(5941 S. K. m. 5) (5326 S. K. m. 24) (5271 S. K. m. 170, 280, 286, 289) (5237 S. K. m. 20) (2004 S. K. m. 347, 349, 350, 351, 352, 353) (YCGK 09.12.2014 T. 2014/11-301 E. 2014/551 K.)
İlk derece mahkemesince verilen hüküme karşı istinaf kanun yoluna başvurulmakla, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya incelenip görüşüldü;
A-30/07/2016 keşide tarihli Z5928485 seri numaralı çek yönünden yapılan incelemede;
Davaya konu çekin 01/08/2016 tarihinde bankaya ibraz edildiği ve karşılığının bulunmadığı anlaşılmıştır.
01/08/2016 tarihinde yürürlükte bulunan 6273 sayılı Kanunla değişik 5941 sayılı Çek Kanununun 5/1. maddesinde, üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz süresi içinde ibrazında, çekle ilgili olarak karşılıksızdır işlemi yapılması halinde, altı ay içinde hamilin talepte bulunması üzerine, çek hesabı sahibi gerçek veya tüzel kişi hakkında çekin tahsil için bankaya ibraz edildiği veya çek hesabının açıldığı banka şubesinin bulunduğu yer ya da çek hesabı sahibinin yahut talepte bulunanın yerleşim yeri Cumhuriyet Savcısı tarafından her bir çekle ilgili olarak çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı kararı verileceği hükme bağlanmıştır.
Bu düzenlemeye göre, şikayet süresi altı ay olup idari yaptırım kararını verecek makam da Cumhuriyet Savcılığıdır.
5941 sayılı Çek Kanunun 5/1. maddesi 09/08/2016 tarihinde yürürlüğe giren 6728 sayılı Kanunun 63. maddesi ile değiştirilmiş olup bu değişiklik ile eylem suç olarak nitelendirilmiş ve şikayet süresi de üç aya indirilerek davanın icra mahkemelerinde görüleceği belirtilmiştir.
Bu düzenlemeler gözetildiğinde, 09/08/2016 tarihinden önce karşılıksız çıkan çeklerden dolayı icra mahkemelerinin görevli olmadığı, yetkili ve görevli makamın ilgili Cumhuriyet Savcılığı olduğu açıkça görülmektedir.
Her ne kadar 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 24. maddesinde, kovuşturma konusu fiilin kabahat oluşturduğunun anlaşılması halinde mahkeme tarafından idari yaptırım kararı verileceği düzenlenmiş ise de, bu durum suç teşkil eden bir eylemin toplanan delillere göre kabahat niteliğinde olduğunun anlaşılması halinde uygulanabileceğinden, incelemeye konu olayda eylemin başından beri suç teşkil etmemesi, kabahat niteliğinde olması karşısında bu hükmün uygulanma imkanı bulunmamaktadır.
Sanığa isnat edilen eylemin, çekin karşılıksız çıktığı tarihte idari yaptırım gerektirmesi nedeniyle mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerekirken tüzel kişi yetkilisi gerçek kişinin ismin gösterilmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi;
Hukuka aykırı, müşteki vekilinin istinaf iddiaları bu itibarla yerinde görülmekle, hükmün 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 289/1-d ve 280/1-b maddeleri uyarınca BOZULMASINA,
B-30/08/2016 keşide tarihli Z5928486 seri numaralı çek yönünden yapılan incelemede;
5941 sayılı Kanunun "Ceza Sorumluluğu, çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı" başlığını taşıyan 5/1. maddesinde; üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanuni ibraz süresi içinde ibrazında, çekle ilgili olarak "karşılıksızdır" işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişi hakkında hamilin şikayeti üzerine, her bir çekle ilgili olarak, binbeşyüz güne kadar adli para cezasına hükmolunacağı, ancak hükmedilecek adli para cezasının çek bedelinin karşılıksız kalan miktarından az olamayacağı hükme bağlanmıştır.
5941 sayılı Kanunun 5/2. maddesine göre; birinci fıkra hükmüne göre çek karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmakla yükümlü olan kişi çek hesabı sahibidir. Çek hesabı sahibinin tüzel kişi olması halinde bu tüzel kişinin mali işlerini yürütmekle görevlendirilen yönetim organının üyesi, böyle bir görevlendirme yapılmamışsa yönetim organını oluşturan gerçek kişi veya kişiler, çek karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmakla yükümlüdür.
Yukarıdaki düzenlemeler göz önünde bulundurulduğunda, çekle ilgili olarak karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet vermek suçunun faili çek karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmakla yükümlü olan gerçek kişi veya çek hesabı sahibinin tüzel kişi olması halinde bu tüzel kişinin mali işlerini yürütmekle görevlendirilen yönetim organının üyesi, böyle bir belirleme yapılmamışsa yönetim organını oluşturan gerçek kişi veya kişilerdir.
Görüldüğü gibi 5941 sayılı Kanunun 5/1. maddesinde düzenlenen suçun yaptırımın adli para cezası olması nedeniyle bu suçun faili ancak bir gerçek kişi olabilir. TCK'nun 20/2. maddesinde açıkça tüzel kişiler hakkında ceza yaptırımı uygulanamayacağı, ancak suç dolayısıyla kanunda ön görülen güvenlik tedbiri niteliğindeki yaptırımları saklı olduğu belirtilmiştir.
5941 sayılı Kanunun 5/1. maddesinde düzenlenen suçla ilgili olarak ancak gerçek kişiler hakkında adli para cezasına hükmedilmesinin mümkün olması nedeniyle şikayetin de gerçek kişiler hakkında yapılması zorunludur.
5941 sayılı Kanunun 5/1. maddesine göre; bu suçtan dolayı açılan davaların icra mahkemesinde görüleceği ve İcra ve İflas Kanununun 347, 349, 350, 351, 352 ve 353 üncü maddelerinde düzenlenen yargılama usulüne ilişkin hükümler uygulanacaktır.
İİK'nun 349. maddesinde, şikayetin dilekçe veya şifahi beyanla yapılacağı, İİK'nun 351. maddesinde, şikayetçinin dilekçe ve beyanda gösterdiği delillerle bağlı olduğu açıklanmıştır.
Bu düzenleme nedeniyle, icra ceza mahkemesine hitaben yazılan şikayet dilekçesinde şüpheli olarak gösterilmeyen kişilerin icra ceza mahkemesince araştırılmasına ve cezalandırılmasına yasal olanak bulunmamaktadır. İİK'nun 351. maddesindeki açık düzenleme nedeniyle yargılamanın ilerleyen safhasında da şikayet dilekçesinde şüpheli olarak gösterilmeyen bir kişinin sonradan şüpheli olarak bildirilmesi de mümkün değildir.
Ancak Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2014/11 - 301 Esas, 2014/551 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere, dava açan belge olması nedeniyle şikayetçi tarafından icra ceza mahkemesine verilecek olan şikayet dilekçisinin şüpheli veya şüphelilerin isimleri ve şikayet konusu olaya ilişkin bilgileri taşıması gerekli olmakla birlikte, bu dava dilekçesinin CMK'nun 170. maddesinde belirtilen iddianamenin bütün şekil şartlarını içermesi zorunluluğu bulunmadığından dilekçe ve ekindeki belgelerden şirket yetkilisi gerçek kişi ya da kişilerin kim olduğunun anlaşılması halinde bu kişiler hakkında yargılama yapılması mümkündür.
İncelemeye konu dosyada bulunan şikayet dilekçesi ve eklerinden 5941 sayılı Kanunun 5/2. maddesine göre çek karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmakla yükümlü olan tüzel kişi yetkilisi gerçek kişi veya kişilerin kim oldukları anlaşılamamaktadır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, ilk derece mahkemesince "davanın reddine" ilişkin olarak verilen kararın hukuka uygun olduğu anlaşılmış, müşteki vekilinin istinaf talepleri yerinde görülmemiş olmakla, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 280/1-a maddesinin ilk cümlesi uyarınca İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE,
Kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine,
Dosyanın hükmü veren ilk derece mahkemesine iadesine, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 286. maddesi uyarınca KESİN olarak 04/01/2018 tarihinde üye Hakim Metin SERT (39470)'in karşı oyu nedeniyle oy çokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
30/07/2016 keşide tarihli çek yönünden; Daire çoğunluğu tarafından açılan davada icra ceza mahkemesinin görevli olmadığı, 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 24. maddesinin de dava konusu olayda uygulanamayacağı kabul edilmişse de; 09/08/2016 tarihinde yürürlüğe giren 6728 s.y. ile değişik 5941 sayılı Çek Yasası'nda karşılıksız çek keşide eylemi suç olarak düzenlenmiş ve bu suçtan açılan davalara bakma görevi icra ceza mahkemelerine verilmiştir. Görev konusuna ilişkin düzenleme, usul hükmü olduğundan derhal yürürlüğe girme ilkesi gereğince yürürlük tarihinden itibaren yapılan işlemlere uygulanması zorunludur. Diğer yandan karşılıksız çek keşide etme eyleminin yaptırımı 6728 S.Y. öncesi idari yaptırım iken yasanın yürürlüğünden sonra ceza hem ağırlaştırılmış hem de niteliği değiştirilerek adli para cezasına dönüştürülmüştür. Bu durumda yasalardaki değişikliklerin karşılaştırılması ve lehe olan yasanın belirlenmesi görevi de, daha ağır cezayı gerektiren suça bakma görevine sahip olan icra ceza mahkemesine aittir. Açıklanan bu iki gerekçeyle açılan davada icra ceza mahkemesi görevli olduğundan usul ve esas yönünden davanın istinaf incelemesinin yapılması gerektiği kanaati ile sayın çoğunluğun aksi yöndeki görüşüne katılmıyorum.
30/08/2016 keşide tarihli çek yönünden; Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 02/06/2015 tarih, 2014/11-836 Esas, 2015/191 Karar nolu kararı ile halen icra suçlarına bakmakla görevli Yargıtay 19. C.D. nin benzer kararlarında açıklanıp kabul edildiği üzere, tüzel kişi yetkilisi sanık isminin şikayet dilekçesinde belirtilmemiş olması eksiklik teşkil etse de, yargılama aşamasında ilk derece mahkemesince sanığın ismi tespit edildiğinden dosyada usulen açılmış bir dava olduğu kabul edilerek diğer usul hükümleri ve esas yönünden davanın istinaf incelemesinin yapılması gerektiği kanaatinde olduğumdan sayın çoğunluğun aksi yöndeki görüşüne katılmıyorum. 04.01.2018 (¤¤)