T.C.
İZMİR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2024/538
KARAR NO : 2025/183
DAVA : Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 02/07/2024
KARAR TARİHİ : 25/02/2025
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA :
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin maliki olduğu... plakalı araç ile kasko poliçesinde sınırsız ihtiyari mali mesuliyet teminatı ile... poliçe numaralı ile koruma altında olan... plakalı araç arasında 18.12.2023 tarihinde maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiğini, söz konusu kazanın, davalı şirketin İMM sigortası korumasında olan... plakalı aracın tam ve asli kusurlu şekilde hareket ederek, müvekkiline ait... plakalı araca çarpması sonucu meydana geldiğini, bu kazada davalı şirketin sigortalısı olan... plakalı araç sürücüsünün kusurlu olduğu kaza tespit tutanağından açıkça anlaşılacağını, müvekkiline ait... plakalı araçta oluşan hasarın... plakalı aracın...poliçe numaralı ZMM sigortası olan ... Anonim Şirketinin 43.795,00-TL değer kaybı, 45.005,00-TL hasar bedeli, tedarikçi firma olan ...San. ve Tic. Ltd. Şti.'ye 31.199,57-TL ödediğini ve poliçe üst limiti olan 120.000,00-TL ile dolduğunu, değer kaybının oldukça düşük hesaplandığını, limiti aşan tutar için davalı sigorta şirketine 10.05.2024 tarihinde başvurulduğunu ancak herhangi bir ödeme yapılmadığını, araçtaki gerçek zararın tespiti için dosyanın bilirkişi verilmesi gerektiğini, davalı sigorta şirketinin hasar bedelini iskontosuz haliyle tazmin edilmesi gerektiğini, davacı aracını kendi imkanlarıyla bir başka serviste tamir ettirdiğinden bu servis tarafından iskonto uygulanmadığını, ekspertiz raporuna göre 2.097,00-TL iskonto yapılmadan ve KDV miktarının da dahil edilerek davacının gerçek zararının tespitinin gerektiğini, hasarlı tazminatın ödenmesinde orjinal parçanın öncelikle orjinal parça ile değiştirilmesi gerektiğini, müvekkilinin aracının kazadan önce parçaları orjinal olup orjinal parçalarla değişiminin olması gerektiğini beyan etmekle, fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak üzere 100,00-TL değer kaybı bedelinin, 100,00-TL hasar tazminatının başvuru tarihi olan 10.05.2024 tarihinden itibaren işleyen avans faiz ile davalı şirketten tahsili talebine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin de davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP :
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin merkezinin...Cad. No:...Salıpazarı İstanbul adresi olduğunu, yetkili mahkemenin İstanbul Mahkemeleri olduğunu, davacı tarafından trafik poliçesi teminat limitlerinin tüketildiği ispat edilemediğinden huzurdaki davanın reddinin gerektiğini, kabul anlamına gelmemekle beraber, müvekkil şirketin sorumluluğunun, ZMSS poliçesi limitleri üzerinde kalan kısım ile sınırlı olduğunu, işbu dava açılmadan önce müvekkili şirkete usulüne uygun başvuruda bulunulmadığnı, bu nedenle dava şırtı nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, müvekkili şirketin sorumluluğunun söz konusu olabilmesi için kaza tarihinden itibaren 2 yıl içinde komisyona başvuruda bulunulması gerektiğini, zamanaşımı itirazlarının bulunduğunu, davacı tarafça fatura ibraz edilmediğinden KDV talebi haksız olmakla davanın reddinin gerektiğini, müvekkili aleyhine tazminata hükmedilecek olması durumunda iskonto dahil hesaplamanın dikkate alınması gerekeceğini, alacağın belirlenebilir olduğu hallerde HMK'nın 107.madde kapsamında belirsiz alacak davası açılmasında hukuki menfaat bulunmadığını, davacının eksper incelemesi yaptırarak iddia edilen alacağını tam olarak tespit ettirdiği/ettirebileceği halde, başvurunun belirsiz alacak davası şeklinde açılmış olması karşısında, başvurunun hukuki menfaat yokluğu sebebiyle reddini talep ettiklerini, müvekkili şirketin sorumluluğunun sigortalısının kusuru ile ve poliçe limitleri ile sınırlı olacağını, sigortalı aracın ticari değil hususi bir araç olduğundan avans faizine dair taleplerin reddinin gerektiğini beyan etmekle, huzurdaki davanın usulden ve esastan reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER :
1-İzmir Arabuluculuk Bürosunun ... Arabuluculuk numaralı Arabuluculuk Son Anlaşamama Tutanağı,
2-Davalı ... Anonim Şirketi nezdinde... plakalı araca ait olarak düzenlenen ... numaralı İhtiyari Mali Mesuliyet Sigortası poliçesi, dava konusu 18/12/2023 tarihli trafik kazasına ilişkin olarak davacı tarafından şirkete yapılan başvuru dilekçesi, dilekçenin şirkete ulaştığı tarihi gösterir tebligat evrakları, hasar dosyası ve varsa davacıya yapılan ödemeleri gösterir evrak ve kayıtlar,
3-Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi nezdinde... plakalı araca ait olarak bulunan tramer kayıtları,
4-Dava konusu trafik kazasının gerçekleştiği 18/12/2023 tarihi ve mevcut durum itibarıyla... ve... plakalı araca ait olarak bulunan trafik tescil ve ruhsat belgeleri,
5-Sair deliller.
DAVA KONUSU :
Açılan dava, 02/02/2023 tarihinde meydana gelen maddi hasarlı trafik kazası neticesinde davacı ... Anonim Şirketine ait... plakalı araçta meydana gelen hasarın onarım bedeli ile hasar sebebiyle oluşan değer kaybı bedeli miktarının ne kadar olduğunun belirlenmesi ile belirlenecek hasarın onarım bedeli ile değer kaybı bedelinin başvuru tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte... plakalı aracın İhtiyari Mali Sorumluluk Sigortası poliçesini tanzim eden davalı ... Anonim Şirketinden tahsili ile davacıya verilmesi taleplerine ilişkindir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Haksız fiil, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49 maddesinde; ''Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.'' şeklinde düzenlenmiştir. Aynı Kanun'un 50. maddesinde ise ''Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler.'' hükmü yer almaktadır.
Haksız fiil öğretide hukuka aykırı zarar verici fiil olarak tanımlanmakta ve unsurları; eylem, hukuka aykırılık, zarar, kusur ve illiyet bağı olarak belirlenmektedir. Buna göre haksız fiilden bahsedebilmek için hukuka aykırı bir eylem bulunmalı, bu eylemden bir zararın doğması zararlandırıcı eylemde bulunan kişinin kusurlu bulunması ve zarar ile kusur arasında illiyet bağının olması gerekmektedir.
Bu beş unsurun varlığı halinde zarar veren kişi eylemden dolayı zarara uğrayan kişi ya da kişileri maddi ve manevi zararlarını karşılamak durumundadır. Türk Medeni Kanunu’nun 6.maddesine göre haksız fiilin unsurlarını ispat etme yükü davacıdadır. Davacı zararı haksız eylemi ve zarar ile haksız eylem arasındaki illiyet bağını ispat etmek durumundadır.
Hakim, kusurlu veya hukuka aykırı bir fiili ile başkasına zarar verenin kusur durumunu, zararın ağırlını ve oluşan durumun özelliklerini gözeterek uygun ve hakkaniyete uygun bir tazminat belirler.
Haksız fiiller meydana geldikleri anda hukuki sonuç doğurur ve zarara neden olanların zararı tazmin borcu haksız fiil tarihinde ortaya çıkar. Haksız fiilin unsuru olan zarar, zarar görenin malvarlığında rızası dışında meydana gelen azalma ile zarar verici fiil olmasa idi bulunacağı durum arasındaki farktır ve zarar haksız fiilin meydana gelmesi ile gerçekleşmiş sayılır. Zarar verenin ve diğer sorumluların zararı tazmin yükümlülüğü herhangi bir ihbara ve ihtara gerek kalmaksızın olay tarihinde doğar. Haksız fiile bağlanan hukuki sonuçlar haksız fiil tarihi esas alınarak belirlenir ve bu nedenle haksız fiillerde olay tarihinde yürürlükte bulunan hukuk kuralları uygulanır. Başka bir deyişle zararın belirlenmesinde olay tarihinde yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerinin dikkate alınması gerekmektedir.
Sorumluluk sigortaları 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1473. ve devamı maddelerinde ''Sigortacı sorumluluk sigortası ile, sözleşmede aksine hüküm yoksa, sigortalının sözleşmede öngörülen ve zarar daha sonra doğsa bile, sigorta süresi içinde gerçekleşen bir olaydan kaynaklanan sorumluluğu nedeniyle zarar görene, sigorta sözleşmesinde öngörülen miktara kadar tazminat öder.'' şeklinde düzenlenmiştir. Sorumluluk sigortalarında sigorta şirketi tarafından zararı karşılanan kişi sigorta sözleşmesinin tarafı değildir. Sigorta ettiren kendisi ya da sorumluluğu altında bulunan kişiler tarafından üçüncü kişilere verilecek zararları sigorta şirketine ödediği prim karşılığında sigorta ettirmektedir. Sorumluluk sigortası, sigorta ettirenin üçüncü kişilere vereceği zararları teminat altına alırken hem üçüncü kişiyi hem de sigortalıyı koruma altına alan bir sigorta türüdür.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1473. ve 1486. maddelerinde yapılan düzenlemeye göre sorumluluk sigortalarını isteğe bağlı sigortalar ile zorunlu sigortalar olarak ikiye ayırmak gerekir.
Tehlike sorumluluklarında üçüncü kişilerin zararının karşılanması amacıyla bazı alanlarda kamu yararı ve zarar görenlerin korunması gerekçesi ile sorumluluk sigortası yaptırmak yasal zorunluluk haline getirilmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun da 1483 ve 1484. maddelerinde de zorunlu sorumluluk sigortalarında uygulanacak hükümler ayrıca düzenlenmiştir. Bu düzenlemelere göre zorunlu sigortalarda sigorta şirketinin zarar gören üçüncü kişiye karşı olan sorumluluğu kanundan doğan bir sorumluluktur. 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 13. maddesi ile bazı hallerde Bakanlar Kurulu'na da zorunlu sigortalar ihdas etme yetkisi verilmiştir. Zorunlu sorumluluk sigortalarının kamu yararı taşıması ve yapılmasının yasa ile zorunlu kılınması nedeniyle zorunlu sigortalarda zarar görenlerin korunması amacıyla bazı düzenlemeler yapılmıştır.
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 91/1. maddesinde, ''İşletenlerin, bu kanunun 85/1. maddesine göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere mali sorumluluk sigortası yaptırmaları zorunludur.'' hükmüne, aynı Kanun'un 85/1. maddesinde, ''Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar.'' hükmüne, aynı Kanun'un 85/son. maddesinde ise, ''İşleten ve araç işleticisi teşebbüsün sahibi, aracın sürücüsünün veya aracın kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusurundan kendi kusuru gibi sorumludur.'' hükmüne yer verilmiş, Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’nın A-1. maddesinde de, ''sigortacı bu poliçede tanımlanan motorlu aracın işletilmesi sırasında bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebebiyet vermesinden dolayı 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’na göre işletene düşen hukuki sorumluluğu, zorunlu sigorta limitlerine kadar temin eder.'' düzenlemesi yapılmıştır.
Yukarıda açıklanan madde hükümlerinden, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası; motorlu bir aracın karayolunda işletilmesi sırasında, bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına neden olması halinde, o aracı işletenin zarara uğrayan 3. kişilere karşı olan sorumluluğunu belli limitler dahilinde karşılamayı amaçlayan ve yasaca yapılması zorunlu kılınan bir zarar sigortası türü olduğu anlaşılmaktadır.
Motorlu araçların işletilme tehlikesine karşı, zarar gören üçüncü şahısları, korumak amacıyla getirilmiş olan bu düzenleme ile öngörülen sorumluluğunun bir kusur sorumluluğu olmayıp, sebep sorumluluğu olduğu; böylece araç işletenin sorumluluğunun sebep sorumluluğunun ikinci türü olan tehlike sorumluluğuna ilişkin bulunduğu, öğretide ve yargısal içtihatlarla kabul edilmektedir. (EREN Fikret, Borçlar Hukuku, 9. B, s. 631 vd.; KILIÇOĞLU Ahmet, Borçlar Hukuku, 10. B., s. 264 vd.).
2918 sayılı Kanunun 86. maddesinde ise, bu Kanun’un 85. maddesinde düzenlenen sorumluluktan kurtulma ve sorumluluğu azaltma koşullarına yer verilmiştir.
Bu düzenlemelere göre, araç işleteni veya araç işleteninin bağlı bulunduğu teşebbüs sahibi, kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmaksızın ve araçtaki bozukluk kazayı etkilemiş olmaksızın kazanın bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulabilecek; sorumluluktan kurtulamayan işleten veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi ise kazanın oluşunda zarar görenin kusurunun bulunduğunu ispat ederse, hakim, durum ve şartlara göre tazminat miktarını indirebilecektir.
Burada kanun koyucu zarar görenin kusuru nispetinde indirim yapılabileceğini öngörmüş ve indirimi zorunlu tutmayarak hâkimin taktirine bırakmıştır. Uygulama ve öğretide de (S. Ünan, “Ergün A. Çetingil ve Rayegan Kender’e 50. Birlikte Çalışma Yılı Armağanı 2007”, s. 1180) bu husus kabul edilmektedir.
Kanun koyucu, açıklanan düzenlemeler yanında 2918 sayılı KTK’nın 91. maddesiyle de; işletenin aynı Kanun’un 85. maddesinin birinci fıkrasına göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere mali sorumluluk sigortası (Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası) yaptırma zorunluluğunu getirmiştir.
Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin yerleşik içtihatları kapsamında değer kaybı, aracın trafik kazası sonucu hasarlanıp, onarılmasından sonraki değeri ile hiç hasarlanmamış haldeki değeri arasındaki farka ilişkin olup, araçtaki değer kaybı belirlenirken, aracın markası, yaşı, modeli ve hasar gördüğü kısımları dikkate alınarak aracın kaza tarihinden önceki ikinci el satış değerinin tespiti ile aracın tamir edildikten sonra ikinci el satış değerinin tespiti ve arasındaki fark göz önüne alınmaktadır.
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 90. maddesinde; ''Zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminatlar bu Kanun ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda öngörülen usul ve esaslara tabidir. Söz konusu tazminatlar ve manevi tazminata ilişkin olarak bu Kanun ve genel şartlarda düzenlenmeyen hususlar hakkında 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun haksız fiillere ilişkin hükümleri uygulanır.'' hükmü düzenlenmiştir.
Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları'nın A.5. Bölümünde belirtilen 'Kapsama Giren Teminat Türleri' başlığı altında bulunan (a) bendinde 'Maddi Zararlar Teminatı' kapsamında araçta meydana gelen değer kaybı da sayılmıştır.
İlgili maddede Maddi Zararlar Teminatı; ''Hak sahibinin bu genel şartta tanımlanan ve zarar gören araçta meydana gelen değer kaybı dahil doğrudan malları üzerindeki azalmadır.'' olarak tanımlanmıştır.
Davalı vekilinin cevap dilekçesinde, davalı şirketin merkez adresinin İstanbul İli, Beyoğlu ilçesinde bulunduğundan bahisle İstanbul Anadolu Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesinin yetkili olduğu gerekçesiyle yetki ilk itirazında bulunduğu görülmektedir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 5. maddesinde; "Mahkemelerin yetkisi, diğer kanunlarda yer alan yetkiye ilişkin hükümler saklı kalmak üzere, bu Kanundaki hükümlere tabidir." hükmü düzenlenmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 6. maddesinde; ''Genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir. Yerleşim yeri, 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu hükümlerine göre belirlenir." hükmü yer almaktadır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 10. maddesinde ise; ''Sözleşmeden doğan davalar, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabilir.'' hükmüne yer verilmiştir.
Yetki itirazının ileri sürülmesi usulü, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 19. maddesinde; "Yetkinin kesin olduğu davalarda, mahkeme yetkili olup olmadığını, davanın sonuna kadar kendiliğinden araştırmak zorundadır; taraflar da mahkemenin yetkisiz olduğunu her zaman ileri sürebilir.
Yetkinin kesin olmadığı davalarda, yetki itirazının, cevap dilekçesinde ileri sürülmesi gerekir. Yetki itirazında bulunan taraf, yetkili mahkemeyi; birden fazla yetkili mahkeme varsa seçtiği mahkemeyi bildirir. Aksi takdirde yetki itirazı dikkate alınmaz.
Mahkeme, yetkisizlik kararında yetkili mahkemeyi de gösterir.
Yetkinin kesin olmadığı davalarda, davalı, süresi içinde ve usulüne uygun olarak yetki itirazında bulunmazsa, davanın açıldığı mahkeme yetkili hâle gelir." şeklinde belirlenmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 6. maddesinde genel yetkili mahkemenin davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi olduğunun, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 16. maddesinde haksız fiilden doğan davalarda, haksız fiilin işlendiği veya zararın meydana geldiği yahut gelme ihtimalinin bulunduğu yer ya da zarar görenin yerleşim yeri mahkemesinin de yetkili olduğunun düzenlendiği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 19. maddesinde ise yetkinin kesin olduğu davalarda, mahkemenin yetkili olup olmadığını, davanın sonuna kadar kendiliğinden araştırmak zorunda olduğu, tarafların da mahkemenin yetkisiz olduğunu her zaman ileri sürebilecekleri, yetkinin kesin olmadığı davalarda, yetki itirazının, cevap dilekçesinde ileri sürülmesi gerektiği, yetki itirazında bulunan tarafın, yetkili mahkemeyi; birden fazla yetkili mahkeme varsa seçtiği mahkemeyi bildirmesi gerektiği, aksi takdirde yetki itirazı dikkate alınmayacağı, yetkinin kesin olmadığı davalarda, davalı süresi içinde ve usulüne uygun olarak yetki itirazında bulunmazsa, davanın açıldığı mahkeme yetkili hâle geleceğinin belirtildiği, ayrıca 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun "Hukuki Sorumluluk ve Sigorta" başlıklı sekizinci kısmının beşinci bölümünde "Ortak Hükümler" ana başlığı altında "Yetkili Mahkeme" alt başlıklı 110. maddesinde ise motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davaların, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi, kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabileceğinin belirlendiği, bu tarz davaların sigorta şirketinin Bölge Müdürlüğünün bulunduğu yerde açılabileceğine dair herhangi bir yasal düzenlemenin bulunmadığı, davacı şirketin merkez adresinin Ankara İli, Çankaya ilçesinde olduğu, kazanın Denizli İlinde vuku bulduğu, davalı ... Anonim Şirketinin merkez adresinin ise İstanbul İli, Kadıköy ilçesinde bulunduğu, bu kapsamda davacı ve davalının yerleşim yerleri ile kazanın meydana geldiği yer açısından mahkememizin yetkili bulunmadığı, davanın yetkisiz mahkeme nezdinde açılması ile birlikte seçim hakkının davalı şirkete geçtiği, davalı vekilinin ise süresinde sunmuş olduğu cevap dilekçesinde ileri sürdüğü yetki ilk itirazında usulüne uygun olarak yetkili mahkeme olarak İstanbul Anadolu Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemelerini bildirdiği göz önünde bulundurulduğunda davalı vekilinin yetki ilk itirazının haklı ve yerinde olduğu kanaatine varılmıştır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/17-1092 Esas 2018/463 Karar sayılı ilamında aynen; ''.....Somut olayda, davacı vekili davayı müvekkillerinin murisinin yolcusu olduğu otobüsün malikine, işletenine, sürücüsüne ve zorunlu taşımacılık mali mesuliyet ve kasko sigortacısına yönelterek davayı bölge müdürlüğünün bulunduğunu düşündüğü yer olan Konya’da açmıştır. 14.02.2011 tarihinde meydana gelen trafik kazasında, kazanın meydana geldiği yer Aksaray’dır. Davacıların yerleşim yeri Karaman, her iki davalı şirketin merkez adresi ise Erzurum’dur. Sigorta şirketinin genel merkez adresi ise Ümraniye/İstanbul’dur. Mahkemece 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 7, 10, 14 ve 16. maddeleri uyarınca Erzurum Mahkemelerinin yetkili mahkeme olduğu gerekçesi ile yetki itirazında bulunan davalılar bakımından dosya tefrik edilerek yetkisizlik kararı vermiştir.
Mevcut bu durum karşısında, davacılar davasını aracın zorunlu trafik sigortasını düzenleyen şirkete değil de, zorunlu taşımacılık mali sorumluluk sigortasını ve kasko sigorta poliçesini düzenleyen şirkete yönelttiğinden 2918 sayılı yasanın eldeki davada uygulanma olanağı bulunmamaktadır. Her ne kadar, 2918 sayılı KTK’nın 110/2. Maddesi ile uyumlu olsa dava tarihi dikkate alındığında, dava konusu araç otobüs olduğundan olaya 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’nun ilga edilen 25. maddesi uygulanmalıdır. Ne var ki her iki yasanın da ilgili maddelerinde bölge müdürlüğünün yetkili olduğu yönünde bir düzenlenme bulunmamaktadır. Kanunda bulunmayan bir düzenleme de yorum yolu ile genişletilemez. Bu durumda 4925 sayılı Yasanın 25. maddesi ve 6100 sayılı HMK’nın 7. maddesi hükmü uyarınca, bölge müdürlüklerin bulunduğu yer mahkemelerinin de yetkili mahkeme olarak kabul edilemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında merkez veya şubenin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemeleri, Kanun (4925 s. Karayolu Taşıma Kanunu) uyarınca yetkili kabul edildiğine göre, acente ve şubeyi denetleyen üst merci olan, genel merkezin emir ve talimatı doğrultusunda çalışan ve yetkisi şubeye göre daha fazla olan bölge müdürlüğünün bulunduğu yer mahkemesinin de yetkili olduğu yönünde görüş ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.....'' gerekçelerine yer verilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin 18/04/2024 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 14/03/2024 tarihli ve 2023/79 Esas 2024/80 Karar sayılı kararı ile 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 110. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "merkez" ve merkez ibaresinden sonra gelen ''...veya...'' ibaresinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir.
Her ne kadar Anayasa yargısına hakim ilke ve esaslar gereğince, norm detimine konu itirazın dayanağını oluşturan davanın konusuyla sınırlı inceleme yapma zorunluluğu nedeniyle, Anayasa Mahkemesinin anılan kararına konu iptal hükmü söz konusu kanunda yer alan "merkez" ve merkez ibaresinden sonra gelen ''...veya...'' ibaresine ilişkin ise de, kararda yer verildiği üzere ilgili normun yorumlanmasına esas alınan ölçütler ile açıklamalar ışığında, Bölge Müdürlüğünün bulunduğu yer açısından yetkiye ilişkin kanunilik şartının da bulunmadığı göz önünde bulundurulduğunda, davalı sigorta şirketinin Bölge Müdürlüğünün bulunduğu yerin yetkili olduğunun kabulü mümkün bulunmamaktadır. Keza İzmir Bölge Adliye Mahkemesi ... Hukuk Dairesinin ...Karar sayılı kararında yer alan karşı oy gerekçesinde de bu hususlar vurgulanmıştır.
Tüm dosya kapsamı, tarafların iddia ve savunmaları, İzmir Arabuluculuk Bürosunun... Arabuluculuk numaralı Arabuluculuk Son Anlaşamama Tutanağı, davalı ... Anonim Şirketi nezdindeki... plakalı araca ait... numaralı İhtiyari Mali Mesuliyet Sigortası poliçesi, dava konusu 18/12/2023 tarihli trafik kazasına ilişkin olarak davacı tarafından şirkete yapılan başvuru dilekçesi, dilekçenin şirkete ulaştığı tarihi gösterir tebligat evrakları, hasar dosyası ve varsa davacıya yapılan ödemeleri gösterir evrak ve kayıtlar, Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi nezdindeki... plakalı araca ait tramer kaydı, dava konusu trafik kazasının gerçekleştiği 18/12/2023 tarihi ve mevcut durum itibariyle... ve... plakalı araca ait trafik tescil ve ruhsat belgeleri ile sair deliller birlikte değerlendirildiğinde; davaya konu uyuşmazlığın, 02/02/2023 tarihinde meydana gelen maddi hasarlı trafik kazası neticesinde davacı ... Anonim Şirketine ait... plakalı araçta meydana gelen hasarın onarım bedeli ile hasar sebebiyle oluşan değer kaybı bedeli miktarının ne kadar olduğunun belirlenmesi ile belirlenecek hasarın onarım bedeli ile değer kaybı bedelinin başvuru tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte... plakalı aracın İhtiyari Mali Sorumluluk Sigortası poliçesini tanzim eden davalı ... Anonim Şirketinden tahsili ile davacıya verilmesi taleplerine ilişkin olduğu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 6. maddesinde genel yetkili mahkemenin davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi olduğunun, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 16. maddesinde haksız fiilden doğan davalarda, haksız fiilin işlendiği veya zararın meydana geldiği yahut gelme ihtimalinin bulunduğu yer ya da zarar görenin yerleşim yeri mahkemesinin de yetkili olduğunun düzenlendiği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 19. maddesinde ise yetkinin kesin olduğu davalarda, mahkemenin yetkili olup olmadığını, davanın sonuna kadar kendiliğinden araştırmak zorunda olduğu, tarafların da mahkemenin yetkisiz olduğunu her zaman ileri sürebilecekleri, yetkinin kesin olmadığı davalarda, yetki itirazının, cevap dilekçesinde ileri sürülmesi gerektiği, yetki itirazında bulunan tarafın, yetkili mahkemeyi; birden fazla yetkili mahkeme varsa seçtiği mahkemeyi bildirmesi gerektiği, aksi takdirde yetki itirazı dikkate alınmayacağı, yetkinin kesin olmadığı davalarda, davalı süresi içinde ve usulüne uygun olarak yetki itirazında bulunmazsa, davanın açıldığı mahkeme yetkili hâle geleceğinin belirtildiği, ayrıca 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun "Hukuki Sorumluluk ve Sigorta" başlıklı sekizinci kısmının beşinci bölümünde "Ortak Hükümler" ana başlığı altında "Yetkili Mahkeme" alt başlıklı 110. maddesinde ise motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davaların, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi, kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabileceğinin belirlendiği, Bölge Müdürlüğünün bulunduğu yer mahkemesinin yetkisi açısından herhangi bir yasal düzenleme bulunmadığı, davacı şirketin merkez adresinin Ankara İli, Çankaya ilçesinde olduğu, kazanın Denizli İlinde vuku bulduğu, davalı ... Anonim Şirketinin merkez adresinin ise İstanbul İli, Kadıköy ilçesinde bulunduğu, bu kapsamda davacı ve davalının yerleşim yerleri ile kazanın meydana geldiği yer açısından mahkememizin yetkili bulunmadığı, davanın yetkisiz mahkeme nezdinde açılması ile birlikte seçim hakkının davalı şirkete geçtiği, davalı vekilinin ise süresinde sunmuş olduğu cevap dilekçesinde ileri sürdüğü yetki ilk itirazında usulüne uygun olarak yetkili mahkeme olarak İstanbul Anadolu Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemelerini bildirdiği göz önünde bulundurulduğunda davalı vekilinin yetki ilk itirazının haklı ve yerinde olduğu anlaşılmakla, açıklanan gerekçeler dahilinde süresinde yapılan yetki ilk itirazı çerçevesinde uyuşmazlığın çözümü açısından mahkememizin yetkili olmadığı, yetkili mahkemenin davalının merkezinin bulunduğu adres itibarıyla İstanbul Anadolu Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesi olduğu anlaşılmakla, mahkememizin yetkisizliğine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 6. maddesi hükmü gereğince davaya konu uyuşmazlığın çözümü açısından İstanbul Anadolu Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesinin yetkili olduğu anlaşılmakla, mahkememizin YETKİSİZLİĞİNE,
2-6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 20. maddesi gereğince, tarafların yetkisizlik kararının kesinleşmesinden itibaren iki hafta içerisinde mahkememize başvurarak dava dosyasının yetkili mahkemeye gönderilmesini talep edebileceklerinin, aksi takdirde davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğinin ihtarına,
3-Tarafların görevsizlik kararının kesinleşmesinden itibaren iki hafta içerisinde mahkememize başvurarak dava dosyasının yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmeleri durumunda, dosyanın yetkili İSTANBUL ANADOLU NÖBETÇİ ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE,
4-Yargılama giderlerinin yetkili mahkemece dikkate alınmasına,
Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı vekilinin yokluğunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 345. maddesi gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık kesin süre içerisinde mahkememize veya mahkememize gönderilmek üzere bulunulan yer ya da başka bir yer Asliye Ticaret Mahkemesine verilecek bir dilekçe ile başvurmak ve istinaf harç ve masraflarını karşılamak koşulu ile İzmir Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 25/02/2025
Katip ...
e-imzalıdır
Hakim...
e-imzalıdır