T.C.
İZMİR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2024/951 Esas
KARAR NO : 2025/149
DAVA : Menfi Tespit Ve İstirdat (Satım Sözleşmesi Nedeniyle Yapılan Ödemeler İle Avans Olarak Verilen Çeklerin Bedelsiz Kaldığı İddiasından Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 15/11/2024
KARAR TARİHİ : 12/02/2025
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit Ve İstirdat (Satım Sözleşmesi Nedeniyle Yapılan Ödemeler İle Avans Olarak Verilen Çeklerin Bedelsiz Kaldığı İddiasından Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda;
DAVA:
Davacı vekili, dava dilekçesinde; 28/09/2024 tarihinde müvekkilin imzası ile düzenlenerek davalıya gönderilen bayilik sözleşmesi başlığını taşıyan ancak hukuken alım satım sözleşmesi niteliğinde olan davalı tarafça imzası tamamlanmamış olan sözleşme ile davalının ürettiğini iddia ettiği ısı sistemlerinden müvekkilinin 1.680.000,00 TL bedelle yüz adetini satın alması konusunda tarafların anlaştıklarını, müvekkilinin satış bedelinin 500.000,00 TL'lik bölümünü kredi kartı ve banka havalesi ile ödediğini, bakiye 1.180.000,00 TL tutar için davaya konu 400.000,00 TL, 350.000,00 TL ve 430.000,00 bedelli üç adet çeki düzenleyerek davalıya teslim ettiğini, sözleşmede 28/10/2024 tarihinden başlamak üzere 100 adet ürünün, 4 haftada, her hafta 25 adet olacak şekilde teslim edileceğinin kararlaştırıldığını, davalının 02/10/2024 tarihli, 1.680.000,00 TL bedelli faturayı düzenleyip, müvekkiline ilk hafta için sadece 15 tane ısı sistemini teslim ettiğini, ancak teslim edilen malların monte edilirken ayıplı olduğunun anlaşıldığını, bu nedenle müvekkilinin keşide ettiği 08/10/2024 tarihli ihtarname ile davalıya ayıbı ve sözleşmeyi feshettiğini bildirdiğini ve ödenen satış bedeli ile 3 adet çekin iadesini, ayıplı malların kendisinden teslim alınmasını talep ettiğini, ardından çeklerle ilgili ihtiyati tedbir kararının alınıp, zorunlu arabuluculuk yoluna başvurulduğunu, davaya konu sözleşmenin internetten indirilmiş matbu bir evrak olması, bazı boşlukların müvekkilince doldurulması nedeniyle TTK'nunda düzenlenen bayilik sözleşmesi niteliğini taşımadığının açık olduğunu, TTK düzenlemesine göre bayilik sözleşmesinin zorunlu unsurlarından olan devamlılık, müteselsil kefil ve üretici imzasının sözleşmede bulunmadığı gibi, müvekkilinin hem bayi, hem kefil olduğu ve kalan boşluklarda müvekkilinin parafının bulunmadığını, çeklerin ve yapılan ödemelerin bedelsiz kaldığını, davaya konu sözleşmenin alım satım sözleşmesi olup, gerek niteliği, gerekse şekil noksanlığı sebebiyle, bayilik sözleşmesinin başlangıçtan itibaren geçersiz olduğunun kabulünün de mümkün olduğunu, hem eksik hem ayıplı ifası karşısında, bir an için sözleşmenin geçerli olduğu düşünülse dahi kendisine teslim edilen ürünlerin ayıplı olmasından bahisle sözleşmeyi feshederek, fesih iradesini de basiretli bir tacirin yükümlülüklerine uygun şekilde davalıya vakit kaybetmeksizin yazılı şekilde bildiren müvekkilinin sözleşmesel anlamda borçlu olmadığının kabulü ile edimlerin karşılıklı iadesinin gerektiğini bildirmiş, ihtiyati tedbirin devamına, davaya konu çeklerden dolayı davacının, davalıya borçlu olmadığının tespitine, çeklerin davacı veya muhatap bankaya iadesine, 500.000,00 TL'nin ticari faizi ile birlikte davacıya iadesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA:
Davalı cevap dilekçesi sunmadığı gibi, duruşmalara da katılmamıştır.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Dava, davacı tarafça satım sözleşmesi olduğu iddia edilen davaya konu 28/05/2024 tarihli bayilik sözleşmesi uyarınca, davacının avans ödemesi olarak yaptığını iddia ettiği nakit ödeme ile üç adet çekin, davalı tarafın teslim ettiği ürünlerin eksik ve ayıplı olarak teslim edilmesi nedeniyle davacı tarafça sözleşmenin feshedilmesiyle birlikte bedelsiz kaldığı iddiası ile davaya konu çekler ve ödeme nedeniyle davacının, davalıya borçlu olmadığının tespiti ile nakit ödemenin istirdatı ve çeklerin iadesi istemine ilişkindir.
Davacı 08/10/2024 tarihli ihtarname ile davalı tarafça düzenlenen faturayı iade ettiğini, nakit olarak ödediği 500.000,00 TL'nin ve keşide edip teslim ettiği üç adet dava konusu çekin iadesini davalıdan talep etmiştir.
İzmir ... Asliye Ticaret Mahkemesinin...değişik iş sayılı dosyasında verilen 24.10.2024 tarihli kararla, dava konusu çeklerin davalı tarafından ibraz edilmesi halinde ödenmemesi konusunda ihtiyati tedbir kararı verilmiştir.
Davalı tarafça, davaya konu 430.000,00 TL bedelli ve 25.10.2024 keşide tarihli çek, Edremit İcra Dairesinin... sayılı dosyasında kambiyo senetlerine özgü yolla 12.11.2024 tarihinde takibe konu edilmiştir.
Ticari davalar, mutlak ticari davalar, nispi ticari davalar ve yalnız bir ticari işletme ile ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruptan oluşur.
Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın yasal düzenlemelerce ticari sayılan davalardır. Bu davalar TTK'nun 4(1), Kooperatifler Kanunu'nun 99, İİK'nun 154, Finansal Kiralama Kanunu'nun 31, Ticari İşletme Lehine Kanunu'nun 22. maddelerinde sayılmış olup, bu nitelikteki davaların mutlak ticari dava sayılabilmesi için ilgili özel kanunlarda nitelendirilmesi ya da TTK'nun 4(1) maddesinde sayılmış olması yeterlidir.
Nispi ticari davalar ise, her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili ve tarafların tacir olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. Uyuşmazlığın nispi ticari dava sayılabilmesi için bu iki koşulun birlikte varlığı zorunludur.
Üçüncü grup ticari davalar yalnız bir tarafın ticari işletmesini ilgilendirilen havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Bu davalar TTK'daki yasal düzenleme gereği uyuşmazlığını bir yanı tacir olmasa dahi bir yanının tacir olması halinde ticari dava sayılmıştır.
6335 Sayılı Türk Ticaret Kanunu ile Türk Ticaret Kanunu'nun Yürürlüğü Ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunu'nun ikinci maddesi ile değişik TTK'nun 5(1) maddesi gereğince ticaret mahkemesi ticari nitelikli davalara ve çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlendirilmiş olup, buna göre Asliye Ticaret Mahkemesi ile diğer hukuk mahkemeleri arasındaki hukuki ilişki görev ilişkisidir.
Her ne kadar dava dilekçesinde bayilik sözleşmesinin TTK'nunda düzenlendiği iddia edilmiş ise de, bayilik sözleşmesinin TTK'nunda düzenlenmediği, bu nedenle mutlak ticari dava niteliğinin bulunmadığı açıktır. Bunun gibi satış sözleşmesi , TBK'nun 207 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup, satış sözleşmelerinin de mutlak ticari dava niteliği de bulunmamaktadır. Ayrıca davaya konu çeklerin, dava konusu sözleşme nedeniyle düzenlenip, davalı tarafa teslim edilmesi karşısında, kayıtsız ve şartsız para borcu ikrarını içerir kambiyo senedi niteliğinin bulunmadığı, çeklerin düzenlenmesine konu temel hukuki ilişkinin mutlak ticari dava niteliği bulunmayan bayilik sözleşmesi veya satış sözleşmesi olduğu göz önünde tutulduğunda, davaya konu çekler yönünden de ortaya çıkan uyuşmazlığın mutlak ticari dava niteliğinde olmadığı bellidir.
Davanın, mutlak ticari dava niteliğinin bulunmaması nedeniyle, yalnız nispi ticari dava niteliğinde olması halinde asliye ticaret mahkemesinde, ticari dava olarak görülmesi mümkündür. Uyuşmazlığın, nispi ticari dava olarak görülebilmesi için, tarafların tacir olması ve uyuşmazlığın ticari işletmeleri ile ilgili olması koşullarının bir arada bulunması zorunludur.
Davacı ve davalı taraflar, gerçek kişilerdir. Her iki tarafın tacir olup olmadığının, adlarına kayıtlı ticari işletmelerinin bulunup bulunmadığının ve davaya konu sözleşmenin adlarına kayıtlı ticari işletmeleriyle ilgili olarak yapılıp yapılmadığının, buna bağlı olarak nispi ticari davanın zorunlu unsuru olan uyuşmazlığın tarafların ticari işletmeleriyle ilgili olup olmadığının tespiti için görevin kamu düzeninden olup, resen gözetilmesinin gerektiği göz önünde tutularak, araştırma yapılmış, müzekkereler yazılarak deliller toplanmıştır. Davalının, herhangi bir faaliyet konusu ile ilgili tacir ve ticaret şirketi ortağı sıfatıyla sicile kayıtlı olmadığı, Kula Vergi Dairesi Müdürlüğü nezdinde elektrik enerjisi üretimi ve radyo, tv, posta yoluyla veya internet üzerinden perakende ticareti ile ilgili vergi mükellefiyeti kaydının bulunup, bilanço esasına göre defter tuttuğu, yıllık brüt satışının 1.275.000,00 TL olduğu belirlenmiş, buna karşın davacının tacir ve ticari ortağı sıfatıyla sicil kaydının bulunmadığı, Havran Esnaf ve Sanatkarlar Odasında meşrubat imalatı ve ticareti nedeniyle kayıtlı olduğu ve 04/01/2010 tarihinden itibaren konsantre meyve ve sebze suyu imalatı ve tezgahlar ve pazar yerleri vasıtasıyla şarküteri ürünleri, süt ve süt ürünleri ile yumurta perakende ticareti faaliyeti alanında bilanço esasına göre defter tuttuğu, yıllık cirosunun 6.034.562,08 TL olduğu belirlenmiştir.
Vergi dairesinden alınan müzekkere cevaplarına göre davalının tacir olduğu bellidir. Ancak ticari faaliyet alanı elektrik enerjisi üretimi ve radyo, tv, posta yoluyla veya internet üzerinden perakende ticaretidir. Buna göre davalının elektrikli araçların üretimi konusunda kayıtlı bir faaliyet alanının bulunmamasına bağlı olarak bu nitelikte bir ticari işletmesi de yoktur. Bunun yanında davacının bilanço esasına göre defter tutmasına ve esnaf odasına kayıtlı olmasına rağmen yıllık cirosu itibariyle kayıtlı faaliyet alanı olan konsantre meyve ve sebze suyu imalatı ve tezgahlar ve pazar yerleri vasıtasıyla şarküteri ürünleri, süt ve süt ürünleri ile yumurta perakende ticareti konusunda işletmesinin bulunup, yıllık cirosuna göre tacir kabul edilebilirse de, elektrikli ısıtıcıların alım satımı konusunda kayıtlı bir faaliyetinin bulunmamasına bağlı olarak bu nitelikte bir ticari işletmesinin bulunmadığı gibi davacı vekili 01/02/2025 tarihli dilekçede; müvekkilinin, meşrubat ve benzeri kayıtlı faaliyet alanları konusunda vergi mükellefiyeti ile beraber dava konusu anlaşmaya güvenerek muhasebecisi aracılığıyla ısı sistemleri için de başvuru yapmak üzere hareket ederken ve aynı zamanda depo ayarlanıp garanti belgeleri ve ekip hazırlanırken, eş zamanlı olarak davalıdan kaynaklı sebeplerle anlaşmaya uyulmadığından bu konudaki faaliyeti için henüz başvuru yapmadığını bildirmiştir. Bu bildirimden davacının elektrikli ısı cihazlarının alım satımı konusunda bir vergi mükellefiyetinin bulunmaması yanında ticari işletmesinin de bulunmadığı bellidir.
Bilindiği üzere 6102 Sayılı TTK'nun hazırlanmasında esas itibariyle ticari işletme kavramı temelinden hareket edilmiş ve Ticaret Hukukunun önemli kurumları ticari işletme kavramı ile bağlantı kurularak tanımlanmış olup, TTK'nun ticari işletme başlıklı 11(1).maddesinde; ticari işletmenin, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerinin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletme olarak tanımlanmış, 12.maddede ise; bir ticari işletmeyi, kısmende olsa kendi adına işleten kişiye tacir denileceği, bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimsenin, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılacağı, bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimsenin, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu olacağı düzenlenmiştir.
Davanın, ticari nitelikli dava olup olmadığı, TTK'nun 4.maddesinde gösterilen ilkelere göre belirlenecek olup, yukarıdaki düzenlemeler ve dosyada toplanan deliller birlikte değerlendirildiğinde, davacı ve davalının tacir sayılacakları tartışmasızdır. Davanın, nispi ticari dava niteliğinde olduğunun kabul edilebilmesi için tarafların uyuşmazlık konusuna uygun nitelikte ticari işletmelerinin bulunması ve davaya konu uyuşmazlığın tarafların bu nitelikteki ticari işletmeleriyle ilgili bulunduğunun belirlenmesi usul ve yasa gereğidir.
Somut olay yönünden; davalının elektrikli ısı sistemleri araç ve gereçlerinin üretimi konusunda kayıtlı bir faaliyet kaydının bulunmadığı gibi dosyada bu nitelikte bir ticari işletmesinin bulunduğuna dair bir delil toplanmadığı, davacının ise 01/02/2025 tarihli dilekçede de dile getirildiği üzere elektrikli ısı sistemleri ve araç ve gereçlerinin alım satımı konusunda ileride bir ticari işletme kurmak ve vergi mükellefiyeti olmak amacıyla davaya konu sözleşmeyi yapıp, sözleşme ve dava tarihinde davacının bu nitelikte kayıtlı ya da kayıtsız bir ticari işletmesinin bulunmadığı, buna göre nispi ticari davanın koşullarından olan davacı ve davalının adlarına kayıtlı uyuşmazlık konusu ile ilgili bir ticari işletmelerinin bulunmadığı, taraflar arasındaki uyuşmazlık konusunun elektrikli ısı sistemlerinin üretimi, alım ve satımı nedeniyle yapılan sözleşmeden kaynaklandığı göz önünde tutulduğunda, davaya konu uyuşmazlığın yine nispi ticari davanın yasal koşullarından olan her iki tarafın farklı faaliyet alanlarına ilişkin olarak kayıtlı olan ticari işletmeleriyle ilgili bulunmasına ilişkin yasal koşulun somut dava yönünden varlığının bulunmadığı açık ve anlaşılır olmakla, davanın, nispi ticari dava niteliğinin bulunmadığı belirlenmiştir.
Tüm dosya kapsamı, toplanan deliller ile; davanın, mutlak ve nispi ticari dava niteliğinin bulunmadığı, ticari dava niteliği bulunmayan uyuşmazlığın kanun ve usul kuralları gereği asliye ticaret mahkemesinde görülmesinin mümkün olmadığı, taraflar arasındaki uyuşmazlığı çözme görevinin HMK'nun 2.maddesi uyarınca asliye hukuk mahkemesine ait olup, mahkememizin görevsiz olduğu, mahkemelerin görevinin dava şartlarından olması nedeniyle HMK nun 115(1) maddesi uyarınca davanın her aşamasında resen gözetilmesi gerektiği dikkate alınarak; mahkememizin görevsizliği nedeniyle davanın dava şartı yokluğu yönünden usulden reddine, dosyanın görevli asliye hukuk mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerektirici nedenlerle:
1-Görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olması ve Mahkememizin GÖREVSİZLİĞİ nedeniyle HMK nun 114(1)/c maddesinin yollaması ile HMK nun 115(2) maddesi uyarınca davanın, dava şartı yokluğu nedeni ile usulden REDDİNE,
2-HMK'nun 20 (1) maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde ve yasal süre içinde istem halinde dosyanın görevli İZMİR ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ'ne GÖNDERİLMESİNE,
3-HMK'nun 331(2) maddesi uyarınca yargılama giderlerinin görevli mahkeme tarafından değerlendirilmesine,
4-HMK'nun 20(1) maddesi uyarınca kararın kesinleşmesinden sonra yasal süre içinde gönderme başvurusunun yapılmaması halinde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmek üzere dosyanın ele alınmasına,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nun 343 ve 345. maddeleri uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık kesin süre içerisinde Mahkememize veya Mahkememize gönderilmek üzere bulunulan yer ya da başka bir yer Asliye Ticaret Mahkemesi'ne verilecek bir dilekçe ile İzmir Bölge Adliye Mahkemesi'ne istinaf yasa yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 12/02/2025
Başkan ...
e-imza
Üye ...
e-imza
Üye ...
e-imza
Katip ...
e-imza