(2709 S. K. m. 141) (5271 S. K. m. 34, 230, 279, 280, 284, 289) (5237 S. K. m. 155) (YİBK. 07.06.1976 T. 1976/3-4 E. 1976/3 K.) (YCGK. 30.03.2010 T. 2009/5-167 E. 2010/70 K.)
Yerel Mahkemece verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmakla, 5271 Sayılı CMK'nın 279. maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan ön inceleme sonucunda; Dairenin yetkisi, başvuranın hakkı, başvuru süresi ve yasa yolunun açıklığı yönünden istinaf başvurusunun kabul edilebilir olduğuna ve esas hakkında inceleme yapılmasına karar verilerek aynı Kanunun 280. maddesi gereğince başvurunun esası hakkında yapılan inceleme sonucunda;
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler, deliller, gerekçe ve istinaf dilekçesi incelendi;
Anayasanın 141, CMK'nın 34, 230. maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının kanun yolu denetimine olanak verecek biçimde açık olması ve kanun yolu inceleme ve denetim merciniin bu işlevini yerine getirmesi için kararın dayandığı ve varsa itibar etmediği ya da hukuka aykırı kabul ettiği tüm kanıtların, bu kanıtlara göre mahkemenin ulaştığı sonuçların, iddia, savunma ve dosyadaki diğer belgelere ilişkin değerlendirmelerin, eylemin ve yüklenen suçun yasal unsurlarının ne olduğunun açık olarak gerekçeye yansıtılması gerekir.
Gerekçe, hakimin (mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hakim, hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar. Hakim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst mahkeme de bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise ya da belirtilen gerekçe yasal nedenlere uygun olarak açıklanmamış ise tarafları doyurmaz. Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup, gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. Yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Kanun yolu merciinin hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.
Nitekim 07.06.1976 gün ve 1976/3-4 E., 1976/3 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde yer alan “Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır." eklindeki açıklama ile de aynı ilkeye vurgu yapılmıştır.
Halen yürürlükte bulunan CMK'nın 289/1-g maddesinde “hükmün gerekçeyi ihtiva etmemesi” hukuka kesin aykırılık halini oluşturmakta olup, mutlak bir bozma nedenidir.
Bu açıklamalar ışığında;
İlk derece mahkemesinin kabulüne göre sanığın sabit görülen eylemi;
"Katılan S. G.'in Karaburun İlçesi Haseki Köyünde bulunan arazisine bina yaptırmak ve bu hususta gerekli işlemleri yapmak için M. Ç.'e yetki verdiği, M. Ç.'in Karaburun Belediyesinden fen işleri müdürlüğünde görev yapan sanık Faik Cebel ile görüştüğü, sanığın M. Ç.'den elden 5.000 TL parayı karşılığında herhangi bir makbuz veya belge vermeksizin ruhsat harcı için olduğunu söyleyerek aldığı, bir süre sonra M. Ç.'in başka kurumlara verilmek üzere inşaatına başlanılan yapının ruhsatını sanıktan istediği, sanığın M. Ç.'e herhangi bir geçerliliği bulunmayan ve sadece ön tarafı sanık tarafından imzalanmış bir evrakın onaylı örneğini M. Ç.'e verdiği, söz konusu inşaata ilişkin ruhsat dosyası Karaburun Belediye Başkanlığının kayıtlarında araştırıldığında, bu konuda usulüne uygun açılmış ruhsat dosyası bulunmadığı, sadece maktu olarak 3 nüsha halinde ön yüzü doldurulmuş mükellefler tarafından imzalanmış yapı ruhsatı evrakının bulunduğu, herhangi bir ruhsat harcı alındığına dair makbuzun bulunmadığının tespit edildiği"ne ilişkindir.
İlk derece mahkemesi iş bu kabule göre sanığın eylemini ikna suretiyle irtikap olarak nitelendirerek bu yönde mahkumiyet hükmü tesis etmiştir.
İkna suretiyle irtikap suçu; kamu görevlisinin, görevinin sağladığı güveni kötüye kullanmak suretiyle gerçekleştirdiği hileli davranışlarla, kendisine veya başkasına yarar sağlanmasına veya bu yolda vaatte bulunulmasına bir kimseyi ikna etmesi ile oluşur. Bu eylemde mağdur, kamu görevlisine sağladığı çıkarın yasal olduğunu zannetmekte, yasa dışı çıkar sağladığını bilmemekte, kamu görevlisi ise yalan beyanlarıyla mağduru kandırmaktadır. Mağdur, yaptığı ödemenin yasal olarak yapılması gerektiğine inanmakta, failin iknası sonucu rızası fesada uğramaktadır ve meşru zemindedir. İkna, ödemeye mecbur olmadığı bir parayı ödemek zorunda olduğunu bireye bildirmektir.
Bu tanım ışığında somut olay incelendiğinde; Belediye Fen İşleri Müdürlüğü'nde memur olan sanığın, yapı ruhsatını tahsilde görevli veznedar olmadığı, ancak yapı ruhsatını verme işinde görevli ve yetkili olduğu, bu durumun katılan temsilcisi tarafından da bilindiği, kurum dışında yapılan görüşmede yatırılacak yapı ruhsat harcının Belediye tarafından tam miktarının hesaplanması gerektiğinden rakamın taraflarca tam bilinmediği bu sebeple harcın yatırılması için total olarak 5.000 TL verildiği, ancak sanık tarafından harcın yatırılmadığı görülmekle, oluşa uygun olmayan ilk derece mahkemesinin nitelendirmesinin yasal olmadığı, somut olayla bağdaşmadığı açıktır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 30/03/2010 tarih ve 2009/5-167-2010/70 sayılı Kararında da açıklandığı üzere; icbar suretiyle irtikap suçunda mağdurun iradesini baskı altında tutmaya elverişli olmak koşuluyla, doğrudan doğruya veya dolaylı biçimde yapılan her türlü zorlayıcı hareketin icbar kavramına dahil olduğu, manevi cebrin belli bir şiddete ulaşması, ciddi olması, mağdurun baskının etkisinden kolaylıkla kurtulma olanağının bulunmaması gerektiği nazara alındığında sanığın yasanın öngördüğü anlamda icbar boyutuna varan bir söz ve davranışlarının bulunmadığı, rüşvet anlaşmasının kurulmadığı nazara alınarak rüşvet alma suçlarının oluşmadığı da dikkate alınmalıdır.
Yatması gereken harç bulunduğundan sanığın eylemi hata sebebiyle irtikap suçunun da unsurlarını taşımamaktadır.
Yapı ruhsatını vermede görevli ve yetkili olan sanığın ruhsat işlemleri için yatırılmak üzere 5.000 TL alarak parayı kurum veznesine yatırmaması şekilde özetlenebilecek eylemde; para tahsil yetkisi olmadığı bilinen, aldığı parayı mal edinen sanığın sıfatından kaynaklı koruma ve gözetim yükümlülüğünün de bulunmaması sebebiyle zimmet suçunun oluşmayacağı, eylemin kişisel tanışma ve güvene dayalı olarak gerçekleştirildiğinin kabulünün de mümkün bulunmadığı, bu paranın yapı ruhsatını vermeye yetkili olan sanığa, kendi görev kapsamı itibarıyla çalıştığı yer arasındaki hizmet ilişkisinden ötürü verilmesi sebebiyle TCK’nın 155/2. maddesinde düzenlenen hizmet nedeni ile güveni kötüye kullanma suçunu oluşturacağı gözetilmeksizin yasal olmayan gerekçe ile yazılı şekilde uygulama yapılmak suretiyle Anayasanın 141, CMK'nın 34, 230, 289/1-g maddelerine muhalefet edildiği anlaşılmakla,
Bu nedenlerle Anayasa'nın 141 ve CMK'nın 34 ve 230. maddelerine muhalefetle tesis edilen mahkeme hükmünün CMK'nın 280/1-d, 289/1-g maddeleri dikkate alınarak mutlak hukuka aykırılık hali nedeni ile sair hususlar incelenmeksizin BOZULMASINA,
Dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, CMK'nın 284/1, 286/1 maddeleri gereğince KESİN olmak üzere 23.10.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)