aynı ilkelere temas edilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin ... başvuru no.lu...Türkiye hakkında verilen kararda da munzam zararın talep edilebileceği belirtilmiştir.
Yukarıda belirtilen kararlar uyarınca kişinin mal varlığında meydana gelen azalmanın mülkiyet hakkının ihlâli niteliğinde olduğu munzam zarar ispatı konusunda katı ispat kurallarına bağlı kalındığında ihlâl kararları verildiği ve tazminata hükmedildiği yine yüksek enflasyonist dönemlerde borçlunun borcunu ödemeyerek düşük temerrüt faizinden yararlanarak haksız kazanç elde ettiği ve borçlunun borcunu ödememesi, direngen durumda olması nedeniyle mahkemelerdeki dava sayısının hızla arttığı görülmektedir. Bu nedenle yüksek enflasyonist dönemde soyut yöntemin dikkate alınması tüm bu sakıncaları ortadan kaldıracak, adaletin gerçekleşmesini sağlayacaktır. Her somut olayın özelliği de dikkate alınarak bulunulacak zarar miktarının TBK'nun 50 ve 51. maddeleri (mülga BK'nın 42 ve 43 md) kapsamında değerlendirilerek belirlenmesi gerekir.'' şeklindeki gerekçe çerçevesinde açık bir şekilde belirlenmiş ve belirtilmiştir.
İzmir ... Asliye Ticaret Mahkemesinin... Karar sayılı dosyasında yapılan yargılama neticesinde ''.....davacı ile davalı şirket aralarında imzaladıkları 27/03/2009 tarihli sözleşme ile diğer davalı...'e ait olan “...Sokak, No:...Yenişehir-İZMİR" adresindeki yapının bodrum kat, zemin kat, 1. kat, 2. kat ve teras katına bazı inşaat işlerinin yapımı konusunda anlaşmaya varmışlardır. Taraflar arasındaki sözleşme niteliği itibari ile bir eser sözleşmesidir. Eser sözleşmesi, kural olarak sözleşmedeki hak ve borçların karşılıklı olarak ve bütünüyle yerine getirilmesi sonucu sona erer. Genel olarak, eser sözleşmelerinde yüklenici, belli bir sonucu meydana çıkararak onu iş sahibine teslim etmeyi taahhüt eder. Bir iş görerek eseri meydana getirmek ve meydana getirilen eseri iş sahibine teslim etmek yüklenicinin, eser bedelini ödemek de işverenin ana borcudur. Davalılar vekili her ne kadar davalı...'in sözleşmede imzasının bulunmadığını ve bu nedenle de sorumluluğunun olmayacağını savunmuş ise de; işin davalı...'e ait yapıda yapılmış olması, yani işten yararlananın davalı... olması, bu hususun 16/09/2009 tarihli tutanaktan da anlaşılıyor olması, davalı şirket ile davalı... arasında davaya konu işle ilgili sözleşme ilişkisinin bulunması, yani davalıların kendi aralarındaki sözleşme ilişkisinin varlığı (iş sahibinin davalı... olduğu) konusunda bir çekişmenin bulunmaması karşısında, davaya konu eser sözleşme kapsamında davacının "alt taşeron", davalı şirketin "yüklenici", davalı...'in de "işveren" sıfatıyla hareket ettiklerinin kabul edilmesi gerektiği, bu çerçevede de davalı...'in sorumluluğunun gerek işveren sıfatından gerekse sözleşme harici işler nedeniyle vekaletsiz iş görme hükümlerinden kaynaklandığı, bu nedenle davacının ileri sürdüğü alacaktan sorumlu tutulacağı sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır. Benimsenen bilirkişi raporuna göre davacı tarafça yapılan toplam imalat tutarı 240.516,95 TL'dir. Davacının iade ettiğini ileri sürdüğü çekler... Şubesi’ne ait 30/07/2009 tarihli ... numaralı 3.000,00 TL bedelli,... Bankası Denizli Şubesi’ne ait 30/10/2009 tarihli... numaralı 2.000,00 TL bedelli, ... Şubesi’ne ait 20/10/2009 tarihli... numaralı 1.500,00 TL bedelli, ... Mezitli Şubesi’ne ait 31/10/2009 tarihli ...numaralı 2.655,00 TL bedelli olmak üzere toplam 9.155,00 TL bedelli çeklerdir. Davalı tarafın ödediğini savunduğu çekler ise; ...na ait 25/05/2010 vade tarihli ... çek numaralı 1.100,00 TL bedelli, ... Bankasına ait 30/06/2010 vade tarihli ... numaralı 3.240,00 TL bedelli olmak üzere toplam 4.340,00 TL bedelli çeklerdir. Mahkememizce yukarıda belirtilen çekler yönünden davacı tarafa "çekleri iade ettiği" konusunda, davalı tarafa ise "ödeme yaptığı" konusunda yemin deliline dayanma hakkı hatırlatılmış ancak taraf vekilleri yemin deliline dayanmamışlardır. Bankalardan gelen yazılar ve dosyadaki diğer deliller çerçevesinde belirlenen ödeme miktarı davacının davalılara gönderdiği ihtarname ile kabul ettiği ödeme tutarı olan 189.720,00 TL'nin altında kalmış dahi olsa, davacının ihtarnamedeki kendisini bağlayan beyanı ve kabulü çerçevesinde davalıların ödemesinin 189.720,00 TL olduğu kabul edilmiştir. Eser bedeli olarak belirlenen 240.516,95 TL’den davacının kabul ettiği ödeme tutarı olan 189.720,00 TL düşüldüğünde davacının davalılardan kalan alacağının 50.796,95 TL olduğu anlaşıldığından, davanın bu miktar üzerinden kısmen kabulüne karar vermek gerekmiştir.
Ödeme ihtarnamesinin davalılardan şirkete 29/03/2010 tarihinde, davalı...’e ise 27/03/2010 tarihinde tebliğ edilmiş olması nedeniyle bu sürelere ihtarname ile verilen 48 saat eklendiğinde, davalı şirket yönünden temerrütün 31/03/2020 tarihinde, davalı... yönünden temerrütün ise 29/03/2010 tarihinde oluştuğu kabul edilmiştir.....'' gerekçesiyle davanın kısmen kabulü kısmen reddine, davacının davalılardan 50.796,95-TL tutarında alacaklı olduğunun kabul edildiği, kararın 07/01/2025 tarihinde kesinleştiği görülmektedir.
Her ne kadar davalı vekilince iş bu davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasında davacı tarafın hukuki yararının bulunmadığı iddiası ile davanın dava şartı yokluğunda usulden reddine karar verilmesi talep edilmiş ise de, yerleşik Yargıtay İçtihatları ve Bölge Adliye Mahkemesi kararları göz önünde bulundurulduğunda davaya konu munzam zarar tazminatı miktarının hesaplanmasının teknik bilirkişilerce yapılabileceği, tarafın teknik bilirkişiler vasıtasıyla belirlenebilecek hususları kendi başına belirleyerek dava açmasının kendisinden beklenemeyeceği, bu nedenle davanın belirsiz alacak davası olarak açılabileceği, ayrıca Anayasa Mahkemesinin 20/04/2022 tarihli ve 31815 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 2019/12190 Başvuru numaralı 22/02/2022 Karar tarihli kararında, belirlenebilir bir alacağın belirsiz alacak davası açılmak suretiyle talep edilmesi akabinde davanın hukuki yarar yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmesinin davacının mahkemeye erişim hakkını kısıtlar mahiyette olduğuna ve mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine, hukuki yarar yokluğu sebebiyle davanın usulden reddine karar verilmesinin başvurulacak son çare olduğuna karar verildiği göz önünde bulundurularak, davalı ...r yokluğu sebebiyle davanın usulden reddine karar verilmesi talebinin reddine karar verilerek yargılamaya devam olunmuştur.
Davalılar vekilinin zamanaşımı itirazının, davanın munzam zarar talebine ilişkin olduğu, oluştuğu iddia edilen munzam zararın temel ilişki açısından meydana gelen uyuşmazlığın çözümü amacıyla yapılan yargılamaya ilişkin dava dosyasının kesinleştiği tarih itibarıyla söz konusu olacağı, Yargıtay ... Hukuk Dairesinin...Karar sayılı ilamında da bahsedildiği üzere davanın haksız fiilden kaynaklanan zamanaşımı süresine tabi olduğu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 72/1. maddesinde tazminat isteminin, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her halde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrayacağının, ancak, tazminatın ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımının uygulanacağının düzenlendiği, bu kapsamda İzmir ... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... Karar sayılı dosyasının fiziken incelenmesi neticesinde kesinleşme tarihinin 07/01/2025 olduğu anlaşılmakla, davanın zamanaşımı süresi içerisinde açıldığı dikkate alınarak zamanaşımı itirazının reddine karar verilmiştir.
Kesinleşmiş bulunan İzmir... Asliye Ticaret Mahkemesinin... Karar sayılı dosyasının varlığı ile davacı vekilinin beyanlarına göre tanıkların müteahhitlik işleri yapan davacının, dava konusu munzam zarar talebine konu iş hakkında ve munzam zararın nedeni olan paranın taraflar arasındaki sözleşmede yazılı şekil ve tarihlerde ödenmemesi hususunda bu tarihten itibaren o günkü kapasitede var olan iş alabilme ve gerekli malzemeyi sermayesi ile temin edebilmesi olanaklarından yoksun kalması hakkında ifade vereceklerinin bildirildiği dikkate alındığında, tanık beyanlarının alınmasının yargılamaya herhangi bir katkısı olmayacağı anlaşılmakla reddi yönünde ara karar tesis edilmiştir.
Gerekli bilgi ve belgelerin dosyanın mahkememizce resen belirlenecek Serbest Muhasebeci Mali Müşavir bilirkişiye tevdi ile dosya kapsamı, tarafların iddia ve savunmaları, taraflar arasındaki davalı...'e ait olan “... Sokak, No:... Yenişehir-İZMİR" adresindeki yapının Bodrum Kat, Zemin Kat, 1. Kat, 2. Kat Ve Teras Katına Bazı İnşaat İşlerinin Yapımı konusunda tanzim olunan ve imzalanan 27/03/2009 tarihli sözleşme, davalı tarafça davacıya yapılan ödeme kayıtları, İzmir... Asliye Ticaret Mahkemesinin ...Karar sayılı dosyası ve içeriğinde yer alan bilirkişi raporları ile sair deliller birlikte değerlendirilerek; 50.796,95-TL'nin davalıların davacı vekilinin talebi doğrultusunda temerrüte düştükleri tarih olarak belirtilen 29/03/2010 tarihinden ödeme tarihine kadar ödeme tarihi olan 10/08/2023 tarihine kadar işleyecek avans faizi ile birlikte hesaplanması, yine alacak bedeli olan 50.796,95-TL'nin banka vadeli mevduat faiz oranları, döviz kurları, altın fiyatları, devlet tahvil faiz oranları, işçi ücretleri, TEFE, TÜFE ve ÜFE verileri, asgari ücret verileri ve enflasyon verileri çerçevesinde ödeme tarihi olan 10/08/2023 tarihindeki değerinin hesaplanması, akabinde dava konusu alaca bedelinin banka vadeli mevduat faiz oranları, döviz kurları, altın fiyatları, devlet tahvil faiz oranları, işçi ücretleri, TEFE, TÜFE ve ÜFE verileri, asgari ücret verileri ve enflasyon verileri çerçevesinde hesaplanacak ödeme tarihi olan 10/08/2023 tarihindeki değerinden, asıl alaca bedeli olan 50.796,95-TL'nin temerrüt tarihi olan 29/03/2010 tarihinden itibaren ödeme tarihi 10/08/2023 tarihine kadar işleyecek avans faizi ile birlikte mahsubu suretiyle, davacının munzam zararının bulunup bulunmadığı, var ise munzam zarar bedelinin ne kadar olduğu hesaplanarak düzenlenecek raporun mahkememize sunulması istenilmiş olup, Serbest Muhasebeci Mali Müşavir bilirkişi 15/04/2025 havale tarihli raporunda sonuç olarak; 29.03.2010 tarihli 50.796,95-TL'lik alacak tutarının, banka vadeli mevduat faiz oranları, döviz kurları, altın fiyatları, devlet tahvil faiz oranları, işçi ücretleri, TEFE, TÜFE ve ÜFE verileri, asgari ücret verileri ve enflasyon verileri çerçevesinde hesaplanacak 10/08/2023 ödeme tarihindeki değerinin 748.697,90-TL olduğuna, asıl alacak bedeli olan 50.796,95-TL'nin temerrüt tarihi olan 29/03/2010 tarihinden itibaren ödeme tarihi 10/08/2023 tarihine kadar işleyecek avans faizi ile birlikte ulaşacağı değerin 146.641,82-TL olduğunu ve davaya konu alacak nedeniyle davacının munzam zararının 602.056,08-TL olduğunu mütalaa etmiştir.
Davalılar vekilinin Serbest Muhasebeci Mali Müşavir bilirkişinin 15/04/2025 havale tarihli raporuna karşı itirazlarının, yerleşik Yargıtay içtihatları ve Bölge Adliye Mahkemesi kararları çerçevesinde ve mahkememiz ara kararı doğrultusunda hesaplamanın her yıl itibariyle gerçekleşen TEFE- TÜFE oranı, bankaların 3 aylık ortalama vadeli mevduat faiz oranları, devlet tahvillerine verilen faiz oranları, döviz kurlarındaki Amerikan Doları ve Euro değişim oranları, asgari ücret artışı ve altın fiyatlarındaki artış oranları dikkate alınmak suretiyle yapıldığı anlaşılmakla reddine karar verilmiştir.
Davacı vekilinin 16/07/2025 tarihli bedel arttırım dilekçesi ile dava dilekçesinde 1.000,00- TL olarak belirttikleri dava değerini 602.000,00-TL'ye arttırdıklarını beyan ettiği ve artırılan dava değeri üzerinden eksik harcı mahkememiz veznesine yatırdığı görülmektedir.
Tüm dosya kapsamı, tarafların iddia ve savunmaları, İzmir Arabuluculuk Bürosunun ... Arabuluculuk numaralı Arabuluculuk Son Anlaşamama Tutanağı, davacı... ile davalı...'e ait vukuatlı nüfus aile kayıt örnekleri, davalı şirkete ait ticaret sicil kayıtları, İzmir .... Asliye Ticaret Mahkemesinin...Esas sayılı dosyası, Serbest Muhasebeci Mali Müşavir bilirkişinin 15/04/2025 havale tarihli raporu, davacı vekilinin 16/07/2025 tarihli bedel arttırım dilekçesi ile sair deliller birlikte değerlendirildiğinde; davaya konu uyuşmazlığın, taraflar arasındaki davalı...'e ait olan “... Sokak, No:... Yenişehir-İZMİR" adresindeki yapının Bodrum Kat, Zemin Kat, 1. Kat, 2. Kat Ve Teras Katına Bazı İnşaat İşlerinin Yapımı konusunda tanzim olunan ve imzalanan 27/03/2009 tarihli sözleşme kapsamında ve sözleşme dışında yapılan işlerden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla davacı tarafından davalılar aleyhinde İzmir... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... Karar sayılı dosyasında ikame edilen davanın yargılaması neticesinde hüküm altına alınan bedelin, alacağın doğduğu tarihin 2009 olduğu, yargılamanın çok uzun sürmesi ve davalıların eylem ve işlemleri ile de yargılamanın uzamasına sebebiyet verdiklerinden dolayı, ödenmesi gereken tazminat bedelinin davalıların uhdelerinde kaldığı ve davacının ciddi şekilde zarar gördüğü, elde edilen tazminatın faizleri ile karşılanamayacak düzeyde zarara uğradığı, hüküm altına alınan 50.796,95-TL'nin değer kaybı ve paranın alım gücü, denkleştirici adalet ilkesi ve diğer nedenler göz önüne alındığında tahakkuk etmiş faizler ile zararın karşılanmasının olanaklı olmadığından bahisle, 50.796,95-TL asıl alacak yönünden davalıların temerrüde düştükleri 29/03/2010 tarihi itibarıyla ödenmesi gerekli bu meblağın, paranın ortalama olarak ödendiği tarih olan 10/08/2023 tarihleri arasında paranın alım gücü ve diğer unsurlar değerlendirilmek ve davacının zararının faizle karşılanmayan kısmının tespiti ile dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont avans faizi ile birlikte davalılardan tahsili ile davacıya verilmesi taleplerine ilişkin olduğu, taraflar arasında davalı...'e ait olan “...Sokak, No:... Yenişehir-İZMİR" adresindeki yapının Bodrum Kat, Zemin Kat, 1. Kat, 2. Kat Ve Teras Katına Bazı İnşaat İşlerinin Yapımı konusunda 27/03/2009 tarihli sözleşmenin tanzim edildiği, davacının sözleşme kapsamında ve sözleşme dışında yapılan işlerden kaynaklı olan alacağının davalılarca ödenmediği, alacağın ödenmemesi üzerine davacı tarafça yargı yoluna başvurulduğu, 2010 yılında başlayan yargılama safahatının 2023 yılında sona erdiği ve kararın 2025 yılında kesinleştiği, kesinleşmiş mahkeme kararına göre davacının sözleşme kapsamında yer alan ve de sözleşme dışında gerçekleştirdiği işlerden kaynaklı olarak davalılardan 50.796,95-TL tutarında alacaklı olduğunun sabit olduğu, alacak bedelinin belirtilen süreçte 10/08/2023 tarihine kadar tahsil edilemediği, davalılarca 10/08/2023 tarihinde davacıya ödeme yapıldığı, Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 13.01.2025 tarih ve 2024/3534 Esas 2025/15 Karar sayılı ilamında da açıkça belirtildiği üzere sürekli ve yüksek enflasyonun görüldüğü ülke ekonomilerinde para borcunun zamanında ödenmemesi halinde alacaklının borçluyu temerrüde düşürmesi ve borcun ifasının uzun süre alması sebebiyle alacaklının her zaman zarara uğradığı, bu zararın bazı ispat kolaylıkları ile de olsa ispat edilmesi gerektiği, paranın değer kaybetmesi alacaklının mal varlığında bir eksilmeye yol açması halinde alacaklının zararının bulunduğu kabul edilmesi gerektiği, ülkemizde mevcut olan ekonomik koşullar çerçevesinde özellikle son yıllarda enflasyonun yüksek oranlarda seyrettiği gözetildiğinde, paranın değer kaybetmesi sebebiyle alacaklının zarara uğradığı ve borçluların ise geçen zaman zarfında ödeyecekleri borçlarının, borcun doğduğu tarihte ödemeleri halinde oluşacak duruma göre malvarlıklarında meydana gelecek eksilme oranının bir hayli düşmesi sebebiyle avantajlı duruma geldiklerinin kabulünün gerektiği, bu kapsamda yaptırılan hesaplama neticesinde 29/03/2010 tarihinde oluştuğu tespit edilen 50.796,95-TL tutarındaki alacağın, banka vadeli mevduat faiz oranları, döviz kurları, altın fiyatları, devlet tahvil faiz oranları, işçi ücretleri, TEFE, TÜFE ve ÜFE verileri, asgari ücret verileri ve enflasyon verileri çerçevesinde hesaplanan 10/08/2023 ödeme tarihindeki değerinin 748.697,90-TL olduğu, asıl alacak bedeli olan 50.796,95-TL'nin temerrüt tarihi olan 29/03/2010 tarihinden itibaren ödeme tarihi 10/08/2023 tarihine kadar işleyecek avans faizi ile birlikte ulaşacağı değerin 146.641,82-TL olduğu, alacak bedelinin ödeme tarihindeki bedelinden, alacağın doğduğu tarih ile ödendiği tarih arasındaki avans faizi mukabilinde hesaplanan temerrüt faizi bedelinin mahsubu neticesinde, davacının munzam zarar alacağının 602.056,08-TL olduğu, davacı vekilinin 16/07/2025 tarihli bedel arttırım dilekçesi ile dava dilekçesinde 1.000,00- TL olarak belirttikleri dava değerini 602.000,00-TL'ye arttırdıklarını beyan ettiği ve artırılan dava değeri üzerinden eksik harcı mahkememiz veznesine yatırdığı, açıklanan gerekçeler dahilinde davacı tarafın iddialarını dava ve bedel artırım dilekçeleri çerçevesinde usulüne uygun deliller vasıtasıyla ispatladığı anlaşılmakla, açılan davanın kabulüne karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
Açılan davanın KABULÜ İLE,
1-Munzam zarar bedeli tazminatı talebinin KABULÜNE, 602.000,00-TL maddi tazminatın, dava tarihi olan 14/05/2024 tarihinden itibaren işleyecek reeskont avans faizi ile birlikte davalılar... ve ... Tarım Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketinden müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı...a verilmesine,
2-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince karar tarihi itibarıyla alınması gereken 41.122,62-TL karar ve ilam harcından, davanın açılışı sırasında yatırılan 427,60-TL peşin harç ve 10.280,66-TL tamamlama harcının mahsubu ile bakiye 30.414,36-TL karar ve ilam harcının davalılardan müştereken ve müteselsile tahsili ile Hazineye irat kaydına,
3-Davacı tarafından yapılan 130,00-TL elektronik tebligat, 120,00-TL fiziki tebligat, 13,50-TL posta (KEP) masrafı, 4.000,00-TL bilirkişi ücreti, 427,60-TL başvurma harcı, 427,60-TL peşin harç ve 10.280,66-TL tamamlama harcı olmak üzere toplam 15.399,36-TL yargılama giderinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine,
4-Davacının kendisini vekille temsil ettirdiği göz önünde bulundurularak karar tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 94.300,00-TL nispi vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine,
5-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A (14) maddesi gereğince ileride haksız çıkacak taraftan tahsil olunmak üzere Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 3.600,00-TL zorunlu arabuluculuk yargılama giderinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile Hazineye irat kaydına,
6-6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 333. maddesi gereğince kullanılmayan gider avansının talep halinde ve karar kesinleştiğinde davacıya iadesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 345. maddesi gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık kesin süre içerisinde mahkememize veya mahkememize gönderilmek üzere bulunulan yer ya da başka bir yer Asliye Ticaret Mahkemesine verilecek bir dilekçe ile başvurmak ve istinaf harç ve masraflarını karşılamak koşulu ile İzmir Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı.
30/09/2025
Katip ...
e-imzalıdır
Hakim...
e-imzalıdır