(2709 S. K. m. 141) (5271 S. K. m. 34, 230, 253, 254, 279, 280, 284, 286, 289) (5237 S. K. m. 86, 125, 151) (YHGK 07.06.1976 T. 1976/3-4 E. 1976/3 K.)
Yerel Mahkemece verilen hükümlere karşı istinaf yoluna başvurulmakla, 5271 Sayılı CMK'nın 279. maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan ön inceleme sonucunda; Dairenin yetkisi, başvuranın hakkı, başvuru süresi ve yasa yolunun açıklığı yönünden istinaf başvurusunun kabul edilebilir olduğuna ve esas hakkında inceleme yapılmasına karar verilerek aynı Kanunun 280. maddesi gereğince başvurunun esası hakkında yapılan inceleme sonucunda;
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler, deliller, gerekçe ve istinaf dilekçesi incelendi;
1-) Hükümden önce, yargılama sırasında 02.12.2016 tarihli 29906 Sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 34. maddesi ile CMK'nın 253/3 maddesi ile yapılan değişiklik ile "etkin pişmanlık hükümlerine yer verilen suçlar ile" kısmı çıkartılmakla istinaf incelemesine konu ve TCK'nın 151/1, 86. ve 125. Maddelerinde tanımı yapılan mala zarar verme, kasten yaralama ve hakaret suçlarının CMK'nın 253/1-a maddesi kapsamında soruşturma ve kovuşturması şikayete bağlı suçlardan olmakla uzlaşma kapsamına alınması karşısında,
6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 35. maddesi ile CMK'nın 254/1. maddesinde yapılan değişiklik ile kovuşturma aşamasında mahkemece uzlaşmanın kaldırıldığı, uzlaşma işleminin her halde uzlaştırma bürosunca yapılması öngörüldüğü ve uzlaşmanın dava şartı haline getirildiği dikkate alındığında, bu husus göz önüne alınmaksızın uzlaşma işlemi yapılmadığı halde bu eksiklik iddianamenin iadesi nedeni olmasına rağmen iddianameyi kabul eden ilk derece mahkemesince, buna göre artık kovuşturma aşamasında CMK'nın 254/2. maddesi kapsamında uzlaşma işlemlerinin yapılmasını sağlanarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirmesi gerektiği gözetilmeksizin yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması suretiyle dava şartı olan uzlaşma işlemi ve neticesinde uzlaşmazlık hali bulunmadığı halde mahkemenin kanuna aykırı olarak kendini davaya bakmaya yetkili veya görevli görmesi suretiyle CMK'nın 253, 254, 289/1-d maddelerine muhalefet edildiği,
2-) Anayasanın 141., CMK'nın 34., 230. maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının kanun yolu denetimine olanak verecek biçimde açık olması ve kanun yolu inceleme ve denetim merciniin bu işlevini yerine getirmesi için kararın dayandığı ve varsa itibar etmediği yada hukuka aykırı kabul ettiği tüm kanıtların, bu kanıtlara göre mahkemenin ulaştığı sonuçların, iddia, savunma ve dosyadaki diğer belgelere ilişkin değerlendirmelerin, eylemin ve yüklenen suçun yasal unsurlarının ne olduğunun açık olarak gerekçeye yansıtılması gerekir.
Gerekçe, hakimin (mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hakim, hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar. Hakim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst mahkeme de bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise ya da belirtilen gerekçe yasal nedenlere uygun olarak açıklanmamış ise tarafları doyurmaz. Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup, gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. Yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Kanun yolu merciinin hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.
Nitekim 07.06.1976 gün ve 1976/3-4 E., 1976/3 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde yer alan “Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır." eklindeki açıklama ile de aynı ilkeye vurgu yapılmıştır.
Halen yürürlükte bulunan CMK'nın 289/1-g maddesinde “hükmün gerekçeyi ihtiva etmemesi” hukuka kesin aykırılık halini oluşturmakta olup, mutlak bir bozma nedenidir.
Bu açıklamalar ışığında;
Sanık hakkında "delil elde edilemediğinden bahisle" yazılı şekilde uygulama yapılması,
Suretiyle Anayasanın 141, CMK'nın 34, 230, 289/1-g maddelerine muhalefet edildiği anlaşılmakla,
Bu nedenlerle Anayasa'nın 141. ve CMK'nın 34., 253., 254. ve 230. maddelerine muhalefetle tesis edilen mahkeme hükmünün CMK'nın 280/1-d, 289/1-d-g maddeleri dikkate alınarak mutlak hukuka aykırılık halleri nedeni ile sair hususlar incelenmeksizin BOZULMASINA,
Dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, CMK'nın 284/1, 286/1 maddeleri gereğince KESİN olmak üzere 31.10.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)